T.C.
İSTANBUL
2. FİKRÎ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ
ESAS NO : 2023/71 Esas
KARAR NO : 2024/278
DAVA : Marka (Tecavüzün Tespiti İstemli)
DAVA TARİHİ : 19/04/2019
KARAR TARİHİ : 05/12/2024
Mahkememizde görülmekte bulunan Marka (Tecavüzün Tespiti İstemli) davasının yapılan açık yargılamasının sonunda,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
Davacı vekili, müvekkili şirketin yapıştırıcı sektörünün önde gelen kuruluşlarından biri olduğunu, Türkiye ve Avrupa 'da pazar lideri olduğunu, Türkiye'de 1984 yılından itibaren faaliyet gösterdiğini, "..." markalı ürünlerin yetkili distribütörünün ... Tic. A.Ş. olduğunu, müvekkilinin "..." markasının sarı ve siyah renkli tüpler üzerinden kullanıldığını, sarı zemin ve siyah renk kompozisyonunun müvekkilinin markasını niteleyen bir unsur haline geldiğini ve müvekkilinin şekil markaları ile tescil edildiğini, İlk ürün ambalajının 1981 yılında Almanya'da tescil edildiğini, uhu markasının ve seri markalarının dünya çapında uzun yıllardır tescilli olduklarını, müvekkilinin uhu markasının TPMK nezdinde ... numarası ile tanınmış marka olarak da kayıtlı olduğunu, uhu markasına ilişkin Arge çalışmaları, reklam harcamaları ve distribütör ağı ile marka değerine sahip olduğunu, Türkiye'de uzun yıllardır satışın bulunduğunu, Türkiye'deki yüksek satış hasılatının ... markalı ürünlerin toplumdaki yüksek bilinirliliğine delalet ettiğini, davalının müvekkiline ait tanınmış uhu markası ile benzer olan ... ibaresinin benzetilerek kullanıldığını, ... ibaresi TPE nezdinde ... ile tescil edilmiş olsa da bu tescilin kötü niyetli olduğunu, bir markanın tescilli olmasının önceki hak sahiplerinin marka hakkına tecavüz etmediği anlamına gelmeyeceğinin hüküm altına alındığını, davalıya ait tescilin fiili kullanımının tescil edildiğinden farklı şekilde müvekkili markası ile benzetilerek kullanıldığını, müvekkilinin marka haklarına tecavüz ve haksız rekabet teşkil ettiğini, davalı tarafından müvekkili ile özdeşleşmiş olan sarı-siyah renk ambalaj kombinasyonunun birebir aynısının kullanıldığını, ... ibaresinin tescil edildiğinden farklı yazı fontu ile müvekkili yazı fontu ile aynı olarak sarı zeminde siyah renk ile kullanmakta olduğunu, markalar arasındaki iltibas ve ilişkilendirme riskinin arttırıldığını, davalının kötü niyetinin ortaya koyduğunu, davalı tarafından satışa sunulan ... markalı ürünlerin müvekkilinin tescilli markalı ürünleri arasında ayırt edilemeyecek derecede benzerlik olduğunu, yazı stilinin, yazı karakterinin, kullanılan renklerin birebir aynı olduklarını, davalının müvekkili markasının ün ve itibarından haksız fayda elde etme çabası içinde olduğunu, fiili kullanımda daha da çok benzetildiğini, söz konusu renklerin ilgili sektör ya da ürün ile atfedilmediğinden müvekkili markalarının ayırt edici hale geldiğini, iltibas bırakacak derecede benzeyen konseptlerin aynı ürünler için de kullanıldığını, tüketicilerin marka ve ürünlerin hak sahibi konusunda da yanılgıya düşeceğini, bu tespitler nedeniyle müvekkili tarafından davalı firmaya noter aracılığı ile İhtarname gönderildiğini, davaya konu fiili kullanıma son verilmesinin talep edildiğini, davalı taraf ile müzakereler yapıldığını, ancak müvekkili tekliflerin davalı tarafından kabul edilmediğini, davalı eylemlerinin müvekkilinin marka hakkına tecavüz teşkil ettiğini, haksız rekabet teşkil ettiğini, müvekkili ile aynı alanda faaliyet gösteren ve birebir aynı ürün grubu üzerinde aktif ve fiili kullanımı bulunan davalının müvekkilinin markasından haberdar olduğunun açık olduğunu belirterek davalının eylemlerinin davacının marka hakkına ve tecavüz ve haksız rekabet teşkil ettiğinin tespitini, kullanımların durdurulmasını, önlenmesini, tecavüz ve haksız rekabet sonuçlarının ortadan kaldırılmasını, eski hale iadesini, marka tecavüzüne ve haksız rekabete sebebiyet şekilde kullanılan ürünlerin üretiminin, dağıtımının ve satışa sunulmasının durdurulmasını ve önlenmesini, bu ürünlere görüldükleri yerde el konularak imhasını, marka tecavüzüne ve haksız rekabete sebebiyet şekilde kullanılan ürünlerin bulunduğu iş evrakı, broşür, katalog ve sair her türlü tanıtım vasıtasına görüldükleri yerlere el konularak adli muhafaza altına alınmasını ve imhası yönünde ihtiyati tedbir kararı verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, müvekkili şirketin şahıs firması olduğunu, 1979 yılında Kırtasiye ... ibareli firma ile üretime başladığını, kurulduğu tarihten itibaren .. markası altında üretim yaptığını, ürünlerinin tüm yurtta kullanıldığını, müvekkilinin üretime başladığı yıllarda ... ile ilgili dizilerin revaçta olduğunu ve bu gündem nedeniyle marka adını kullandığını, bu ibarenin ayırt ediciiiğinin yüksek olduğunu ve herhangi bir başka marka ile karıştırılmasının imkansız olduğunu, ilk olarak 31.12.2003 tarihinde ... marka no'su ile ibarenin tescil edildiğini, daha sonradan 17.11.2011 tarihinde ... marka nosu ile ... markasının tescil edildiğini ve ... ibaresinin sarı zemin üstünde siyah yazılı şekilde olduğunu, müvekkilinin tescil ettirdiği diğer tüm markalarda ... ibaresinin sarı zeminde siyah yazılı şekilde olduğunu, müvekkili firmanın adına kayıtlı tescilli markaların olması nedeniyle davanın dinlenilmesinin imkanı bulunmadığını, ürünlerinde kanunda belirtilen korumadan yararlanmakta olduğunu, marka hakkına tecavüz nedeniyle dava hakkının uzunca bir süre geçtikten sonra kullanılmasının hakkın kötüye kullanılması olduğunu, 1989-2002 yıllarında gösterilen dizilerde müvekkili ürünlerinin aynı şekilde satışa sunulduğunun görüldüğünü, davacının müvekkili firmanın ürünlerinden haberdar olmamasının hayatın olağan akışına aykırı olduğunu, önceki tarihlerden sunulan faturalar ile müvekkilinin yaygın bir müşteri kitlesine ulaştığının ortaya konduğunu, sessiz kalma yolu ile hak kaybının bir itiraz olduğunu, davacı yanın müvekkili firmadan, ürünlerinden ve markalarından bu kadar uzun zamandır haberdar olmamasının mümkün olmadığını, uzun bir süre geçtikten sonra dava yoluna gidilmesinin hakkın kötüye kullanılması niteliğinde olduğunu, ayrıca müvekkilinin davacı firmanın bayi, pazarlamacı ve distribütörleri ile ilişkilerini sürdürdüğünü, müşteri ziyaretlerinde karşılaştıklarını herhangi bir olumsuz durum yaşanmadığını, 40 yıldır üretim yapan müvekkili firmanın tüm markalarının sarı zemin üzerinde siyah renk ile yazılmış olduğunu, piyasada satışa arz edilen aynı nitelikteki ....ürünlerin tümünün sarı ve siyah renk kombinasyonlarını kullandığını, sarı siyah renk kombinasyonunun davacı markası ile değil yapıştırıcı ürünü ile özdeşleşmiş bir durum olduğunu, siyah sarı renk kombinasyonun uyarı kontrol et anlamı taşıdığını, solvent bazlı yapıştırıcıların sağlık açısından tehlike arz ettiği için bu kombinasyonun kullanılmakta olduğunu, solvent içermeyen su bazlı ürünlerin farklı renk öğeleri içerdiğini, kullanılan renklerin anlam ve işlevselliğinden dolayı kullanıldığını, ... ve ... ibarelerinin son iki harfinin farklı olduğunu ve fonetik açıdan birbirlerinden uzak olduklarını, kelimelerin anlam olarak da birbirlerini çağrıştırmadığını, ürün kutusunda yer alan tanıtım ve yazıların tümünün farklı olduğunu, davacı ürününde güçlü formül ibaresi yer alırken müvekkili ürününde süper yapıştırıcı ibaresinin yer aldığını, kullanılan uyarı işaretlerinin ve kullanıldığı yerlerin birbirlerinden farklı olduğunu, davacının dilekçesinde yer verdiği görselin müvekkili ürünü olmadığını, ... menşeli bir firmanın ürünü olduğunu, davacının dilekçesinde belirttiği ürünün müvekkili firmanın ürünü olmadığının müvekkili firmaya ait orijinal ürünlerin kıyaslaması ile görülebileceğini, müvekkilinin .. markasını ilk kullanmaya başladığında davacı firmanın herhangi bir tescili bulunmadığını, markasının ilk tescilinin farklı şekilde olduğunu, solvent bazlı yapıştırıcıların özelliğinden ötürü bükülebilir alüminyum tüp kullanımının mecburi olduğunu, üretime başlanan 1979 yılında üretim yapan firmaların kısıtlı harf baskı yeteneğine sahip olduğunu, müvekkili firmanın ambalaj tasarımı yaptığını ve ... tescil numarası ile tescil ettirdiğini, tescilli tasarım kutusu üzerindeki ... ibaresinin birebir aynı olarak kullanıldığından bahisle davacının haksız davasının reddine karar verilmesini talep ve beyan etmiştir.
Davacı vekili cevaba cevap dilekçesinde, 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu’nun yürürlüğe girmesi ile Yargıtay'ın mülga 556 sayılı KHK dönemindeki içtihatları ile ortaya çıkan tescilli markanın kullanımı tecavüz teşkil etmez savunmasının artık hukuken yerinde olmadığını, Sınai Mülkiyet Kanunu’nun 155. Maddesi hükmüne göre bir markanın tescilli olmasının önceki hak sahiplerinin marka hakkına tecavüz etmediği anlamına gelmeyeceğinin açıkça hüküm altına alındığını, İstinaf Mahkemeleri ve Yargıtay'ın da SMK'nın açık hükmünü uygulamaya başladığını, davalının markalarının tescilli olmasının müvekkilinin marka hakkına tecavüzü ortadan kaldırmayacağını, davalının markasını tescil ettiğinden farklı şekilde ve zamanla müvekkilinin markasına ve ürünlerine benzeterek kullanmakta olduğunu, benzer ibarenin konsept olarak da müvekkili ile aynı şekilde kullanılmasının markalar arasındaki iltibas ve ilişkilendirme riskini arttırdığını, sessiz kalma yoluyla hak kaybı savunmasının marka sahibine karşı ileri sürülen nispi bir hak olduğunu burada bir itirazdan söz etmenin mümkün olmadığını, davalının kötü niyeti sebebiyle davanın herhangi bir süreye de tabi olmadığını, davalının uzun yıllardır faaliyet göstermesinin yabancı menşeili müvekkili tarafından bilindiği anlamına gelmeyeceğini, ... ibaresinin anlamının müvekkilinin kullandığı sarı siyah renk kombinasyonu ile sunulmasına bir gerekçe oluşturmadığını, davaya konu uyuşmazlığın sadece ... ibaresinin kullanılması değil zamanla ... ibaresinin tescil edildiğinden farklı şekilde ibarenin yazı karakteri değiştirilerek konsept olarak müvekkili ile aynı şekilde kullanılması olduğunu, bir an için ... ibaresinin tescilinin iyi niyetli olmasında dahi zamanla aynı konseptin uygulanmasının davalının kötü niyetinin göstergesi olduğunu, ön planda yer alan genel kombinasyonun ayniyete varacak derecede benzer olduğunu, markaların aynı ürünler için kullanıldığı dikkate alındığında tarafların ürünleri karıştırıp ilişkilendireceği ve hak sahibi konusunda da yanılgıya düşeceğini, müvekkilinin davalının markalarından daha önceden haberdar olmadığını, yürütülen bir proje kapsamında yapılan araştırmalar vesilesiyle tesadüfen ve yeni haberdar olduğunu, müvekkili tarafından davalı firmaya noter aracılığı ile ihtarname gönderildiğini, davaya konu fiili kullanıma son verilmesinin talep edildiğini, davalı taraf ile müzakereler yapıldığını, ancak müvekkili tekliflerin davalı tarafından kabul edilmediğini, müvekkili firmanın markasını koruma amacıyla uzun yıllardır önlemler almakta olduğunu, bu hususta bir çok markanın tesciline ve kullanımına engel olduğunu, kötü niyetli kullanımlara ilişkin sessiz kalmasının söz konusu olmadığını, müvekkilinin davalının kullanımından haberdar olması ile ihtarname gönderdiğini, uzlaşma yolu bulunamadığından davayı açtığını, kötü niyetli tescilin hükümsüzlüğü davalarının herhangi bir süreye tabi olmadığının açık bir şekilde hüküm altına alındığını, sarı zemin siyah renk kombinasyonunun müvekkilinin markasını niteleyen bir unsur olduğunu ve özdeşleştiğini, davalının marka ve ibaresinin fiili kullanımlarının müvekkili ile aynı olduğunu ve tescilinden farklı olduğunu, davalının diğer markalarında sarı rengin kullanılmış olsa da, bu markalar sadece ... ibaresinden oluşmadığını, fiili kullanımlarının da müvekkili markaları ile herhangi bir karışıklık yaratmadığını, yapıştırıcı markalarının çoğunun artık piyasaya sarı renk zemininde ürün sürmediklerini ve müvekkili firması ile iltibas oluşturacak nitelikte olmadıklarını, yapıştırıcı ambalajlarının sarı renk olması gerektiğine ilişkin herhangi bir kuralın bulunmadığını, aksi halde tüm yapıştırıcıların sarı renk kullanmış olması gerektiğini, ..., ..., ..., ...gibi ünlü markaların ürünleri incelendiğinde davalı iddialarının anlamsız olduğunun görüleceğini, markalar arasındaki harf farklılıklarının ilk anda ortalama tüketiciler nezdinde fark edilemeyeceğini, ön planda yer alan genel kombinasyonun ayniyete varacak derecede benzer olduğunun aşikar olduğunu, davalının haksız kullanımlarına cevap olarak dava dışı markalara yer vermesinin boş bir çaba olduğunu, müvekkilinin Uhu markasını her zaman büyük harflerle ve tescilli olduğunu gösterecek şekilde kullandığını ve markasının jenerikleşmesini önlemekte olduğunu, müvekkilinin jenerikleşme riskini ortadan kaldırmak adına pasif kalmadığını bu konuda yoğun bir çaba harcadığını, davalının dilekçesinde yer vermiş olduğu diğer markaların da tanıtımlarında müvekkilinin markasını kullanmasının hukuka aykırı olduğunu, dava dışı markaların haksız kullanımlarının davalıyı haklı çıkarmadığını, bir an için dava dilekçesindeki ürün görselinin ... menşeili bir firmaya ait olduğu kabul edilse bile ... menşei firma ile davalının ürününün ayırt edilemeyecek derecede benzemesi ve davalının "Uhu markasını her şeyiyle kopyalayarak üzerini ... markasını yapıştırarak piyasaya sürmesinden ibarettir" beyanı ile huzurdaki davayı ikrar ettiğini, davalının müvekkilinin ilk tescilini 1981 yılında aldığını beyan ettiğini ancak dava dilekçesinde belirtildiği üzere müvekkilinin uhu markasını ilk olarak 1913 yılında Almanya'da tescil ettirdiğini, müvekkilinin uhu markasının ve seri markalarının dünya çapında uzun yıllardır tescilli olduklarını ve siyah sarı renk kombinasyonu ile ayrılmaz bir parça olduklarını, davaya konu fiili kullanımların tüplerin bükülebilir olması ile ilgili olmadığını, müvekkilinin uhu markasının ve siyah sarı renk kombinasyonunun birebir taklit edilmesinden dolayı bu davanın ikame edildiğini, hali hazırda bir çok yapıştırıcı markanın bükülebilir alüminyum ambalaj kullandığını ve müvekkili firmanın markası ile karışıklık yaratmadığını, davalının çok farklı ibare ve kombinasyonlar ile markasını kullanabilecek iken müvekkilinin markası ile benzer olanı tercih ettiğini, davalının .... ürünü ambalajına ilişkin tasarım tescilinin de kötü niyetli yapıldığını, yenilik ve ayırt edicilik vasfından uzak olduğunu, müvekkili firmanın sadece uhu ibaresini değil uhu ambalaj şekillerini de tescil ettirmekte olduğunu, uhu şekil markasını 1981 yılında ve 2002 yılında Almanya'da tescil ettirmiş olduğunu, gene SMK'nun 155. maddesi gereğince hak sahiplerinin açmış olduğu tecavüz davasında sahip olunan sınai mülkiyet hakkının savunma gerekçesi olarak ileri sürülemeyeceğini, müvekkili kullanımlarından çok sonraya dayanan tescili yapılan bu tasarımın davaya konu haksız kullanımları hukuka uygun hale getirmediğini, davalının tasarım tescillerinden birinin müvekkilinin piyasaya çok önceden sürdüğü bir ürün ambalajının kopyalanması ile oluşturulduğunu, davanın kabulüne karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı vekili ikinci cevap dilekçesinde, markaların hiçbirinin kullanımında herhangi bir marka tecavüzünün söz konusu olmadığını, sessiz kalan tarafın uzun süre bu davranışı sergiledikten sonra dava açma yoluna gitmesinin kötü niyetli olduğunu ve Mahkemeler tarafından resen göz önünde bulundurulacağını, ... markasının 1979 yılından bu yana yazılı ve görsel basında kullanıldığını, davacı yanın müvekkilinin olumsuz bir durumu ile ilgili bir delil göstermediğini, marka bilinirliliği anketi ile yabancı menşeli firmanın araştırmadan ve ... markasından haberdar olduğunun açık olduğunu, müvekkili firmadan tesadüfen ve sonradan haberdar olduğu şeklindeki beyanların gerçeği yansıtmadığını, kötü niyeti gösterdiğini, marka hakkının ihlale uğradığını iddia eden kimsenin uzun süre sessiz kalarak başvuru veya dava yoluna gitmediyse sessiz kalma sebebiyle hak kaybı ilkesinin uygulama alanı bulacağını, Yargıtay'ın ve doktrinin de görüşünün bu şekilde olduğunu, sarı ve siyah kompozisyonun davacı markasıyla özdeşleşmiş bir kullanım olmadığını, sarı siyah kombinasyonunun yıllardır piyasaya arz edilen aynı nitelikteki ürünlere ait markaların TPE nezdinde marka haklarının halen devam ettiğini, 1963 yılında kurulmuş olan 404 markasının, ..., ..., ... ve ... markalarının sarı tüp üzerinde siyah renk kombinasyonunu kullanmakta olduklarını, Sarı siyah renk kombinasyonunun davacı yanın markasına ait bir kullanım olsa idi bugüne kadar bu firmalardan birine bu konuda bir ihtar veya dava yoluna gitmesi gerektiğini, bu hususun müvekkiline karşı kötü niyetli bir yaklaşım olduğunu, siyah sarı renk kombinasyonun uyarı kontrol et anlamı taşıdığını, solvent bazlı yapıştırıcıların sağlık açısından tehlike arz ettiği için bu kombinasyonun kullanılmakta olduğunu, sarı rengin uyarı kontrol et anlamında olduğunun aşikar olduğunu, davacı yanın ihtarname gönderdiği belirtmiş olsa da müvekkiline bir ihtarname göndermediğini, davacı yana ait markanın jenerik marka haline geldiğinin açık ve net olduğunu, tüm güvenilir internet sitelerinde ve araştırmasında Uhu İbaresinin jenerik olduğunun sayıldığını, köklü bir şirketin yöneticisinin kendi markasının jenerik olduğu noktasındaki açıklamasının sehven yapılmış olmasının hayatın olağan akışına aykırı olduğunu, markanın jenerik olduğunun kendilerinin de kabulünde olduğunu, davacı yanın müvekkili firması markası ile ilgili iltibas noktasında somut bir delil ortaya koyamadığını, müvekkili firmanın özgün yapılmış sloganı, uyarı işareti, barkod vs. tercih ve konumlandırmalarının bulunduğu ürün yerine Çin menşeli ürün kıyaslaması yaptığını, tek boy küçük bir bilgilendirme alanı ve kısıtlı harf baskı yeteneğine sahip olma açıklamasına bir cevap verilemediğini, müvekkilinin ... tescil no'lu tasarımının yenilik ve ayırt edicilik özelliklerine sahip olmasaydı zaten tescil edilemeyeceğini, davacı firmaya ait marka ile müvekkili firmaya ait marka arasında herhangi bir iltibasın bahis olmadığını, karıştırılmaya yol açacak bir hal bulunmadığını, davacının müvekkili firmanın ürünü üzerinde yer alan Güçlü Formül sloganından hiç bahsetmediğini, ayırt edicilik noktasında büyük önem taşıyan süper yapıştırıcı sloganının var olduğunu, ikaz işaretlerinin birbirlerinden farklı olduğundan bahisle davanın reddini talep etmiştir.
Davacı taraf vekili 20.12.2019 kayıt tarihli dilekçesinde, 06.12.2019 tarihli ön inceleme duruşmasında davalı tarafın müvekkilinin piyasada tecavüz teşkil edecek nitelikte kullanımlar olmasına rağmen müvekkilinin huzurdaki davaya ikame etme nedeninin müvekkiline ait ... markasına ilişkin ...nezdinde marka başvurusundan kaynaklı olduğunu iddia ettiğini, bu iddiaların Mahkeme'yi meşgul etmenin ötesine geçemediğini, davaya konu uyuşmazlığın davalının müvekkili Uhu markasını ve ürünlerini taklit ettiğinden ortaya çıktığını, davaya konu uyuşmazlığın sadece ... ibaresinin kullanımı değil zamanla ibarenin tescil edildiğinden farklı şekilde yazı karakterinin değiştirilerek müvekkili ile konsept olarak aynı şekilde kullanılması olduğunu, davalının sarı renk arka fonun kullanıldığı yapıştırıcı örneklerinin geneli itibari ile müvekkilinin Uhu markası ile iltibas oluşturacak nitelikte olmadığını, iltibasın varlığı halinde müvekkilinin işbu markalı ürünlere karşı da hukuki süreç başlatmayacağı anlamına gelmediğini, huzurdaki davaya konu kullanımları haklı hale getirecek nitelikte olmadığını, müvekkilinin ... ibaresi için dava tarihinden önce ... nezdinde tescil başvurusunda bulunduğunu, benzer nitelikteki kullanımları ve marka tescillerini önlemek amacıyla yapıldığını, davalı tarafın sunduğu delillerde yer alan ... kullanımlarının ... filmine ait olduğunu, müvekkilinin ... ibaresini kullanmadığını, bu iddianın Mahkeme'yi yanıltmak amaçlı olduğunu, müvekkilinin söz konusu filmin tanıtımı için iş birliği yaptığını ve el sanatları yarışması düzenlediğini, filmin tanıtımı adına internet sitesinde ... ibaresini içeren film adına yer verdiğini, hukuki ihtilafla karşılaşmamak için Avrupa Patent Ofisi nezdinde marka başvurusunda bulunduğunu, davalı tarafın müvekkilinin ... ibaresini kullandığı yönündeki iddiasının olayı çarpıtma gayesi olduğunu, müvekkilinin yaptığı iş birlikler çerçevesinde .... İbaresini içeren film adını kullanmakta özgür olduğunu, söz konusu kullanımın davayla veya davalının yapıştırıcı ürünleri ile bağlantısının bulunmadığını, müvekkilinin ... ibaresi üzerinde hak sahibi olmak ve piyasaya ... ibaresi ile girmek gibi bir niyeti olsaydı davalıya ait TPE nezdinde tescilli ... ibareli markaların hükümsüzlüğü talepli dava ikame edeceğini ve davalının ... ibareli diğer markalarına ilişkin kullanımlarının da durdurulmasını talep edeceğini, davalıya ihtarname gönderilmiş olduğunu ve yüz yüze görüşmeler yapılmış iken davalı firmanın ihtarname almadıklarını iddia etmesinin yalan beyanda bulunmak olduğunu belirterek davanın kabulünü talep etmiştir.
Dosyada taraflarca bildirilen tüm deliller toplanmış, TPMK kayıtları getirtilmiştir.
Türk Patent ve Marka Kurumu kayıtlarının incelenmesinde, ... başvuru numaralı ''...'' ibareli markanın 23/11/2015 tarihli başvuru üzerine 05/06/2017 tarihinde tanınmışlığının kabul edildiği, ... tescil numaralı ''...'' ibareli markanın 16.sınıf emtialarında 28/11/2013 tarihinde tescil edildiği, ... adına kayıtlı olduğu, ... tescil numaralı '... '' ibareli markanın ...sınıf emtialarında 25/02/2009 tarihinde tescil edildiği, 07/09/2016 tarihinde yenilendiği, ... adına kayıtlı olduğu,... tescil numaralı ''... '' ibareli markanın ... sınıf emtialarında 21/01/2009 tarihinde tescil edildiği, ... adına kayıtlı olduğu, ... tescil numaralı ''...'' ibareli markanın ...sınıf emtialarında 27/01/2009 tarihinde tescil edildiği, ... adına kayıtlı olduğu, ... tescil numaralı ''...'' ibareli markanın ... sınıf emtiasında 10/07/2007 tarihinde tescil edildiği, ... adına kayıtlı olduğu, ... tescil numaralı ''...'' ibareli markanın ...sınıf emtialarında 24/10/1989 tarihinde tescil edilmiş olduğu, ... adına kayıtlı olduğu, ... tescil numaralı ''...'' ibareli markanın ... sınıf emtialarında... tarihinde tescil edildiği, ... adına kayıtlı olduğu, ... tescil numaralı ''...'' ibareli markanın ...sınıf emtialarında 31/12/2003 tarihinde tescil edilmiş olup; 31/12/2013 tarihinde 10 yıl süre ile yenilenmiş olduğu, ... adına kayıtlı olduğu anlaşılmıştır.
İstinaf kaldırma ilamı öncesi, mahkememiz dosyasının ön inceleme duruşmasında dosyanın bir marka vekili, bir tasarım uzmanı, bir kırtasiye sektör bilirkişisi, bir iş güvenliği ve toplum sağlığı alanında uzman sektör bilirkişiye tevdii ile taraflar arasındaki uyuşmazlık konusunun tespiti yönünden özellikle taraflara ait tescilli markalar dikkate alındığında davalı kullanımlarının tescil kapsamında kalıp kalmadığı, davacıya ait tescilli markaya tecavüz teşkil edip etmediği, davalıya ait ürünlerde kullanılan renkler yönünden toplum sağlığı ve cevap dilekçesindeki savunmalar dikkate alındığında bu yönde bir tercih yapılmasının uygun olup olmadığı, davacının tanınmış marka ve kötü niyetli tescil ile davalının uzun süreli sessiz kalmaya dayalı hak kaybına ilişkin iddiaları ve tüm dosya kapsamındaki iddia ve savunmalar kapsamında her bir iddia ve savunma ayrı ayrı değerlendirilmek suretiyle markaya tecavüz ve haksız rekabet oluşup oluşmadığı hususlarında ayrıntılı ve gerekçeli rapor tanzimi istenilmiş olup; bilirkişi heyetince 15/06/2020 tarihli bilirkişi raporu mahkememiz dosyasına ibraz edilmiştir.
Mahkememiz dosyasına ibraz edilen bilirkişi heyeti raporunda özetle, davalı ...’nun davaya konu ürün versiyonundaki kullanımları için sahip olduğu tesciller kapsamında bir korumasının bulunmadığı, davacı ... 'nun davaya konu ürün ambalaj kompozisyonları ile davalı ...’nun davaya konu ürün ambalaj kompozisyonlarının birbirleri ile iltibas bırakacak derecede benzer oldukları, davalı ...’nun davaya konu ürün versiyonundaki kullanımlarının, davacı ...'nun tescilli markasının koruma kapsamında olduğu ve haksız rekabet oluşturduğu, davalının kullanılan renkler yönünden toplum sağlığı ve cevap dilekçesindeki savunmalar dikkate alındığında, davalının bu yönde bir tercih yapmasının sektöre yönelik mevzuat açısından uygun olduğu, ancak bu tercihin SMK m.5/l/e açısından teknik bir zorunluluk teşkil etmediği, teşebbüslerin renkler konusunda seçenek özgürlüğüne sahip oldukları, bu tür renk unsurlarının ilgili sektörlerde kullanılmakla birlikte uyarı amacına ulaşmada yegane ve mecburi unsurlar olmadıkları, davalının tescilli markalarının hükümsüzlüğü açısından davalının uzun süreli sessiz kalmaya dayalı hak kaybıyla ilişkin iddiaları değerlendirildiğinde, SMK m. 25 f. 6 maddesi hükümleri gereği" sonraki tarihli marka tescili kötüniyetli olmadıkça" hükmü gereği, mevcut davanın devam etmesi nedeni ile uzun süreli sessiz kalmaya dayalı hak kaybıyla ilişkin değerlendirmenin Mahkemenin takdirinde olacağı yönünde görüş ve kanaat bildirmiş oldukları anlaşılmıştır.
Mahkememizin 21/01/2021 Tarih, ... Esas - ...Karar sayılı kararı ile davanın reddine karar verilmiş, karara karşı davacı vekili tarafından İstinaf kanun yoluna başvurulmuş, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 44. Hukuk Dairesi'nin... Esas - ... Karar sayılı kararı ile "...somut davada, rapora karşı beyanlar ve itirazlar birlikte değerlendirildiğinde açıklanan hususlar gözetildiğinde iddia- savunma- toplanan bilgi, belge, deliller ile itirazların raporda ve gerekçeli kararda karşılanmadığı saptanmıştır. Her ne kadar mahkemece gerekçede bilirkişi raporuna atıfta bulunulmuş ve hukuki yorumla rapordan farklı olarak aksi yönde hüküm kurulmuş ise de tarafların rapora beyan ve itirazları karşılanmadığı gibi raporun hangi nedenle hangi kısmının neden üstün tutulmadığı ve ya neden hükme esas alınmadığı karar yerinde tam olarak tartışılmamıştır.
Saptanan ve hukuksal durum bu olunca; mahkemece, davacının iddiası, davalıların savunmaları, rapora tarafların itirazları ve beyanları kapsamında, bilirkişi heyetinden bilimsel ve teknik açıdan denetime elverişli beyanları karşılar mahiyette ek rapor aldırılarak sonucuna göre hüküm kurulması gerektiği sonucuna varılmıştır. Neticeten, ilk derece mahkemesince uyuşmazlığın giderilmesi için gerekli ve esasa etkili olan delillerin toplanmamış ve değerlendirilmemiş olması nedeniyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına..." şeklinde karar verilmiştir.
İstinaf kaldırma ilamı sonrası, dosya mahkememizin yukarıda belirtilen esas sayısına kaydolunmuş ve İstinaf kaldırma ilamı doğrultusunda yargılamaya devam olunmuştur.
Dava; davacıya ait ... markasıyla iltibas oluşturduğu davacı tarafından iddia olunan davalının “...” markası ibaresinin tescilden farklı olarak kullanıldığı, ... ibaresinin davacının markasında yer alan yazı şekli ve sarı zemin ile siyah kombini dahil olmak üzere tüm unsurlarıyla hem ürünlerde hem de ambalajlarda aynen kullanıldığı iddiası ile bu durumun davacının marka hakkına tecavüz ve haksız rekabet teşkil ettiğinin tespiti, bu itibarla kullanımların durdurulması, önlenmesi, tecavüz ve haksız rekabet sonuçlarının ortadan kaldırılması ile eski hale iadesine karar verilmesi istemi ile davacının ... markalı ürünleri ile marka tecavüzüne ve haksız rekabete sebebiyet verecek şekilde kullandığı iddia olunan davalının ... ibareli ürünlerinin üretiminin, dağıtımının ve satışa sunulmasının durdurulması, önlenmesi ve bu ürünlere görüldükleri yerde el konularak imhasına karar verilmesi istemine ilişkindir.
İstinaf kaldırma ilamında belirtilen hususlar yönünden inceleme yapılması için ek rapor alınmış, 26/05/2024 tarihli ek raporda; "...Davacı markasının tanınmış marka olduğu, buna karşılık davalının uzun yıllar süren kullanımlarının davacının tanınmışlığa ulaştığı tarihten daha önceye dayanması karşısında SMK m. 7/2-c hükmü kapsamında “tanınmışlıktan haksız yararlanma” şartının gerçekleşmediği, davalının ... ibaresine yönelik uzun yıllar süren markasal kullanımları karşısında
davalının (her ne kadar raporda davalı olarak yazılmış ise de raporun ... ve ... sayfalarında da irdelendiği ve ayrıca dosya kapsamında da tespit edildiği üzere buradaki davalı ibaresinin davacı olması gerektiği, "davalının" ibaresinin sehven yazıldığı anlaşılmıştır.) haberdar olmasının beklenebileceğini gösteren delillerin dosyaya sunulduğunun anlaşıldığı, uzun yıllar boyu sessiz kalan davacının marka hakkının korunamayacağı yönündeki değerlendirmelerin yapılan ek incelemelerde dosyaya sunulan deliller ile ortaya konulduğu..." yönünde görüş ve kanaate ulaştıklarını belirtmişlerdir. Ek rapor ile tarafların İstinaf kaldırma ilamı öncesi alınan bilirkişi raporuna itirazlarının karşılandığı anlaşılmıştır.
Dosya kapsamındaki tüm bilgi ve belgeler ile birlikte İstinaf kaldırma ilamı sonrasında alınan yukarıda özetlenen 26/05/2024 tarihli bilirkişi raporu değerlendirildiğinde, davacının markasının tanınmış marka olduğu ve mevcut uyuşmazlık açısından ... başvuru numaralı ''...'' ibareli markaya ilişkin 23/11/2015 tarihli başvurunun 05/06/2017 tarihinde kabul edildiği, tanınmışlık değerlendirmesi yönünden 2015 tarihinin baz alınması gerektiği,"..." ibaresinin davalının ticaret ünvanında 13.12.1984 ve işletme adında 1979 yılından bu yana yer aldığı, davalı tarafından keşide edilen (1995 - 2017) tarihli faturalarda "..." ibaresinin markasal vasıfta kullanıldığı, dolayısı ile davacının markasının tanınmış olduğu 2015 tarihi öncesinde "..." markalı ürünlerin davalı tarafından 1995 yılından bu yana ülkemizde satışa sunulduğu, davalının davacının bu tanınmışlık olgusundan önce davaya konu kullanımları gerçekleştirdiği, bu kullanımın kötü niyetli olduğunun kabulünü gerektirir herhangi bir delilin dosyaya sunulmadığı, susma yolu ile hak kaybı açısından davacının basiretli bir tacir olmasının beklenmesi nedeni ile (TTK m. 18/2), kendisinin de içinde bulunduğu ilgili piyasada daha önce kullanılan markayı bildiğinin kabulünün gerektiği, dosya içerisinde mevcut 2010 tarihli marka anketi, yapılan distribütörlük sözleşmeleri ve sair deliller ile birlikte davalının ilgili sektörde uzun yıllardır faaliyette olması hususları bir arada değerlendirildiğinde davalı kullanımlarından davacının haberdar olduğu ve davalı kullanımlarına davacının uzunca süre katlandığı, sessiz kalma yoluyla hak kaybının gerçekleşip gerçekleşmediği değerlendirilirken davacının kullanımdan haberdar olduktan sonra izlediği yol ve sergilediği tavrın önemli olduğu, bu noktada davalı kullanımındaki ... ibaresine ilişkin yurt dışı tescil başvurusunda markasını korumaktan ziyade hak sahipliğini kazanmaya çalıştığı, zira uzun yıllar davalının sektörde yer almasına ve pazar payı oluşturmasına sessiz kalan davacının sonradan markaya tecavüz ve haksız rekabet iddiasında bulunarak -davalıya ait markaya yönelik yurtdışı tescil başvuruları da dikkate alındığında - korunma talep etmesinin dürüstlük kuralı ile bağdaşmayacağı gibi hukuken korunmayacağı ve -uzun süreli sessiz kalma suretiyle hak kaybının yasal dayanağı olan - TMK m. 2'ye aykırı olduğu anlaşılmakla,davacının dürüstlük kuralına aykırılık teşkil eden ve hakkın kötüye kullanılması niteliğindeki markaya tecavüz ve haksız rekabete dayalı açmış olduğu davaların reddine karar vermek gerekmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm tesis olunmuştur.
HÜKÜM: Ayrıntısı ve gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;
1-Davanın tümden REDDİNE,
2-Karar tarihinde yürürlükte bulunan Harçlar Tarifesi uyarınca hesap olunan 427,60 TL karar harcından peşin yatırılan 44,40 TL nin mahsubu ile bakiye 383,20 TL karar harcının davacıdan tahsili ile hazineye irat kaydına,
3-Davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,
4-Davalı kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden hüküm tarihinde yürürlükte bulunan A.A.Ü.T.'ne göre belirlenen;
-Marka hakkına tecavüz davası bakımından 40.000,00 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,
-Haksız rekabet davası bakımından 40.000,00 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,
5-Davalı tarafından yapılan 49,30 TL yargılama giderinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,
6-Yatırılan gider avanslarından kullanılmayan kısmının talep halinde ve karar kesinleştiğinde yatıran tarafa iadesine,
Dair taraf vekillerinin yüzüne karşı, (HMK 345/1 md. gereğince) gerekçeli kararın tebliğinden itibaren 2 hafta içerisinde Mahkememize veya başka bir yer mahkemesine dilekçe ile başvurmak ve istinaf harcı ile gerekli giderlerin tamamı ödenmek suretiyle, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesine İstinaf yolu açık olmak üzere verilen karar, açıkça okunup usulen anlatıldı. 05/12/2024
Katip ...
¸
Hakim ...
¸