T.C.
İSTANBUL
2. FİKRÎ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ
ESAS NO : 2023/113 Esas
KARAR NO : 2024/249
DAVA : Marka (Marka Hakkına Tecavüzden Kaynaklanan)
DAVA TARİHİ : 18/04/2023
KARAR TARİHİ : 24/10/2024
Mahkememizde görülmekte bulunan Marka (Marka Hakkına Tecavüzden Kaynaklanan-Hükümsüzlük), Haksız Rekabet davasının yapılan açık yargılamasının sonunda,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
Davacı vekili, müvekkilinin ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ... tescil numaralı marka haklarına davalının tecavüz ettiğini, davalının ...numaralı markasının hükümsüz kılınması gerektiğini, davacının TPMK nezdinde 398 kayıtlı markasının bulunduğunu, bu markaların 247 tanesinin " ..." ibareli olduğunu, müvekkili markasının "..." denilince akla gelen ilk marka olduğunu, müvekkilinin ve markalarının tüketici nezdinde belirli bir bilinirliğe sahip olduğunu, ayrıca TPMK kayıtlarında tescilli markasının da mevcut olduğunu, davalının da müvekkili gibi seramik ve porselenden sofra takımları alanında faaliyet gösterdiğini, dolayısıyla davalı taraf ürünlerinin birebir müvekkilinin ürünleri ile aynı mağazada, aynı reyonda ve hatta aynı rafta yer aldığını, davalının "..." ibaresine ek olarak "..." ibaresini kullanmakta olduğunu, bu haliyle müvekkiline ait markaların bir serisi izlenimi yaratıldığını, davalı tarafın tabelasında yıllar içerisinde git gide müvekkilinin markasına yanaşma amacı güttüğünü, davalının kayıtlı ... numaralı markasının müvekkilinin "..." markası ile iltibas derecesinde benzer olduğunu, davalı markasının müvekkilinin bilinirliğinden yararlanma amacı güttüğünü, ayrıca davalının markalarının düşük kaliteli ürünler olduğunu ve böylelikle müvekkilinin marka isminin lekelendiğini, davalı tarafın marka başvurusunun kötü niyetli olduğunu, davalı taraf ile müvekkilinin aynı il sınırlarında faaliyet gösterdiğini, davalının müvekkilinin tanınmışlığından yararlanmaya çalıştığını, davalının markasının SMK hükümleri kapsamında hükümsüzlük şartlarının oluştuğunu, sonuç olarak davalıların kullanımlarının müvekkili markası ve kullanımları ile iltibas yarattığını, davalıların müvekkilinin marka hakkına tecavüz ettiğini, aynı zamanda bu hususun haksız rekabete yol açtığını davalıların markasının hükümsüz kılınması gerektiğini belirterek davanın kabulünü ve yargılama gideri ile vekalet ücretinin davalılara yükletilmesini talep etmiştir.
Davalı vekili, davanın yetkisiz mahkemede açıldığını, yetkili mahkemenin davalının yerleşim yeri mahkemesi olan ... Mahkemeleri olduğunu, dava dilekçesinde dayanak yapılan davacı markaları ile davalı şirkete ait marka arasında bütünsel olarak görsel, işitsel ve anlamsal düzeyde benzerlik bulunmadığını, bu doğrultuda markalar arasında karıştırılma ve ilişkilendirilme ihtimalinin bulunmadığını, "..." ibaresinin bir il adı olduğunu ve kimsenin tekeline bırakılamayacağını, marka hakkına tecavüzün, haksız rekabetin ve marka hükümsüzlüğü şartlarının oluşmadığını belirterek davanın reddini talep etmiştir.
Dosyada taraflarca bildirilen tüm deliller toplanmış TPMK kayıtları getirtilmiş, bilirkişi incelemeleri yaptırılarak raporlar alınmıştır.
Mahkememizce aldırılan 19/06/2023 tarihli raporda, davalıya atıflı davalı-site ve davalı-sosyalağ nezdinde icra edilen incelemede, dava konusu “...” ibaresinin yoğun olarak kullanıldığı; ibarenin 2019 yılı ve öncesinde kullanılan logo ve benzeri görsel tasarımının, bu dönemden sonra değiştirilmiş ise de ibarenin korunduğu; 10/08/2019 ve öncesindeki arşiv kayıtlarında gözlenmekle, davalı-site'yi oluşturan web sayfalarında “...” programatik etiketinin kullanıldığının görüldüğü; tarif edilen kullanımın, internet arama motoru Servis Sağlayıcılar nezdindeki arama algoritmalarında yanılmaya neden olarak, davacıya atıflı “...” anahtarı ile gerçekleştirilecek aramalarda, üretilen sonuç listelerinde davalı-site'nin yer almasını sağlayıcı unsur olduğu; 10/08/2019 tarihinden itibaren benzer bir kullanıma rastlanmadığı; markalar arasında iltibasa yol açacak hiçbir ayniyet ve görsellik bulunmadığı, ayrı markalar olduğundan hiçbir kuşku duyulmadığı yönünde görüş ve kanaate ulaşıldığı anlaşılmıştır.
Rapora karşı itirazların değerlendirilmesi için dosya kapsamında ek raporlar alınmıştır.
Mahkememizce aldırılan 29/02/2024 tarihli 1. ek raporda, davalının markasında geçen “ ... ibaresinin bir coğrafi işaret olmadığı, yapılan seramiğin yöresini belirtme amaçlı ibare olduğu,... ibaresinde davacının tek ve münhasır hakkının bulunmadığı, davalının ... kökenli ancak farklı bir marka olduğu, yıllar içerisinde "..." ve "..." yazı karakterlerinde bazı değişimler görülse de “ ... “ isminin altta, küçük puntolarda dikkat çekmeyen bir yöre adı pozisyonunu devam ettirdiği, kaldı ki gerek “... gerekse de“ “ ...“ ve “... “ ibareleri , davacının marka karakter harfleri ile hiç benzeşmemekte ve markayı çağrıştırmamakta olduğu, davalının davacının "..." serisi gibi algılandığı iddiasının gerçek dışı olduğu, raporda davalıya ait ürünlerin görsellerine yer verildiği, yapılan incelemede tamamen “ ... “markasının algılandığını, “ ... “ ibaresinin altta çok küçük punto ile dikkatli bakılınca fark edildiği, normal , hatta uzman bir tüketici gözü ile ürünlerin davacı markasını çağrıştırdığı veya onun ünlü markasından istifade edilmek suretiyle hazırlandığı izlenimlerini vermemekte olduğu belirtilmiştir.
Mahkememizce aldırılan 05/06/2024 tarihli 2. ek raporda, ... yöresinin ...' dan beri porselen ürünleri ile ünlü olduğu , davacının daha 55 yıllık bir maziye sahip olduğu, porselen sektörü ile uğraşan pek çok ünlü kaliteli firma bulunmakta olduğu, davacının da bunlardan biri olduğu, ancak bu ...' da porselen denince davacının akla geldiği şeklindeki beyanın yanlış olduğu, ürünlerde yörenin belirtilmesinin avantaj sağlayabileceği ancak bunun davacıdan doğan bir avantaj olmadığı, ek rapora karşı davacı vekili itirazlarının incelendiği, itirazların yerinde olmadığı belirtilmiştir.
Dava, marka hakkına tecavüzün ve haksız rekabetin tespiti, durdurulması, önlenmesi, ortadan kaldırılması ve marka hükümsüzlüğü taleplerine ilişkindir.
SMK m. 156/3 kapsamında davanın yetkili mahkemede açıldığı anlaşılmıştır.
Her ne kadar davacı taraf dava dilekçesi ile davalı taraf kullanımlarının müvekkilinin ...,..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... VE ... tescil numaralı marka haklarına tecavüz ettiğini belirterek marka hakkına tecavüzün durdurulması ve haksız rekabetin önlenmesi ile ayrıca davalıya ait ... numaralı markanın hükümsüzlüğünü talep etmiş ise de, dava konusu davalı markasının ve kullanımlarının bütününe hakim unsurların “...” ve “...” ibareleri olduğu, bu ibarelerin alt kısmında, anılan iki kelimeye göre son derece küçük bir şekilde yazılmış “...” ibaresinin yer aldığı, yıllar içerisinde davalı tabela kullanımında "..." ve "..." yazı karakterlerinde değişiklik olsa da “...” ibaresinin altta küçük puntolarla dikkat çekmeyen bir yöre adı pozisyonunu devam ettirdiği, ayrıca yazı karakterlerinin de birbirine benzemediği, logo kullanımının kendine özgü yorumlandığı, dava dilekçesi ile sunulan tabak, fincan, bardak vb. ürünlerde mevcut davalı kullanımının davacı markası ile iltibasa yol açacak nitelikte olmadığı, ürünlerde davalı logosunun davacı kullanımlarının aksine dikey yapıda konumlandırıldığı ve "..." ibaresinin ön planda olduğu, davacı kullanımının ise "..." olarak ve "..." ibaresi ön plana çıkarılmak suretiyle şekillendirildiği, davalının internet sitesi ve sosyal hesaplarındaki kullanımında da "..." ibaresinin ön planda olduğu, ... kökenli bir kelime olduğu görülen “...” ibaresinin “güneşin doğması, doğuşu” gibi bir anlama geldiği, “...” ibaresinin niteliği itibariyle ilgili emtia grubunda cins vasıf bildiren bir ürün/sektör adı olduğu, “...” ibaresinin ise ülkemizdeki şehirlerden birisi olduğu, bu bağlamda dava konusu davalı kullanımında ön planda olan ve markasal nitelik gösteren öncelikli unsurun “...” kelimesi olduğu, sair unsurların tali nitelikte olduğu, taraf markalarının ortak olarak içerdikleri “...” ve “...” ibarelerinin nitelik itibariyle zayıf ayırt edici unsurlar oldukları, zayıf ibarelerdeki ortaklıkların her durum ve koşulda markalar arasında iltibasa neden olacağının peşinen kabul edilemeyeceği, dava konusu davalı markasında ve markanın kullanımında “...” ibaresinin çok açık bir şekilde tali nitelikte ve tüketiciye markanın kullanılacağı ürünlerin menşei noktasında mesaj verir mahiyette yer aldığı, yine her ne kadar davacının “...” markası yıllara sair kullanım neticesinde yüksek bir ayırt edicilik kazanmış ise de bu ayırt ediciliğin markanın bütününe hakim unsurlar ile birlikte mevcut olduğu, başka bir ifadeyle başlangıçta zayıf nitelikteki bir markaya kullanım sonucu ayırt edicilik kazandırıldığında dahi bu ayırt ediciliğin sınırlarının, yaratılmış, özgün, orijinalliği yüksek markalar gibi olmayacağı, dolayısıyla tanınmışlığın iltibas değerlendirmesindeki sonucu değiştirmeyeceği, davalının fiili kullanımlarında “...” ibaresini bir bütün olarak ön plana çıkardığı, davalı tarafın davacının bir serisi gibi algılanamayacağı, taraf markaları arasında karıştırılma ihtimalinin bulunmadığı, davalı kullanımında ayırt ediciliğin bulunduğu, davalının markayı kötüniyetli olarak tescil ettirdiğinin kabul olunamayacağı, SMK m. 5 ve m.6 kapsamında hükümsüzlük şartlarının oluşmadığı, SMK m. 29 ve m. 149 çerçevesinde davalı eylemlerinin davacının marka hakkına tecavüz niteliğinde olmadığı ve ayrıca TTK m. 54, m. 55 ve m. 56'da düzenlenen haksız rekabetin varlığına ilişkin şartların da oluşmadığı anlaşılmakla davanın tümden reddine dair aşağıdaki şekilde hüküm tesis olunmuştur.
HÜKÜM : Ayrıntısı ve gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;
1-Davanın tümden REDDİNE,
2-Karar tarihinde yürürlükte bulunan Harçlar Tarifesi uyarınca hesap olunan 427,60 TL karar harcından peşin yatırılan 179,90 TL'nin mahsubu ile kalan 247,70 TL eksik harcın davacıdan tahsili ile Hazineye irat kaydına,
3-Davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,
4-Davalı kendisini avukatla temsil ettirdiğinden;
-Marka hakkına tecavüzün tespiti davası yönünden yürürlükte bulunan A.A.Ü.T' ye göre hesaplanan 40.000,00 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,
-Haksız rekabetin tespiti davası yönünden yürürlükte bulunan A.A.Ü.T' ye göre hesaplanan 40.000,00 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,
-Marka hükümsüzlüğü davası yönünden yürürlükte bulunan A.A.Ü.T' ye göre hesaplanan 40.000,00 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,
5-Yatırılan gider avanslarından kullanılmayan kısmının talep halinde ve karar kesinleştiğinde yatıran tarafa iadesine,
Dair taraf vekillerinin yüzüne karşı, (HMK 345/1 md. gereğince) gerekçeli kararın tebliğinden itibaren 2 hafta içerisinde Mahkememize veya başka bir yer mahkemesine dilekçe ile başvurmak ve istinaf harcı ile gerekli giderlerin tamamı ödenmek suretiyle, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesine istinaf yolu açık olmak üzere verilen karar, açıkça okunup usulen anlatıldı.24/10/2024
Katip
¸e-imzalıdır
Hakim
¸e-imzalıdır