T.C.
İSTANBUL
20. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO: 2022/597 Esas
KARAR NO: 2024/634
DAVA: Alacak (Ticari Satımdan Kaynaklanan)
DAVA TARİHİ: 30/09/2022
KARAR TARİHİ: 10/10/2024
Mahkememizde görülmekte olan Alacak (Ticari Satımdan Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
TALEP: Davacı vekili tarafından sunulan 30/09/2022 tarihli dava dilekçesinde özetle; İşbu alacak davasında Satım Sözleşmesi'nin tarafı Kanada merkezli bir şirket olduğundan aralarındaki ilişkiye uygulanması gereken hukuk MÖHUK ve milletlerarası sözleşme kuralları uyarınca belirleneceğini, MÖHUK sadece yabancılık unsuru içeren işlemlere uygulanabilen bir kanun olduğunu, sözleşme taraflarından birisinin yabancı olduğu durumların çoğunda da yabancılık unsuru olduğu kabul edildiğini, MÖHUK md. 1'e göre, “Yabancılık unsuru taşıyan özel hukuka ilişkin işlem ve ilişkilerde uygulanacak hukuk, Türk mahkemelerinin milletlerarası yetkisi, yabancı kararların tanınması ve tenfizi bu Kanunla düzenlenmiştir.” Her ne kadar taraflar arasında yazılı bir sözleşme bulunmasa da sipariş usulü çalışıldığından birbiriyle uyumlu irade beyanları, öneri ve kabul bulunduğundan taraflar arasında geçerli bir sözleşme kurulduğunu, bir sözleşmenin kurulması için öneri, muhatabına yöneltilmiş kabul ve birbirine uygun karşılıklı irade beyanlarının bulunması yeterli olduğunu, bu hususlar sipariş ve fatura kesme usulünde sağlandığından hukuken geçerli bir ticari alım-satım sözleşmesi taraflar arasında kurulduğunu, edim yükümlülüğü altında olan müvekkilinin edimi, malların üretimi ve teslimi Türkiye'de tamamlandığından Türk hukuku uygulanması gerektiğini, İfa yeri üretim ve teslimin yapıldığı İsanbıl olmakla yetkili olan İstanbul Asliye Ticaret Mahkemesi olduğunu, müvekkilinin tekstil alanında çalışmakta olan özellikle tişört üretimi yapan saygıdeğer bir firma olduğunu, ürettiği malları genellikle yurt dışına sattığını, Merkezi Kanada'da bulunan Davalı şirkete de uzun yıllardan beri mal satımı yaptığını, davalı şirketin merkezi Kanada'da bulunduğunu, davalının İngiltere'de ... ... isimli bir kardeş şirketi bulunduğunu, müvekkili, Davalının bu kardeş şirketi ile de çalıştığını, bahsi geçen şirketler ile Ürün alım-satımı konusunda sipariş ve fatura kesme usulü ile cari hesap şeklinde uzun bir süredir çalışıldığını, taraflar arasında karşılıklı güven ilişkisi kurulduğunu, işbu dava konusu alım-satıma konu ürünlerde de yine sipariş usulü uygulandığını, ürünler hazırlanıp taşıyıcıya teslim edildiğinde müvekkili tarafından ürünlere ilişkin fatura kesildiğini, dilekçe ekinde sunulan detaylı tabloda davalı'ya 09.12.201 9; 11.12.2019, 18.12.2019 ve 19.12.2019 tarihlerinde toplamda 7.867 adet ürün gönderildiğini, bu ürünler için ödenmesi gereken toplam tutar ise, 139.347,05 ABD Dolar olduğunu, davalı ile yapılan ürün ihracatında aradaki güven ilişkisi sebebiyle ürünler ücretleri ödenmeden gönderildiğini, davalı tarafından en geç bir ay içerisinde ödemeler yapıldığını, Aralık 2019 ayında gönderilen toplam 7.867 adet ürünün ödemesinin gecikmesi üzerine müvekkili tarafından ilk olarak 02.01.2020 tarihinde davalıya e-posta gönderilerek ne zaman ödeme yapılacağı bilgisi sorulduğunu, işbu e-postaya aynı tarihte verilen cevapta son teslimat ve bir önceki teslimattaki ürünlerin toplam 5.000 adetinin ayıplı olduğunu, teslimat problemi yaşandığını ve bu nedenle ayıplı olan ürünler için ödeme yapılmayacağı söylendiğini, cevap tarihine kadar hiçbir şekilde ayıp bildirimi yapılmadığını, ürünlerin ayıplı olduğu iddiası ilk olarak müvekkilinin ödeme talep ettiği tarihten sonra ortaya çıktığını, ürünlerdeki ayıbın ne olduğu, kaç adet üründe olduğu, teslimat problemi olarak bahsedilen durumun ne olduğu açıklanmıdığını; muğlak ifadelerle ayıptan bahsedildiğini, müvekkilinin davalının iddialarını detaylı bir şekilde açıklamasını istediği 03.01.2020 tarihli e-postadan sonra Davalı 06.01.2020 tarihinde ortalama 4.000 birim üründe düşük kumaş kalitesi, renk akması, ucuz süslemeler ve kötü işçilik bulunduğunu ve ayrıca 700 birim Ürünün 6-8 haftayı geçen teslimat gecikmesi nedeniyle iptal edildiğini söylediğini, ilgili e-postanın devamında müvekkili isterse bir denetim şirketi yollayabileceği belirtildiğini, ancak denetim şirketini tutması gereken Davalının kendisi olduğunu, iddia eden iddiasını ispatla yükümlü olduğunu, alıcının böyle bir durumda muayene ve ihbar külfetleri bulunduğunu, satıcının ayıptan doğan sorumluluğuna gidilebilmesi için bu külfetlerin yerine getirilmesi gerektiğini, sunulmuş olan e-posta yazışmalarından da davalı satın aldığı ürünlerin ayıplı olduğu iddiasıyla ödeme yapmak istemediğini, müvekkilinin uzlaşı sağlama yönündeki teklifleri de Davalı tarafından kabul görmediğini, işbu dava konusu milletlerarası taşınır mal satımı olduğundan ve taraflar arasında yazılı bir sözleşme bulunmadığından, Türkiye'nin 01.08.201 1, Kanada'nın 23.04.1991 tarihinden itibaren taraf olduğu “Viyana Satım Sözleşmesi”, tam haliyle “Milletlerarası Mal Satım Sözleşmeleri Hakkında Birleşmiş Milletler Antlaşması 'ndaki ayıp kuralları tarafları bağlayıcı kurallar olmakla doğrudan uygulama alanı bulacağını, CISG kapsamında davalının ayıp nedeniyle talep edebileceği, hakların hiçbirisi bugüne kadar Davalı tarafından konu edilmediğini, davalı öncelikle satın aldığı ürünlerde muayene külfetini yerine getirmediğini, daha sonra da müvekkilinin satım bedelini tahsil edememesi üzerine davalıya sorması üzerine, Davalı satın aldığı yaklaşık 4.000 adet üründe ayıp olduğunu dile getirdiğini ancak ispata ilişkin herhangi bir belge sunmadığını ve ilgili ürünlere ilişkin herhangi bir iade işlemi yapmadığını, iade faturası düzenlemediğini, buna karşılık müvekkilinin teklif ettiği şekilde ödeme de yapılmadığını, ayıptan doğan haklarda hiçbir zaman ödeme yapmama hakkı bulunmadığını, davalı, müvekkilinin iyi niyetini suistimal ettiğini, tarafların farklı ülkelerde olmalarından yararlanarak kötü niyetli olarak ödemeyi geciktirdiğini, Viyana Satım Sözleşmesi hükümleri gereği, Alıcının talep baklarını kullanabilmesi için bazı koşulları yerine getirmesi gerektiğini, ihbar külfetinin yerine getirilmesi ve ihbarda bulunmama halinde alıcının makul özrünün varlığı olduğunu, ihbar, öğrenmeden itibaren makul bir süre içinde satıcıya usulüne uygun olarak yapılması gerektiğini, İhbar, alıcı açısından bir yükümlülük değil bir külfet olduğunu, bu nedenle ihbar külfetine uymamak alıcı açısından bir sorumluluk doğurmayacağını; yalnızca satıcıya karşı ileri sürebileceği talep haklarını kaybetmesi sonucuna yol açacağını, alıcının ihbar yükümlülüğü en erken malın teslim edildiği anda doğabileceğini, alıcı matı teslim aldığı anda veya sonrasında, maldaki maddi veya hukuki ayıbı ya da üçüncü kişinin mal üzerindeki talebinin veya mal varlığını öğrendiği ilk anda zaman geçirmeksizin durumu satıcıya bildirmesi gerektiğini, alıcının, Ayıp muayenesini geciktirmesi, tespit ettiği ayıbı bildirmemesi, makul sürenin aşılması nedeniyle satıcının sorumluluğuna gidememesine yol açabileceğini, bu nedenle alıcı, ayıp muayenesini şartların İzin verdiği kısa bir süre içerisinde yaparak ya da yaptırarak tespit ettiği ayıbı, ayıbın türünü ve gerekli bilgileri ihtiva edecek şekilde bildirmesi gerektiğini, ihbar için şekil şartı öngörülmediğini, davalının ayıba konu mallar için makul sürede ihbarda bulunmadığını ve ihbarda bulunmamasına makul bir özür de getirmemiş olması nedeniyle müvekkilinin sorumluluğu ortadan kalktığını, taraflar arasında uzun süreye dayanan ve güven Üzerine kurulmuş bulunan ticari ilişkinin sürdürülmesi amacıyla müvekkili 06.61.2020 tarihli e-postasında davalıya ödeme konusunda bir öneride bulunduğunu, buna göre, 2019 Aralık ayında gönderilmiş olan ürünlere ilişkin 137.000,00 ABD Doları'nın iki hafta içerisinde , ilk hafta yarısının (68.500 ABD Doları) ve ikinci hafta kalan yarısının (68.500 ABD Doları) ödenmesi ve bu anlaşmanın sadece ödemenin belirtilen şekil ve süreye uygun yapılması halinde kabul edileceği ifade edildiğini buna karşılık Davalı tarafından aynı tarihte gönderilen cevap e-postasında bu teklifin kabul edilmediğini ve müvekkilinin teklifine karşılık 4 taksitte ödeme yapmayı önerdiği görüldüğünü, davalının bu önerisi kabul edilmediğini, bir sözleşmenin kurulması için iki veya daha çok kişinin bir hukuki sonuç meydana getirmek üzere karşılıklı irade beyanlarında bulunmaları ve bu beyanların birbirine uygun olması gerektiğini, taraflar arasındaki yazışmalar incelendiğinde 24.01.2020 tarihli davalı e-postasında müvekkilinin tekrar ödeme istemesine karşılık, davalının “Ben sözümü tuyorum. İki taksitini ödedik, üçüncü taksitini de bugün ödeyeceğiz. Sözleşme bizim açımızdan gayet açık ve sözleşmeye uygun hareket ediyoruz. Sözleşmeyi değiştirmeye çalışan taraf ben değilim,sizsiniz. (We paid you two weeks in a raw and we will pay today. The agreemeni was clear fram my side and I am living by it and you are irying 10 change not me.)” ifadesi bulunduğunu, bu ifade ile davalı tarafından sözleşme kurulmuş gibi gösterilmeye çalışıldığını, davalının kötü niyetli olduğu anlaşıldığını, sunulmuş olan cari hesap ekstresinden de, davalı tarafından teklif edilen 4 taksitte 137,000,00 ABD Doları ödeme de gerçekleştirilmediğini, müvekkilinin ödeme talep ettiği e-posta tarihinden sonra toplam 5 taksitle olmak üzere, davalı tarafından yapılan ödeme 108.925,00 ABD Doları olduğunu, 700 adet siparişin ise Davalı tarafından gecikme nedeniyle iptal edildiği e-postalarda belirtildiğini, ortada makul süre içinde müvekkili tarafa iletilmiş bir dönme beyanı bulunmadığını, müvekkili alacağının ödenmesini talep etmiş Davalı buna cevaben işbu samimiyetten uzak beyanı ileri sürdüğünü, bu nedenle herhangi bir geçerliliği bulunmadığını, davalının son mal gönderimi için bu süreç içerisinde göndermiş olduğu tutarlar Davalının toplam borç bakiyesinden düşüldüğünü, müvekkiline karşı Davalının tüm borç miktarı ekte sunulmuş olan cari ekstrede de 162.719, 46-ABD Doları' olduğunu, taraflar arasında ticari satım ilişkiden kaynaklanan alacak talebiyle dava şartı arabuluculuğa başvurulduğunu, anlaşmama yönünde son tutanak düzenlendiğini, şimdilik 162.719,46-ABD doları alacağın temerrüt tarihi olan 02.01.2020 tarihinden itibaren ABD Doları'na uygulanan en yüksek yıllık banka mevduat faizi ile birlikte müvekkiline ödenmesine, yargılama giderleri ve vekâlet ücretinin davalıya yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmişlerdir.
CEVAP : Davalı .... ... vekili tarafından sunulan 31/03/2023 tarihli cevap dilekçesinde özetle; müvekkili ... ... ... Inc. Kanada merkezli bir ticaret şirketi olduğunu, davacı dahil olmak üzere belirlediği tedarikçilerinden mal satın almakta ve kendi markası altında müşterilerine satışını yaptığını, davacı ile müvekkili şirket arasında bir dönem ticari iş ilişkisi yürütüldüğünü, davacının üretimi ve tedarikinden sorumlu olduğu ürünler, müvekkili şirket’e tedarik edildikçe ürünlerin büyük çoğunluğunun ayıplı oldukları ve markaya zarar verdiği düzenli olarak davacı’ya bildirildiğini, davacı’nın da açıkça ürünlerdeki ayıplardan kaynaklanan sorumluluğunu kabul ettiğini ve bu nedenle müvekkili şirket’e karşı mahcubiyet duyduğu taraflar arasındaki yazışmalarla da sabit olduğunu, müvekkili şirket’in her türlü uyarısına rağmen düşük kalitede ürün tedarikine devam eden ve müvekkili şirket’e müşterileri nezdinde büyük çapta maddi-manevi zarar veren davacı ile karşılıklı anlaşma sağlandığını, buna göre, ticari ilişki sona erdirilecek ve müvekkili şirket, o güne dek sipariş verdiği ayıplı-ayıpsız toplam ürüne karşılık 137.000-USD ödeyeceğini, bu anlaşmanın uygulanması ile davacı her türlü alacak talebinden vazgeçecek ve müvekkili şirket’in ise ayıptan doğan haklarını bu şekilde tatmin ettiği kabul edileceğini, taraflarca yapılan bu anlaşmaya uygun olarak müvekkili şirket, kabul ettiği 137.000-USD tutarı peyderpey davacı’nın banka hesabına gönderdiğini, anlaşma kapsamında son yapılan ödeme 13.02.2020 tarihinde olduğunu, bu tarih itibarıyla anlaşma tüm koşulları ile ifa edildiğini ve tarafların birbirine borcu-alacağı kalmadığını, anlaşma ile belirlenen miktarın 2020 yılının Şubat ayında son ödemesini de tahsil eden davacı, kötü niyetli olarak seneler sonra işbu davayı ikame ettiğini, basit yargılama usulünün dahi çok üstünde olan bu tutarı talep etmek için uzun yıllar bekleyen davacı’nın kötü niyetli olduğunu, taraflar arasındaki ticari ilişki sona erdiğini, tarafların birbirine borcu-alacağı kalmadığını, davacı, huzurda açmış olduğu davasında yetkiyi İstanbul mahkemeleri olarak gösterdiğini, davacı, ifa yerinin İstanbul olduğuna ilişkin hiçbir dayanak sunmadığını, üretimin nerede yapıldığı ifa yerini belirleyemeyeceğini, ürünlerin teslimi ise, İstanbul’da yapılmadığını, taraflar, ürünlerin uluslararası teslimine ilişkin Incoterms kurallarını benimsediklerini, ifa şekli ve ifa yeri “Fob-Canada” olarak tarafların kabulünde olduğunu, davacı dahi kendi düzenleyip müvekkili şirket’e ilettiği İngilizce dilindeki faturalarda bu teslim şeklinin uygulanacağını belirttiğini, müvekkili şirketin de kabulünde olan ve davacı’nın kendi faturasında açıkça ifa yeri olarak belirttiği Kanada ülkesi, sözleşmenin ifa yeri olduğunu, yetkili mahkeme Kanada mahkemeleri olduğundan işbu davanın yetki sebebiyle usulden reddine karar verilmesi gerektiğini, davacı tarafça hazırlanan dava dilekçesi ve delil dilekçesi içerisinde dava konusu alacağın “cari hesap ilişkisinden kaynaklandığı” ileri sürüldüğünü, taraflarca ticari ilişkinin cari hesap üzerinden ilerlemesi konusunda anlaşma bulunduğu iddia edildiğini, davacının alacağını cari hesap sözleşmesine dayandırdığı anlaşıldığını, davacı’nın halihazırda dosyaya sunmuş olduğu yazılı bir cari hesap sözleşmesinin bulunmadığını, anılan nedenlerle davanın reddine karar vermesini talep ettiklerini, davacı, dava dilekçesinin “Esas Bakımından” başlığı altındaki 3. Paragrafında 09.12.2019, 11.12.2019, 18.12.2019 ve 19.12.2019 tarihlerinde düzenlediği faturalara ilişkin süresinde ayıp bildirimi yapılmadığını beyan ettiğini, akabinde02.01.2020 tarihinde müvekkili şirket’in ayıp bildirimi yaptığını belirttiğini, ayıp bildiriminin makul sürede olup olmadığını değerlendirmek için fatura tarihi değil, ürünlerin teslim edildiği tarih esas alınması gerektiğini, davacı ise bu ürünleri teslim edip etmediğini, teslim etti ise hangi tarihte teslim ettiğini ispat edemediğini, bu doğrultuda, makul sürede bildirim olmadığı iddialarına itibar edilemeyeceğini, ayıp bildirimi olmadığını iddia ettiği 2019 yılı Aralık ayında Davacı şirket yetkilisi ... ... ile karşılıklı yapılan yazışmalar, ayıpların bildirildiğini, Davacı’nın tüm ticari ilişki boyunca ürünlerde devamlı olarak ayıpların bulunduğunu bildiğini, ayıptan kaynaklanan sorumluluğunu kabul ettiğini, müvekkili şirket’in markasını zarara uğrattığını kabul ettiğini, ticari ilişkideki kusurlarına rağmen gelecekte birlikte çalışmak ve kalite problemlerini çözmek için ortak bir anlaşma arayışı içerisinde bulunduğunu gösterdiğini, yazışmalar doğrultusunda hem ayıpların makul süreler içerisinde davacı’ya bildirilmiş olduğunu hem de davacı’nın malların büyük çoğunluğunun ayıplı olduğunu ve müvekkili şirket’e büyük zarar verdiğini bildiğini açıkça gözler önüne serdiğini, davacı, açtığı alacak davasında dayandığı son tarihli belge olarak 19.12.2019 tarihli faturayı gösterdiğini, 06.01.2020 tarihinde göndermiş olduğu anlaşma mailinde müvekkili şirket’in tüm borcuna karşılık yaptığı teklif, davada ileri sürdüğü fatura alacaklarını da kapsadığını, ekte yer alan yazışmalar ile davacı’nın müvekkili şirket’e sürekli olarak ayıplı mal tedarik ettiğini, müvekkili şirket’in bu durum sebebiyle büyük zarara uğradığı ve bu durumun davacı’nın bilgisi dahilinde olduğu açıkça anlaşıldığını, teslim aldığı ayıplı ürünler nedeniyle işleri büyük sekteye uğrayan, markası batma noktasına kadar gelen müvekkili şirket, ayıplı mallar sebebiyle davacı’nın faturalandırdığı tutarları ödemekten imtina ettiğini, davacı ise, malların ayıplı olduğunu bildiğini, ancak kalitesizliği gidermek ve üretimi düzeltmek için bir miktar paraya ihtiyacı olduğu noktasında ısrar ettiğini, hak iddia ettiği alacaklarına kavuşamayan davacı ile ayıptan doğan haklarını kullanmaya ve giderim talep etmeye hazırlanan müvekkili şirket arasında uyuşmazlık doğduğunu, davacı, ayıplı mallar nedeniyle bir adım atmadığı takdirde alacaklarına kavuşamayacağını anladığını ve dilekçe eki içerisinde yer verdikleri 06.01.2020 tarihinde gönderdiği mail ile tüm borcuna karşılık olmak üzere müvekkili şirket’ten iki taksitte 137.000-USD ödeme yapmasını talep ettiğini, bunun karşılığında ayıplı malların müvekkili şirket’te kalacağını ve başkaca bir talepte bulunmayacağını taahhüt ettiğini, ayıplar nedeniyle davacı’dan sipariş ettiği malların bedelinden çok daha fazla maddi-manevi zarara uğrayan ve pek çok müşterisini de kaybeden müvekkili şirket de ayıptan doğan haklarına karşılık olarak Davacı ile anlaşmak ve konuyu dostane şekilde kapatmak istediğini, müvekkili şirket temsilcisi ... ..., aynı gün Davacı yetkilisi ... ... ile iletişime geçerek bir anlaşmaya vardıklarını, akabinde de 06.01.2020 tarihinde gönderdiği mail ile, konuştukları üzere 4 hafta içerisinde bu bedelin ödemesini yapacaklarını beyan ettiğini, müvekkili şirketin mailine karşılık olarak davacı herhangi bir itirazda bulunmadığını, davacı, sonraki tarihlerde müvekkili şirket’e ilettiği maillerde bu anlaşmanın yapıldığını açıkça kabul ettiğini ve bu anlaşma kapsamında kendisine para ödenmesi gerektiğini beyan ettiğini, bu doğrultuda, 137.000-USD ödenmesi karşılığında, davacı’nın tedarik ettiği ayıplı mallardan doğan sorumluluğunun ve müvekkili şirket’in de toplam bakiye borcunun sona ermesi noktalarında taraflarca anlaşma sağlandığı açık olduğunu, davacı, 06.01.2020 tarihinde gönderdiği ve dilekçe ekinde sunulan müilde müvekkili şirket’in 137.000-USD ödemesi halinde borcunun sonlanacağına, ayıplı mallar nedeniyle sorumluluğunun kalkacağına ve bu mallar nedeniyle müvekkili şirket’ten de herhangi bir ek talepte bulunmayacağına dair teklifte bulunduğunu, müvekkili şirket ile davacı telefonda görüşmüş ve bu tutarın 4 haftada ödenmesi konusunda anlaştıklarını, buna uygun olarak da müvekkili şirket yetkilisi ... ..., ... ...’e aynı gün içerisinde teyit maili attığını, davacı, bu maile karşın hiçbir itiraz ileri sürmediği gibi gönderdiği sonraki tarihli maillerde de bu anlaşmayı kabul ettiğini ve bu anlaşmaya göre alması gereken ödemeleri talep ettiğini açıkça beyan ettiğini, anlaşmanın kabul edildiğini gösterir davacı beyanı, davacı’nın kendi dava dilekçesi ekinde sunduğu yazışmalarda dahi tespit edilebildiğini, davacı teklif ettiği 2 taksidin müvekkili şirket tarafından kabul edilmediği için iradelerin uyuşmadığını ve anlaşmanın sağlanamadığını iddia ettiğini, davacı, sonraki tarihli mailinde 3 haftada yapılacak olan ödemeyi kabul ettiğini ve tarafların bu konuda anlaşma sağladığını açıkça beyan ettiğini, davacı yetkilisi ... ..., 24.01.2020 tarihinde müvekkili şirket yetkilileri ... ... ve ... ’a ilettiği mailde müvekkili şirket’in markası ... ile bir yıl ticaret yaptıklarını, bu ticaretin her iki tarafa da zarar verdiğini, bu ticareti anlaşma yaparak sona erdirdiklerini, bu anlaşma ile müvekkili şirket’in kayıplarının karşılandığını ve kendisinin zarar ettiğini, bu sebeple gün içerisinde ödeme beklediğini açıkça beyan ettiğini, müvekkili şirket davacı’nın ödeme talep ettiği bu maile karşılık olarak o gün içerisinde bir ödeme daha göndereceğini ve aradaki anlaşmaya uygun olarak hareket ettiğini bir kez daha ifade ettiğini, davacı’nın kendi beyanlarından dahi 137.000-USD ödenmesi karşılığında anlaşmanın geçerli olarak kurulduğu ve uygulandığı ortada olduğunu, anlaşmanın uygulanma safhasında da davacı hem gelen ödemeleri teyit etmiş hem de anlaşmaya uygun davranışlar sergileyerek anlaşmadan kalan bakiye alacaklarını talep ettiğini, anlaşmayı kabul ettikten sonra anlaşma uyarınca 137.000-USD tutarın tamamını tahsil eden davacı, tahsilat yaptıktan 3 yıl sonra taraf iradelerinin örtüşmediği gerekçesiyle anlaşmanın kurulmadığından bahisle cari alacak talebinde bulunduğunu, bu bakımdan, anlaşmayı kabul ettiği yönündeki yazışmalar yokmuşçasına anlaşmanın geçersizliğini ileri sürmesi davacı’nın davasında kötü niyetli olduğunu, davacı’nın haksız ve kötü niyetli davasının reddine karar verilmesi gerektiğini, öncelikle yetki yönünden usulden mahkeme aksi kanaatte ise esastan reddine, yargılama harç ve masrafları ile vekalet ücretinin davacı üzerine bırakılmasına karar verilmesini talep etmişlerdir.
DELİLLER : Faturalar, Cari Hesap, E-posta yazışmaları, Ürün tablosu, Tercüme evrakları, Banka ödeme dekontları, Bilirkişi raporu, Cari hesap, Arabulucu anlaşmazlık tutanağı, arabulucu sarf kararı ve tüm dosya kapsamı.
Mali Müşavir bilirkişi ... , Tekstil Mühendisi ... ve Nitelikli Hesap Uzmanı Prof. ... tarafından hazırlanan bilirkişi raporunda özetle; Davacı şirketin 2018-2019-2020- 2021-2022 yılına ait ibraz ettiği ticari defterlerinin açılış tasdiklerinin zamanında ve usulüne uygun olarak yaptırılmış olduğu, defterlerin birbirini teyit eder şekilde tutulduğu, kayıtların düzenli ve yasalara uygun tutulduğu, ticari defterlerin HMK 222 maddesi uyarınca sahibi lehine delil vasfına haiz olduğu, Davalı .... ... ... .şirketinin merkez adresinin Kanada olduğu ve Türkiye'de vergi mükellefiyetinin olmaması nedeni ile ticari defterler mükellefiyetinin bulunmadığı, Davacı şirket sahibi lehine delil niteliğine haiz ticari defterlerinde Davalı şirketten 30.09.2022 dava tarihi itibari ile ...alacaklar hesabında 210.220,41 USD Alacaklı olduğu, Uyuşmazlık ve davaya konu ayıplı olduğu iddia edilen ürünlere ilişkin 31.12.2019 tarihinde 210.220,41 USD lik bakiyeyi “Dava konusu ... ... ve Standart dışı Ürün bedeli iddiası Karşılığı” açıklaması ile 128 şüpheli ticari alacaklar hesabına virman yaptığı ve bu tutarın tamamına karşılık ayırdığı, Dava konusu ürünler mevcut olmadığından incelenememiş ve ayıp olup olmadığı hususunda yapılamamıştır, Davacı şirketin, merkezi Kanada'da bulunan davalı ile bir satış sözleşmesi akdettiği; bu sözleşmede yabancılık unsuru bulunduğundan ve Türkiye ile Kanada CISG'a taraf olduğundan, satış sözleşmesine CISG'ın uygulanması ve ihtilafın bu düzenleme uyarınca bir çözüme kavuşturulması gerektiği, Dosyaya mübrez belgelerden davacının gönderdiği mallara ilişkin ayıbın mevcudiyeti noktasında ihtilaf bulunmadığı, heyetimizin teknik üyesinin de taraflar arasındaki e-postalarda belirtilen ayıpların tekstil sektörü yönünden açık ayıp olduğunu belirttiği davalının satış bedelinden indirim isteme hakkını kullandığının müşahede edildiği, Dosyadaki belgelerden ve elektronik posta yazışmalarından davalının makul süre içerisinde ayıp bildirimde bulunduğunun görüldüğü, Dosyaya sunulu bilgi ve belgeler incelendiğinde, 137.000-USD ödenmesi karşılığında, davacının tedarik ettiği ayıplı mallardan doğan sorumluluğunun ve davalının da toplam bakiye borcunun sona ermesi noktalarında taraflarca anlaşma sağlandığının düşünüldüğü, Heyetimiz mali açıklamaları ve dosyaya mübrez dekontta açıklamanın yer almamasından hareketle Yargıtayın istikrar kazanmış kararları ışığında; dava dışı ... ... Şirketi tarafından 10.01.2020 tarihinde gönderilen 28.000,00 USD açıklamasız para havale gönderiminin borç ödeme belgesi niteliğinde sayılabileceği, ücretin dava dışı şirketle olan ticari ilişki kapsamında alındığının ve davacı şirketin de bu ödemeyi davaya konu ticari ilişki kapsamında almadığının söylenebileceği, Öte yandan dava dışı ... ... şirketinin davalının kardeş şirketi olduğuna dair davacı ve davalının dosyaya mübrez dilekçelerinde ikrarları bulunduğu, diğer yandan ise davacı yetkilisi ... ...'in, 20.01.2020 tarihinde davalı yetkilisi ... ...'a gönderdiği e-postada, kendilerine yalnızca 28.000-USD ödeme yapıldığının ve bu kapsamda anlaşmadan kalan bakiye tutarın gönderilmesini talep etmesi hususunun karşısında 28.000,00-USD'nin dosya kapsamında yer alan uyuşmazlıktan kaynaklı olarak gönderildiğinin düşünüldüğünün görüş ve kanaatlerini bildirmişlerdir.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE:
Mahkememizce yapılan yargılama, taraf beyanı, toplanan deliller ve tüm dosya kapsamına göre; dava, davacı tarafça davalıdan ticari satıma konu ürün bedellerinin alacağı isteminden kaynaklıdır.
Davacı tarafça, taraflar arasındaki ticari satıma ilişkin ürünler davalıya teslim edilmesine rağmen davalı tarafça ödenmeyen ürün bedelleri olan 162.719,46-$(USD) alacağın temerrüt tarihi olan 02.01.2020 tarihinden itibaren ABD Doları'na uygulanan en yüksek yıllık banka mevduat faizi ile birlikte ödenmesini talep etmiştir.
Davalı tarafça ürünlere ilişkin ayıp ihbarının süresinde yapıldığını, davacı tarafça gönderilen ürünlerin ayıplı olması nedeniyle müvekkil zarara uğradığını, davacı ile yapılan anlaşma sonucunda ticari ilişki sonlandırılarak ayıplı-ayıpsız ürün bedellerine ilişkin yeni bir anlaşma ile mutabık kalınan bedelin davacıya ödendiği, müvekkilin başkaca borcu olmadığından haksız davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı vekilinin yetkiye yönelik itirazının para alacağına ilişkin davada alacaklının ikametgahı mahkemesi yetkili olması ve alacağın dayandığı faturalardaki davacının adresi itibariyle mahkememiz yetkili olduğundan davalının yetkiye yönelik itirazının reddine karar verilmiştir.
Dava konusu ihtilaf taraflar arasındaki ticari satımdan kaynaklı olarak davacı tarafça davalıya gönderilen ürün bedellerinin ödenip ödenmediği, ürünlerin ayıplı olup olmadığı, davalı tarafça süresinde ayıp ihbarında bulunulup bulunulmadığı bu kapsamda davacı tarafın davalıdan alacaklı olup olmadığı ve varsa miktarı ile temerrüt tarihinin tespiti hususlarından kaynaklıdır.
Dava zorunlu arabuluculuğa tabi davalardan olup davacı tarafça dosyaya sunulan 26/01/2022 tarihli arabuluculuk son anlaşmazlık tutanağı ile davacı tarafça zorunlu arabuluculuk dava şartının yerine getirildiği ve tarafların yapılan görüşmeler sonucunda anlaşamadığı anlaşılmıştır.
Mahkememizce taraf şirketlerin ticari defter ve kayıtları kapsamında bilirkişi incelemesi yaptırılmış ve bilirkişi heyeti tarafından düzenlenen rapora göre; Davacı şirketin 2018-2019-2020- 2021-2022 yılına ait ibraz ettiği ticari defterlerinin açılış tasdiklerinin zamanında ve usulüne uygun olarak yaptırılmış olduğu, defterlerin birbirini teyit eder şekilde tutulduğu, kayıtların düzenli ve yasalara uygun tutulduğu, ticari defterlerin HMK 222 maddesi uyarınca sahibi lehine delil vasfına haiz olduğu, Davalı .... ... ... şirketinin merkez adresinin Kanada olduğu ve Türkiye'de vergi mükellefiyetinin olmaması nedeni ile ticari defterler mükellefiyetinin bulunmadığı, Davacı şirket sahibi lehine delil niteliğine haiz ticari defterlerinde Davalı şirketten 30.09.2022 dava tarihi itibari ile 128 şüpheli ticari alacaklar hesabında 210.220,41 USD Alacaklı olduğu, Uyuşmazlık ve davaya konu ayıplı olduğu iddia edilen ürünlere ilişkin 31.12.2019 tarihinde 210.220,41 USD lik bakiyeyi “Dava konusu ... ... ve Standart dışı Ürün bedeli iddiası Karşılığı” açıklaması ile 128 şüpheli ticari alacaklar hesabına virman yaptığı ve bu tutarın tamamına karşılık ayırdığı, Dava konusu ürünler mevcut olmadığından incelenememiş ve ayıp olup olmadığı hususunda yapılamamıştır, Davacı şirketin, merkezi Kanada'da bulunan davalı ile bir satış sözleşmesi akdettiği; bu sözleşmede yabancılık unsuru bulunduğundan ve Türkiye ile Kanada CISG'a taraf olduğundan, satış sözleşmesine CISG'ın uygulanması ve ihtilafın bu düzenleme uyarınca bir çözüme kavuşturulması gerektiği, Dosyaya mübrez belgelerden davacının gönderdiği mallara ilişkin ayıbın mevcudiyeti noktasında ihtilaf bulunmadığı, heyetimizin teknik üyesinin de taraflar arasındaki e-postalarda belirtilen ayıpların tekstil sektörü yönünden açık ayıp olduğunu belirttiği davalının satış bedelinden indirim isteme hakkını kullandığının müşahede edildiği, Dosyadaki belgelerden ve elektronik posta yazışmalarından davalının makul süre içerisinde ayıp bildirimde bulunduğunun görüldüğü, Dosyaya sunulu bilgi ve belgeler incelendiğinde, 137.000-USD ödenmesi karşılığında, davacının tedarik ettiği ayıplı mallardan doğan sorumluluğunun ve davalının da toplam bakiye borcunun sona ermesi noktalarında taraflarca anlaşma sağlandığının düşünüldüğü, Heyetimiz mali açıklamaları ve dosyaya mübrez dekontta açıklamanın yer almamasından hareketle Yargıtayın istikrar kazanmış kararları ışığında; dava dışı ... ... CO. Şirketi tarafından 10.01.2020 tarihinde gönderilen 28.000,00 USD açıklamasız para havale gönderiminin borç ödeme belgesi niteliğinde sayılabileceği, ücretin dava dışı şirketle olan ticari ilişki kapsamında alındığının ve davacı şirketin de bu ödemeyi davaya konu ticari ilişki kapsamında almadığının söylenebileceği, Öte yandan dava dışı ... ... şirketinin davalının kardeş şirketi olduğuna dair davacı ve davalının dosyaya mübrez dilekçelerinde ikrarları bulunduğu, diğer yandan ise davacı yetkilisi ... ...'in, 20.01.2020 tarihinde davalı yetkilisi ... ...'a gönderdiği e-postada, kendilerine yalnızca 28.000-USD ödeme yapıldığının ve bu kapsamda anlaşmadan kalan bakiye tutarın gönderilmesini talep etmesi hususunun karşısında 28.000,00-USD'nin dosya kapsamında yer alan uyuşmazlıktan kaynaklı olarak gönderildiğinin düşünüldüğünün görüş ve kanaatlerini bildirmişlerdir.
Mahkememizce yapılan yargılama sırasında toplanan deliller birlikte değerlendirildiğinde; davacı tarafça taraflar arasındaki ticari satımdan kaynaklı ürün bedellerinin ödenmediğinden bahisle alacak davası açılmış olup, davalı tarafça davacıdan satın alınan ürünlerin ayıplı olduğu, davalı ile yapılan yeni mutabakat sonrası 137.000-USD ödenmesi karşılığında anlaşma sağlandığı bu nedenle davalıya borçlu olmadıkları yönünde savunmada bulunulduğu, davalı tarafça ayıp ihbarının süresinde yapılmadığı iddia edilmiş ise de davacı tarafça davalı şirkete gönderilen 13/11/2019 tarihli e-postada davalının gönderdiği ürünlerdeki ayıplardan bahsedildiği, davalının cevaben gönderdiği e-posta da kalite sorunu yaşadıklarını, yeni numunelerde gerekli düzeltmelerin yapıldığı yönündeki beyanla dava konusu olan davacıya satılan ürünlerdeki ayıp iddiasının kabul edildiği açık olup bu haliyle davalının davacının süresinde ayıp ihbarında bulunmadığına yönelik savunmasına itibar edilmesinin mümkün olmadığı, ayrıca bilirkişi heyetinde yer alan tekstil mühendisi bilirkişi tarafından yapılan tespitler ile ürünler üzerinde inceleme yapılamasa da dosya kapsamındaki deliller ve taraflar arasındaki yazışmalardan dava konusu ürünlerin tekstil sektörü yönünden açık ayıp olduğunun tespit edildiği, bu kapsamda dava konusu davalı tarafça satılan ürünlerin ayıplı olması ve ayıbın davalı tarafça da kabul edilmesi nedeniyle taraflar arasında yeni bir mutabakat yapılarak davacının 137.000-$(USD) ödemesi karşılığında dava konusu ürün bedellerinin ödenmiş olacağının kabul edildiği, bu hususta davacı tarafça gönderilen 10/12/2021 tarihli e-posta ile davacının davalıya 137.000-$(USD)'yi iki taksitte ödemeyi teklif ettiği, davalı tarafından gönderilen 20/01/2020 tarihli e-posta ile söz konusu miktar üzerinden yapılan anlaşmayı yaptıklarının ve bir kısım ödemeyi aldıklarının kabul edildiği, bu haliyle her iki tarafça satıma konu ürünlerin ayıplı olması hususunun kabulü ile yeni bir anlaşma yapılarak satılan ayıplı ürün bedeli karşılığı 137.000-$(USD) ödeme yapılmasının kararlaştırıldığı, davacı tarafça dosyaya sunulan ödeme dekontları ve tarafların ticari defter ve kayıtlarının incelenmesi sonrası düzenlenen dosya kapsamına uygun ve denetime elverişli bilirkişi raporuyla belirlenen 137.000-$(USD)'nin peyder pey davalı tarafa ödendiği, son ödeme tarihinin 13/02/2020 olduğu anlaşılmakla, davacı tarafın eldeki davada satılan ürün bedellerinden kaynaklı alacak talebinde bulunması nedeniyle dava konusunu bu husus oluşturduğundan davalının belirlenen 137.000-$(USD) ödemeyi taraflar arasındaki yazışmalar doğrultusunda kararlaştırılmış olan iki taksiti aşacak şekilde gecikmeli yaptığı davacı tarafça iddia edilmiş ise de eldeki davanın sonradan yapılan mutabakat gereği ödemelerin süresinde yapılmamasından kaynaklı zarar talebine ilişkin olmaması nedeniyle davacı tarafın bu yöndeki talepleri dava konusuyla ilgili olmadığından değerlendirilmeye alınmayarak, eldeki dava konusunun satılan ürün bedeli alacağına ilişkin olması ve ürünlerin ayıplı olması hususunun her iki tarafın kabulünde olması ve taraflar arasındaki satım sözleşmesinde CISG hükümlerinin uygulanacağı, bu kapsamda satılan malların riski alıcıya geçtiği anda sözleşmeye uygun değilse, sözleşmeye uygun olmayan malı teslim alan alıcının elinde; Sözleşmeden dönme hakkı (CISG m.49/f.1/a), Satış bedelinden indirim isteme hakkı (CISG m.50), Malın ücretsiz olarak onarılmasını isteme hakkı (CISG m.46/f.3), Ayıplı malın değiştirilmesini isteme hakkı (CISG m.46/f.2) olarak dört seçimlik hakkının bulunduğu, CISG m. 50'de, bir seçimlik hak olarak bedelden indirim hakkının düzenlendiği, bu hükme göre: “Malların sözleşmeye uygun olmaması durumunda semen ödenmiş olsun veya olmasın alıcı semeni, fiilen teslim edilen malların teslim anındaki değeri ile sözleşmeye uygun malların aynı andaki değeri arasındaki farkla orantılı olarak indirebilir. Ancak satıcı 37. veya 48. maddeler uyarınca yükümlülüklerinin ifasındaki bütün eksiklikleri giderirse veya alıcı, satıcının bu maddelere uygun olarak yaptığı ifayı reddederse, alıcı semeni indiremez”. düzenlemesi kapsamında davalının seçimini satış bedelinin indirilmesi yönünde kullandığı ve ayıplı malı o haliyle kabul ettiği, satış bedelinin ayıp oranında indirilmesini istediği, ayıp bildirimine ilişkin olarak CISG m. 39'da yer alan “(1) Alıcı, bir sözleşmeye aykırılık saptadığı veya saptaması gerektiği tarihten itibaren makul bir süre içinde satıcıya, sözleşmeye aykırılığın türünü de belirterek bildirmezse, sözleşmeye aykırılığa dayanma hakkını kaybeder.” (2) Her halde, alıcı, malların fiilen teslim edildiği tarihten itibaren en geç iki yıllık bir süre içinde sözleşmeye aykırılığı satıcıya bildirmezse, sözleşmeye aykırılığa dayanma hakkını kaybeder; meğerki, bu süre sözleşmesel bir garanti süresiyle bağdaşmıyor olsun.” hükmü gereği, taraflar arasındaki elektronik posta yazışmalarından davalının makul süre içinde ayıp bildiriminde bulunduğu anlaşılmakla, bu kapsamda davacı ile ayıplı ürünün kabulü ve ücretten indirim konusunda taraflar arasında daha sonra yapılan mutabakat ile 137.000-$(USD) ödeme karşılığı anlaşmaya varmış olmaları ve söz konusu bedelin davalı tarafça davacıya ödenmiş olması nedeniyle davacının davalıdan alacaklı olduğu hususu ispata elverişli delillerle ispatlanamamasından dolayı davanın reddine dair aşağıdaki şekilde karar verilmiştir.
KARAR: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;
1- Davacı tarafça açılan DAVANIN REDDİNE,
2- Davacı tarafça yatırılan peşin harçtan maktu 427,60-TL karar harcının mahsubu ile fazla yatırılan 51.084,07-TL peşin harcın karar kesinleştiğinde ve istek halinde davacı tarafa iadesine,
3- Tarafların zorunlu arabuluculuk sürecinde anlaşamamaları nedeniyle 6325 Sayılı Kanunun 18/A-13 maddesi uyarınca zorunlu arabuluculuk gideri olan 1.560,00-TL'nin haksız çıkan davacıdan tahsil edilerek hazineye gelir kaydedilmesine,
4- Davacı tarafça yargılama sırasında yapılan giderlerin kendi üzerinde bırakılmasına,
5- Davalı tarafça yargılama gideri yapılmadığından bu hususta karar verilmesine yer olmadığına,
6- Davalı taraf yargılama sırasında kendisini bir vekil ile temsil ettirdiğinden karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT uyarınca hesaplanan 385.864,90-TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalı tarafa verilmesine,
7- Taraflarca yatırılan gider avansının karar tebliğ işlemleri tamamlandıktan ve karar kesinleştikten sonra kullanılmayan kısmının yatıran ilgili tarafa resen iadesine,
Dair; davacı vekilinin yüzüne karşı, davalı vekilinin yokluğunda, gerekçeli kararın tebliğ tarihinden itibaren 2 hafta içerisinde mahkememize verilecek bir dilekçe ile İSTİNAF yasa yolu açık olmak üzere oy birliğiyle karar verildi. 10/10/2024
Başkan ...
e-imza*
Üye ...
e-imza*
Üye ...
e-imza*
Katip ...
e-imza*
*Bu evrak 5070 Sayılı Elektronik İmza Kanunu hükümlerine uygun olarak elektronik imza ile imzalanmıştır.