T.C.
İSTANBUL
20. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO:2025/478 Esas
KARAR NO:2025/632
DAVA:İtirazın İptali (Ticari Nitelikteki Kefalet Sözleşmesinden Kaynaklanan)
DAVA TARİHİ:10/07/2025
KARAR TARİHİ:21/10/2025
Mahkememizde görülmekte olan İtirazın İptali (Ticari Nitelikteki Kefalet Sözleşmesinden Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
TALEP:Davacı vekili tarafından sunulan 10/07/2025 tarihli dava dilekçesinde özetle; Müvekkilinin ... Şubesi: 30.12.2024 Tarih ve 4.950.000-TL Tutardaki kefalete mahsuben yapılan ödemenin, ... ... Şubesi: 30.12.2024 Tarih ve 2.250.000-TL Tutardaki ipoteğe mahsuben yapılmış olan ödemenin, ... ... Şubesi: 26.3.2025 Tarih ve 13.917.435,66-TL Tutardaki ipoteğe mahsuben yapılmış olan ödemenin, ... : 30.12.2024 Tarih ve 300.000-TL Tutardaki kefalete mahsuben yapılmış ödeme mahsuben yapılmış olan ödemelerin nakden ve defaten kefili bulunduğunu ve aleyhine talepte bulunulan davalı lehine ipotek veren sıfatıyla ilgili bankalara ödemeler yaptığını, müvekkilinin, .../... Şubesi nezdindeki kredi hakkında davalı/borçlu lehine müteselsil kefil olmayı kabul ettiğini, müvekkilinin .../... Şubesi nezdindeki kredi kullanıldığını, borçlu lehine mülkiyeti müvekkiline ait olan taşınmaz üzerinde ipotek tesis edildiğini, müvekkilinin, davalı/borçlunun ... nezdindeki kredi hakkında aleyhinde ihtiyati haciz talep edilen borçlu lehine müteselsil kefil olmayı kabul ettiğini, .... İcra Müdürlüğü'nün 2025/... sayılı icra dosyası nezdinde 7.5.2025 tarihinde ihtiyati haciz kararının infazı talep edilerek borçlu/davalının taşınmazlarına haciz tatbik edildiğini, 8.5.2025 tarihinde ise esas takibe geçilerek borçluya ödeme emri gönderildiğini ve borçlu vekili tarafından 20.5.2025 tarihinde müvekkili alacaklıya herhangi bir borcu bulunmadığından bahisle takibe itiraz edildiğini, bu nedenlerden dolayı; davalı borçlunun mal kaçırmasının önüne geçmek ve müvekkilinin telafisi mümkün olmayan zararlarla karşılaşıp alacağını sonsuza değin tahsil edememesi ihtimaliyle karşılaşmaması adına davalı/borçlu aleyhine verilen ihtiyati haciz kararının devamı ile dava sonunda kesin hacze dönüşmesine, sunulan dekontlar ile .../... şubesinden ipotek ve kredi sözleşmesinin celb edilmesini, halk bankası ve ... ilgili şubelerinden kredi sözleşmesi, kefalet sözleşmesi ve ödeme dekontların tensip zaptı üzerinden celbini, davanın kabulü ile, borçlunun borca itirazının tbk 596 vd. hükümleri uyarınca iptaline ve asıl alacak olan 21.417.435,70-TL ve mevduata uygulanan en yüksek faiz üzerinden takibin devamına, mahkeme aksi kanaatte ise tbk 77 vd. hükümleri uyarınca borca itirazın iptaline ve asıl alacak olan 21.417.435,70-TL ve mevduata uygulanan en yüksek faiz üzerinden takibin devamına, takibin devamına haksız itiraz eden borçlu aleyhine alacağın %20’sinden aşağı olmamak üzere icra inkâr tazminatına hükmedilmesine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davalı borçlu tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmişlerdir.
CEVAP: Davalı vekili tarafından sunulan 17/09/2025 tarihli cevap dilekçesinde özetle; Görülen Davada görevli mahkemenin Asliye Hukuk Mahkemesi olduğunu, davacı yanın dava dilekçesinde her ne kadar, huzurdaki uyuşmazlığa ilişkin olarak .... Asliye Ticaret Mahkemesinin ... D. İş sayılı dosyası nezdinde Müvekkili aleyhine ihtiyati haciz kararı alınmış olduğuna işaret etse de geçici hukuki koruma kurumlarından birini teşkil eden ihtiyati haciz kararları bakımından mahkemeler esas hakkında bir karar tesis etmediğinden, bir başka deyişle tesis edilen ihtiyati haciz kararlarının esasa dair bir değerlendirme niteliğinde olmadığından Müvekkili Şirket aleyhine bağlayıcı olduğundan söz edilemeyeceğini, davacı yanın dava konusu teminatlardan doğan borçlara ilişkin olduğunu iddia ettiği ödemelerin, borçlar henüz muaccel değilken yapılmış gönüllü ödeme niteliğinde olduğundan kefilin halefiyet ve/veya rücu hakkının koşulları somut olayda gerçekleşmediğini, ayrıca davacının, müteselsil kefil olarak sorumluluğu doğup doğmadığını sorgulamadan “kefalet” adı altında yapmış olduğunu iddia ettiği bu ödemelerin sebebi esasen davacının söz konusu borçların gerçekte kefili değil asıl borçlusu olmasından kaynaklandığını, bu sebeple davacı yanın müvekkiline rücu talebi hakkın kötüye kullanılması niteliğinde olduğunu, davacı yanca kefalete ilişkin birtakım ödemeler yapıldığı iddia edilen borçlar kapsamında Müvekkilinin ifada gecikmediğini ve asıl borca yönelik olarak ihtarın sonuçsuz kalması gibi sonuç hiç doğmadığını, davacı yanın, henüz muaccel olmamış asıl borçlar karşısında, TBK m. 586 hükmü gereği asıl borçlu olduğu iddia edilen müvekkili şirketin açıkça ödeme güçsüzlüğü içerisinde olduğu ortaya koyulmadan veya müvekkilinin asıl borçlu olarak ifada gecikmesi ve bu kapsamda ihtarın sonuçsuz kalması gibi bir durum söz konusu olmadan kendisine başvurulamayacağına ilişkin muacceliyet def'ini ileri sürmesi gerektiğini, bu nedenlerden dolayı; davanın öncelikle görevsizlik nedeniyle usulden reddine, davanın usulden reddi hususunda mahkemece aksi kanaatte olunması halindeyse huzurdaki haksız ve kötüniyetli davanın tüm talepleri yönünden esastan reddine, müvekkili şirket aleyhine haksız ve kötüniyetli olarak icra takibi açan ve takiben huzurdaki davayı ikâme eden Davacı aleyhine %20'den az olmamak üzere kötüniyet tazminatına hükmedilmesine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davacı üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep etmişlerdir.
DELİLLER : .... İcra Müdürlüğü 2025/... Esas sayılı dosyası, .... Asliye Ticaret Mahkemesi ... D.İş sayılı dosyası, Kredi ve kefalet sözleşmesi, İpotek belgesi, Dekontlar, Vergi Dairesi kayıtları, Ticaret Sicil Kayıtları,Arabuluculuk Son Tutanak ve tüm dosya kapsamı.
.... İcra Dairesi'nin 2022/... Esas sayılı icra dosyasının incelenmesinde; Alacaklı ... tarafından borçlu ... aleyhine ipotek ve kefalet sebebiyle 21.417.435,70 TL alacağa ilişkin haciz yoluyla icra takibi başlatıldığı anlaşılmıştır.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE:
Mahkememizce yapılan yargılama ve tüm dosya kapsamına göre; dava, davacı tarafça davalı aleyhine açılan kefalet sözleşmesinden kaynaklı davalı lehine yapılan ödemelerden doğan alacağa ilişkin başlatılan icra takibine yapılan itirazın iptali davasına ilişkindir.
Davacı taraf davalı lehine verdiği kefalet ve ipotek edeniyle dava dışı bankaya yapılan ödemelerin asıl borçlu davalıdan rücusuna yönelik başlattıkları icra takibine yapılan itirazın iptaline karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı taraf ise asliye hukuk mahkemesinin görevli olduğunu, davacı kefilin halefiyet ve rücu koşullarının oluşmadığını bu nedenle haksız davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
HMK'nın 115/1 maddesi gereğince Mahkemeler dava şartının mevcut olup olmadığını davanın her aşamasında kendiliğinden araştırır. Mahkemelerin görevi kamu düzenine ilişkin olup yargılamanın her aşamasında mahkemece resen göz önüne alınır.
Ticaret Mahkemesinin görev alanını düzenleyen 6102 Sayılı TTK'nın 4 ve 5 maddeleri şu şekildedir:
"MADDE 4- (1) Her iki tarafın da ticari işletmesiyle ilgili hususlardan doğan hukuk davaları ve çekişmesiz yargı işleri ile tarafların tacir olup olmadıklarına bakılmaksızın;
a) Bu Kanunda,
b) Türk Medenî Kanununun, rehin karşılığında ödünç verme işi ile uğraşanlar hakkındaki 962 ilâ 969 uncu maddelerinde,
c) 11/1/2011 tarihli ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun malvarlığının veya işletmenin devralınması ile işletmelerin birleşmesi ve şekil değiştirmesi hakkındaki 202 ve 203, rekabet yasağına ilişkin 444 ve 447, yayın sözleşmesine dair 487 ilâ 501, kredi mektubu ve kredi emrini düzenleyen 515 ilâ 519, komisyon sözleşmesine ilişkin 532 ilâ 545, ticari temsilciler, ticari vekiller ve diğer tacir yardımcıları için öngörülmüş bulunan 547 ilâ 554, havale hakkındaki 555 ilâ 560, saklama sözleşmelerini düzenleyen 561 ilâ 580 inci maddelerinde,
d) Fikrî mülkiyet hukukuna dair mevzuatta,
e) Borsa, sergi, panayır ve pazarlar ile antrepo ve ticarete özgü diğer yerlere ilişkin özel hükümlerde,
f) Bankalara, diğer kredi kuruluşlarına, finansal kurumlara ve ödünç para verme işlerine ilişkin düzenlemelerde,
öngörülen hususlardan doğan hukuk davaları ve çekişmesiz yargı işleri ticari dava ve ticari nitelikte çekişmesiz yargı işi sayılır. Ancak, herhangi bir ticari işletmeyi ilgilendirmeyen havale, vedia ve fikir ve sanat eserlerine ilişkin haklardan doğan davalar bundan istisnadır.
MADDE 5- (1) Aksine hüküm bulunmadıkça, dava olunan şeyin değerine veya tutarına bakılmaksızın asliye ticaret mahkemesi tüm ticari davalar ile ticari nitelikteki çekişmesiz yargı işlerine bakmakla görevlidir."
6100 Sayılı HMK'nın 2.maddesinde ise Asliye Hukuk Mahkemesi'nin görev alanı düzenlenmiş olup, bu madde;
" Dava konusunun değer ve miktarına bakılmaksızın malvarlığı haklarına ilişkin davalarla, şahıs varlığına ilişkin davalarda görevli mahkeme, aksine bir düzenleme bulunmadıkça asliye hukuk mahkemesidir.'' hükmünü haizdir.
TTK'nın 14.maddesine göre “bir ticari işletmeyi kısmen dahi olsa kendi adına işleten kimseye tacir denir.” Aynı Yasa'nın 17.maddesi hükmünce de; “iktisadi faaliyeti nakdi sermayesinden ziyade bedeni çalışmasına dayanan ve kazancı ancak geçimini sağlamaya yetecek derecede az olan sanat ve ticaret sahipleri tacir değildir.” düzenlemesi yer almaktadır.
5362 sayılı Esnaf ve Sanatkarlar Meslek Kuruluşları Kanun'unun 3’üncü maddesinde, Esnaf ve sanatkâr, ister gezici ister sabit bir mekânda bulunsun, Esnaf ve Sanatkâr ile Tacir ve Sanayiciyi Belirleme Koordinasyon Kurulunca belirlenen esnaf ve sanatkâr meslek kollarına dahil olup, ekonomik faaliyetini sermayesi ile birlikte bedenî çalışmasına dayandıran ve kazancı tacir veya sanayici niteliğini kazandırmayacak miktarda olan, basit usulde vergilendirilenler ve işletme hesabı esasına göre deftere tabi olanlar ile vergiden muaf bulunan meslek ve sanat sahibi kimseler olarak ifade edilmiştir. Ayrıca TTK’nun 1463.maddesinde de, önce 17.maddeye gönderme yapılarak, Bakanlar Kurulunun bu konuda kararname çıkarması halinde onlarda gösterilen miktardan aşağı gayrisafi geliri bulunan sanat ve ticaret erbabından başka hiç kimse kanunun 17.maddesinde tarif edilen esnaftan sayılamaz denmek suretiyle tacir veya esnafın hangi kriterlere göre saptanacağı açık bir biçimde gösterilmiştir.
Gerçekten, 19.02.1986 tarih 19024 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 25.01.1986 tarihli Bakanlar Kurulu Kararı ile T.T.K.'nun 1463.maddesine göre esnaf ve küçük sanatkar ile tacir ve sanayicinin ayrımına dair esaslar tespit edilmiştir. Buna göre;
1- Koordinasyon kurulunca tespit ve yayınlanacak esnaf ve küçük sanatkar kollarına dahil olup da gelir vergisinden muaf olanlar ile kazançları götürü usulde vergilendirilenler ve işletme hesabına göre, defter tutanlardan iktisadi faaliyetleri nakdi sermayesinden ziyade, bedeni çalışmalarına dayanan ve kazançları ancak geçimlerini sağlamaya yetecek derecede az olan ve Vergi Usul Kanunu'nun 177.maddesinin 1.fıkrasının 1 ve 3 nolu bentlerinde yer alan limitlerin yarısını, iki numaralı bendinde yazılı nakdi limitin tamamını aşmayanların esnaf ve küçük sanatkar,
2- Vergi Usul Kanunu’na istinaden birinci sınıf tacir sayılan ve bilanço esasına göre defter tutanlar ile işletme hesabına göre defter tutan ve birinci madde de belirtilenlerin dışında kalanların tacir ve sanayici sayılmaları kararlaştırılmıştır.
Bu kapsamda mahkememizce davacı gerçek kişinin bağlı bulunduğu vergi dairesine yazılan müzekkereye verilen cevap doğrultusunda; davacının serbest meslek kazancından ve kira gelirinden kaynaklı vergi mükellefiyetinin bulunduğu ayrıca şirket ortaklığının bulunduğunun bildirildiği bu haliyle davalının tuttuğu deftere ve yıllık kazancına göre esnaf sınıfında bulunduğu ve tacir olmadığı anlaşılmıştır. Keza İstanbul Ticaret Sicili Müdürlüğü'nün cevabi yazısı ile; davacının gerçek kişi ticari işletme kaydının bulunmadığı bildirilmiş olup davacının tacir olmadığı hususunda ihtilaf söz konusu değildir.
Ticari davalar, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 4/1. maddesinde sayılmış olup, buna göre, “Her iki tarafın da ticari işletmesi ile ilgili hususlardan doğan hukuk davaları ve çekişmesiz yargı işleri ile tarafların tacir olup olmadıklarına bakılmaksızın aynı maddenin a, b, c, d, e ve f bentlerinde sayılan davalar” ticari dava olarak adlandırılmıştır.
TTK’nın 4. maddesine göre; ticari davaların iki grup altında incelenmesi mümkündür. Bunlar; tarafların sıfatına ve işin ticari işletmeyle ilgili olup olmadığına bakılmaksızın ticari sayılan davalar (mutlak ticari davalar) ile ticari sayılması için en azından bir ticari işletmeyi ilgilendirmesi gereken davalar ve her iki taraf için de ticari sayılan hususlardan doğan davalar (nispi ticari davalar)dır (ticari Dava, s.8-9 Dr. Levent Börü - İlker Koçyiğit, Ankara 2013).
Mutlak ticari dava; tarafların tacir olup olmadıklarına ve dava konusu edilen işin ticari nitelikte olup olmadığına bakılmaksızın ticari dava olarak sayılan davalar olup, TTK’nın 4/1. maddesinde a ve f bentlerinde 6 bent halinde sayılan dava türleri mutlak ticari davadır. Örneğin; acentelikle ilgili davalar, deniz ticaretine ilişkin davalar, sigorta hukuku ile ilgili davalar, taşınır rehni karşılığında ödünç verme işlerinden kaynaklanan uyuşmazlıklar, rekabet yasağından kaynaklanan davalar, yayım sözleşmesine ilişkin davalar, kredi mektubu ve kredi emrinden doğan davalar, alım satım komisyonuyla ilgili uyuşmazlıklardan doğan davalar, fikri mülkiyet hukukundan kaynaklanan davalar, borsa, sergi, pazarlar ve ticarete özgü diğer yerlere ilişkin özel hükümlerle ilgili uyuşmazlıklardan doğan davalar ve nihayet bankalara ilişkin uyuşmazlıklardan kaynaklanan davalar mutlak ticari davalardır. Bundan başka; özel kanun hükümleri gereği ticari sayılan davalar da bulunmaktadır. Örneğin; Kooperatifler Kanunu’nun 99. maddesi gereğince bu kanundan kaynaklanan davalar, İcra İflas Kanunu’ndan kaynaklanan iflasa ilişkin tüm davalar da mutlak ticari dava sayılmaktadır.
Nisbi ticari dava ise; tarafları tacir olan ve tarafların ticari işletmesi ile ilgili olan uyuşmazlıklar nisbi ticari dava olarak adlandırılmaktadır.
Somut olayda dava konusu ihtilaf davacı tarafça davalı lehine verilen kefalet ve ipotek nedeniyle davalı asıl borçlu lehine yapılan ödemelerin halefiyet gereği asıl borçluya rücusuna yönelik başlatılan icra takibine yapılan itirazın iptali isteminden kaynaklı olup, bu haliyle kefalet sözleşmesi TBK'da hüküm altına alındığından eldeki dava mutlak ticari davalardan olmadığı gibi, davalı taraf şirket olsa da Vergi Dairesi ve Ticaret Sicil Müdürlüğü kayıtlarına göre davacı gerçek kişinin serbest meslek kazancı ve kira gelirinden kaynaklı vergi mükellefiyetinin bulunduğu, davacının şirket ortaklığı bulunsa da eldeki ihtilafın davacının ortağı olduğu şirketle bir ilgisinin bulunmadığı bu haliyle davacının tacir sıfatına haiz olmadığı sabit olmakla, dava konusu kefalet sözleşmesi nedeniyle ödenen bedelin asıl borçluya rücusuna yönelik başlatılan icra takibine yapılan itirazın iptali istemi her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili ve ticari iş niteliğinde olmadığından somut olayda dava TTK'da yer alan mutlak ticari davalardan da değildir. Bu itibarla davaya bakma görevi genel mahkeme olan Asliye Hukuk Mahkemesine ait olup, mahkememizin görev alanında değildir. Benzer davalara ilişkin Yargıtay 4. Hukuk Dairesi'nin 23/11/2015 tarih 2015/13385 E.-2015/13448 K. sayılı, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 37. Hukuk Dairesi'nin 22/09/2023 tarih, 2023/111 E.-2023/2321 K. Sayılı, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesi'nin 09/01/2020 tarih, 2018/1514 E.-2020/23 K. Sayılı içtihatlarında da görevli mahkemenin Asliye Hukuk Mahkemeleri açıkça belirtilmiştir.
Görev itirazı yargılamanın her aşamasında ileri sürülebileceği gibi mahkemece de re'sen nazara alınarak yargılamanın her aşamasında görevsizlik kararı verilebilir. HMK 2. madde ve TTK 5. maddesi gereğince davaya bakma görevi Mahkememize ait olmayıp davacı tarafça açılan davanın İstanbul Asliye Hukuk Mahkemesinde görülmesi gerektiğinden, mahkememizin görevsizliğine ilişkin aşağıdaki şekilde karar verilmiştir.
KARAR: Gerekçesi yukarıda açıklanacağı üzere;
1- Davacı tarafça açılan DAVANIN, HMK 114/1-c maddesi gereğince mahkememizin görevsiz olması nedeniyle dava şartı yokluğundan HMK 115/2 maddesi gereğince USULDEN REDDİ ile, Mahkememizin GÖREVSİZLİĞİNE,
2- HMK 20/1 maddesi gereğince, kararın kesinleşmesinden itibaren iki hafta içinde talep halinde dosyanın görevli ve yetkili İSTANBUL ASLİYE HUKUK MAHKEMESİNE tevzi edilmek üzere İstanbul Adliyesi Hukuk Mahkemeleri Tevzi Bürosuna GÖNDERİLMESİNE, aksi halde davanın açılmamış sayılmasına resen karar verilmesine,
3- Harç, yargılama giderleri, vekalet ücreti ve gider avansı hususunun görevli mahkemece değerlendirilmesine,
Dair; tarafların yokluğunda dosya üzerinde yapılan inceleme neticesinde, gerekçeli kararın tebliğ tarihinden itibaren 2 hafta içerisinde mahkememize verilecek bir dilekçe ile İSTİNAF yasa yolu açık olmak üzere oy birliği ile karar verildi. 21/10/2025
Başkan ...
e-imza*
Üye ...
e-imza*
Üye ...
e-imza*
Katip ...
e-imza*