T.C.
İSTANBUL
21. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO:2022/154 Esas
KARAR NO :2025/662
DAVA:Tazminat (Acentelik Sözleşmesinden Kaynaklanan)
DAVA TARİHİ:11/03/2022
KARAR TARİHİ:08/10/2025
Mahkememizde görülmekte olan Tazminat (Acentelik Sözleşmesinden Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
Davacı vekili dava dilekçesinde; Davacının, merkezi ... adresinde şubesi bulunan ve davalı ... San.ve Tic. Ltd. Şirketinin ABD menşeli medikal ürünlerin alım, satım ve pazarlamasını yaptığını, bu kapsamda davacının her yıl yenilenmek kaydıyla 2011 yılından 24.01.2021 tarihine kadar davalı şirketin üretimini yaptığı ürünlerin özellikle kamu hastanelerine ve özel hastenelere tanıtılmasını ve satışını yaptığını, her ne kadar sözleşmeler 1 yıl süreli olarak yapılmış ise de feshe ilişkin herhangi bir bildirim yapılmaması ayrıca sözleşmelerin her yıl yenilenmesi ile iş bu sözleşmelerin belirsiz süreli sözleşme niteliğini kazandığını gösterdiğini, sözleşmenin belirli veya belirsiz süreli olarak kurulması sözleşmenin sürekli olma özelliğine bir halel getirmeyeceği gibi zaten sözleşmenin taraflarının beklentisinin de sözleşmenin süre sonunda uzatılacağı yönünde olduğunu, her yıl yapılan yenilenmenin aksine davalı şirketin, davacı şirkete sözleşme süresinin uzatılmayacağı hususunu içeren "Anlaşmalı Fesih Protokolü" başlıklı dört sayfadan oluşan iletiyi elektronik posta yoluyla bildirdiğini, taraflar arasında 10 yılı aşkın süredir devam eden sözleşmelerin taraflar arasında güven ilişkisi doğurduğunu, 24.01.2021 tarihinde sona eren sözleşmenin uzatılmaması ise taraflar arasında süreklilik arz eden ve yıllardır devam eden sözleşmenin davalı tarafından haklı nedene dayanılmadan fesih edildiğinin de göstergesi olduğunu, buna dair elektronik postanın gönderildiğini, taraflar arasında yapılan sözleşmeler "Münhasır Olmayan Bayilik Sözleşmesi" başlığı altında yapılmış ise de özellikle davacı şirketin Erzurum merkezli Doğu Anadolu'da 13 ilin (...); Marmara Bölgesinde İstanbul merkezli 6 ilin (...) tek başına yetkili satıcı olması, davalı şirketin davacı şirkete belirlenen bölgede doğrudan satış yapmaması ve davalı şirketin başkaca hiçbir firmayla bu bölgelerde satış yapılması için sözleşme düzenlememesi taraflar arasında yapılan iş bu sözleşmeleri münhasır olmayan sözleşmenin dışına çıkararak münhasır bayilik sözleşmesi niteliğine dönüştürdüğünü, TTK m. 122/5'te de düzenlenen: "...Bu hüküm, hakkaniyete aykırı düşmedikçe, tek satıcılık ile benzeri diğer tekel hakkı veren sürekli sözleşme ilişkilerinin sona ermesi hâlinde de uygulanır." hükmü uyarınca davacı şirket ve davalı şirket arasında akdedilen sözleşmelerin belirli bölgelerde satış yapılması yönünde maddeler içermesi nedeniyle tekel hakkı veren sözleşme niteliğini haiz olduğunu da açıkça ortaya koyduğunu, denkleştirme istemi, Türk hukukunda ilk olarak 6102 sayılı TTK ile acente yönünden yazılı bir düzenlemeye tabi tutulmuş ise de hukukumuza 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu ile girmediğini, 6102 sayılı kanunun yürürlüğe girmesinden çok önce Yargıtay 11. Hukuk Dairesi 10.05.1996 tarihli, 1996/2084 E. 2006/4544 K. Sayılı kararında İsviçre Hukukundan esinlenerek ve TTK Md. 134/2 hükmünü geniş yorumlayarak acente yönünden denkleştirme istemi talebini kabul edildiğini, 6102 sayılı TTK ile acentenin denkleştirme istemine kanunda yer verilmiş ve denkleştirme istemi ayrıntılı bir şekilde düzenlendiğini, davacı şirketin TTK m. 122/5 kapsamında portföy tazminatı / denkleştirme istemi talep edilebilmesinin şartları olan; bayilik sözleşmesinin sona ermesi, bayilik sözleşmesinin sona ermesinden sonra da menfaat sağlanacak olması, bayinin kayba uğraması, hakkaniyete uygunluk şeklinde olan tüm şartları taşıdığını, bunun bilirkişi incelemesi ile de tespiti mümkün olduğunu, müvekkili şirketin uzun yıllar süren yoğun çalışmaları, müşteri ilişkileri, ürünlerin ve marka tanıtımları için yapılan tüm emeklerin neticesinde davalı şirketin iş bu bölgelerde geniş müşteri ağına sahip olduğunu, taraflar arasında sözleşme sona erdikten sonra dahi davalı şirketin herhangi çaba göstermeksizin davacı şirketin yıllara sari çalışması ve gayreti sonucu elde edilen müşteri portföyü üzerinden ticari ilişkilerini devam ettirerek yüksek ekonomik yarar sağlamaya devam ettiğini, bu nedenle davalı şirkete hizmet veren ve kendisine geniş bir müşteri ağı ve fayda sağlayan müvekkili şirketin sözleşmenin sona ermesi nedeniyle ciddi ekonomik kayba uğradığını, kanunun gerekçesinde belirtildiği gibi ve taraflar arasında uzun yıllar devam eden sözleşmelerin de açıkça gösterdiği üzere davacı şirketin, davalı şirket nezdinde olumsuz bir değerlendirmesi bulunmadığını, yargı içtihatlarının da iddialarını desteklediğini, yasal düzenlemeler ve emsal Yargıtay Kararları uyarınca davacı şirketin, TTK m. 122/5'te düzenlenen: "...Bu hüküm, hakkaniyete aykırı düşmedikçe, tek satıcılık ile benzeri diğer tekel hakkı veren sürekli sözleşme ilişkilerinin sona ermesi hâlinde de uygulanır." maddesi kapsamında değerlendirileceği açık olup bu yönde hukuki bir ihtilaf bulunmadığını ve davacı şirketin denkleştirme istemi / portföy tazminatına hak kazandığını, sözleşmenin davalı şirketin isteği doğrultusunda sona erdiği, bu durumun müvekkili açısından ciddi hak kaybına sebebiyet verdiği, davalı şirket tarafından davacı şirketin oluşturduğu müşteri çevresi ile ekonomik fayda sağlanmaya devam edildiği, kanun hükmü uyarınca hakkaniyete uygunluk şartının gerçekleştiği, yapılan işin mahiyeti ve hakkaniyet ilkesi gereğince denkleştirme istemi / portföy tazminatına hak kazanıldığını, ayrıca davacı şirket ve davalı şirket arasında yapılan sözleşme uyarınca alınan bazı ürünlerin teslimi belirlenen tarihten sonra yapıldığını, dolayısıyla davacı tarafından davalıya ait ürünlerin üçüncü şahıslara (kamu ve özel hastaneler) teslimi geç yapıldığını, bu geç teslim nedeniyle üçüncü kişilerin davacı şirkete para cezası müeyyidesi uyguladığını, bu müeyyidelerin davacı şirketin resmi ticari defter ve kayıtlarında mevcut olduğunu, bu para cezalarında davalı şirketin ürünleri geç teslim etmesi nedeniyle tam kusurlu olduğunu, davacı şirkete tahakkuk ettirilerek tahsil edilen para cezalarının davalı şirkete rücu edilerek davacı şirkete ödenmesi gerektiğini, bunun yanı sıra davalı şirket ile yapılan sözleşmelerde davacı şirkete teslimi yapılan ürünlerin son kullanım tarihlerinin geçmesi halinde yeni ürünlerle değişiminin yapılması, ürünlerin muhteviyatı ve kullanım alanları yönünde zaruri bir durum olduğunu, örneğin ameliyat kapsamında kullanılacak ürünlerde son kullanım tarihi geçtiğinde her halükarda değişim yapılması zorunlul olduğunu, davalının satış ve tesliminin gerçekleştiği savunması yersiz ve dayanaksız olduğunu, bu ürünler ihale kapsamında kamu ve özel hastahanelere satıldığını, davacı şirket nezdinde bulunan ve sözleşme süresi içerisinde alınan davalı şirkete ait ürünlerin son kullanım tarihleri geçmiş ve davacı tarafından ürünlerin yenileriyle değiştirilmesi sözlü ve yazılı olarak talepte bulunulmasına rağmen davalı tarafından hiçbir gerekçe gösterilmeksizin ürünlerin değiştirilmesi talebi cevapsız bırakıldığını, bu durum davacının ekonomik kaybına neden olmuş olup, bu ürün bedellerinin de davalı şirketten tazmini gerektiğini, arabuluculuk başvurusunda anlaşma sağlanamadığını beyanla, portföy / denkleştirme tazminatının tespitine, HMK m. 107 uyarınca dava değerini artırmak kaydıyla şimdilik 1.000,00TL alacağın arabuluculuk müracaat tarihi olan 17.01.2022 tarihinde itibaren işleyecek ticari faizi ile birlikte ödenmesine, HMK m. 109 uyarınca fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik 1.000,00TL para cezalarının rücusu yönünde karar verilerek arabuluculuk müracaat tarihi olan 17.01.2022 tarihinde itibaren işleyecek ticari faizi ile birlikte ödenmesine, Sözleşme kapsamında alımı yapılan ürünlerin son kullanım tarihinin geçmiş olması nedeniyle zararın tespitine ve HMK m.107 uyarınca dava değerini artırmak kaydıyla şimdilik 1.000,00TL'nin arabuluculuk müracaat tarihi olan 17.01.2022 tarihinde itibaren işleyecek ticari faizi ile birlikte ödenmesine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davalı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili cevap dilekçesinde; Davalı şirketin 130 yılı aşkın süredir sağlık alanında çeşitli ürünlerin araştırılması ve geliştirilmesi, üretim ve satışı ile iştigal eden küresel bir şirketler grubu olan ...&... Türkiye şirketi olduğunu, şirketin yaklaşık olarak 130.000 kişiyi istihdam ettiğini ve neredeyse dünya üzerindeki her ülkede mevcudiyete sahip olduğunu, işbu şirketler grubunun üç iş kolunda faaliyet gösterdiğini, davalı şirketin Türkiye'deki satış ve dağıtım yapılanması uyarınca, söz konusu tıbbi cihazları hem kendi doğrudan satış yöntemiyle hem de bayileri aracılığı ile sattığını, ancak işbu tıbbi cihazların satışı konusunda hiçbir bayiye münhasırlık tanınmadığını, bu doğrultuda davalı şirketin kendi dağıtım yapısı itibari ile bazı kamu hastanelerinin ve Devlet Malzeme Ofisi'nin açmış olduğu ihalelere bizzat katıldığını ve aynı doğrultuda bazı özel hastanelere direkt satış yaptığını, davalı şirketin satış ve dağıtımını gerçekleştirdiği açık ve kapalı cerrahi tıbbi cihaz pazarında başka yerel ve uluslararası rakipleri de bulunduğunu, ancak hiçbir firmanın bu sektörde hakim durumda olmadığını, davalı şirketin davacı ile ticari ilişkiye 17.01.2009 tarihinde girdiğini, öncelikle Erzurum, Kars, Ağrı, Iğdır, Ardahan, Erzincan bölgeleri davacının odak alanı olarak belirlendiğini, davalı şirketin münhasır olmayan bayisi olarak ürünleri, belirlenen odak alan çevresindeki hastanelere sağladığını, bilirkişi vasıtası ile satış dataları incelendiğinde davalı şirketin davacının bayilik yapmış olduğu dönemde bayilik yapmış olduğu ve odak alanı olarak kararlaştırılan illerde farklı bayilere de dava konusu ürünleri sevk ettiğini, yine davacının bayilik faaliyetinde bulunduğu bazı hastanelerde ise direkt satışlarının olduğunun açıkça görüleceğini, her ne kadar davacı dava dilekçesinde taraflar arasında uzun yıllar devam eden sözleşmelerin de açıkça gösterdiği üzere davacının davalı şirket nezdinde olumsuz bir değerlendirmesi bulunmadığını iddia etmiş ise de bu iddiasının gerçeği yansıtmadığını, taraflar arasında yer alan bayilik sözleşmelerinde tıbbi cihazların ihracatına yönelik yasak bulunmasına rağmen, davalı şirketin yaptığı araştırmalara ve diğer ülkelerden gelen geri bildirimler sonucunda bazı ürünlerin davacı tarafından Türkiye pazarı dışına satışının yapıldığını zaman zaman tespit ettiğini ve bu konuda da şirketi birkaç kez uyardıklarını, tüm bu ve bunun gibi diğer hususların davacının sözleşme ilişkisi boyunca çok kez taraflar arasındaki sözleşmeleri ihlal ettiğini ve yasal yükümlülüklerini yerine getirmediğini açıkça gösterdiğini, davalı ile davacının ilk olarak 17.01.2009 tarihinde diğer tüm bayilerle imzalanan Münhasır Olmayan ve Süreli bayilik sözleşmesi imzaladığını, süreli olan işbu sözleşmenin süresi sonunda ise taraflar arasında yeni bir sözleşme akdedildiğini ve ticari ilişkiye devam edildiğini, taraflar arasındaki ticari ilişkinin, sözleşme sürelerinin sonlarında yeni sözleşme akdedilmek suretiyle süregeldiğini, taraflar arasında en son 24.01.2020 tarihinde yazılı olarak Münhasır Olmayan ve Süreli bayilik sözleşmesi akdedildiğini, işbu sözleşmenin süresinin 24.01.2021 tarihinde dolduğunu, taraflar arasında akdedilen 24 Ocak 2020 tarihli sözleşmenin 12.1 maddesinde; “Sözleşmenin 24 Ocak 2020 tarihi itibariyle yürürlüğe gireceği, 1 yıl süreyle yürürlükte kalacağı, bu sürenin sonunda taraflarca aksi yazılı" olarak kararlaştırılmadığı sürece herhangi bir bildirime gerek kalmaksızın kendiliğinden sona ereceği”nin düzenlendiğini, denkleştirme talepli davada ispat yükünün davacıda olduğunu ancak davacının dilekçesinde iddialarını somutlaştıracak hiçbir delil ibraz etmediğini, davacının dilekçesinin iddialardan ibaret kaldığını, taraflar arasındaki ticari ilişki Münhasır Olmayan Bayilik İlişkisi olduğundan TTK'nın 122. maddesi ile, acente ve tek satıcılara tanınan denkleştirme talebinde bulunmasının mümkün olmadığını, davacı bayi tarafından mevcut müşteri çevresinin devralındığını, yeni müşteri kazandıramadığından portföy tazminatı talep edemeyeceğini, sözleşmeye konu işin davacı tarafından ağırlıklı olarak kamu ihaleleriyle yürütülüyor olması nedeniyle işin niteliği gereği yeni müşteri kazandırılması ya da mevcut müşteri çevresinin genişletilmesinin söz konusu olmadığını, somut olayın özellik ve şartlarında portföy isteminin hakkaniyete uygun düşmediğini, açıklandığı üzere ve mahkemece yapılacak incelemede tespit edileceği üzere, davacı tarafından ikame edilen huzurdaki davanın haksız ve kötü niyetli olduğunu beyanla, davanın reddini, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
Deliller toplanmış, bilirkişiden mahkememizce rapor alınmasına karar verilmiştir.
Mahkememizce resen seçilen mali müşavir, nitelikli hesaplama uzmanı, tıbbi cihaz sektör uzmanı bilirkişi heyetinden alınan 22/08/2022 tarihli kök raporda özetle; " Tarafların 2020,2021 yılı ticari defterlerinin düzenli tutulduğu, açılış ve kapanışının yapıldığı, davacının 2020-2021 yılı yevmiye defterlerinde yapılan inceleme neticesinde, davalı ile olan cari hesap hareketlerini ticari defterlerine usulüne uygun olarak kaydetmiş olduğu, davacının 2020-2021 yılı ticari defterlerinde davalı şirket ile cari hesabına ait 7.802,030 TL borçlu olduğu, davalı şirketin 2020-2021 yılı ticari defter incelemesi neticesinde davacı yandan 7.996.894,64 TL alacaklı olduğu, 2021 yılı bakiyesi olan 7.996.894,64 TL'nin tarafların ticari defterleri kayıtlarında birbiri ile uyumlu olduğu, Mahkemenin vermiş olduğu 24.05.2022 tarihli ara karar kapsamında yapılan incelemede; davacının ticari defter incelemesine göre davalıdan 2020-2021 yılları ticari defter kayıtlarına göre alacaklı olmadığı, taraflar arasındaki Sözleşme'nin hukuki niteliği itibariyle münhasır olmayan acentelik sözleşmesi olduğu, taraflar arasındaki Sözleşme'nin belirli süreli sözleşme niteliğinde olduğu, taraflar arasındaki Sözleşme"nin ifası süresince tarafların sözleşmeye uygun davranıp davranmadığı hakkında değerlendirmede bulunulamadığı ancak huzurdaki davada acentelik sözleşmesi davalının sözleşmeyi haklı sebeple feshiyle değil, aksine sürenin dolmasıyla sona erdiği, bu sebeple davalının, davacının kusurlu davranışlarını ispat etmesi halinde dahi denkleştirme talep hakkının bu gerekçeyle ortadan kalktığı sonucuna varmanın mümkün olmayacağı, taraflar arasındaki Sözleşme'nin 24.01.2021 tarihinde sona erdiği ve huzurdaki davanın 11.03.2022 tarihinde ikame edildiği görüldüğünden, denkleştirme isteminin süresinde ileri sürüldüğü ancak TTK m. 122/1 hükmündeki koşulların ve bu meyanda davalıya yeni ve sürekli müşteri kazandırılması koşulunun davacı tarafından ispatlanması gerektiği, dosya içeriğinde bu koşulun gerçekleştiğine dair bir delile rastlanmadığı, davacının iadesini talep ettiği malların tek kullanımlık tıbbi cihazlar olduğu, tek kullanımlık steril tıbbi cihazlarda sterilizasyon yöntemi ve sertifikasyonuna bağlı son kullanma tarihleri olduğu ve bunların tek tek incelenmesine gerek olmadan, dava tarihi ve süreci göz önüne alındığında son kullanma tarihlerinin geçtiği, taraflar arasındaki Sözleşme'nin 8.5 maddesi gereği son kullanım tarihi geçmiş ürünlerin davalı tarafça kabulünün zorunlu olmadığını " bildirmişlerdir.
İtirazlara üzerine alınan 07/11/2022 tarihli ek raporda özetle; " Davacının 2017, 2018, 2019, 2020, 2021 ve 2022 yılları ticari defterlerinin usulüne uygun tutulduğu, dosya kapsamından anlaşılacağı üzere dava konusu sözleşmenin davacının herhangi bir kusuru nedeniyle sonlandırılmadığı, yine muhtelif dönemlerde satış cirolarının yüksek olmasına müteakip davacı yanın ödüllendirildiği, ayrıca muhasebesel normlarda davacı ile davalı arasındaki ticari karlılık ilişkisinin üst seviyede olduğu, davalı vekili tarafından dosyaya sunulan 03.11.2022 tarihli beyan dilekçesi ekinde sunulan 42 adet faturanın sadece 4 tanesi (8.700,00 TL Bedelli) sözleşmelerde belirtildiği üzere davacı tarafın tek satıcı ve de münhasır olarak belirlenen iller kapsamında olduğu, diğer yandan davacı tarafın 2009 yılından sözleşmenin bitiş tarihi olan 2021 tarihine kadar geçen süre içindeki ciro varlığı (son 5 yıl 135.199.388,15 TL) karşısında küçük bir meblağ olduğu, davacının taraflar arasındaki sözleşmedeki ihracat yasağına gerçekten aykırı hareket edip etmediğinin dosya içeriğindeki belge ve verilere göre ispata muhtaç olduğu, mali yönden tüm belge ve veriler hep birlikte değerlendirildiğinde, Mahkemece davacı ile davalı arasındaki uzun ve karlılık esasları dikkate alınarak davacı talebinin hakkaniyete uygun olacağı yönünde karar verilmesi halinde davacı şirketin satışlarının davalı şirketin satışlarına oranlanması (Kurumlar Vergisi Beyannamesindeki Veriler Dikkate alınmak suretiyle) akabinde faaliyet giderlerinin de gözetilerek 2017, 2018, 2019, 2020 ve 2021 yılları davalı şirketin net karının ortalaması alınması suretiyle yapılan hesaplamaya göre davacı şirketin davalı yandan portföy tazminatı olarak 4.007.534,38TL talep edebileceği, acente bakımından tekel kuralının varlığının denkleştirme için zorunlu bir koşul olmadığı, ancak somut olaydaki veriler ışığında davacının TTK m. 122/1 anlamında “yeni müşteri” kazandırdığından bahsetmenin mümkün gözükmediği, " bildirmiştir.
Ek rapora itiraz üzerine bilirkişiden 06/09/2023 tarihli ikinci ek rapor alınmış ancak aynı şekilde görüş bildirildiği görülmüştür.
Bilirkişi ikinci ek raporundan sonra davacı vekili talep artırım dilekçesi sunarak: portföy/denkleştirme tazminatı talebini 4.007.534,38TL'ye, idari para cezalarına ilişkin talebini ise 95.514,95TL'ye yükseltmiş ve peşin harcını yatırmıştır.
Talep artırım dilekçesi üzerine dosya mahkememiz üye hakiminden mahkeme heyetine tevdi edilmiş, yeni duruşma günü verilerek talep artırım dilekçesi ve duruşma günü taraflara tebliğ edilmiştir.
Dosya mahkememiz heyetine geldikten sonra, önceki kök ve ek raporlar ve itirazlar dikkate alınarak yeni bir bilirkişi heyetinden rapor alınmasına karar verilmiştir.
Yeni bir mali müşavir, bir nitelikli hesaplama uzmanı, sektör sektör uzmanı bilirkişi heyetinden alınan kök ve ek raporlarında özetle; " Dava dosyası muhteviyatından, davacı ve davalı arasındaki bayilik sözleşmesinin 2009 ila 2021 arasında kadar devam ettiği, sözleşmenin birer yıllık olmasına karşın her yıl yenilenerek aralıksız devam ettiği, sözleşme kapsamı incelendiğinde davalının davacıya belirli bir bölge tayin ettiği, satış işlemlerini bu illerle sınırlı kıldığı, bu bölgelerde tek satıcı olarak davacının bulunduğu, ayrıca bölge dışında satış yapılması halinde cezai şart uygulamasının olduğu da görüldüğü, davacı şirketin Bayi olarak yetkilendirildiği, dosya muhteviyatında müşteri listeleri bulunduğu ancak bunlardan hangilerinin taraflar arasındaki ticari ilişki ile birlikte davacının kazandırmış yeni müşteri olduğu davacı tarafça somut olarak ortaya konması gerektiği, mahkemece portföy tazminatı hesaplanmasına karar verilmesi halinde denkleştirme tazminatı 7.953.237,29 TL olarak hesaplanmış olup davacının 6102 sayılı TTK Md. 122. Maddesi gereği talep edebileceği üst sınır son 5 yıllık net kar ortalaması 4.007.534,38 TL' olduğu, davacının portföy tazminatına hak kazanabilmesi için davalının önemli menfaat elde ettiğinin ispatlanması gerektiği, davalının kazandırdığı yeni müşterilerine davacı şirketçe sözleşmenin feshinden sonra satış yapılıp yapılmadığı dosya muhteviyatındaki belgelerden anlaşılamadığı, taraflar arasındaki sözleşme ilişkisinin sona ermesinde esasen sürenin etkili olduğu, dolayısıyla TTK m. 122/3 çerçevesinde sözleşmenin “feshi haklı gösterecek” bir sebebe dayanılarak sonlanmaması sebebiyle, “sırf bu gerekçeyle portföy tazminatına hak kazanılmadığı” görüşünün benimsenemeyeceği, doktrinde, tanınmış markalara da müşteri kazandırılabileceğinin kabul gördüğü, bununla birlikte portföy tazminatının temelde denkleştirme gayesine ve bu bağlamda hakkaniyet temeline dayandırıldığı, buradan hareketle, markanın tanınırlığının bir miktar indirime sebep olabileceği ifade edilmekle birlikte konuya ilişkin takdirin Mahkemeye ait olduğu" bildirilmiştir.
Sunulan son bilirkişi ek raporu ve önceki raporlar nazara alınarak, tarafların sunduğu belgelerin incelendiği, değerlendirmelerin yapıldığı, artık yeni veya tekrar ek rapor alınmasının davaya bir yenilik katmayacağı, sunulmayan müşteri listelerinin ibrazı için tekrar ihtar ve süre verilmesinin usule uygun olmadığı anlaşılmış ve itirazlar red edilerek mahkememizce takdir yoluna gidilmiştir.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE
Dava, taraflar arasındaki bayilik işinin tekel hakkı veren veya tek satıcıcılık mahiyetinde olup olmadığı, acentelik hükümleri uyarınca davacının davalıdan portföy tazminatına hak kazanıp kazanmadığı, davacıya kesilen para cezalarından davalının sorumlu olup olmadığı, satılmayıp davacının elinde kalan ve son kullanma tarihi geçen ürünlerin bedelinin davalı tarafça davacıya iadesi gerekip gerekmediği hususlarına ilişkindir.
Davacı belirsiz alacak davası açarak, başlangıçta 1.000,00TL denkleştirme/portföy tazminatı, 1.000,00TL davacıya kesilen ve ödenen idari para cezası bedeli ve 1.000,00TL son kullanma tarihi geçmiş malların bedelinin iadesini talep etmiş, talep artırım dilekçesi ile portföy/denkleştirme tazminatı talebini 4.007.534,38TL'ye, idari para cezalarına ilişkin talebini ise 95.514,95TL'ye yükseltmiştir.
Taraflar arasında 10 yılı aşkın süre ile süren ve her yıl yenilenen "Münhasır Olmayan Bayilik Sözleşmesi" adı altında sözleşmeler ile davacıya Türkiye Cumhuriyeti Doğuanadolu ve Marmara bölgelerinde pazarlama ve satış yetkisi tanıyan sözleşmeler yapıldığı, son sözleşmenin yenilenme tarihi 24/01/2020 olup süre sonunda davalı tarafça yenilenmeyerek sonlandırıldığı ihtilafsızdır.
Taraflar arasındaki sözleşmelerin başlığında münhasır olmadığı yazılmış ise de, 10 yılı aşkın süre içinde davacının satış yaptığı bölgede başka bayi olmamış, davalı veya başka biri bu ürünleri bu piyasaya doğrudan veya dolaylı satmadığı, davalının sadece 8.700,00TL civarında ve 2018 ve öncesi tarihli, bir kısmı davacının yetki alanının dışında yaptığı satışının bulunduğu, dolayısıyla davacını tek satıcı olduğu, fiilen münhasır yetkili bayi olduğu anlaşılmış, davalının bu konudaki savunmasına mahkememizce itibar edilmemiştir.
6102 sayılı TTK’nın “Denkleştirme İstemi” başlıklı 122. Maddesine göre:
(1) Sözleşme ilişkisinin sona ermesinden sonra;
a) Müvekkil, acentenin bulduğu yeni müşteriler sayesinde, sözleşme ilişkisinin sona ermesinden sonra da önemli menfaatler elde ediyorsa,
b) Acente, sözleşme ilişkisinin sona ermesinin sonucu olarak, onun tarafından işletmeye kazandırılmış müşterilerle yapılmış veya kısa bir süre içinde yapılacak olan işler dolayısıyla sözleşme ilişkisi devam etmiş olsaydı elde edeceği ücret isteme hakkını kaybediyorsa ve
c) Somut olayın özellik ve şartları değerlendirildiğinde, ödenmesi hakkaniyete uygun düşüyorsa, acente müvekkilden uygun bir tazminat isteyebilir.
(2) Tazminat, acentenin son beş yıllık faaliyeti sonucu aldığı yıllık komisyon veya diğer ödemelerin ortalamasını aşamaz. Sözleşme ilişkisi daha kısa bir süre devam etmişse, faaliyetin devamı sırasındaki ortalama esas alınır.
(3) Müvekkilin, feshi haklı gösterecek bir eylemi olmadan, acente sözleşmeyi feshetmişse veya acentenin kusuru sebebiyle sözleşme müvekkil tarafından haklı sebeplerle feshedilmişse, acente denkleştirme isteminde bulunamaz.
(4) Denkleştirme isteminden önceden vazgeçilemez. Denkleştirme istem hakkının sözleşme ilişkisinin sona ermesinden itibaren bir yıl içinde ileri sürülmesi gerekir.
(5) Bu hüküm, hakkaniyete aykırı düşmedikçe, tek satıcılık ile benzeri diğer tekel hakkı veren sürekli sözleşme ilişkilerinin sona ermesi hâlinde de uygulanır.
6102 sayılı TTK m. 122/1’in gerekçesinde: “Bu şart bir taraftan acentenin gayretleri, imaj yaratma, müvekkili ve ürününü tanıtma, diğer taraftan da bir rekabet piyasasında pay alma çalışmaları ile tanımlanır. Acente bu konularda olumsuz not almamış olmalıdır. Ürünün bilinen hatta tanınan bir marka olması acentenin gayretlerinin göz ardı edilmesini, ‘yeni’ müşterilerin işletmeye gelmelerinin(yönelmelerinin) markaya bağlanmasını haklı gösteremez ve ‘hakkaniyet’ unsurunda olumsuz sonuca varmanın gerekçesi olamaz. Rekabet piyasası günümüzde zaten markalar piyasasıdır. Güçlü, hatta tanınmış bir markanın da yeni müşterilerle buluşması için gayrete ihtiyaç vardır. Buluşma sağlanmışsa bunu sadece markaya bağlamak rekabet piyasası kurallarını önemsememek anlamına gelir. Her güçlü ve tanınmış markanın da ‘yeni’ müşteriler edinmesi gayretle olur. Markanın tanıtılması kadar, kendisine yönelme sağlanması ve yönelmenin korunması da gayretle olur. Hakkaniyete uygunluk şartı, gayretin olduğu her halde (kural olarak) gerçekleşir; olumsuz tutum hakkaniyet şartının gerçekleşmesine engel kabul edilebilir.” şeklinde hakkaniyetin gerekliliğine ilişkin durum belirtilmiştir.
Yargıtay içtihatlarında da, süreklilik arz eden ve ismi ne olursa olsun niteliği itibarıyla tek satıcılık-münhasır yetkililik durumunda denkleştirme isteminin kabul edilebileceği belirtilmiştir.
Somut olayda, taraflar arasındaki sözleşmenin 10 yılı aşkın süreyle ve münhasır şekilde icra edildiği, davacının iki bölgede ve çok sayıda ilde tek başına ihalelere girdiği, davalının medikal ürünlerinin satışı, pazarlanması ve tanıtımını yaparak yaygınlaşmasını sağladığı, fesihten sonra da ayın sağlık kuruluşlarının davalı ürünlerine güven duyarak almaya devam edeceğinin açık olduğu, davalının kendi elindeki eski ve yeni müşteri listeleri ile fesihten sonra alıma devam eden ve etmeyen müşteri listelerini sunmadığı, bu halde aynı müşteri çevresinin davalı ile ticari ilişkiye devam ederek davalının önemli menfaatler elde ettiği ve edeceğinin kabulü gerektiği, davacının bu ticari ilişkinin devamından elde etmesi beklenen kardan mahrum kaldığı, hakkaniyet koşulu da gerçekleştiğine göre davacının yasal düzenleme uyarınca denkleştirme tazminatına hak kazandığı anlaşılmakla, bilirkişi tarafından son beş yılın ortalaması üzerinden hesaplanan ve daha düşük olan tazminatın davalıdan tahsiline, son kullanma tarihi geçmiş ürünlere ilişkin bir tespit ve zarar tespit edilemediğinden ve sözleşme gereği davalının geri alma yükümlülüğü bulunmadığından buna ilişkin tazminat talebinin reddine, idari para cezalarından davacının ödediği ve bilirkişinin tespit ettiği kadarına ilişkin talebin kabulüne, alacaklara arabuluculuk başvuru tarihinden itibaren avans faiz uygulanmasına karar vermek gerektiği vicdani kanaat hasıl olmuş ve aşağıdaki gibi hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM:
Davacının davasının kısmen kabulü ve kısmen reddi ile;
1-Son kullanım tarihi geçen ürünlere ilişkin talebin ispatlanamadığından reddine,
2-Denkleştirme tazminatı olarak 4.007.544,38 TL ve gecikme nedeni ile ödenen ve ihbar edilen idari yaptırımlara karşılık tazminat olarak 95.514,95 TL olmak üzere toplam 4.103.049,33 TL yönünden davanın kabulü ile, bu miktarın 17/01/2022 tarihinden itibaren işleyen avans faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine,
3-Alınması gerekli 280.279,29 TL karar harcından, başlangıçta alınan 80,70TL peşin harcın ve ıslah harcı olan 70.035,67 TL harcın mahsubu ile, eksik kalan 210.162,92 TL karar harcının davalıdan alınarak hazineye irat kaydına,
4-Davacı lehine hüküm tarihindeki AAÜT uyarınca hesaplanan 472.243,95 TL vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine,
5-Davalı lehine hüküm tarihindeki AAÜT uyarınca red edilen 1.000,00TL üzerinden hesaplanan 1.000,00 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,
6-Davacı tarafından tebligat, müzekkere, bilirkişi ücreti ve sair giderler için sarfedilen toplam 33.440,00 TL yargılama giderinden davanın kabul/ red oranına göre 33.431,85 TL'sinin ve davacı tarafça peşin yatırılan 70.116,37 TL harcın ve 80,70 TL başvurma harcının davalıdan alınarak davacıya verilmesine, geri kalan yargılama giderinin davacı üzerinde bırakılmasına,
7-Zorunlu arabuluculuk ücreti olan 1.560,00 TL'nin davalıdan alınarak hazineye irat kaydına,
8-Harcanmayan gider avansının karar kesinleştiğinde yatıran tarafa iadesine,
İlişkin, gerekçeli kararın tebliğinden itibaren iki hafta içerisinde mahkememize ya da mahkememize gönderilmek üzere başka yer mahkemesine verilecek bir dilekçe ile İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi nezdinde istinaf yolu açık olmak üzere oy birliği ile verilen karar açıkça okunup, usulen anlatıldı.08/10/2025
Başkan ...
e-imzalıdır
Üye ...
e-imzalıdır
Üye ...
e-imzalıdır
Katip ...
e-imzalıdır