T.C.
İSTANBUL
3. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO : 2024/285 Esas
KARAR NO : 2025/1103
DAVA : Alacak (Acentelik Sözleşmesinden Kaynaklanan)
DAVA TARİHİ : 13/12/2017
KARAR TARİHİ : 09/12/2025
Mahkememizde görülmekte olan Alacak (Acentelik Sözleşmesinden Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılamaları sonunda;
TALEP:
Davacı vekilinin mahkememize vermiş olduğu dilekçesinde özetle: "Müvekkili ... Sigorta Acenteliği ... (T.C...) 09/03/2009 tarihinde davalı şirket ile acentesi olarak faaliyete başladığını, müvekkili acenteliğin tesisinden itibaren davalı şirket nam ve hesabına poliçelerin tanzimininde aracılık yaptığını ve acente komisyonları almaya hak kazandığını, davalı şirket ... 13. Noterliği... Tarih ve ... Yevmiye Nolu Fesih İhbarı ve yine ... 13 Noterliği ... Tarih ve ... Yevmiye Nolu Azilname ile 10/11/2017 tarihinde sözleşmeyi tek taraflı olarak fesih ettiğini beyan ettiğini, müvekkile yapılan fesih iyiniyet kurallarına uymadığını, son dönemlerde davalı şirket hedeflerin tutumamasını gerekçe göstererek fesih etmesi haksız olduğunu, bir önceki yıla göre gözüken üretim azalması şirketin poliçelendirme kriterlerinden kaynaklandığını, üretim azalmasını bahane göstererek sözleşmenin feshi yoluna gidilmesi haksız ve yersiz olduğunu, müvekkilinin sözleşmesi ani olarak sonlandırıldığını ve müvekkili ticari açıdan zor durumda kaldığını, müşterileri karşısında da zor durumda kaldığını ve iş kaybına uğradığını, acenteliğin fesih öneline uyulmadan feshi ve davalıya hatırı sayılır sayıda sigortalı kazandırmış olması sebebiyle müvekkilin TTK 122 maddesi uyarınca denkleştirme tazminatı talep etme hakkı bulunduğunu, arz ve izah edildiği üzere davanın Belirsiz Alacak Davası olup fazlaya ilişkin dava ve talep hakları saklı kalmak üzere şimdilik 10.000-TL'sı acenteliğin feshinden dolayı denkleştirme tazminatının acenteliğin feshi tarihinden itibaren reeskont faizi masraf ve ücreti vekaletle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini" talep ve dava etmiştir.
SAVUNMA:
Davalı vekilinin mahkememize vermiş olduğu dilekçesinde özetle: "Davacı ... Sigorta Acenteliği ünvanlı acente, 3 Aralık 2004 tarihli Acentelik sözleşmesi ile müvekkili ... Sigorta A.Ş.'nin acentesi olarak tayin edildiğini ve tarafların hak ve yükümlülükleri adı geçen sözleşmede tek tek belirtildiğini, davacı acente, müvekkili şirket ile imzalanan sözleşmedeki şartlara ve talimatlara uymadığında, müvekkili şirket tarafından keşide edilen ... 13. Noterliği'nin ...tarih ve ... yevmiye numaralı ihtarnamesi ile taraflar arasında ...tarihinde imzalanan ... yevmiye numaralı acentelik sözleşmesinin ihtarnamenin tebliği tarihinden itibaren geçecek 3 ayın sonunda feshedileceği bildirildiğini ve 10/11/2017 tarihinde feshedildiğini, acentelik sözleşmesinin haklı nedenle feshedilmesi nedeni ile davacı acentenin portföy tazminatı alacağı talebinin bir dayanağı bulunmadığını, davacı acente müvekkili şirket dışında da sigorta şirketleriyle de çalıştığını, acentelik sözleşmesinin haklı nedenle feshedilmesi nedeni ile davacı acentenin komisyon ve portföy tazminatı alacağı talebinin bir dayanağı bulunmadığını, davacı acente halen tüm sigortacılık faaliyetlerini devam ettirdiğini, davacı tarafın taleplerini kabul anlamına gelmemek üzere davacı acente aracılığı ile gerekleştirilen poliçelerin çok büyük şirketçe yenilenerek devam etmediğini ve bunlar nedeniyle öneli bir menfaat elde edilmediğini, bu nedenle davacı tarafın portföy tazminatı talebinin hiçbir yasal dayanağı bulunmadığını, haksız ve mesnetsiz olarak açılan davanın reddine, ...'a müzekkere yazılarak davacı acentenin diğer sigorta şirketlerinin acenteliğini yapıp yapmadığı hususunun sorulmasına, reeskont faizi talebinin reddine, müvekkili şirket dava açılmasına sebebiyet vermediği için yargılama masrafları ve vekalet ücretinin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini" talep etmiştir.
DELİLLER VE GEREKÇE:
Mahkememizde görülmekte olan işbu dava acentelik sözleşmesinin haksız feshine dayalı olarak denkleştirme alacağı (portföy tazminatı)'nın tahsili istemine ilişkindir.
Mahkememizin ... E.... K. Sayılı dosyası ile davanın reddine karar verilmiş olup davacı tarafından mahkememiz kararı istinaf edilmiştir.
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesi'nin ... E ...K sayılı ilamında özetle; "Dava, acentelik sözleşmesinin haksız feshine dayalı olarak denkleştirme alacağı (portföy tazminatı)'nın tahsili istemine ilişkindir.
İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda davanı reddine karar verilmiş; bu karara karşı, davacı vekilince yasal süresi içinde istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
İstinaf incelemesi, HMK'nın 355. maddesi uyarınca, ileri sürülmüş olan istinaf nedenleriyle ve kamu düzeni yönüyle sınırlı olarak yapılmıştır.
Davacı, davalı ile arasındaki 09.03.2009 tarihli acentelik sözleşmesinin 10.11.2017 tarihinde haksız şekilde feshedildiğini ileri sürerek, denkleştirme tazminatı talebinde bulunmuş ve bu talebini yasal süresi içinde belirsiz alacak davası şeklinde ileri sürmüştür. Davalı ise, taraflar arasında düzenlenen sözleşmenin yasa ve sözleşmeye uygun şekilde süre verilerek ve haklı şekilde feshedildiğini, TTK'nın 122.maddesi ve Sigortacılık Kanunun 23.maddesi uyarınca denkleştirme tazminatı alacağı şartlarının oluşmadığını savunmuştur.
Genel olarak portföy tazminatı, acentelik sözleşmesi sona erdikten sonra, bu ilişki devamı boyunca acentenin kişisel gayretiyle yarattığı müşteri çevresinden akidinin halen yararlanması, acentenin ise yararlanmaması nedeniyle uğradığı kaybın karşılığıdır. Somut olayda uygulanması gereken TTK'nın 122. maddesinde açıkça "denkleştirme istemi" olarak tanımlanan, doktrinde de "müşteri tazminatı", "portföy tazminatı", "portföy akçesi" olarak da ifade edilen bu tür tazminat, 5684 sayılı Sigorta Kanununun 23/16. maddesinde, sözleşme ilişkisinin sona ermesinden sonra sigorta şirketi sigorta acentesinin portföyü sayesinde önemli menfaatler elde ediyor ve hakkaniyet gerektiriyorsa, sigorta acentesinin, sigorta şirketinden tazminat talep edebileceği şeklinde düzenlenmiştir.
İlk Derece Mahkemesince davacının alacağının belirlenmesi için alınan kök ve ek raporda; davacının 10.11.2017 olan fesih tarihinden önce Haziran 2017 döneminde fiilen gerçek kişi işletmesinin faaliyetine son verdiği, davacının fesih tarihinden sonra mali verisinin bulunmadığı, fesih sonrası herhangi bir gelir kaybına uğrayıp uğramadığının tespit edilemeyeceği, davacının davalı şirketten başka sigorta şirketlerinin acenteliğini devam ettirdiği, davacının dava dışı "... Şirketi" üzerinden acente faaliyetine devam etmiş olabileceği, bu hususun bu aşamada tespit edilemeyeceği, dava dışı şirketin davacının devamı olduğu kabul edilse bile 2016 ve 2017 yıllarının son altı aylık komisyon gelirleri karşılaştırmalı olarak incelendiğinde 137.498,09 - 122.182,56 = 16.315,53-TL gelir farkı olduğu, ancak bu gelir düşüklüğünü, davalı şirketin feshine bağlayacak anlamlı bir veriye ulaşılamadığı, davacının inceleme tarihi itibariyle Gelir Vergisi, Stopaj ve KDV yönünden vergi kaydının kapalı olduğu, davacının, davalı sözleşmeyi feshetmeden önce Haziran 2017 döneminde davalı ile çalışmayı çok aza indirmek ve akabinde tamamen durdurmak sureti ile davalı ile çalışmasını tamamen kendisinin durdurduğu, davalının ticari defterlerine göre davacının 2017 yılında düzenlediği poliçe sayısı ve bedelinde dikey bir düşüş olduğu, 2016 yılında davacının ürettiği poliçeler tutarının 770.567-TL seviyesinde iken 2017 yılının ilk 6 ayında bu rakamın (yarıdan fazla bir düşüş ile) 175.153-TL'ye gerilediği, söz konusu düşüşün davacının prim tutarının yüksek olması ile açıklanamayacağı, ayrıca davacının poliçe düzenlediği müşterilerden fesih sonrasında, davalı tarafından yalnızca 2 adet müşteriye 7 adet poliçe düzenlendiği, bu itibarla davalının davacının portföyünden fesih sonrasında menfaat sağladığı yönünden anlamlı bir veriye ulaşılamadığı yönünde görüş bildirilmiştir.
Mahkemece, bu bilirkişi raporu esas alınarak, davacının denkleştirme tazminatı talep edilebilmesi için sözleşmenin haksız olarak feshedildiğinin, davalıya yeni bir müşteri çevresi kazandırdığının ve bundan davalının sözleşmenin feshinden sonra da fayda sağladığının ispatı ile mümkün olduğu ve dosya kapsamına göre, bu yönde veri bulunmadığı, davacı tarafça sunulan deliller kapsamında bu hususların ispat edilemediği gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
Acentenin portföy tazminatı talep edebilmesi için dört koşulun gerçekleşmesi gerekir;
1-Acentelik sözleşmesinin denkleştirme talep edecek şekilde sona ermiş olması,
2-Acentelik sözleşmesi sona erdikten sonra müvekkilin, acentenin çabasıyla oluşturulan yeni müşteri çevresinden önemli menfaatler elde etmeye devam etmesi,
3-Sözleşmenin sona ermiş olması nedeniyle acentenin, müvekkiline devrettiği yeni müşteri çevresinden gelir elde etme imkanını kaybetmiş olması,
4-Acenteye denkleştirme ödenmesinin hakkaniyete uygun (hakkaniyetin bir gereği) olması (Özge Ayan, Acentenin Denkleştirme Talep Hakkı, Seçkin Yayınları, Ankara 2008, s. 146 vd; Arslan Kaya, Ticaret Kanunu Şerhi- Birinci Kitap Ticari İşletme- Yedinci Kısım-Acentelik, 2. Basım, İstanbul 2016, s.247 vd). Bu açıklamaya göre, mahkemece öncelikle somut olayda bu dört koşulun gerçekleşip gerçekleşmediği tespit edilmesi gerekmektedir. Bundan sonra, koşulları varsa, alacağın hesaplanmasına geçilmelidir.
Denkleştirme alacağının hesaplanma şekli konusunda mevzuatta bir formül verilmemiştir. Bu durumda karşılaştırmalı hukuktan ve 6102 sayılı TTK'nın 122. maddesindeki düzenlemeden ve Yargıtay uygulamasından hareketle bir hesaplama yöntemi uygulanmalıdır.
Denkleştirme talebinin temelinde, acentenin kendi çabasıyla oluşturduğu yeni müşteri çevresinin, sözleşme ilişkisi sona erdiğinde müvekkile (yani davalıya) devredilmiş olması ve bu yeni müşteri çevresinin ekonomik bir değerinin olması yatmaktadır. Bu nedenle, öncelikle oluşturulan yeni müşteri çevresinin tespiti yapılmalıdır. Acentenin göreve başladığı tarihte mevcut olan müşteri çevresi hariç, yeni oluşturulan müşteri çevresi belirlenmelidir.
Bundan sonra hesaplama üç aşamada yapılır;
Birinci aşamada, acentenin kendi çabasıyla kazandırdığı yeni müşteri çevresinden müvekkilin elde ettiği/elde etmesi muhtemel menfaatler/gelirler hesaplanır. Daha sonra, acentenin yeni müşteri çevresiyle işlem yapamayacak olması nedeniyle uğradığı gelir kaybı hesaplanır. Bu kayıp, acentelik sözleşmesi devam etseydi, acentenin temel edimleri karşılığında elde edeceği ücret (provizyon) gelirleridir. Burada temel bir kural vardır. Müvekkilin menfaati, acentenin ücret kaybı kadardır. Bu nedenle, müvekkilin elde edeceği menfaatin, acentenin gelir kaybı kadar olduğu ilkesinden hareketle, öncelikle acentenin gelir kaybının hesaplanması uygun olacaktır. Bu hesaplama yapılırken, acentenin temel ediminin karşılığı olan ücretler esas alınmalı ve maliyetler düşüldükten sonraki net gelir esas alınmalıdır. Acenteye arızi olarak ödenen ücretler bu hesaplamada dikkate alınmamalıdır ve acentenin bir yıllık gelir kaybı bulunmalıdır.
Gerek müvekkilin elde edeceği menfaat miktarının gerekse acentenin yoksun kaldığı toplam gelir miktarının hesaplanabilmesi için, yeni müşteri çevresinin müvekkille ne kadar süreyle ticari ilişkide bulunacağının, somut olayın özelliklerine göre tahmin edilmesi gerekir.
Daha sonra, işin niteliğine ve acentelik ilişkisinin devam ettiği süredeki veriler dikkate alınarak, yıllık müşteri kayıp oranı belirlenir. Yeni müşterilerle müvekkilin tahmini ilişki süresi esas alınarak her yıl için belirlenen miktarlardan, müşteri kayıp oranında indirim yapılır. Her yıl için bulunan zararlar toplanır. Bulunan bu ham alacak üzerinden, acentenin denkleştirme alacağını peşin olarak alacağı düşünülerek, faiz indirimi yapılır ve birinci aşamadaki ham alacak bulunur.
İkinci aşamada hakkaniyet denetimi yapılır. Bu aşamada üst sınır dikkate alınmaz. Somut olayın özelliklerine göre, hakkaniyet ilkesi gereğince alacak tutarında indirim veya artırım yapılabilir. Örneğin, müvekkilin markasının tanınmışlığı yeni müşteri çevresinin oluşumunda etkili olmuşsa, alacak miktarından uygun bir oranda indirim yapılmalıdır. Acente olağanüstü çaba göstermiş, önemli reklam ve tanıtım çalışmaları yapmışsa alacak miktarı hakkaniyet gereği artırılabilir. Hakkaniyet ölçüsü de uygulanarak, acentenin denkleştirme alacağı hesaplanmış olur.
Üçüncü aşamada, hesaplanan denkleştirme alacağının, yasal üst sınırı aşıp aşmadığı denetlenir. Eğer üst sınırın altındaysa hesaplanan alacağa aynen hükmedilir; üst sınırı aşıyorsa, alacak tutarı üst sınıra indirilerek hüküm altına alınır. Denkleştirme talebinin üst sınırı, TTK’nın 122/2. maddesinde şöyle tanımlanmıştır: ''Tazminat, acentenin son beş yıllık faaliyeti sonucu aldığı yıllık komisyon veya diğer ödemelerin ortalamasını aşamaz. Sözleşme ilişkisi daha kısa bir süre devam etmişse, faaliyetin devamı sırasındaki ortalama esas alınır'' Üst sınırın hesaplanmasında, ilk basamaktaki hesaplamadan farklı olarak, acentenin her türlü geliri hesaplamaya dahil edilmeli ve brüt gelir esas alınmalıdır. Üst sınır acentenin alacak talebini sınırlayan bir düzenleme olduğundan, hesaplamanın bu şekilde yapılması hakkaniyete uygun olacaktır. Yukarıda açıklandığı üzere, hesaplama aşamalarla yapılmalı ve üst sınır denetimi en son yapılmalıdır.
Bu açıklamalar ışığında somut olayın değerlendirilmesinde;
Öncelikle, portföy tazminatı talep edebilmenin ilk şartı, acentelik sözleşmesinin denkleştirme talep edecek şekilde sona ermiş olması, yani sözleşmenin müvekkilce haksız şekilde feshedilmesidir. Somut olayda, mahkemece, acentelik sözleşmesinin haksız olarak feshedildiğini ispat yükünün davacı tarafta olduğu ve davacının bunu ispat edemediği belirtilmiş ise de sözleşmenin haklı sebeple feshedildiğini davalı sigorta şirketi ispatla yükümlüdür. Zira fesih yazısında davalı tarafça, ''bildirilen hedeflerin gerçekleştirilememesi'' sözleşmenin fesih nedeni olarak ileri sürülmüş ve bu fesih sebebinin haklı sebep olduğu savunulmuştur. Ancak mahkemece, hem ispat yükünün davalıda olmasına rağmen davacıda olduğu belirtilerek ispat yükü konusunda hataya düşülmüş hem de feshin haklı olup olmadığı konusunda yeterli bir araştırma yapılmadığı gibi bu konuda bir değerlendirmeye de yer verilmemiştir. Hükme esas alınan bilirkişi raporunda da bir değerlendirme yapılmamıştır. Bu durumda mahkemece, sözleşmenin haklı sebeple feshedildiğini ispat yükünün davalıda olduğu nazara alınarak taraflar arasındaki sözleşmenin haklı nedenle feshedilip edilmediği hususunun açıkça ortaya konulmaması hatalı olmuş ve kararın kaldırılması gerekmiştir.
Öte yandan, davacı ''... Sigorta Acenteliği'' olup ticaret sicil kaydında bu unvan ile kayıtlıdır. Ticaret Sicil Gazetesinin 29.06.2017 tarihli nüshasında ise davacı ... Sigorta Acenteliği'nin tür değişikliği ile ... Şti.olduğu, tek hissedar ve yetkilisinin de ... olduğu anlaşılmaktadır. Davacı vekili de bilirkişi raporuna itiraz dilekçesinde tür değişikliği bulunduğu ve acenteliğin de aynı koşullarda devam ettiği belirtilmiştir. Bu durumda mahkemece, davacı tacirin tür değişikliği ile limited şirket olduğu nazara alınmadan değerlendirme yapılması da hatalı olmuştur.
Bu nedenlerle, mahkemece öncelikle, feshin haklı olduğunu ispat yükünün davalıda olduğu ve davacının tür değişikliği ile limited şirket olduğu dikkate alınarak, acentelik sözleşmesinin haklı sebeple feshedilip edilmediğinin araştırılması gerekmektedir. Feshin haksız olduğu sonucuna ulaşılması halinde ise Mahkemece dosya, konusunda uzman bilirkişiye tevdi edilerek yukarıda açıklanan ilkeler kapsamında inceleme yaptırılarak sonucuna göre bir karar verilmesi gerektiğinden, eksik incelemeye dayalı olarak verilen istinafa konu kararın kaldırılmasına karar verilmesi gerekmiştir." şeklinde gerekçe ile verilerek mahkememiz kararının kaldırılmasına karar verilmiştir. İstinaf kaldırma ilamından sonra mahkememizce 2024/285 Esas numarası verilerek yargılamaya devam olunmuştur.
Mahkememiz ara kararı gereği alanında uzman bilirkişilerden rapor aldırıldığı ve bilirkişilerin sunmuş oldukları raporda özetle: "Mali açıdan 23.07.2019 tarihli raporda arz ve izah olunan görüş ve kanaatlerin aynı perspektif ile muhafaza edildiği, Tarafların ibraz olunan ticari defterlerinin açılış ve kapanış noter tasdiklerinin tam olduğu, ticari defterlerinin sahibi lehine delil vasfının olduğu, Davacının ticari defterlerine göre davacının 10.11.2017 fesih tarihinde önce Haziran 2017 döneminde fiilen gerçek kişi işletmesinin faaliyetine son verdiği, Davacı ...'ın fesih tarihinden sonra mali verisi bulunmadığından, fesih sonrası herhangi bir gelir kaybına uğrayıp uğramadığının tespit edilemeyeceği, Davacının davalı şirketten başka sigorta şirketlerinin acenteliğini devam ettirdiği, Dava dışı şirketin davacının devamı olduğu kabul edilse bile 2016 ve 2017 yıllarının son altı aylık komisyon gelirleri karşılaştırmalı olarak incelendiğinde 137.498,09 — 122.182,56 — 16.315,53TL gelir farkı olsa bile bu gelir düşüklüğünü davalı şirketin feshine bağlayacak anlamlı bir veriye ulaşılmadığı, Davacının, davalı sözleşmeyi feshetmeden önce Haziran 2017 döneminde davalı ile çalışmayı çok aza indirmek ve akabinde tamamen durdurmak sureti ile davalı ile çalışmasını tamamen kendisinin durdurduğu, Davalının ticari defterlerine göre Davacının 2017 yılında düzenlediği poliçe sayısı ve bedelinde dikey bir düşüş olduğu, 2016 yılında davacının ürettiği poliçeler tutarının 770.567TL seviyesinde iken 2017 yılının ilk 6 ayında bu rakamın (yarıdan fazla bir düşüş ile) 175.153TL'ye gerilediği, Söz konusu düşüşün davacının prim tutarının yüksek olması ile açıklanamayacağı, Ayrıca davacının poliçe düzenlediği müşterilerden fesih sonrasında, davalı tarafından yalnızca 2 adet müşteriye 7 adet poliçe düzenlendiği, bu itibarla davalının davacının portföyünden fesih sonrasında menfaat sağladığı önünden anlamlı bir veriye ulaşılamadığı, Bu itibarla davacının portföy tazminatına ilişkin iddia ve dayanaklarının muhasebesel ve Mali açıdan ispata muhtaç olduğu, Davalı sigorta şirketinin davacı acente ile mevcut sözleşmenin 23. Ve 24. Maddelerinin Taraflara verdiği fesih hakkına binaen ... Sigorta tarafından, davacı Acentenin 2017 yılında düzenlediği poliçe sayısı ve bedelinde önceki yılların aynı dönemlerine kıyasla ciddi bir düşüş olduğu gerekçesi, Raporun 11. Sayfasında belirtilen veriler ışığında 9 yıldır uyumlu bir şekilde seyreden üretimin dramatik düşüşün davacının prim tutarının geçmiş yıllarda yüksek olması ile açıklanamayacağı, Buna karşılık Acentelik sözleşmesinin feshinin, 2017 hedeflerinin ilk üç ayda gerçekleştirilmemesi sebebine dayandırılması haklı fesih için tek başına yeterli olmayacağı, bununla birlikte yukarıda ifade edildiği üzere sözleşmenin feshinin, Hazine Müsteşarlığı Sigortacılık Genel Müdürlüğünün görüşünde bildirmiş olduğu esaslara uygun olarak 3 aylık bekleme süresine uygun olarak yapılmış olduğu hususunun kabulü Sayın Hâkimliğin takdirinde olduğu, Davacı Acentenin diğer sigorta şirketleri nezdindeki acenteliklerinin üretim rakamları dosya münderecatında bulunmamakla birlikte, ... feshinden sonra davacı Acentenin 9 bini aşkın müşterisi: poliçeyi i şirketin Acente tarafından kazandırılan portföyü kullanma niyetinde olmadığı kanaati oluşturduğu Sayın Hâkimliğin takdirinde olduğu," şeklinde görüş ve kanaat bildirmiştir.
Taraflar arasında akdedilen 1-27.01. 2006 Tarihli Acentelik Sözleşmesinin “Sözleşmenin Feshi” başlığını taşıyan 23. Maddesinde;
"Bu sözleşme Acente'nin isteğine bağlı olarak üç ay önceden ihbar edilmek koşuluyla her zaman feshedilebilir.
Bu sözleşme Acente'nin sözleşme hükümlerine veya ilgili mevzuat ve teamüllere uygun olarak ... tarafından verilen karar, direktif ve genelgelere uymaması halinde, önceden ihbara gerek kalmaksızın her zaman ... tarafından feshedilebilir." şeklinde düzenleme bulunduğu anlaşılmıştır.
Aynı sözleşmenin “Feshin sonuçları” başlığını taşıyan 24. Maddesinin 2. Paragrafında; "Sözleşmenin gerek ... gerekse Acente tarafından feshi halinde tebligatları; TTK 20 Mddesi gereğince noter aracılığı ile veya iadeli taahhütlü mektupla yapmak zorundadırlar. Her ne sebeple olursa olsun sözleşmenin gerek Acente gerek ... tarafından feshi halinde, Acente, ...'dan her hangi bir nam altında hiçbir hak ve tazminat talep edemez, fesih sırasında ... ile satış kaynağını doğrudan Acentenin Müşterisine yönlendiremez. Acentenin portföyünde bulunan müşterilerin çalışma taleplerini ... serbest piyasa koşulları içinde değerlendirebilir." şeklinde düzenleme yapılmıştır.¸
Bilirkişiler tarafından yapılan değerlendirmede davacının davalı partaj kayıtlarındaki prim üretiminin yukarıdaki tablo doğrultusunda değişiklik gösterdiği, 2009-2016 yılları arasındaki partaj kayıtlarındaki prim üretimi ortalamasının 544.655,75 TL olduğu, 2016 yılı prim üretiminin 770.567,00 TL olduğu ancak 2017 yılı için prim üretiminin 178.153,00 TL'ye gerilediği anlaşılmıştır. Ayrıca davacının son 3 yıllık prim hedefinin ise 2015 yılı için 652.709,00 TL, 2016 yılı için 679.391,00 TL ve 2017 yılı için ise 639.088,00 TL olduğu anlaşılmıştır. Bilirkişiler tarafından son yıl gerçekleşen düşüşün prim tutarının yüksek olması ile açıklanamayacağı ve davacının hedeflerini tutturamadığı tespit edilmiştir.
Tüm dosya kapsamı bir bütün olarak incelendiğinde; davalı sigorta şirketi tarafından davacıya 08/05/2017 tarihli yazı ile özetle davacının branş bazında hedeflerini tutturamadığını ve Haziran sonu itibariyle portföy dağılımının hedeflere uygun hale getirilmesi gerektiğinin bildirildiği, akabinde ise ... 13. Noterliğini ...tarih ve ... yevmiye no.lu fesihname ve yine ... 13. Noterliğini ... tarih ve ... yevmiye no.lu azilnamesi ile taraflar arasındaki acentelik sözleşmesini son dönemlerde davalı şirketin hedeflerini tutturamamasını gerekçe göstererek feshettiği anlaşılmıştır. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesi'nin kaldırma ilamında da belirtildiği üzere acentenin portföy tazminatı talep edebilmesi için dört koşulun gerçekleşmesi gerekir. Bu dört koşul ise;
1-Acentelik sözleşmesinin denkleştirme talep edecek şekilde sona ermiş olması,
2-Acentelik sözleşmesi sona erdikten sonra müvekkilin, acentenin çabasıyla oluşturulan yeni müşteri çevresinden önemli menfaatler elde etmeye devam etmesi,
3-Sözleşmenin sona ermiş olması nedeniyle acentenin, müvekkiline devrettiği yeni müşteri çevresinden gelir elde etme imkanını kaybetmiş olması,
4-Acenteye denkleştirme ödenmesinin hakkaniyete uygun (hakkaniyetin bir gereği) olması şeklindedir. Somut olay bakımından taraflar arasında acentelik sözleşmesinin bulunduğu, davalı tarafından davacıya her yıl branş bazında hedefler verildiği, davacı tarafından bazı yıllar hedeflerin aşıldığı bazı yıllar hedeflerin altında kalındığı anlaşılmıştır. Ancak taraflar arasındaki sözleşme süresi boyunca 2017 yılı dışarıda bırakılarak mahkememizce yapılan hesaplamada davacının yıllık ortalama 544.655,75 TL prim üretimi olduğu anlaşılmıştır. Bu bağlamda 2017 yılının ilk yarısında ise davacı tarafından sadece 178.153,00 TL prim üretilmiş olduğu dikkate alındığında davacının prim üretiminde ciddi düşüş olduğu ve sözleşmenin davalı tarafından çekilmez hâle geldiği kanaati mahkememizde hâsıl olmuştur. Dolayısıyla davalı tarafından sözleşme çekilmez hâle geldiğinden davalı tarafın yapmış olduğu feshin haklı fesih kapsamında kaldığı değerlendirilmiştir. Ancak bir an için aksi düşünülse ve davalının feshinin haksız olduğu düşünülse de davacının portföy tazminatına hak kazanabilmesi için acentelik sözleşmesi sona erdikten sonra davalı sigorta şirketinin davacının çabasıyla oluşturulan yeni müşteri çevresinden önemli menfaatler elde etmeye devam etmesi gerekmektedir. Fakat somut olay bağlamında bilirkişilerce yapılan değerlendirmelerde taraflar arasındaki sözleşme ilişkisi sona erdikten sonra davalı tarafından davacının portföyünde bulunan yalnızca iki müşteriye toplam yedi adet poliçe düzenlendiği tespit edilmiş olduğundan davalının önemli ölçüde menfaatler elde etmediği anlaşılmıştır. Dolayısıyla gerek sözleşmenin davacının portföy tazminatı istemini haklı kılacak şekilde sona ermemiş olması yani bir başka deyişle davalının feshinin haklı olması ve gerekse de davalı tarafından fesihten sonra önemli menfaatler elde edilmemiş olması sebebiyle davanın reddine dair aşağıdaki şekilde karar vermek gerekmiştir.
HÜKÜM : Ayrıntısı ve gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere :
1-Davanın REDDİNE,
2-Karar tarihi itibariyle 492 Sayılı Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 615,40 TL harçtan peşin alınan 170,28 TL'nin mahsup edilerek bakiye 445,12 TL harcın davacıdan alınarak hazineye irat kaydına,
3-Davacı tarafından yapılan giderlerin kendi üzerinden bırakılmasına,
4-Davalı tarafından yapılan 6.000,00 TL bilirkişi masrafının davacıdan alınarak davalıya verilmesine,
5-Davalı kendisini bir vekil ile temsil ettirdiğinden yürürlükte olan A.A.Ü.T. 13/2 maddesi gereğince dava değeri olan 10.000,00 TL üzerinden hesaplanan 10.000,00 TL'nin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,
6-Taraflarca yatırılan gider ve delil avansından arta kalan kısmın karar kesinleştiğinde HMK.m.333 hükmü uyarınca ilgili tarafa iadesine,
Dair; taraf vekillerinin yüzüne karşı verilen gerekçeli kararın tebliğinden itibaren iki haftalık süre içinde mahkememize veya bulunulan yer asliye ticaret mahkemesine dilekçe ile başvurmak koşuluyla İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi nezdinde istinaf kanun yolu açık olmak üzere karar verildi. 09/12/2025
Katip
e-imzalıdır
Hakim
e-imzalıdır