T.C.
İSTANBUL
3. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO : 2024/287 Esas
KARAR NO : 2025/875
DAVA : Alacak (Hizmet Sözleşmesinden Kaynaklanan)
DAVA TARİHİ : 13/10/2016
KARAR TARİHİ : 14/10/2025
Mahkememizde görülmekte olan Alacak (Hizmet Sözleşmesinden Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılamaları sonunda;
TALEP:
Davacı vekilinin mahkememize vermiş olduğu dilekçesinde özetle: " Müvekkillerinin murisi ...'ın dava dışı ... Bankasının ... Şubesinden 100.000,00-TL kredi kullandığını ve krediden dolayı 09/03/2015 başlangıç ve 09/03/2016 bitiş tarihli ...düzenlendiğini, müvekkillerinin murisinin poliçe süresinde vefat etmiş olmasına rağmen sigorta tazminatının ödenmediğini belirterek HMK 107. Maddesine göre belirsiz alacak miktarı olarak şimdilik 10.000,00-TL sigorta tazminat bedelini ödenmesini" talep ve dava etmiştir.
SAVUNMA:
Davalı vekilinin mahkememize vermiş olduğu dilekçesinde özetle: " Mahkememizin görevsiz olduğunu, görevli mahkemenin Tüketici Mahkemeleri olduğunu, davacıların murisinin poliçe düzenlenirken pankreans kanseri olmasına rağmen bunu beyan etmeyerek TTK 1435. maddesindeki beyan yükümlülüğünün ihlal ettiğini, bu sebeple sigorta tazminatını hak etmediklerini savunarak davanın Reddini" talep etmiştir.
DELİLLER VE GEREKÇE:
Dava, hayat sigorta poliçesi kapsamında vefat tazminat bedelinin tahsili istemine ilişkindir.
Yargıtay 4. Hukuk Dairesi'nin ... E ...K sayılı ilamında özetle; "1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık; Hayat Sigortası Poliçesinden kaynaklı vefat tazminatı talebine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
6100 sayılı Kanun'un 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 1401 vd. maddeleri, Hayat Sigortası Genel Şartları.
3. Değerlendirme
Somut olayda; davacılar murisinin kullanmış olduğu esnaf kredisi nedeniyle, davalı sigorta şirketi tarafından, 09.03.2015-09.03.2016 tarih aralığı için hayat sigorta poliçesi düzenlenmiş, sigortalı muris, sözleşme süresi içinde, 15.07.2015 tarihinde vefat etmiştir. Dosya kapsamında bulunan hayat sigortası başvuru formunda, murisin sağlığı ile ilgili sorulara hayır cevabı verdiği ve imzası ile bunu tevsik ettiği anlaşılmıştır.
Davalı taraf, davacılar murisinin poliçe tanziminden önce "pankreas kanseri" olduğunu bildirmeyip sözleşmenin kurulması sırasında beyan yükümlülüğüne aykırı davrandığı, bu nedenle de zararın teminat dışı kaldığı savunmasında bulunmuştur.
Davalı tarafından poliçenin tanzim edildiği ve rizikonun gerçekleştiği tarih itibariyle yürürlükte bulunan 6102 sayılı TTK'nun 1435 inci maddesi ile sigorta sözleşmesinin kurulması sırasındaki sigortalının doğru bilgi verme (beyan) yükümlülüğü, "sigorta ettiren sözleşmenin yapılması sırasında bildiği veya bilmesi gereken tüm önemli hususları sigortacıya bildirmekle yükümlüdür. Sigortacıya bildirilmeyen, eksik veya yanlış bildirilen hususlar, sözleşmenin yapılmamasını veya değişik şartlarda yapılmasını gerektirecek nitelikte ise, önemli kabul edilir. Sigortacı tarafından yazılı veya sözlü olarak sorulan hususlar, aksi ispat edilinceye kadar önemli sayılır" denilmek suretiyle düzenlenmiş ve bu yükümlülüğün kapsamı belirlenmiştir.
Gerek TTK'nun 1435 inci maddesi ve gerekse Hayat Sigortası Genel Şartlarının C-2.2. maddesi düzenlemesine göre; sigorta şirketinin sorusu üzerine veya her hangi bir soru sorulmadan (dolayısı ile buna ilişkin bir form doldurulmadan) sigortalı, sözleşmenin yapılması sırasında kendisinin bildiği ve sigortacının sözleşmeyi yapmamasını veya daha ağır şartlarla yapmasını gerektirecek bütün halleri sigortacıya bildirmekle yükümlüdür.
Sigorta sözleşmesinin kurulması sırasındaki beyan yükümlülüğüne uymamanın sonuçları ise, aynı Kanunun 1439/2. maddesinde, "rizikonun gerçekleşmesinden sonra, sigorta ettirenin ihmali ile beyan yükümlülüğü ihlal edildiği takdirde, bu ihlal tazminatın veya bedelin miktarına yahut rizikonun gerçekleşmesine etki edebilecek nitelikte ise, ihmalin derecesine göre tazminattan indirim yapılır. Sigorta ettirenin kusuru kast derecesinde ise beyan yükümlülüğünün ihlali ile gerçekleşen riziko arasında bağlantı varsa, sigortacının tazminat veya bedel ödeme borcu ortadan kalkar; bağlantı yoksa, sigortacı ödenen primle ödenmesi gereken prim arasındaki oranı dikkate alarak sigorta tazminatını veya bedelini öder" şeklinde düzenlenmiştir.
Yargılama sırasında, İlk Derece Mahkemesince, İstanbul Adliyesinde görevli adli tıp uzmanından, murisin bildirilmeyen hastalığı ile ölüm sebebi arasında illiyet bağının olup olmadığı hususunda rapor alınmıştır. Rapor içeriğinde, muris sigortalının ölüm belgesinden, ölüm sebebinin , Kardiyojenik şok, Akut Koroner Sendrom olduğu, murisin dosyada mevcut tüm tedavi evrakları ve hastane epikriz raporlarından ölüme sebep olan hastalığın Safra Yolları Malign Tümörü, Akut Pankreatıt ve Duedonum Kanseri sonucu solunum ve dolaşım yetmezliği sebebi ile vefat ettiği, tanısı konulmuş olan bu hastalığı ile ölümü arasında illiyet bağının bulunduğunun tespit edildiği görülmüştür.
İlk Derece mahkemesince işbu rapor hükme esas alınarak, davacıların talebinin teminat dışı olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, Bölge Adliye Mahkemesince ,davacılar vekilinin istinaf başvuruları esastan reddedilmiştir. Ancak varılan sonuç eksik incelemeye dayalıdır.
Zira hükme esas alınan raporda, sigortalı murisin ölüm belgesinde Kardiyojenik şok, Akut Koroner Sendrom nedenine bağlı vefat ettiği belirtilmiş ise de dosya kapsamında ,raporda bahsedilen kati ölüm belgesine rastlanmamıştır.
Bununla birlikte, sigortalı murisin 21.11.2013 tarihinde Whipple operasyonu geçirdiği ve (pankreas kanseri) tedavilerinin bulunduğu sabit olduğuna göre , rapor düzenleyen heyetin içinde Onkoloji Doktorunun ve (incelendiği belirtilen ölüm belgesindeki ölüm nedenine göre de) Kardiyoloji Doktoru bilirkişinin bulunmadığı, tek bir adli tıp uzmanı tarafından tanzim edildiği, bu hali ile yetersiz bir rapor olduğu, hükme esas alınamayacağı anlaşılmıştır.
Bu durumda , mahkemece öncelikle davacılar murisinin tedavi evrakları içinde eksiklik bulunması halinde ilgili hastanelerden celbi, yine murisin ölüm sebebinin tespiti için kati ölüm belgesinin dosyaya kazandırılması ondan sonra Adli Tıp Kurumundan içerisinde onkolog ve kardiyoloji doktorunun da bulunduğu heyetten rapor alınarak , sigortalı murisin tedavi gördüğü ve bildirmediği hastalığı ile ölümü arasında doğrudan illiyet bağının olup olmadığı, başka bir anlatımla ölümün gizlenen hastalıktan meydana gelip gelmediği tespit ettirilerek yukarıdaki açıklamalar ışığında sonucuna göre karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ile yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiş ve bozmayı gerektirmiştir." şeklinde karar verilerek mahkememizin ... Esas ... Karar sayılı kararının bozulmasına karar verilmiştir.
Yargıtay 4. Hukuk Dairesi'nin bozma kararından sonra mahkememizce ...Esas numarası verilmiş ve bozma kararına uyulmasına karar verilerek yargılamaya devam edilmiştir.
Adli Tıp Kurumu 1. İhtisas Kurulu'nun ...tarihli ... karar sayılı raporunda özetle; "09/03/2015 başlangıç tarihli hayat sigortası sözleşmesi bulunduğu, 15/07/2015 tarihinde öldüğü bildirilen ... oğlu 14/02/1978 doğumlu ... hakkında düzenlenmiş adli ve tıbbi belgelerde bulunan veriler değerlendirildiğinde,
1. Adli dosyada kayıtlı bilgilerde; 09/03/2015 başlangıç tarihli sigorta sözleşmesinden önce, kişinin yapılan tetkiklerinde, safra kanalıyla ince bağırsağın birleşme yerinde kitle tespit edildiği, bu nedenle 21/11/2013 tarihinde ameliyata alınarak Whipple operasyonu yapıldığı, ameliyatta çıkarılan dokuların patolojik incelemesi sonucu ince bağırsak kanseri (adenokarsinom) tanısı konulduğu, devam eden süreçte yapılan kontrollerinde ince bağırsak kanseri (adenokarsinom) nüksü ve metastazı tespit edildiği, kemoterapi verildiği, uygulanan tedavilere rağmen hastalığın ilerlediği, klinik durumunun giderek kötüleştiği, 15/07/2015 tarihinde öldüğünün kayıtlı olduğu dikkate alındığında;
Kişinin ölümünün ince bağırsak kanseri (adenokarsinom) sonucu meydana gelmiş olduğu,
2. Kişiye ince bağırsak kanseri (adenokarsinom) tanısının sözleşme tarihinden önce konulmuş olduğu, sözleşme tarihinden önce tanısı konulan ince bağırsak kanseri (adenokarsinom) ile kişinin ölümü arasında illiyet bağı BULUNDUĞU oy birliği ile mütalaa olunur." şeklinde değerlendirmelerde bulunulmuştur.
Uyuşmazlık, davacıların vefat tazminat taleplerinin yerinde olup olmadığı, müteveffanın beyan yükümlülüğüne aykırı davranıp davranmadığı noktasında toplanmıştır.
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 17. Hukuk Dairesi'nin...Esas ... sayılı kararında da belirtildiği üzere sigorta sözleşmesi 6102 sayılı TTK'nun 1401. maddesinde, sigortacının bir prim karşılığında, kişinin para ile ölçülebilir bir menfaatini zarara uğratan tehlikenin, rizikonun meydana gelmesi halinde bunu tazmin etmeyi ya da bir veya birkaç kişinin hayat süreleri sebebiyle ya da hayatlarında gerçekleşen bazı olaylar dolayısıyla bir para ödemeyi veya diğer edimlerde bulunmayı yükümlendiği sözleşme olarak tanımlanmıştır. Tüm sigorta sözleşmelerinin gerçekleştirilmesinin ana amacı, kişinin can veya mal varlığına gelebilecek tehlikelere yani rizikolara karşı güvence sağlayabilmektir. Sigorta akti hiçbir şekle bağlı değildir. TTK 1424. maddede, sigortacının sigorta sözleşmesinin yapılmasından itibaren imzalanmış poliçeyi sigorta ettirene vermekle yükümlü olduğu, 1425. maddede ise poliçenin içeriği düzenlenmiş, maddede, sigorta poliçesinin tarafların haklarını, temerrüde ilişkin hükümler ile genel ve varsa özel şartları içereceği, rahat ve kolay okunacak biçimde düzenleneceği ifade edilmiştir. TTK'nun 1435. maddesinde, sigorta ettirenin sözleşmenin yapılması sırasında bildiği veya bilmesi gereken tüm önemli hususları sigortacıya bildirmekle yükümlü olduğu belirtilmiştir. Aynı düzenlemeye Hayat Sigortaları Genel Şartları C.2.2. bendinde de yer yer verilmiştir. TTK'nun 1439. maddede ise bildirme yükümlülüğünün ihlali ile ilgili yaptırım düzenlenmiş, ikinci fıkrada, beyan yükümlüsünün ihlali ile gerçekleşen riziko arasında bağlantının bulunması halinde sigortacının tazminat ve bedel ödeme borcunun ortadan kalkacağına yer verilmiştir. Somut olayda, bilirkişi raporunda ayrıntılı şekilde açıklandığı üzere, müteveffanın vefat nedeni ile beyan edilmeyen hastalığı arasında illiyet bağının olduğu belirtilmiştir. TTK'nun 1423. maddesinde aydınlatma yükümlülüğü düzenlenmiştir. 5684 sayılı Sigortacılık Kanunun 11/3. Maddesinde de, sigorta şirketleri ve sigorta acenteleri tarafından gerek sözleşmenin kurulması, gerekse sözleşmenin devamı sırasında sigorta ettiren, lehtar ve sigortalıya yapılacak bilgilendirilmeye ilişkin hususların yönetmelikte düzenleneceği öngörülmüş, anılan yasa hükmüne dayanılarak Hazine Müşteşarlığı tarafından çıkarılan 28.10.2007 tarihli Resmî Gazetede yayınlanan, Sigorta Sözleşmelerinde Bilgilendirme Yönetmeliğinin de detaylı açıklama yapılmış, 7. maddesinde, bilgilendirme formu gereği gibi teslim edilmemiş veya bilgiler gerçeğe aykırı düzenlenmiş ise bu hallerden herhangi birinin sigorta ettirenin kararına etkili olmuş ise sigorta ettirenin sigorta sözleşmesini feshedebileceği ve uğradığı zararın tazmini talep edebileceği belirtilmiştir.
Tüm dosya kapsamı bir bütün olarak incelendiğinde; ... A.Ş.'ye ait Esnafa Hayat Sigortası Formu incelendiğinde; Muris ...'ın, Sağlık Beyanı kısmında, Kalp hastalığı, Kanser, kronik Böbrek Yetmezliği, Siroz ve AIDS hastalıkları ile ilgili ameliyat veya tedavi oldunuz mu? Yukarıda belirtilen hastalıkları dışında ameliyat tedavi oldunuz mu? Ameliyat tedavi olmanızı gerektiren bir sağlık sorununuz bulunuyor mu? sorularına HAYIR cevabı verdiği ve formun altını imzaladığı anlaşılmıştır. Mahkememizce alınan ATK 1. İhtisas Kurulu'nun ... tarihli ... karar sayılı raporunda da belirtildiği üzere davacıların murisi sigortalının vefatının ince bağırsak kanseri sebebiyle meydana geldiği, ince bağırsak kanseri tanısının sözleşme tarihinden önce konulmasına rağmen davacıların murisi tarafından sigorta sözleşmesinde bu durumun bildirilmediği ve ölümü ile bildirmediği hastalığı arasında illiyet bağı bulunduğu, davalı sigorta şirketi tarafından aydınlatma yükümlülüğünün yerine getirildiği, sigortalının beyan yükümlülüğünü ihlal ettiği, 6102 sayılı TTK hükümleri ile Hayat Sigortaları Genel Şartları gereğince davanın reddi gerektiği kanaati mahkememizde hâsıl olmuş olup aşağıdaki şekilde karar vermek gerekmiştir.
HÜKÜM : Ayrıntısı ve gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere :
1-Davanın REDDİNE,
2-Karar tarihi itibariyle 492 Sayılı Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 615,40 TL harçtan peşin alınan 170,78 TL'nin mahsup edilerek bakiye 444,62 TL harcın davacıdan alınarak hazineye irat kaydına,
3-Davacı tarafından yapılan giderlerin kendi üzerinden bırakılmasına,
4-Davalı tarafından yapılan 35,00 TL tebligat-posta giderinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,
5-Davalı kendisini bir vekil ile temsil ettirdiğinden yürürlükte olan A.A.Ü.T. 13/2 maddesi gereğince dava değeri olan 10.000,00 TL üzerinden hesaplanan 10.000,00 TL'nin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,
6-Taraflarca yatırılan gider ve delil avansından arta kalan kısmın karar kesinleştiğinde HMK.m.333 hükmü uyarınca ilgili tarafa iadesine,
Dair; davacı vekilinin yüzüne karşı davalının yokluğunda verilen gerekçeli kararın tebliğinden itibaren iki haftalık süre içinde mahkememize veya bulunulan yer asliye ticaret mahkemesine dilekçe ile başvurmak koşuluyla Yargıtay İlgili Hukuk Dairesi nezdinde temyiz kanun yolu açık olmak üzere karar verildi. 14/10/2025
Katip ...
e-imzalıdır
Hakim ...
e-imzalıdır