T.C.
İSTANBUL
3. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO : 2024/586 Esas
KARAR NO : 2025/84
DAVA : 3. Şahıs Tarafından Açılan Menfi Tespit
DAVA TARİHİ : 30/09/2024
KARAR TARİHİ : 10/02/2025
Mahkememizde görülmekte olan 3. Şahıs Tarafından Açılan Menfi Tespit davasının yapılan açık yargılaması sonunda,
TALEP:
Davacı vekilinin mahkememize vermiş olduğu dilekçesinde özetle: "..., müvekkil ... ile olan iç ortaklığa aykırı davranmış, ...’ya kar payını vermemiş, müvekkil ...’nun ticari itibarını zedelemiştir. işbu davanın esasını; davalı ...’un sahibi olduğu ve aralarında organik bağ bulunan, aynı faaliyet alanında iştigal eden ..., ... ve ... şirketlerinde müdür sıfatıyla çalışan müvekkil ...’nun davalı ...’un emir ve talimatları nedeniyle doğan zararlarının tazminini oluşturmaktadır. Davacı müvekkil ..., ...’un gizli ortak olduğu ...Şirketinin müdürü olarak atanmış ve iç ortaklıkları gereği davalı ...’un sahibi olduğu tüm şirketlere yönelik talimatlarını yerine getirmeye başlamıştır. bununla birlikte ...’un yapılmasını emrettiği talimatlar ... şirketini zarara uğrattığı kadar ...’nun kazancını da etkilemiş, ...’un talimatları dolayısı ile kendisine vaad edilen karları alamamıştır. bu sebeple ...’un talimatları dolayısyla mahrum kalınan karlara ilişkin zararları mevcuttur. ...’un talimatları aynı zamanda tarafların birlikte kurduğu iç şirkete de zarar vermiştir. Taraflar arasındaki yazışmalardan da açıkça görüldüğü üzere davacı ...’nun, aralarında organik bağ bulunan bu şirketleri arka planda yöneten ...’un talimatlarını bir bir yerine getirmiş olması nedeniyle ticari itibarı geri dönülemez şekilde zedelenmiş, ticari hayatı son bulmuştur. Davalı ...'un kötüniyetli olarak davacı müvekkil ...’ya vermiş olduğu emir ve talimatlar nedeniyle ticari itibarı zedelenen ve ticari hayatı son bulan davacı’nın zararlarının tazmini gereklidir. Müvekkil ..., deri çanta, ayakkabı ve kürk başta olmak üzere lüks ürünler satışı yapan mağazalarda satış danışmanı ve mağaza müdürlüğü görevlerini üstlenmiş ancak ... ile yapılan sözleşme uyarınca ...’nun sadece ...’tan emir ve talimat alacağı, sadece ve sadece ...’un dediklerini yapacağı konusunda anlaşılmıştır. Deliller incelendiğinde de ortaya çıkacağı üzere ... ile ... arasında iç ortaklık olduğu ve ...’un iç ortaklık zarara uğrattığı, ...’ya gerekli karları vermediği aralarındaki ortaklığa aykırı davrandığı ortaya çıkacaktır.
Davalı ... gizli ortak olarak, Davacı ... ise aktif ortak olarak adi ortaklık kurmuş ve ... ...’a ait olan ...şirketlerinde 2016 yılından itibaren çalışmıştır. Aralarındaki iç ortaklıktan kaynaklı ..., ...’un her talimatını yerine getirmiş ve ..., bu ortaklığın başarılı olması karşılığında yeni şirketlerde birlikte çalışabileceğini beyan etmiştir. Bu sebepledir ki ... ...’un her dediğini yerine getirmiştir.
Kurulan İç Ortaklık ile Müvekkil ...’nun sektördeki uzmanlığı ve tecrübesinden yararlanılmak istenmiş, Davalı ...’un gizli ortak olduğu ... şirketinde ...’nun ...’ u temsilen müdür olması teklif edilmiştir. Bu kapsamda Müvekkil ..., kurulan dava dışı ...Şirketi’nde çalışmaya başlamıştır. 2018 yılı sonu itibariyle ortaklar arasında bazı ihtilafların çıktığı hususunu öğrenen ..., ... ile arasındaki iç ortaklık dolayısı ile de Davalı ... ile iletişime geçmiş ancak ... konunun kendisi ve iç ortaklık ile ilgili olmadığını ve işine odaklanması gerektiği iletilmiştir.
Ancak ..., Davalı ... ’un emir ve talimatları kapsamında görevini yerine getirdiği, Dava dışı ...’nin diğer ortağı İrina Artemyeva tarafından kendisi aleyhine davalar açıldığını, suç duyurusunda bulunulduğunu gelen ifadeye davet yazıları aracılığıyla öğrenmiştir. Oysaki Davacı Müvekkil ... iç ortaklık ilişkisi kapsamında ...’un dediklerini yapmış, kendisine dış ortaklıktan etkilenmeyeceğinin güvencesi verilmiştir. Ancak dış ortaklıktaki anlaşmazlıklar ...’yu zarara uğratmıştır.
Davalı ... ve ... Şirketi’nin ortakları arasındaki sorun çözülemeyince ..., ...’ya artık iç ortaklık kapsamında ... için çalışmayacağını, iç ortaklıklarına ... şirketinde devam edeceklerini ve bu kapsamda ...’yi ... şirketine dönüştürmesi gerektiğini, ticaretlerinin ... üzerinden devam edeceklerini, ... şirketinin terkin olacağını bildirmiştir. Bu kapsamda Müvekkil ... ...’un talimatları ile ... şirketini terkin etmek için çalışanların ve malların geçişini ... şirketine yapmıştır. Her işlemde ...’u haberdar etmiş ve ... zararları doğması halinde ...’yu tazmin edeceğini bildirmiştir. Bu sebeple ... kendisi aleyhine açılan dava ve soruşturmalar konusunda sürekli olarak ...’u bilgilendirmiş, ... ise kendisine destek olacağı bildirilmiştir. ..., kendisine verilen emir ve talimatlarını yerine getirmiş, ticari hayatın devamlılığını eksiksiz bir şekilde sağlamıştır. Ancak davalı ...’un kasti ve kötü niyetli fiilleri ile sayısız talepleri nedeniyle Müvekkil ...’ya karşı birçok dava ikame edilmiş ve bu nedenle davacının ticari itibarı hiçbir kurum ve kuruluşta iş bulamayacak derecede zedelenmiş, ...’un verdiği talimatlar dolayısıyla, ... ve ...’ta hak kazanacağı kardan mahrum kalmıştır. Bu kapsamda Müvekkil ...’nun uğradığı maddi ve manevi zararlara ilişkin dava açılması zarureti hasıl olmuştur.
...’nun ... Şirketi’nde Müdür olması ile beraber ... ile ... arasında iç ortaklık kurulmuştur.
Bu halde, iç ortaklık hükümlerine uygun olarak davacıya yönetim ve gözetimde hak tanındığı ve davalı ...’un şirketin tüm yönetim ve denetimini, kendisini temsil etmek üzere kararlaştırdığı “resmi ortak” olan ...’ya bırakarak gizli ortak gibi sürekli talimat ve emir verdiği anlaşılmaktadır.
Müvekkil ... gibi tacirler, iş hayatında belirli bir ticari itibara ve güvene sahip olan, bu itibar ve güven sayesinde piyasada iş yapanlardır. Tacirin, faaliyet gösterdiği alanda sahip olduğu itibar, güven ve kredibilite, tacirlerin ticari itibarını ifade eder. Bu doğrultuda tacirler için geri dönülemez zararlara yol açan en önemli husus ticari itibardır. Zira ticari itibarı bir kere zedelenen bir daha kolay kolay iş bulamamaktadır.
Zira tacir olarak iş yapan Müvekkil ...’nun da iş çevresinde yıllarca çalışarak oluşturduğu güven duygusu, kredi itibari ve imajı zarar gördüğünden halinde piyasada iş yapması imkânsız hale gelmiştir.
Müvekkil’in Davalı ...’un emir ve talimatlarını yerine getirmiş olması ve bu nedenle müdürü olduğu dava dışı ... Şirketi’ne karşı açılan davaların halihazırda derdest olması, davacı müvekkilin uzun yıllardır sektörde oluşturduğu ticari güven ve itibarın zedelenmesine sebep olmuştur. Nitekim davacı müvekkil, dava süreçleri nedeniyle hayatını idame ettirmekte güçlük çekmiş, girmiş olduğu diğer işyerlerinden çıkarılmış ve yeni başvurduğu işlerde de başvurusu kabul edilmemiştir.
İşbu kapsamda Davalı ...’un talimatları doğrultusunda yapılan ve Müvekkil ... aleyhine davaların açılmasına, icra takipleri başlatılmasına ve bunların neticesinde ticari itibarının zedelenmesine sebep olan işlemler şu şekildedir;
Müşteriler ...’a yüklü miktarlarda mal satmış ve teslim etmiş olmasına rağmen bu malların ücreti ...’un talebi ile ödenmemiş, bu sebeple Müvekkil ... içerisindeki başka ürünleri satmak zorunda kalmış, ticari itibarı zedelenmiştir.
İç ortaklık ile anlaşılan kar dağıtımına aykırı olarak ..., ...’ya kardan pay vermemiş ... karından mahrum kalmıştır.
... Şirketi faaliyetteyken, mağazanın malikleri ile anlaşılmış ve kira bedelinde indirim yapılmıştır ancak bu husus ...’un talimatıyla resmi ortaklardan olan ...’dan kasıtlı bir şekilde gizlenmiştir. Bu husustan da ... sorumlu tutulmuş, aleyhine davalar açılmıştır. Nitekim, tüm sürecin tek sorumlusu ... olmakla birlikte, müvekkil adeta kötü niyetli işlemler için piyon olarak kullanılmıştır.
... bununla da yetinmeyip, bulunduğu mecurdan ...’i tahliye etmeyi amaçlamış ve bunun üzerine malikler tarafından ... aleyhine kira bedellerini ödemediği gerekçesi ile tahliye talepli bir icra takibi başlatılmıştır. ..., kasten bu icra takibine itiraz edilmemesini talimat verdiğinden iç ortaklık gereği ... icra takibine itiraz edememiş, edilen itirazları geri çekmek zorunda kalmıştır. Bu sebeple ... şirketi tahliye edilmiş, Müvekkil ...’ya ... şirketinde çalışması söylenmiş, ancak ... ...’ta ... kazanılan kadar kar edilemediğinden geliri düşmüş ve yapılan işlemler dolayısıyla da itibarı zedelenmiştir. Tüm bu hukuka aykırı işlemleri ... emir ve talep etmiştir.
Önemle belirtmek gerekir ki, davalı ...’un haksız ve hukuksuz talep ve emirleri neticesinde, Davacı Müvekkil ... maddi ve manevi birçok zarara uğramış, iç ortaklıktan kendisine pay verilmemiş, ... aleyhine, şirket müdürü olmasına binaen birçok tazminat davası ikame edilmiştir. Bu davalar ...’un talimatlarına uyan Müvekkil ... yüzünden ikame edilmişse de ... bu zararları tazmin edeceğini söylediği için Müvekkil yukarıda sayılan işlemleri yapmıştır. Ancak ... ne iç ortaklıkta anlaşılan kar paylarını ödemiş ne de zararları tazmin etmiştir. Bu sebeple, zararların tazmin edilmesi amacıyla işbu davanın ikame edilmesi zarureti hasıl olmuştur.
...’un talimatları dolayısı ile Müvekkil ...’nun ticari itibarının zedelendiğinin tespiti ve tazminine
Davamızın kabulüne,
Yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davalı tarafa yükletilmesine, karar verilmesini" talep ve dava etmiştir.
SAVUNMA:
Davalı vekilinin mahkememize vermiş olduğu dilekçesinde özetle: "Davacının hukuka aykırı bir takım mesnetsiz iddiaları şu şekildedir; müvekkil ile aralarında iç ortaklık olduğunu, "aralarında organik bağ" olduğunu belirttiği "..., ... ve ... deri" şirketilerinde "müdür" sıfatı ile çalıştığını, müvekkilin "emir ve talimatları" nedeniyle ticari itibarının zayıfladığını, iç ortaklıkta gizli ortak olduğunu, emir ve talimatları ile ... şirketinin zarara uğrattığını, iç ortaklığa da zarar verdiğini, ticari hayatının son bulduğunu, belirtmiştir. Davacının amacı sözde ticari itibarındaki zararı giderme amacı ile değil, davalı müvekkili davalarla meşgul etme ve zor durumda bırakmak amacıyla açmış olduğu bir davadır. Davanın tümden reddi gerekmektedir. Davacının var olan bir ticari itibarı zaten yoktur. Davacı tacir değildir. Ticari itibarın zedelenmesinden bahsedebilmek için ticari itibarının zedelendiğini iddia eden kişinin, kendi adına ticaret yapması, belirli bir tanınırlığı olması, itibarı zedelediği iddia edilen kişinin de yaptığı bir takım fiiller veya sarfettiği sözler nedeniyle iddiacının bu tanınırlığı ve bilinirliğinin zarar görmesi, ticaretinin olumsuz etkilenmesi gerekmektedir. Davacının böyle bir tanınırlığı yoktur. Davacı işçi vasfındadır. Çalıştığı sektöre girdiği tarihten bu yana hep işçi vasfında çalışmıştır. İşçinin SGK kayıtlarının celbini talep ediyoruz. Müvekkilim, davacının dilekçesinde bahsettiği ... şirketinin yetkilisi ve sahibidir. Davacı ... 31. İş mahkemesi ... esas dosyası ile müvekkil aleyhine "işçilik alacakları talebi" ile bir dava açmıştır. Bu dava henüz yargılama aşamasındadır. Ancak dosya celbedildiğinde talepleri görülecektir. Davacı çok kısa bir süre ... şirketinde işçi olarak çalışmış ve ardından ayrılmıştır. Bu davadaki talepler incelendiğinde işçi vasfında çalıştığı aşikardır. SGK kayıtları da incelendiğinde müvekkil şirkette çalışmasından önce ve sonra da işçi olarak çalışmıştır. Müvekkil şirkette çalışmasından önce de sonra da çalıştığı hiç bir işverenin yanında uzun süreli çalışmamıştır. Davacının ticari bir vasfı yoktur. Deri sektöründe satış sorumlusu olarak bilinir. Girdiği iş yerlerine bu alandaki bilgisi sayesinde girmiş, ancak diğer şirketlerden ayrılış sebepleri bilinmemekle birlikte müvekkile ait olan ... şirketinden işveren talimatlarına uymadaki yetersizliği yüzünden işten ayrılmak zorunda kalmıştır. Davacı, aynı alanda faaliyet gösteren ... deri, ... ve ...şirketlerinin organik bağı olduğundan bahsetmiştir. Bu konuda yukarıda kısa açıklama yapmıştık. Bunlardan sadece ... davalı ... a aittir. Diğer şirketlerin müvekkille bir ilgisi yoktur. Davacı organik bağ olgusunu dilekçesinde çok basit bir durummuş gibi anlatmıştır. Davacı dilekçede bir çok kez organik bağ vardır diye açıklaması yapması halinde organik bağın varlığı ispatlanmış gibi bir çok yerde organik bağdan bahsetmiştir. Dava ticari itibar zedelenmesi iddiası ile maddi ve manevi zarardır. Ancak davacı bir çok yerde "organik bağ vardır" diye cümleler kullanmış, bunun dışında bu maddi zarar neye dayanıyor, buna ilişkin bir zarar kalemi var mıdır bunlardan bahsedilmemiştir. Davanın açılmasının amacı herhangi bir zarar tazmin etmek değildir. Kötü niyetlidir. Davacı davalı müvekkil ile gizli ortaklıktan bahsetmektedir. İşveren in işçisi ile sözde ortaklık kurması hayatın olağan akışına aykırıdır. Davacı sadece müvekkilin sahibi olduğu şirkette kısa bir süre çalışmıştır. Kendisine herhangi bir kar vaadi bulunmamaktadır. Kar vaadinde bulunulabilecek kadar uzun süre de çalışması olmamıştır. Davacı dilekçesinde iç ortaklığı açıklamıştır ancak iç ortaklığa ilişkin olarak dilekçesindeki iki farklı açıklama da birbiriyle çelişmektedir. İç ortaklık yalnızca ortak olduğu belirtilen şahıslar tarafından bilinen, bir ortağın sermaye, diğer ortağın emek ortaya koyduğu, bir ortaklıktır. Bir an için iç ortaklığın varlığı düşünüldüğünde müvekkil aktif ortak, davacı ise pasif ortaktır. Bu sözde ortaklıktan beklenecek olan müvekkilin sermaye koyması ki, davacının açıkladığı üzere kendi adına çalışmaktadır. Davacı da pasif ortak olarak emeğini ve bilinirliğini ortaya koyacaktır. Ancak böyle bir ortaklık söz konusu değildir. Davacının deri sektöründe bir bilinirliği yoktur. Varsa dahi bu bilinirlik, girdiği her şirketten, uyum sağlamayarak ayrıldığı yönündedir. Ticaret portföyü tamamen müvekkildedir. Müvekkilin çevresi ile ticari işler yapılmış davacı da çok kısa bir süre ... şirketinde müvekkilin emir ve direktifleri doğrultusunda çalışmıştır. Mevcut durumda eğer bir ortaklık olmuş olsa idi, müvekkilin sermayesi ile şirkete sözde gizli ortak olan davacı, zarara katlanmayacak fakat kardan pay bekleyecektir. Bu durum zaten sözde ortaklık ilişkisine aykırıdır. Taraflar arasında iç ve ya dış, gizli ve ya aleni bir ortaklık ilişkisi yoktur. Davacı, kısa bir süre davalı müvekkile ait olan ... şirketin işçi olarak çalışmış ve piyasada da işçi olarak bilinmektedir. Davacı dilekçesinde, müvekkilin sözde yanlış talimatları nedeniyle, ... şirketinde çalıştığı dönemde şirketin ortaklarından... tarafından kendisine davalar açıldığını belirtmiştir. Davacı, ... şirketi ve ... ile birlikte hareket etmektedir. Davacı aleyhine davalar açan, kendisini ... şirketi müdürü iken görevlerini askıya aldırtan ... şirketi ve ... ya karşı dava açmamış müvekkile karşı açmıştır. Yukarıda bahsedilen işçilik alacağı davasında da dava dilekçesinde sobekteki çalışmalarına ilişkin beyanda bulunmasına rağmen bu şirket aleyhine dava açmamıştır. Buradaki amaç müvekkil aleyhine bir çok dava açarak meşgul etmektir. Davacı, müvekkilin talimatları ile ... şirketinin tasfiye edildiğini, yerine ... şirketinin geçtiğini, mallarının da ... a geçtiğini belirtmiştir. ... şirketi, kirayı ödeyememesi sebebiyle mal sahibi tarafından tahliye edildiğine ilişkin yargı kararı olduğu müvekkil tarafından haricen öğrenilmiştir. Yine müvekkile de sirayet etmiş bir davada ... şirketinin belgeleri incelenmiş ve ... ten ... a herhangi bir ürün geçişi olmadığı ortaya çıkmıştır. Bunun tekrar bu davada dile getirilmesi üstelik müvekkile tekrardan isnat edilmesi kötü niyetin göstergesidir. Davacı kolay kolay iş bulamadığından bahsetmiş ve ticari itibarının zedelendiğini iddia etmiştir. Davacı dilekçesinde de açıklamıştır. Tacirin, faaliyet gösterdiği alanda sahip olduğu itibar, güven ve kredibilite, tacirlerin ticari itibarını ifade etmektedir. Bu durum tacir olmayanlar için geçerli değildir. Bir kişinin kendini tacir olarak görmesi onun tacir olduğunu göstermez, kimlerin tacir olduğunu TTK açıklamıştır. Davacı bunların hiç birine uymamaktadır. Davacı aynı sektörde birden fazla şirkette işçi olarak çalışmış ve bunların hiç birinde bir devamlılık sağlayamamış biri olarak tanınmaktadır. Bu durum davacıyı tacir yapmaz. Davacı işverenlerinin emir ve talimatlarını yerine getirmiştir. Çok kısa bir süre müvekkile ait ... şirketinde çalıştığını belirtmniştik. Bunların dışındaki herhangi bir şirketteki çalışması müvekkili ilgilendirmez. Davacı, sobekte çalışmaktayken mağaza sahiplerinin kirada indirim yaptığını ancak bunun ortak Irına dan saklandığını belirtmiştir. Bu durum müvekkili ilgilendirmemektedir. ... şirketinin ortağı olduğu iddia eden davacıdan başkası bu kira bedelleri konusundaki anlaşmayı saklayabilecek konumda değildir. Müvekkilim yurt dışında ve ülkemizde deri alanında faaliyet gösteren ... şirketinin sahibidir. Bu şirket tüm dünyada deri sektöründe iş yapan tanınmış tüm markalar gerek ham deri, gerekse de deri ürünler satan bir firmadır. Ülkemizde çok iyi tanınan, özellikle istanbulda deri sektörünün döndüğü bölgelerde ve özellikle kapalıçarşıda çok iyi tanınan "ticari itibarı" çok yüksek bir "tacirdir". Bu tacirlik vasfı müvekkilin kendisinde gördüğü durumdan değil, kanunun aradığı şartlardan kaynaklanmaktadır. Fakat gerek davacının gerekse de bu davada dile getirmiş olduğu birlikte çalıştığı açık olan diğer kimseler aracılığı ile açmış olduğu davalar nedeniyle manevi olarak zorlanmaktadır. Davacının harici olarak müvekkil aleyhine olan söylemleri sektörde yayılmakta ve ticaret yaptığı diğer tacirler, davacının bu ticari itibarı zedeleyici söylemlerine pek itibar etmese de müvekkil bu hususların gerçeğe aykırılığı açıklamak zorunda kalmaktan manevi olarak zarar görmeye başlamıştır. Davacı, müvekkilin hiç ilgisi olmadığı halde, müvekkilin bu dava dışında olan ve davacı ile birlikte hareket eden bazı şirket ve şahısların yönlendirmesi ile müvekkile bir takım isnatlarda bulunmaktadır. Bu husus hukuka aykırıdır. Müvekkilin yaşadığı ve ileride yaşayacağı zararlara karşılık hukuki ve cezai yollara başvuru hakkımız saklıdır. davacının hukuka aykırı ithamları ve dava dışı söylemleri nedeniyle müvekkilin uğramış olduğu ve uğrayacağı zararlara ilişkin hukuki ve cezai yollara başvuru hakkımız saklı kalmak kaydı ile, davacının açmış olduğu hukuka aykırı kötü niyetli davanın reddini, yargılama gideri ve vekalet ücretinin davacıya yükletilmesini" talep etmiştir.
DELİLLER VE GEREKÇE:
Davacının, davalının gizli ortağı olduğu ...şirketine müdür olarak atandığı, davalı tarafından verilen talimatları uygulaması nedeniyle alması gereken kârları alamadığı iddiasıyla uğradığı zarar ve mahrum kaldığı karların tazmini isteminden ibarettir.
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 2. Maddesinde; "(1) Dava konusunun değer ve miktarına bakılmaksızın malvarlığı haklarına ilişkin davalarla, şahıs varlığına ilişkin davalarda görevli mahkeme, aksine bir düzenleme bulunmadıkça asliye hukuk mahkemesidir.
(2) Bu Kanunda ve diğer kanunlarda aksine düzenleme bulunmadıkça, asliye hukuk mahkemesi diğer dava ve işler bakımından da görevlidir." şeklinde düzenleme yapılmıştır.
6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 11/2. Maddesinde; "Ticari işletme ile esnaf işletmesi arasındaki sınır, Cumhurbaşkanı kararıyla belirlenir." şeklinde düzenleme yapılmıştır.
6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 12. Maddesinde; "(1) Bir ticari işletmeyi, kısmen de olsa, kendi adına işleten kişiye tacir denir.
(2) Bir ticari işletmeyi kurup açtığını, sirküler, gazete, radyo, televizyon ve diğer ilan araçlarıyla halka bildirmiş veya işletmesini ticaret siciline tescil ettirerek durumu ilan etmiş olan kimse, fiilen işletmeye başlamamış olsa bile tacir sayılır.
(3) Bir ticari işletme açmış gibi, ister kendi adına, ister adi bir şirket veya her ne suretle olursa olsun hukuken var sayılmayan diğer bir şirket adına ortak sıfatıyla işlemlerde bulunan kimse, iyiniyetli üçüncü kişilere karşı tacir gibi sorumlu olur" şeklinde düzenleme yapılmıştır.
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin ... E ...K sayılı ilamında özetle; "Diğer taraftan 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 22 nci maddesi uyarınca dava tarihi itibariyle tacir sıfatını haiz davalı borçlu, fahiş olduğu iddiasıyla cezai şarttan indirim yapılmasını mahkemeden isteyemez ise de, kararlaştırılan cezai şartın tarafların ekonomik yönden yıkımına sebep olacak derecede fahiş olduğunun belirlenmesi halinde makul düzeyde indirim yapılabileceği TBK 26, 27 (E.BK 19, 20) maddeleri uyarınca Yargıtayca kabul edilmektedir." şeklinde karar verilmiştir.
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 12. Hukuk Dairesi'nin ... E ... K sayılı ilamında özetle; "İstinaf incelemesi bakımından çözümü gereken husus davalının işletmesinin hacim nedeniyle tacir sayılıp sayılmayacağı noktasındadır.
VUK 177.1.madde de (2018 yılı itibariyle ) satın aldıkları malları olduğu gibi veya işledikten sonra satan ve yıllık alımlarının tutarı 190.000-TL veya satışlarının toplamı 260.000-TL yi aşanların 1.sınıf tacir sayılacağı düzenlenmiştir. Ticari ilişkinin başladığı ve devam ettiği 2013-2014 yıllarında bu miktarlar 2013 ve 2014 yılı için yıllık alımların 150.000-TL satımlar ise 200.000-TL dir. Davanın açıldığı 2015 yılında ise Maliye Bakanlığınca belirlenen asgari had alımda 160.000-TL satımda ise 220.000-TL dir.
Vergi Dairesinden davalının yıllık gelir vergisi beyannameleri getirtilmiş olup incelendiğinde 2014 yılı alımları 52.210-TL satışları 84.872-TL olduğu ,2015 yılı dava tarihi itibariyle ise alımları 39.385-TL ,satışları ise ; 48.811 -TL dir.
Esnaf ve sanatkâr ile tacir ve sanayicinin ayrımına ilişkin Bakanlar Kurulu kararı ile ; "5362 sayılı Esnaf ve Sanatkârlar Meslek Kuruluşları Kanununun 3 üncü maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi ve 63 üncü maddesi ile 6762 sayılı Türk Ticaret Kanununun 12 nci ve 17 nci maddelerinin uygulaması bakımından; Esnaf ve Sanatkâr ile Tacir ve Sanayiciyi Belirleme Koordinasyon Kurulunun tespit edeceği ve Resmî Gazete’de yayımlanacak esnaf ve sanatkâr meslek kollarına dahil olup, ekonomik faaliyetini sermayesi ile birlikte bedeni çalışmasına dayandıran ve kazancı tacir veya sanayici niteliğini kazandırmayacak miktarda olan, basit usulde vergilendirilenler ve işletme hesabına göre deftere tabi olanlar ile vergiden muaf bulunanlardan 213 sayılı Vergi Usul Kanununun 177 nci maddesinin birinci fıkrasının (1) ve (3) numaralı bentlerinde yer alan nakdi limitlerin yarısını, (2) numaralı bendinde yazılı nakdi limitin tamamını aşmayanların esnaf ve sanatkâr sayılmaları ile esnaf ve sanatkâr siciline ve dolayısıyla esnaf ve sanatkarlar odalarına kaydedilmeleri," karara bağlanmıştır.
Anlatılanlara göre davalının faaliyetinin VUK 177.madde 1 bent dahilinde olan restoran işletmesi olduğu ve işletme defteri tuttuğu , 2.sınıf tacir sayılabilmesi için yıllık alım ve satımlarının yukarıda yazılı miktarların yarısını aşması gerektiği, ; davalının ise bu tutarların yarısını aşan ölçüde olmadığı anlaşılmakla ;esnaf ölçülerinde olan davalının tacir bulunmaması nedeniyle asliye hukuk mahkemesinin görevli olduğuna ilişkin hükme yönelik olarak ileri sürülen istinaf nedenleri yerinde görülmediğinden davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir." şeklinde karar verilmiştir.
Gelir İdaresi Başkanlığı'nın 20/01/2025 tarihli cevabi yazısına göre; davalının kira geliri mükellefi olduğu, herhangi bir ticari faaliyeti bulunmadığı ve defter tutmadığı, 16/10/2024 tarihli yazı cevabına göre ise davacının gelir vergisi mükellefi olduğu ancak yıllık gelir vergisi beyanı bulunmadığından tacir olup olmadığının tespit edilemediği bildirilmiştir.
... Ticaret Sicil Müdürlüğü'nün 05/02/2025 tarihli yazı cevabında ise tarafların gerçek kişi ticari işletme kaydı bulunmadığı bildirilmiştir.
Tüm dosya kapsamı bir bütün olarak incelendiğinde; yerleşik Yargıtay uygulamalarına göre her dava açıldığı tarihteki şartlar itibariyle değerlendirilir. Bilindiği üzere bir davanın Asliye Ticaret Mahkemesi'nde görülebilmesi için TTK'da düzenlenen mutlak ticari davalardan yahut her iki tarafın tacir olması hasebiyle nisbi ticari davalardan olması gerekmektedir. Taraflar arasındaki uyuşmazlık tarafların gizli iç ortaklık kurduğu ve bu iç ortaklığın adi ortaklık hükmünde olmasına binaen davalının vermiş olduğu talimatlar nedeniyle davacının uğradığı zarar ve mahrum kaldığı kârın tazmini istemi olduğuna göre TTK'da düzenlenen mutlak ticari davalar kapsamında bulunmamaktadır. Adi ortaklık nedeniyle meydana gelen uyuşmazlıkların ticaret mahkemelerinde görülebilmesi için adi ortaklığı teşekkül ettiren tarafların tacir olmaları gerekmektedir. Bu kapsamda yukarıda alıntılanan emsal mahiyetteki Yargıtay ve Bölge Adliye Mahkemesi kararlarına göre de bir davanın nisbi ticari davalardan sayılabilmesi için her iki tarafın dava tarihi itibariyle tacir olması ve aralarındaki uyuşmazlığın ise ticari işleri ile ilgili olması gerekmektedir. Somut olayda celp edilen yazı cevaplarından da anlaşılacağı üzere tarafların tacir olmadıkları, herhangi bir defter tutmadıkları, VUK 177. Maddesindeki limitleri aşmadığı ve tarafların gerçek kişi tacir kaydının bulunmadığı anlaşılmakla; dava ve takip tarihi itibariyle tarafların tacir olmaması nedeniyle uyuşmazlığın esası hakkında değerlendirme yapma görevinin Asliye Hukuk Mahkemeleri'nde olduğu anlaşılmakla mahkememizin görevsizliğinde dair aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM : Ayrıntısı ve gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere :
1-Mahkememizin GÖREVSİZLİĞİ sebebiyle davanın HMK 114/1-c ve 115/2 uyarınca USULDEN REDDİNE,
*Görevli mahkemenin İstanbul Asliye Hukuk Mahkemeleri olduğunun TESPİTİNE,
2-HMK 20. Madde uyarınca Mahkemece verilen kararın kesinleşmesi ve kararın kesinleşmesini müteakip 2 haftalık süre içerisinde talep edilmesi halinde dosyanın İSTANBUL NÖBETÇİ ASLİYE HUKUK MAHKEMESİNE GÖNDERİLMESİNE,
*Süresi içerisinde talep edilmemesi hâlinde davanın açılmamış sayılmasına karar verileceğinin ihtarına( ihtaratın tensip zaptı ve gerekçeli kararın davacıya tebliği suretiyle yapılmasına)
3-HMK 331/2 uyarınca yargılama giderleri ve vekalet ücretinin görevli mahkemece değerlendirilmesine, süresinde başvurusu yapılmaması halinde talep üzerine yargılama giderleri ve vekalet ücreti hakkında mahkememizce karar oluşturulmasına,
Dair; tarafların yokluğunda dosya üzerinden verilen kararın tebliğinden itibaren iki haftalık süre içinde mahkememize veya bulunulan yer asliye ticaret mahkemesine dilekçe ile başvurmak koşuluyla İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi nezdinde istinaf kanun yolu açık olmak üzere karar verildi. 07/02/2025
Katip ...
e-imzalıdır
Hakim ...
e-imzalıdır