T.C.
İSTANBUL
3. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO: 2025/488 Esas
KARAR NO: 2025/837
DAVA: İtirazın İptali (Haksız Eylemden Kaynaklanan Zarar Nedeniyle)
DAVA TARİHİ: 27/06/2025
KARAR TARİHİ: 03/10/2025
Mahkememizde görülmekte olan İtirazın İptali (Haksız Eylemden Kaynaklanan Zarar Nedeniyle) davasının yapılan açık yargılamaları sonunda;
TALEP:
Davacı vekilinin mahkememize vermiş olduğu dilekçesinde özetle: "Müvekkil sigorta şirketi tarafından, ... adına, ... plakalı araç için 19/09/2020-2021 tarihleri arasında geçerli olmak üzere ... numaralı ...Genişletilmiş Kasko Sigorta Poliçesi düzenlenmiştir. 13/07/2021 tarihinde, sigortalı ... plakalı araç sürücü ... sevk ve idaresindeyken ekli kaza tespit tutanağındaki mahale geldiğinde sürücü ...sevk ve idaresindeki ... plakalı araçla çarpışması neticesinde çift taraflı maddi hasarlı trafik kazası meydana gelmiştir. Kaza sonrası kolluk tarafından tutulan kaza tespit tutanağına göre bu kazanın oluşumunda ... plakalı araç sürücüsü ..., 2918 Sayılı Karayolları Trafik Kanunun 57/1-c maddesini ihlal ettiği tespit edilmiştir. İşbu kaza nedeniyle müvekkil şirket tarafından hasara uğrayan sigortalı aracın hasarına ilişkin olarak 906,53 TL ödeme yapılmıştır. (Toplu ödeme dekontu ektedir) Müvekkil sigorta şirketi Türk Ticaret Kanunu'nun 1472 . Maddesi ile sigortalısının haklarına halef olmuştur. Sigortalının uğramış olduğu hasar miktarı eksper raporu ile sabittir. Bağımsız eksper raporu hukuken geçerli delil niteliğini haiz bir belgedir. Zira, Danıştay 8.D.'nin ... E. Ve ... K. Sayılı ilamında belirlediği gibi ekspertiz raporlarının hukuken geçerli delil niteliği taşıdığı bir gerçektir. Zira, 5684 S.lı Sigortacılık Yasası'nın 2/m maddesinde ''Sigorta eksperi, Sigorta konusu risklerin gerçekleşmesi sonucunda ortaya çıkan kayıp ve hasarların miktarlarını, nedenlerini ve niteliklerini belirleyen ve mutabakatlı kıymet tespiti, ön ekspertiz ve hasar gözetimi gibi işleri mutad meslek olarak yapan tarafsız ve bağımsız kişi'' olarak tanımlanmıştır. Aynı kanunun 2. Maddesinin 17. Fıkrasında ''eksperler tarafından düzenlenen raporların delil niteliği taşıdığı'' belirtilmiştir. Yine Yargıtay 11.H.D.'nin... E. ...K. Sayılı ilamında da ekspertiz raporunun kuvvetli delil niteliğinde olduğu kabul edilmekle ekspertiz raporunun geçerli delil olarak kabulü gerekeceği açıktır. Dava öncesi, davalıya oluşan hasarla ilgili rücu ihtarı gönderilmiş olup davalı tarafça ödeme yapılmamıştır. Rücu alacağımızın tahsili amacıyla davalı aleyhine, ... 9. İcra Müdürlüğü'nün ... Esas sayılı dosyası ile ilamsız icra takibi başlatılmıştır. Davalı, borca haksız ve kötü niyetli olarak itiraz etmiş olup, ... 9. İcra Müdürlüğü'nün ... Esas sayılı icra takibi durmuştur. Davalı taraf, ödemek zorunda olduğu borcunu hiçbir delil ve haklı gerekçe olmaksızın inkar etmektedir. Bu nedenle icra takibine yapılan haksız itirazın iptali amacıyla, huzurda görülecek davanın ikame edilme zarureti hasıl olmuştur.
Oluşan hasar eksper raporu ile tespit edilmiş ve sigortalıya eksper raporu doğrultusunda ödeme yapılmıştır. İcra takibinden önce davalıya rücu mektubu gönderilmiş olup davalıya borç tutarı bildirilmiştir. Alacak likit olduğundan ve hasar, davalı tarafın kusurundan kaynaklandığından %20 icra inkar tazminatına hükmedilmelidir. Ekte yer alan emsal dosyalarda icra inkar tazminatına hükmedilmiş olup Sayın Mahkemenin dikkatine sunmaktayız.
Konu alacak için faiz başlangıç tarihi müvekkil sigorta şirketinin hak sahibine hasar ödemesini yaptığı tarihtir. Bu hususa ilişkin Yargıtay kararlarından bir örnek aşağıda sunulmuştur:"Davacı sigorta şirketi, sigorta bedelini sigortalısına ödeme tarihinden itibaren faiz talep edebilir. Davacı vekili, müvekkilinin sigortalısına ödediği tazminatın ve ödeme tarihinden itibaren hesap edilen işlemiş yasal faizin tahsili için davalı aleyhine yaptığı icra takibine karşı davalının itirazının iptalini istemiştir. Davacı sigorta şirketi, sigorta bedelini sigortalısına ödeme tarihinden itibaren faiz talep edebilir. Mahkemece gerçek zarar belirlendiğine ve davacının icra takibinde işlemiş faizi istemesine göre, davacı sigorta şirketinin belirlenen miktarı ödediği tarihten itibaren yıllık % 30 faiz oranına göre hesap edeceği faiz miktarına davalının itirazının haksız olduğuna, bu miktara ilişkin itirazının da iptaline karar vermek gerekirken, buna ilişkin istemin reddine karar verilmesi doğru görülmemiştir."Borçlunun ... 9. İcra Müdürlüğü'nün ... Esas icra takibine yaptığı haksız ve hukuka aykırı itirazının iptaline, takibin devamına ve takip konusu alacağın %20’sinden az olmamak üzere icra inkar tazminatına mahkum edilmesine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini" talep ve dava etmiştir.
SAVUNMA:
Davalı vekilinin mahkememize vermiş olduğu dilekçesinde özetle: "Davayı kabul anlamına gelmemek kaydıyla rücuen tahsil için takip ve dava zamanaşımı dolmuştur. Zira halefiyet ilkesi çerçevesice sigortalısına halef olan sigorta şirketi 13.07.2021 kaza tarihinden itibaren sorumludur. Dava dilekçesinde 13.07.2021 tarihinde maddi hasarlı trafik kazasına karıştığını belirtilen ...plakalı araç, 29.06.2021 başlangıç – 29.06.2022 bitim tarihli ve ... numaralı Zorunlu Mali Mesuliyet (Trafik) Sigorta Poliçesi ile ...adına maddi hasarda araç başına kaza tarihi itibarıyla 43.000,00 TL’sine kadar azami sorumluluk hadleri ile müvekkil şirkete sigorta ettirilmiştir. Söz konusu maddi teminat miktarı davalı müvekkil sigorta şirketinin işbu poliçeden doğan sorumluluğunun üst limitidir.
Davacı vekili, söz konusu kaza sebebiyle sigortalısına ait ...plaka nolu aracın hasara uğradığını Kasko Sigortacısı olması sebebiyle sigortalısına ödeme yaptıkları, kazada karşı araç sürücüsünün %100 kusurlu olması sebebiyle önce icra takibi yapıldığını, borçlunun itiraz etmesi üzerine işbu itirazın iptali rücu davasının ikame edildiği gerekçesiyle itirazın iptalini takibin devamına ve %20'den az olmamak koşuluyla icra inkar tazminat hükmedilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
Davacının müvekkil şirkete ... plakalı aracın hasarı için yapmış olduğu başvuru sonrası müvekkil şirket tarafından ...numaralı hasar dosyası açılmıştır. Müvekkil şirket tarafından davacıya 25.03.2022 tarihinde 12.384,33-TL ödeme yapılmıştır.
Yapılan tüm ödemeler sonrasına müvekkil şirketin trafik poliçesi bakiye teminat limiti 30.615,67-TL olup davayı kabul etmemek kaydı ile; davacının zararının tespit edilmesi ve müvekkil şirket aleyhine tazminat hükmedilmesi durumunda azami bakiye teminat limiti olan 30.615,67-TL'ye kadar sorumlu olacaktır.
Davayı kabul etmemek kaydı ile; faize hükmedilmesi kabul anlamana gelmemek kaydıyla; faize hükmedilmesi durumunda ise; uygulanacak faizin başlangıç tarihinin belirlenmesi ve konuyu değerlendirmek için öncelikle motorlu araç işleteninin üçüncü kişilere karşı mali sorumluluğunu yüklenen sigortacının, rizikonun gerçekleşmesi halinde ne zaman temerrüde düşeceği, önem kazanmaktadır.
Özel dairenin bu konuda birçok kararı bulunmaktadır. 02.06.1997 gün ve 1997/3678-4090 sayılı kararında da “sigortacı kendisine tazminat ödemesi için gerekli ihbar yapılıp, belgelerin ibrazından itibaren 8 işgünü içinde ödeme yapacağı hükme bağlanmıştır.
müvekkil sigorta şirketi tarafından dava öncesi müvekkil şirket tarafından talebin reddedilmesi sebebiyle temerrüde düşülmüş değildir.
her halde dava tarihinden itirabaren işleyecek yasal faizden sorumlu olacaktır.
Alacağın zamanaşımına uğraması sebebiyle davanın reddine,
Diğer beyanlarımızın da göz önünde tutularak karar verilmesini, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davacı tarafa tahmiline karar verilmesini" talep etmiştir.
DELİLLER VE GEREKÇE:
Mahkememizde görülmekte olan işbu dava davacı tarafından kasko sigortası ile sigortalanan ... plakalı araç ile davalı tarafından ZMM sigortası ile sigortalanan ... plaka sayılı araç arasında 13/07/2021 tarihinde gerçekleşen kaza nedeniyle davacının sigortalısına 906,53 TL ödeme yaptığı iddiasıyla ödemenin rücuen davalıdan tahsili amacıyla başlattığı icra takibine yapılan itirazın iptali isteminden ibarettir.
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 72. maddesinde; "Tazminat istemi, zarar görenin zararı ve tazminat yükümlüsünü öğrendiği tarihten başlayarak iki yılın ve her hâlde fiilin işlendiği tarihten başlayarak on yılın geçmesiyle zamanaşımına uğrar. Ancak, tazminat ceza kanunlarının daha uzun bir zamanaşımı öngördüğü cezayı gerektiren bir fiilden doğmuşsa, bu zamanaşımı uygulanır.
Haksız fiil dolayısıyla zarar gören bakımından bir borç doğmuşsa zarar gören, haksız fiilden doğan tazminat istemi zamanaşımına uğramış olsa bile, her zaman bu borcu ifadan kaçınabilir." şeklinde düzenleme yapılmıştır.
Emsal mahiyette Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun...E ... K sayılı ilamında özetle; "Uyuşmazlığın çözümlenmesi için “zamanaşımı” kavramı üzerinde durulmalıdır.
Mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu (BK)'nun 125-140. (6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu(TBK)'nun 146-161.) maddelerinde düzenlenmiş bulunan zamanaşımı, alacak hakkının, belli bir süre kullanıl¬maması yüzünden “dava edilebilme” niteliğinden yoksun kalmasını ifade etmektedir.
Borcun zamanaşımına uğramasıyla, borç (alacak) sona ermez, sadece alacaklının dava yoluyla alacağını elde etme olanağı, "alacağın dava edilebilme niteliği" ortadan kalkar. Zamanaşımına uğramış bir borç, ifa edilebilen, fakat dava edilemeyen eksik bir borçtur.
Zamanaşımına uğramış borç ifa edilirse, ifa geçerlidir, bir bağışlama veya alacaklı yönünden bir "sebepsiz zenginleşme" söz konusu değildir. Borçlu, borcun zamanaşımına uğradığını bilmediğini, bu nedenle hataen (yanılarak) ödemede bulunduğunu ileri sürerek verdiğini geri isteyemez(BK m. 62; TBK m. 78/2).
Zamanaşımı hukuki açıdan "def'i" (kişisel savunma nedeni) niteliğindedir. Borçlu borcunu ifadan kaçınmak istiyorsa, zamanaşımı def’inde bulunup, alacağın zamanaşımına uğradığını, dava edilebilme niteliğini kaybettiğini ileri sürebilir(BK m. 140; TBK m. 161). BK m. 140’da açıkça belirtildiği üzere, "zamanaşımı ileri sürülmezse, hakim bunu kendiliğinden gözönüne alamaz".
Bir alacağın zamanaşımına uğraması yani alacağın "dava edilebilme" niteliğini kaybetmesi için, "zamanaşımı süresi"nin geçmesi gerekir.
BK’nun 125.maddesi: “Bu kanunda başka suretle hüküm mevcut olmadığı takdirde, her dava on senelik müruru zamana tabidir.”
Hükmünü içermektedir.
BK m.125'de öngörülen zamanaşımı süresi genel bir süre olup, maddede de ifade edildiği üzere aksine bir hüküm bulunmadığı hallerde bütün alacaklar için geçerlidir. Aksine hükmün bulunduğu hallerden birisi bu maddeyi takip eden 126. maddede düzenlenmiştir. Anılan maddede beş yıllık zamanaşımına tabi olan alacaklar altı bent halinde hükme bağlanmıştır.
Kanunlarda, BK m. 125 ve 126'de öngörülen beş ve on yıllık zamanaşımından farklı zamanaşımı süreleri de vardır (Örneğin, TMK m. 639; TBK m. 72; BK. m. 60, 66 gibi).
BK m. 128'a göre, sözleşmeden doğan alacaklarda “Müruru zaman alacağın muaccel olduğu zamandan başlar”.
Borcun yerine getirilmesi bir süreye bağlanmamışsa, borcun doğumu ile birlikte alacak "muaccel" olur (BK m. 74; TBK m. 90) ve borcun doğumu ile birlikte zamanaşımı işlemeye başlar". Sözleşmeden doğan borçlarda zamanaşımının işlenmeye başlaması için alacağın muaccel (istenebilir) olması yeterlidir.
Alacaklı, alacağının varlığından haberdar olmasa dahi, alacağın muaccel olmasıyla birlikte, zamanaşımı süresi işler.
Borcun ifası bir süreye bağlanmışsa, alacak, sürenin dolması ile, ifa gününün gelmesiyle muaccel olur ve o günden itibaren zamanaşımı işler.
Bir borç ilişkisinden (örneğin kira sözleşmesinden) muacceliyet tarihleri farklı, aynı nitelikte birden çok borç doğmuşsa, zamanaşımı her alacak için o alacağın istenebileceği tarihten itibaren işlemeye başlar.
Alacağın muacceliyeti, alacaklının bir bildirimine (ihbarına) bağlı ise, zamanaşımı bu bildirimin yapılabileceği günden itibaren işler (BK m. 128; TBK m. 149/2).
Taliki (erteleyici) şarta bağlı borçlarda zamanaşımı, şartın gerçekleştiği, bu suretle alacaklının borcun ifasını isteyebileceği tarihten itibaren işlemeye başlar. Buna karşılık, infisahi (bozucu) şarta bağlı borçlarda, şarta rağmen zamanaşımı işler.
Zamanaşımı süresi işlemeye başladıktan sonra borçlunun bazı eylemleri, borçla ilişkisinin devam ettiğini ve bu ilişkiyi devam ettirdiğini, alacaklının bazı eylemleri ise alacakla ilişkisinin devam ettiği ve hakkının peşinde olduğunu ortaya koyabilir. Bu eylemlere rağmen, zamanaşımı süresinin işlemeye devam ettiğini ve borcu sona erdirdiğini kabul etmek güçtür. Bunun dışında bazı alacakların nitelikleri ya da alacaklı ile borçlu arasındaki ilişkinin özel niteliği zamanaşımı süresinin işlemesini haklı göstermeyebilir. Bu mantıktan hareket eden Türk Borçlar Kanunu’nda, zamanaşımını durduran ve kesen sebeplere yer vermiştir
Zamanaşımının durması demek, o ana kadar işlemiş olan zamanaşımı süresinin işlediği noktada durması, buna yol açan sebebin ortadan kalktığı andan itibaren kaldığı yerden işlemeye devam etmesi demektir. Daha önce işlemeye başlamış bulunan zamanaşımı durmuşsa, sebep ortadan kalkınca, zamanaşımı kaldığı yerden işlemesini sürdürür. Diğer bir deyişle, işlemiş bulunan süreler dikkate alınır, geri kalan süre için zamanaşımı yeniden işlemeye devam eder (BK m. 132; TBK m. 153).
Zamanaşımının kesilmesi (kat'ı) ise, borçlunun veya alacaklının veya hakimin belli fiillerinin sonucu olarak, işlemiş bulunan zamanaşımı süresinin yanması ve kesilmeye neden olan olaydan itibaren yeni bir zamanaşımı süresinin işlemeye başlamasıdır.
Zamanaşımının kesilmesi için, zamanaşımının işlemekte olması gerekir. Zamanaşımı süresi dolmuşsa, zamanaşımının kesilmesi söz konusu olmaz.
Zamanaşımını kesen sebepler BK m.133 ve 136'da (TBK m.154 ve 157'de) gösterilmiştir. Bu maddelere göre zamanaşımı: borçlunun bir fiili ile; alacaklının bir fiili ile; yargılama ve takibe ilişkin bir işlemle; yargıcın emir ve hükmüyle kesilebilir.
BK m. 133/1 (TBK 154/1)'e göre borçlunun borcunu kabul ettiğini gösteren, borcun kısmen ödenmesi, güvence verilmesi gibi fiiller bizzat borçlu tarafından veya onun onayı ile üçüncü şahıs tarafından yapıldığı takdirde zamanaşımı kesilir. Üçüncü şahsın, borçlunun bilgisi dışında alacaklıya ödemede bulunması zamanaşımını kesmez.
BK 133/2 (TBK m. 154/2) 'ye göre, “alacaklı, dava veya def'i yoluyla mahkemeye veya hakeme başvurmuşsa veya icra takibinde bulunmuşsa veya iflas masasına başvurmuşsa” zamanaşımı kesilir.
Dava, dava dilekçesinin kaydedildiği tarihte açılmış olur (HMK m. 118). Alacaklı alacağının bir kısmı için (diğer kısma ilişkin isteğini saklı tutarak) dava açmışsa, veya alacağının bir kısmı için icra takibinde bulunmuş ise, zamanaşımı sadece dava veya takip edilen kısım için kesilir.
BK m. 136/1 (TBK m. 157/1)’ e göre, bir dava veya def'i ile kesilmiş bulunan zamanaşımı, dava süresince iki tarafın yargılama ile ilgili her işleminden veya yargıcın her kararından sonra (kesilir ve) yeniden işlemeye başlar.
Dava veya def'i reddedilirse zamanaşımı kesilmiş olmaz. Ancak dava esastan reddedilmemişse, davanın yeniden açılması mümkünse, fakat davanın açıldığı (def'in ileri sürüldüğü) gün ile reddedildiği tarih arasında geçen zaman içinde zamanaşımı süresi dolmuşsa, TBK m. 158'de (BK m. 137'de), belli haller için alacaklı yararına (reddin kesinleştiği tarihten itibaren işleyecek) bir ek süre öngörülmüştür. TBK m. 158'e göre, dava veya def'i, mahkemenin yetkili veya görevli olmaması ya da düzeltilebilecek bir yanlışlık yapılması yahut vaktinden önce açılmış olması nedeniyle reddedilmiş olup da o arada zamanaşımı veya hak düşürücü süre dolmuşsa, alacaklı altmış günlük ek bir süre içinde haklarını kullanabilir.
BK m. 136/2 (TBK m. 157/2)’ ye göre, zamanaşımı, icra takibi ile (kovuşturulması ile) kesilmişse alacağın takibine ilişkin her işlemden sonra yeniden işlemeye başlar.
Zamanaşımı kesilince, kesilmeden itibaren yeni bir süre işlemeye başlar (BK m. 135/1). Zamanaşımının kesilmesinden sonra işleyecek yeni zamanaşımı süresi, eski (kesilen) zamanaşımının aynıdır. Örneğin, beş yıllık bir zamanaşımı süresi kesilmişse, yeniden işlemeye başlayacak zamanaşımı süresi de beş yıldır. Bu genel kurala, BK m. 135/2'de (TBK m. 156/2'de) iki istisna getirilmiştir: “Borç bir senetle tanınmış” veya “kesinleşmiş, mahkeme veya hakem kararı ile sabit olmuşsa” kesilen süre daha kısa olsa bile, yeni zamanaşımı süresi daima on yıldır." şeklinde karar verilmiştir.
Emsal mahiyette İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 8. Hukuk Dairesi'nin ... K sayılı ilamında özetle; "Dosya kapsamından, davalı sigorta şirketi nezdinde ZMM sigortalı bulunan,...plaka sayılı aracın sebebiyet verdiği, 02/03/2018 günlü maddi hasarlı trafik kazasında, davacıya ait aracın hasarlandığı, davacı tarafça sigorta şirketine yapılan başvuru neticesinde kendisine 08/05/2018 tarihinde 11.316,81-TL hasar ödemesi yapıldığı, müteakip davacı tarafça kazada hasarlanan araçta oluşan gerçek hasar bedelinin 37.959,04-TL olduğunun, bağımsız ekspertiz raporu ile belirlendiğinden bahisle bu miktarın ödenmesi talebiyle davalı sigorta şirketine 21/02/2020 günlü ihtarname gönderildiği, bu ihtarnameden sonuç alınmaması üzerine de zorunlu arabuluculuğa başvurulduğu ve arabuluculuk başvurusunun anlaşmazlıkla sonuçlanması üzerine de, eldeki davanın açıldığı anlaşılmakta olup, açıklanan bu hususlarda taraflar arasında da herhangi bir uyuşmazlık bulunmamaktadır.
İstinaf edenin sıfatına ve istinaf nedenlerine göre taraflar arasındaki temel uyuşmazlık, 02/11/2020 günlü dilekçe ile attırılan talep miktarı bakımından zamanaşımı süresinin geçirilmiş bulunup bulunmadığına ilişkindir.
2918 sayılı KTK'nın 109. maddesinde haksız fiil niteliğindeki trafik kazalarından doğan tazminat taleplerlerinin, zarar görenin, zararı ve tazminat yükümlüsünü öğrendiği tarihten başlayarak iki yıl ve herhalde, kaza gününden başlayarak on yıl içinde zamanaşımına uğrayacağı, davanın, cezayı gerektiren bir fiilden doğması ve ceza kanununun bu fiil için daha uzun bir zamanaşımı süresi öngörmüş olması halinde, bu sürenin maddi tazminat talepleri içinde geçerli olacağı hüküm altına alınmıştır.
Yine maddi ve manevi tazminat istemlerinin bağlı olduğu zamanaşımı süreleri 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 72. (mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun 60.) maddesinde de düzenlenmiştir.
6098 Sayılı TBK'nın 72/1. maddesinde "Tazminat istemi, zarar görenin zararı ve tazminat yükümlüsünü öğrendiği tarihten başlayarak iki yılın ve her halde fiilin işlendiği tarihten başlayarak on yılın geçmesiyle zamanaşımına uğrar. Ancak, tazminat ceza kanunlarının daha uzun bir zamanaşımı öngördüğü cezayı gerektiren bir fiilden doğmuşsa, bu zamanaşımı uygulanır." denilmektedir.
Bu durumda taraflar arasında görülen dava; maddi hasarlı trafik kazasından kaynaklanan tazminat isteğine ilişkin olduğundan, uygulanması gereken zaman aşımı süresinin 2 yıl olduğu konusunda herhangi bir duraksama bulunmamaktadır.
6098 sayılı TBK'nın 153.maddesinde zamanaşımının durması,154.maddesinde ise zamanaşımının kesilmesi düzenlenmiştir.
Zamanaşımının durması demek, o ana kadar işlemiş olan zamanaşımı süresinin işlediği noktada durması, buna yol açan sebebin ortadan kalktığı andan itibaren kaldığı yerden işlemeye devam etmesi demektir. Zamanaşımının kesilmesi ise, borçlunun veya alacaklının ya da hakimin belli fiillerinin sonucu olarak işlemiş bulunan zamanaşımı süresinin yanması ve kesilmeye neden olan olaydan itibaren yeni bir zamanaşımı süresinin işlemeye başlamasıdır. Zamanaşımının kesilmesi için, zamanaşımının işlemekte olması gerekir. Zamanaşımı süresi dolmuşsa, zamanaşımının kesilmesi söz konusu olmaz. Zamanaşımını kesen sebepler TBK'nın 154 maddesinde gösterilmiştir. TBK'nın 154.maddesinde “Zamanaşımının Kesilmesi” başlığında; “Aşağıdaki durumlarda zamanaşımı kesilir; 1. Borçlu borcu ikrar etmişse, özellikle faiz ödemiş veya kısmen ifada bulunmuşsa ya da rehin vermiş veya kefil göstermişse. 2. Alacaklı, dava veya def’i yoluyla mahkemeye veya hakeme başvurmuşsa, icra takibinde bulunmuşsa ya da iflas masasına başvurmuşsa” şeklinde düzenleme mevcuttur. İlgili maddeye göre zamanaşımı: borçlunun bir fiili ile, alacaklının bir fiili ile, yargılama ve takibe ilişkin bir işlemle veya yargıcın emir ve hükmüyle kesilebilir. Alacaklının fiilleri ise dava açması, defî dava zımnında mahkemeye müracaat etmesi, hakeme başvurması, icra takibine başvurması veya iflas masasına başvurması şeklinde gerçekleşmektedir. Alacaklının bir mahkemede alacağıyla ilgili dava açması zamanaşımının kesilmesi için yeterli olup, davanın niteliği önem arzetmemektedir. Ayrıca dava açıldıktan sonra hakimin duruşma esnasında veya dosyada yaptığı her işlem ve hüküm ile tarafların her işlem ve eylemi sonunda zamanaşımı yeniden kesilir, süre tekrar işlemeye başlar.
Bu açıklamalardan sonra somut olaya dönüldüğünde; talep konusu trafik kazası 02/03/2018 tarihinde gerçekleşmiştir. Meydana gelen kaza maddi hasarlı trafik kazası olduğundan, KTK'nın 109.maddesi hükmü gereğince olaya uygulanması gereken zamanaşımı süresinin iki yıl olduğu konusunda duraksamamak gerekir. Bu nedenle 02/03/2018 tarihinde meydana gelen trafik kazası ile ilgili olarak davalı sigorta şirketi tarafından 08/05/2018 tarihinde ödeme ile kesilen zaman aşımı nedeniyle açılacak davada zamanaşımı süresi 08/05/2020 tarihinde dolmaktadır. Ancak COVİD-19 salgının nedeni ile 25/03/2020 tarihinde kabul edilerek 26/03/2020 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan 7226 sayılı Kanun’un Geçici 1. maddesi ile süreler 13/3/2020 (bu tarih dâhil) tarihinden, 30.04.2020 tarihine kadar durdurulmuş olup, 30.04.2020 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 2480 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı’na göre de, 7226 sayılı Kanun’un geçici 1. maddesinin 1. fıkrasında düzenlenen durma süresi 01.05.2020 (bu tarih dâhil) tarihinden 15.06.2020 (bu tarih dâhil) tarihine kadar uzatılmıştır.
Bu düzenlemeler gereği dava zamanaşımı 13.03.2020 tarihinden 15.06.2020 tarihine bu tarih dahil olmak üzere durmuştur. Bu durumda davacının dava açabileceği son gün, covid-19 pandemisi nedeni ile duran 95 günlük sürede dikkate alındığında 11/08/2020 tarihidir. (Yargıtay 4. Hukuk Dairesi'nin 26.09.2022 gün ... Esas ve ...Karar sayılı ilamı )
Davacı 13/03/2020 tarihinde eldeki dava bakımından dava şartı olan zorunlu arabuluculuk başvurusu yapmıştır. Arabulucu tarafından tarafların anlaşamadığına dair son tutanak ise 12/06/2020 tarihinde düzenlenmiştir. Arabuluculukta geçen süre başlangıç ve bitiş tarihleri dahil olmak üzere 2 ay 29 gündür.
6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunun "Arabuluculuk sürecinin başlaması ve sürelere etkisi başlıklı" 16/2 maddesinde "Arabuluculuk sürecinin başlamasından sona ermesine kadar geçirilen süre, zamanaşımı ve hak düşürücü sürelerin hesaplanmasında dikkate alınmaz" düzenlemesine yer verilmiştir. Kanun'un dava şartı olarak arabuluculuğu düzenleyen 18/A maddesinin 15. fıkrası ile “ Arabuluculuk bürosuna başvurulmasından son tutanağın düzenlendiği tarihe kadar geçen sürede zamanaşımı durur ve hak düşürücü süre işlemez “ düzenlemesine yer verilmiştir.
Salgın hastalık nedeniyle duran sürelerinin eklenmesi neticesinde bulunan zamanaşımı süresinin sonu olan 11/08/2020 tarihine, arabuluculuk süreci olan 2 ay 29 günlük süre eklendiğinde, zamanaşımı süresi 10/11/2020 tarihinde dolmaktadır. Hal böyle olunca da 17/06/2020 tarihinde açılan davanın süresi içerisinde açıldığı hususunda tereddüt olmadığı gibi, 02/11/2020 günlü ıslah tarihi itibariyle zamanaşımı süresinin geçirilmediği belirgindir.
Bu durumda; mahkemece davalı tarafın zamanaşımı def'i dikkate alınmaksızın, davanın esasına girilerek, yazılı biçim ve şekilde karar verilmiş olmasında, herhangi bir isabetsizlik tespit edilemediğinden, davalı vekilinin bu yönü amaçlayan istinaf itirazının reddine karar verilmesi gerekmiştir." şeklinde karar verilmiştir.
Tüm dosya kapsamı bir bütün olarak incelendiğinde; tarafların sigortalıları arasındaki kazanın 13/07/2021 tarihinde gerçekleştiği, davacı tarafından sunulan evraklara göre 24/08/2021 tarihinde davacının sigortalısının üçüncü kişilerde olan hak ve alacaklarını temlik aldığı anlaşılmıştır. TBK 72'de zarar görenin zararı ve tazminat yükümlüsünü öğrendiği tarihten başlayarak iki yıl içinde haksız fiilden doğan tazminat istemlerinin zamanaşımına uğrayacağı düzenlenmiştir. Bu bağlamda davacı tarafından sigortalısının haklarına 24/08/2021 tarihi itibariyle halef olunduğuna göre 24/08/2023 tarihi itibariyle zamanaşımının dolacağı sabittir. Ancak davalı tarafından 25/03/2022 tarihinde zamanaşımı süresi içerisinde davacıya ödeme yapılmıştır. Dolayısıyla TBK 154 uyarınca zamanaşımı davalı tarafından yapılan ödeme ile kesilmiştir. Dolayısıyla yeni zamanaşımı 25/03/2024 olacaktır. İcra takip dosyasının incelenmesinde ise zamanaşımı süresi dolduktan sonra 25/03/2025 tarihinde takibin başladığı anlaşılmıştır. Bu bağlamda davacı tarafından zamanaşımını kesen ya da durduran başkaca bir vakıa da ispat edilemediğinden zamanaşımı dolduktan sonra başlatılan takibin zamanaşımını kesmeyeceği ve zamanaşımı süresi içerisinde usulüne uygun bir takip ya da dava ikame edilmediğinden davalının zamanaşımı itirazının haklı olduğu kanaati mahkememizde hâsıl olduğundan davanın zamanaşımı nedeniyle reddine dair aşağıdaki şekilde karar vermek gerekmiştir.
HÜKÜM : Ayrıntısı ve gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere :
1-Davanın zamanaşımı nedeniyle REDDİNE,
2-Karar tarihi itibariyle 492 Sayılı Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken harcın peşin alındığından tekrar alınmasına yer olmadığına,
3-Davacı tarafından yapılan giderlerin kendi üzerinden bırakılmasına,
4-Davalı tarafından yapılan her hangi bir yargılama gideri bulunmadığından bu hususta karar verilmesine yer olmadığına,
5-Davalı kendisini bir vekil ile temsil ettirdiğinden yürürlükte olan A.A.Ü.T. 13/2 maddesi gereğince dava değeri olan 1.078,75 TL üzerinden hesaplanan 1.078,75 TL'nin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,
6-6325 Sayılı Yasa'nın 18/A-14 maddesi ile Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu Yönetmeliği'nin m.26 hükmüne göre Adalet Bakanlığı bütçesinden karşılanan 4.600,00 TL arabuluculuk ücretinin davacıdan tahsili ile hazineye irat kaydına,
7-Taraflarca yatırılan gider ve delil avansından arta kalan kısmın karar kesinleştiğinde HMK.m.333 hükmü uyarınca ilgili tarafa iadesine,
Dair; davacı vekilinin yüzüne karşı davalının yokluğunda verilen gerekçeli kararın tebliğinden itibaren iki haftalık süre içinde mahkememize veya bulunulan yer asliye ticaret mahkemesine dilekçe ile başvurmak koşuluyla İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi nezdinde istinaf kanun yolu açık olmak üzere karar verildi. 03/10/2025
Katip
e-imzalıdır
Hakim
e-imzalıdır