T.C.
İSTANBUL
3. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO: 2025/903 Esas
KARAR NO: 2025/1166
DAVA: İflas (Adi Takipten Doğan İtirazın Kaldırılması Ve İflas (İİK 156))
DAVA TARİHİ: 01/09/2021
KARAR TARİHİ: 18/12/2025
Mahkememizde açılan davanın yapılan yargılaması sonunda;
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkilleri ile yüklenici ... Şti. A.Ş. arasında ... 19. Noterliği'nin ... tarih ve ... yevmiye numaralı "Düzenleme Şeklinde Gayrimenkul Satış Vaadi Ve Kat Karşılığı İnşaat Sözleşmesi" akdedildiğini, yüklenici olarak sözleşmeyi akdeden ...Ltd. Şti.'nin... tarihli ... sayılı Türkiye Ticaret Sicil Gazetesi'nde yayınlanan ilanla tam bölünme nedeni ile infisah ettiğini, şirketin varlıkları ile borçlarının davalı şirketlere devredildiğinin anlaşıldığını, müvekkili tarafından ... 22. Noterliği'nin... tarih ... yevmiye numaralı ihtarnamesi ile sözleşmeden doğan borçların bölünme planı uyarınca hangi şirkete devredildiği hakkında 7 gün içerisinde bilgi verilmesinin talep edildiğini ancak davalı şirketler tarafından müvekkillerine cevap verilmemiş olduğunu, ... 19. Noterliği'nin... tarih ve ... yevmiye numaralı Düzenleme Şeklinde Gayrimenkul Satış Vaadi Ve Kat Karşılığı İnşaat Sözleşmesi'nin 9. Maddesinde kat mülkiyeti kuruluncaya kadar emlak vergilerinin yüklenici tarafından ödeneceğinin kararlaştırıldığını, yükleniciye sözleşmede üstlendiği edimi yerine getirmesi için ... 22. Noterliği aracılığı ile ...cevap verilmediğini ve gereğinin yerine getirilmediğini, ... Arabuluculuk Bürosu'na başvurulduğunu 21/04/2021 tarihinde gerçekleşen oturumda tarafların anlaşmaya varamadığının tutanak altına alındığını, bunun üzerine müvekkili tarafından ... 26. İcra Müdürlüğü'nün ...esas sayılı dosyası kapsamında fazlaya ilişkin haklar saklı kalmak kaydı ile 1.526.957,32-₺'lik kısmı ...'a, 542.354,14-₺'lik diğer kısmı da Nihal Ayaydın'a ait olmak üzere şimdilik 2.068.951,46-₺ tutarındaki emlak vergi borcu bakımından TBK md. 195/III uyarınca teminat gösterilmesi için iflas yolu ile icra takibi başlatıldığını, borçlu şirketlerin takibe itiraz ettiklerini, itirazlarının haksız ve mesnetsiz olduğunu belirterek davanın kabulü ile ... 26. İcra Müdürlüğü'nün... esas sayılı dosyasına yapılan itirazın kaldırılarak davalı şirketler hakkında iflas kararı verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili cevap dilekçesinde ve aşamalardaki beyanlarında özetle; davanın dayanağı olarak ... 19. Noterliği'nin ... tarih ve ... yevmiye numaralı "Düzenleme Şeklinde Gayrimenkul Satış Vaadi Ve Kat Karşılığı İnşaat Sözleşmesi"nin gösterildiğini, bu sözleşmenin akitleri arasında... Tic. A.Ş.'nin bulunmadığını, bu müvekkiline husumet yöneltilemeyeceğini, müvekkile ...Tic. A.Ş.'nin yüklenici sıfatı ile edimlerini yerine getirdiğinden ... 19. Noterliği'nin...tarih ve ... yevmiye numaralı Düzenleme Şeklinde Gayrimenkul Satış Vaadi Ve Kat Karşılığı İnşaat Sözleşmesi'nin 2015 yılı itibari ile sonlanmış olduğunu,... A.Ş.'nin ediminin ifası sonrası kurulmuş olmasının aynı husumet itirazının bir diğer haklılık nedeni olduğunu, davacı tarafından açılan ... 26. İcra Müdürlüğü'nün ... esas sayılı takibe müstenit gösterilen ... 19. Noterliği'nin ... tarih ve ... yevmiye numaralı Düzenleme Şeklinde Gayrimenkul Satış Vaadi Ve Kat Karşılığı İnşaat Sözleşmesi'nin "Uyuşmazlığın Çözümü" başlığındaki 42. maddesi gereğince ... Ticaret Odası'nın hakem mahkemesince tayin edilecek 3 kişilik hakem kurulu marifeti ile çözümlenmesine dair tahkim şartı taşıması tahkime dair bu hükmün geçerli ve yasal olması ile akitler arasında yapılmış bulunması karşısında uyuşmazlığın hakemde çözümü için davanın usulden reddinin gerektiğini, diğer yandan davacıların sözleşme hükümlerine göre bitirilen eseri edimi kabul etmediklerinden kendilerinin temerrüde düştüğünü, talep edilen alacağın davacıların kendi borçları olduğunu, temerrütten sonra doğan ve davacıların kusuru ile ödememeleri olduğu gözetilmekle müvekkillerine atfedilecek sözleşmesel bir yükümlülük bulunmadığını, borcu kabul manasına gelmemesi kaydıyla talep edilen bedelin kamu alacağı olduğunun davacı tarafça kamu alacağının borçlularının kendileri olması ve henüz ödemedikleri anlaşılmakla bu alacağa karşı bir teminat ya da rücuen alacak talebinde bulunmalarının yasal olmadığını, sözleşmesel olarak müvekkiline borçlu olduklarını, iş bu davada değil, Tahkim'de hak ve alacağın olup olmadığı tayin edildikten sonra depo kararı verilebileceğini belirterek davanın öncelikle Tahkim şartı nedeni ile usulden, müvekkillerinin davacı tarafa borcu bulunmaması sebebi ile esastan reddine karar verilmesini talep etmiştir.
Dava, 2004 sayılı İİK'nun 156/3 maddesine dayalı olarak alacaklı tarafından açılmış borçlunun itirazının kaldırılması ve borçlunun iflasına karar verilmesi talebine ilişkindir.
Mahkememizce ... 26. İcra Müdürlüğü'nün ... esas sayılı dosyası getirtilmiş, incelenmesinde; alacaklı ...ile ... tarafından borçlu ... A.Ş. ve ... Tic. A.Ş. aleyhine 2.068.951,46-₺ teminat alacağının fazlaya ilişkin tüm haklar saklı kalmak üzere borçlu şirketlerin ... 19. Noterliği'nin ... tarih ve ... yevmiye numaralı düzenleme şeklinde gayrimenkul satış vaadi ve kat karşılığı inşaat sözleşmesi ile müteselsilen üstlenmiş oldukları emlak vergi borçlarının ödenmemesinden dolayı TBK. md. 195/III uyarınca teminat tutarının 1.526.597,32-₺'lik kısmı ...'a, 542.354,14-₺'lik diğer kısmı da ...'a ait olmak üzere şimdilik 2.068.954,46-₺'lik teminatın gösterilmesi talebi ile 11/08/2021 tarihinde iflas yolu ile icra takibi başlatıldığı, borçlu vekilinin yasal süresinde sunmuş olduğu itiraz dilekçesinde tahkim itirazında bulunduğu, borca ve fer'ilere itiraz ettiği, itiraz nedeni ile takibin durdurulmasına karar verildiği anlaşılmıştır.
Mahkememizce yapılan yargılama sonucunda ..E.K. sayılı 20/03/2025 tarihli karar ile "...Yargıtay 6. Hukuk Dairesi'nin ... Esas ... Karar sayılı bozma kararına DİRENİLMESİNE, 1-Konusuz kalan davanın esası hakkında KARAR VERİLMESİNE YER OLMADIĞINA..." karar verilmiş, kararın temyizi neticesinde Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun... esas ...karar sayılı 01.10.2025 tarihli ilamı ile "...1. Uyuşmazlığın çözümü için öncelikle konuyla ilgili yasal düzenlemelerin açıklanmasında yarar vardır.
2. İcra ve İflâs Kanunu’nun “Ödeme emri ve münderecatı” başlıklı 155. maddesi:“Borçlu iflas yoliyle takibe tabi şahıslardan olup da alacaklı isterse ödeme emrine yedi gün içinde borç ödenmediği takdirde alacaklının mahkemeye müracaatla iflas talebinde bulunabileceği ve borçlunun gerek borcu olmadığına ve gerek kendisinin iflasa tabi kimselerden bulunmadığına dair itirazı varsa bu müddet içinde dilekçe ile icra dairesine bildirmesi lüzumu ve konkordato teklif edebileceği ilave olunur.
“İflas talebi ve müddeti” başlığını taşıyan 156. maddesi ise:
“Ödeme emrindeki müddet içinde borçlu tarafından itiraz olunmamışsa alacaklı bir dilekçe ile Ticaret Mahkemesinden iflas kararı isteyebilir.
Bu dilekçeye borçlunun ödeme emrine itiraz etmediğini mübeyyin ödeme emri nüshasının raptedilmesi lazımdır.
Borçlu ödeme emrine itiraz etmişse takip durur ve alacaklı bu itirazın kaldırılması ile beraber borçlunun iflasına karar verilmesini bir dilekçe ile Ticaret Mahkemesinden isteyebilir.
İflas istemek hakkı ödeme emrinin tebliği tarihinden bir sene sonra düşer.”
Hükmünü içermektedir.
3. İflâsa tâbi şahıslardan olan borçlusunu, para veya teminat alacağından dolayı iflâs yoluyla takip etmek isteyen alacaklı, yetkili icra dairesine yazılı veya sözlü olarak ya da elektronik ortamda iflâs yolu ile takip talebinde bulunabilir. Takip talebinde adi haciz yoluyla takip talebinde yer alan kayıtlardan başka, iflâs takip yolunun izlenmek istediği de belirtilir (İİK md. 58/b5).
4. İflâs yoluyla takip talebi üzerine icra dairesinin düzenleyeceği ödeme emrinde adi haciz yoluyla takipteki ödeme emrinde yer alması gereken kayıtlar bulunur. İflâs yoluyla takipte düzenlenen ödeme emrinde ayrıca iki kayıt daha yer alır. Bu kayıtlar “iflas tehdidi” ve “konkordato teklif edilebileceği” hususlarıdır.
5. İflâs yoluyla takipte ödeme emrinde, ödeme emrinin tebliğ edildiği tarihten itibaren yedi gün içerisinde takip konusu borcun ödenmesi, aksi hâlde alacaklının mahkemeye başvurup borçlunun iflâsını talep edebileceği belirtilir.
6. Borçlunun gerek borcu olmadığına ve gerekse kendisinin iflâsa tâbi kişilerden bulunmadığına dair bir itirazı varsa, bu itirazın da ödeme emrinin tebliğinden itibaren yedi gün içinde bir dilekçe ile icra dairesine bildirilmesi lüzumu da ödeme emrinde yer alır (Timuçin Muşul, İcra ve İflâs Hukuku Esasları, Ankara 2015, s. 684).
7. Borçlu, ödeme emrinin kendisine tebliğinden itibaren yedi gün içinde ödeme emrine itiraz edebilir. Anılan süre içinde ödeme emrine itiraz edilmezse ödeme emri kesinleşir. Ödeme emrine itiraz etmeyen borçlu, borcunu ve iflâs takibinin harç ile giderlerini öderse iflâs takibi son bulur; ödemezse alacaklı ticaret mahkemesinde borçluya karşı iflâs davası açabilir (Baki Kuru, İcra ve İflâs Hukuku El Kitabı, İstanbul 2004, s. 950).
8. Genel iflâs yoluyla takipte borçlu, ödeme emrini tebellüğ ettiği tarihten itibaren yedi gün içinde bir dilekçe ile icra dairesine başvurup takip konusu borca itiraz ettiği takdirde, takip durur (İİK md. 155, md. 156/3).
9. Alacaklı ödeme emrinin tebliğinden itibaren bir yıllık hak düşürücü süre içinde (İİK md.156/son f.) borçlunun muamele merkezinin bulunduğu yerdeki ticaret mahkemesine bir dilekçe ile başvurup, itirazın kaldırılmasını ve borçlunun iflâsına karar verilmesini talep edebilir (Muşul, s. 691).
10. Genel iflâs yoluyla takipte, gönderilen ödeme emrine karşı yedi günlük süre içinde itiraz etmiş olan borçlu, ödeme emrine itiraz süresi içerisinde ileri sürmediği diğer itiraz sebeplerini, iflâs dava dilekçesinin tebliği üzerine vereceği cevap dilekçesinde ilk defa ileri sürebilir.
11. İflâs davasının açıldığı ticaret mahkemesinde, icra mahkemesindeki gibi sıkı şekil şatlarına tâbi bir yargılama yapılmayıp, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) genel hükümleri uygulanır. Basit yargılama usulünün uygulanacağı iflâs davasında borçlu evvelce ödeme emrine karşı ileri sürdüğü itiraz sebepleri ile bağlı olmaksızın meselâ, takip konusu borcu ödemiş olduğu ya da borcun zamanaşımına uğradığı itirazını cevap dilekçesinde beyan edebilir.
12. İflâs davasında alacaklı, alacağını ispat bakımından İİK’nın 68. maddesinde tahdidi olarak sayılmış bulunan belgelerle bağlı değildir. Alacaklı normal bir alacak davasında olduğu gibi alacağın varlığını HMK’ya göre mümkün olan her türlü delil ile ispat edebilir.
13. Mahkemenin yapacağı inceleme sonucunda borçlunun borçlu olmadığı kanısına varılırsa iflâs davasının reddine karar verilir. İflâs davasının reddi kararı maddi anlamda kesin hüküm teşkil eder ve alacaklı iflâs takibi ve davası konusu yapılmış alacak için borçluya karşı yeni bir alacak davası açamaz.
14. Yapılan inceleme sonucunda alacağın mevcut olduğu kabul edilirse borçlunun itirazının kesin olarak kaldırılmasına karar verilir ve mahkemece aynı zamanda bir depo kararı verilir. Bu depo kararı ile mahkeme, borçluya yedi gün içerisinde faiz ve icra giderleri ile birlikte borcunu ifa etmesini veya o kadar miktarı mahkeme veznesine depo etmesini emreder (İİK md.158, II c. 2). Borçlu yedi günlük depo süresi içerisinde faiz ve giderleri ile birlikte borcu ödemez veya mahkeme veznesine depo etmez ise, mahkemece depo kararından sonraki ilk oturumda borçlunun iflâsına karar verilir (Kuru, s. 957).
15. Uyuşmazlıkla ilgili olarak “tahkim” ile ilgili kavram ve yasal düzenlemelerle ilgili açıklama yapılmasında da yarar bulunmaktadır.
16. Tahkimin tanımı 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nda (HUMK) yer almazken, HMK’da “Tahkim sözleşmesi, tarafların, sözleşme veya sözleşme dışı bir hukuki ilişkiden doğmuş veya doğabilecek uyuşmazlıkların tamamı veya bir kısmının çözümünün hakem veya hakem kuruluna bırakılması hususunda yaptıkları anlaşmadır.” şeklinde tanımlanmıştır (HMK md. 412/1).
17. Türk Hukuk Lûgatında da tahkim sözleşmesi, tarafların sözleşme ya da sözleşme dışı bir hukuki ilişkiden doğmuş veya doğabilecek uyuşmazlıkların tümünün veya bir kısmının çözümünün hakem ya da hakem kuruluna bırakılması hususunda yaptıkları anlaşma olarak ifade edilmiş; tahkim sözleşmesinin taraflar arasındaki sözleşmenin bir koşulu ya da ayrı bir sözleşme ile yazılı biçimde yapılabileceği belirtilmiştir (Türk Hukuk Lûgatı, Türk Hukuk Kurumu, Cilt I, Ankara 2021, s. 1048).
18. Öğretide ise tahkim, “Kanun’un tahkim yoluyla çözümlenmesine izin verdiği konular kapsamında olmak koşuluyla, taraflar arasında doğmuş veya doğabilecek uyuşmazlıkların mahkeme yerine, hakem adı verilen kimseler aracılığı ile kesin ve bağlayıcı olarak çözümlenmesi konusunda tarafların anlaşmaları” olarak tanımlanmaktadır (Ziya, Akıncı: Milletlerarası Tahkim, 5. Baskı, İstanbul 2020, s. 5).
19. Yargı, devletin temel fonksiyonlarından biridir ve kural olarak taraflar arasındaki uyuşmazlıkların çözüm yeri mahkemelerdir. Ancak özel hukuka ilişkin uyuşmazlıkların çözümünde mahkemeler yerine hakemlere başvurulması konusunda sözleşme yapılabilir veya taraflarca bağıtlanan sözleşmelere bu yönde bir hüküm konulabilir (HMK md. 412/2). Özel hukukun taraflara tanıdığı irade serbestisi, kendisini sözleşme yapıp yapmamak, sözleşmenin karşı tarafını ve içeriğini belirlemek noktalarında gösterdiği gibi taraflar arasında çıkmış ve çıkması muhtemel uyuşmazlıkları hakemler eliyle çözmek noktasında da gösterir. Hakem kararı, devlet mahkemeleri tarafından verilen karar gibi bağlayıcıdır. Bu hâliyle tahkim, alternatif uyuşmazlık çözüm yollarından biridir(Yargıtay İçtihadı Birleştirme Genel Kurulunun 13.04.2018 tarihli ve ... Esas, ... Karar sayılı kararı).
20. Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 408/1. maddesinde, taşınmaz mallar üzerindeki ayni haklardan veya iki tarafın iradelerine tâbi olmayan işlerden kaynaklanan uyuşmazlıkların tahkime elverişli olmadığı belirtilmiştir.
21. Tahkimin üç unsurundan bahsedilebilir. Bunlar, hakemlerin uyuşmazlığı çözüme kavuşturmakla görevli olması, hakemlerin yapmış oldukları yargısal faaliyetin taraflar arasında bağıtlanmış bir sözleşmeye dayanması, tahkimin özel bir yargılama usulü olmasıdır (İbrahim Özbay, Hukuk Muhakemeleri Kanunu Çerçevesinde Tahkim, Ankara 2016, s. 5).
22. Genel olarak iflâs davalarına tâbi uyuşmazlıklar tarafların iradelerine tâbi olmadığından tahkime de elverişli değildir, ancak uyuşmazlık mahkemelerin önüne farklı şekillerde geldiğinden bu davaların da tahkime elverişli olup olmadığının iflâs davasının türüne göre değerlendirilmesi gerekir.
23. İcra ve İflâs Kanunu'nun 177. maddesinde yer alan doğrudan doğruya iflâs hâllerinden birinin bulunması durumunda mahkemece doğrudan iflâs yargılamasına başlanmakta olup bu durumda uyuşmazlık tahkime elverişli olmayacağından aleyhine iflâs davası açılan tarafın sözleşmedeki tahkim şartının varlığını ileri sürdüğü takdirde bu itirazın yerinde görülmesi mümkün değildir.
24. İcra ve İflâs Kanunu'nun 155. maddesine göre iflâs yoluyla adi takipte bulunulması durumunda açılacak iflâs davasında ise borçlunun takibe itiraz edip etmemesine göre farklı ihtimaller gündeme gelmektedir. Alacaklının borçlu aleyhine iflâs yoluyla takipte bulunması üzerine borçlu tarafından takibe itiraz edilmemesi hâlinde takip kesinleşmektedir. Bunun üzerine alacaklının ticaret mahkemesinden borçlunun iflâsını talep ettiği takdirde mahkemece artık bu aşamada alacağın var olup olmadığı inceleme konusu yapılmayacak ve iflâs talebine ilişkin olarak İİK'nın 166. maddesindeki gerekli ilan ve bildirim işlemleri yapılacaktır. Bu hâlde taraflar arasında takip konusu alacakla ilgili olarak tahkim şartı bulunsa bile alacağın varlığı tartışma konusu yapılmadığından tahkim itirazının kabul edilmesi mümkün değildir. Çünkü bu durumda mahkemece alacakla ilgili herhangi bir yargılama yapılması söz konusu değildir. Doğrudan iflâsa ilişkin hükümlerin uygulanmasına geçileceğinden artık iki taraf arasındaki bir uyuşmazlıktan çok kamusal yönü olan bir davanın görülmesi söz konusu olacaktır.
25. İflâs yoluyla başlatılan takibe borçlu tarafından itiraz edilmesi durumunda ise süreç farklı şekilde ilerlemektedir. İflâs yoluyla başlatılan takibe itiraz edildiğinde alacaklının mahkemeden borçlunun itirazın kaldırılmasına ve iflâsına karar verilmesini talep etmesi gerekmektedir.
26. İtirazın kaldırılması ve iflâs davası ise bünyesinde birkaç aşamayı barındıran kendine özgü davadan olup, buna göre; ilk aşamanın öncelikle davacının alacaklı, davalının ise borçlu olduğuna ilişkin bir maddi hukuk yargılaması yapılması gerekmektedir. Bu davada öncelikle depo kararına esas alacağın varlığının ve miktarının tespit edilmesini gerektiren bir yargılama aşaması bulunup, ikinci olarak da yasal şartların varlığı durumunda borçlunun iflâsına karar verilmesi aşaması bulunmaktadır.
27. Davanın ilk aşamasında, davacının alacaklı davalının ise borçlu olup olmadığının ve borç miktarının tespiti aksine hüküm yoksa iflâsa bakan mahkemece belirlenecektir, ancak özel hukuktaki sözleşme serbestisi sınırları içinde kalmak kaydıyla tarafların doğacak uyuşmazlıkları çözecek (yetkili) yargı yerini serbestçe belirleyebilmeleri de mümkündür.
28. Taraflar arasında ihtilaf konusu alacakla ilgili tahkim şartının varlığı durumunda öncelikle tahkime başvurularak alacağa ilişkin uyuşmazlığın çözümlenmesi, sonrasında iflâs davası açılması gerekmektedir. Aksi hâlde tahkim şartı bulunan bir ihtilafta iflâs yoluyla takip başlatılması ve borçlu tarafından itiraz edilmesi üzerine iflâs davası açılması durumunda tahkim ilk itirazı ileri sürülebilir. Mahkemece söz konusu ihtilafın tahkime elverişli olması hâlinde davanın usulden reddine karar verilmesi gerekmektedir. Çünkü burada iflâs davasından önce borçlunun itirazının haksız olduğuna karar verilmesi hâlinde itirazın kaldırılmasına karar verilerek iflâs süreci başlamaktadır. İtirazın kaldırılması davasında da tamamen maddi hukuka göre değerlendirme yapıldığından bu aşamada da geçerli bir tahkim şartının varlığı durumunda tahkim itirazının kabulü gerekir.
29. Bununla birlikte sözleşme hukukuna egemen olan sözleşmeye bağlılık (Ahde Vefa- Pacta Sunt Servanda) ilkesi hukukumuzda da kabul edilmiştir. Bu ilkeye göre; sözleşme yapıldığı andaki gibi aynen uygulanmalıdır. Sözleşme koşulları borçlu için sonradan ağırlaşmış; kararlaştırılan edimler dengesi sonradan ortaya çıkan olaylar nedeniyle değişmiş olsa bile borçlu sözleşmedeki edimini aynen ifa etmelidir. Gerçekten de, sözleşmeye bağlılık ilkesi, hukuki güvenlik, doğruluk ve dürüstlük kuralının bir gereği olarak sözleşme hukukunun temel ilkesini oluşturmaktadır.
30. Öte yandan TMK'nın “Dürüst davranma” başlıklı 2. maddesinde; “Herkes, haklarını kullanırken ve borçlarını yerine getirirken dürüstlük kurallarına uymak zorundadır. Bir hakkın açıkça kötüye kullanılmasını hukuk düzeni korumaz” hükmüne yer verilmiştir. Buna göre dürüstlük kuralı; herkesin uyması gerekli olan genel ve objektif bir davranış kuralıdır.
31. Tüm bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; davacılar tarafından 11.08.2021 tarihinde, taraflar arasındaki sözleşmeye dayalı olarak emlak vergisi borcunun ödenmemesinden dolayı TBK'nın 195. maddesi uyarınca teminat gösterilmesi talebi kapsamında davalılar aleyhine ... 26. İcra Müdürlüğünün ... Esas sayılı dosyasında iflâs yolu ile icra takibi başlatılmış, davalılar vekilinin itirazı nedeniyle icra takibinin durması üzerine davacılar vekili tarafından itirazın kaldırılması ve davalıların iflâsı talep edilmiştir.
32. Davacılar ile yüklenici ... Tic. A.Ş. arasında .. 19. Noterliğinin ... tarihli "Düzenleme Şeklinde Gayrimenkul Satış Vaadi Ve Kat Karşılığı İnşaat Sözleşmesi" imzalanmış olup, yüklenici olarak sözleşmeyi imzalayan şirketin 12.02.2020 tarihinde tam bölünme nedeniyle infisah ettiği, sözleşmenin 42. maddesinde “İşbu sözleşmeden doğan uyuşmazlıklar, tapu iptali davası dışında, ... Ticaret Odası'nın Hakem Mahkemesince seçilecek üç (3) Hakem Kurulu marifetiyle tahkim yoluyla çözümlenir” düzenlemesinin yer aldığı anlaşılmaktadır.
33. Somut olayda, taraflar arasında geçerli bir tahkim sözleşmesi bulunmasına ve uyuşmazlığın tahkime elverişli bir uyuşmazlık olmasına rağmen davacı arsa sahipleri tahkim yolunu tercih etmemiş genel iflâs yolu ile takibe geçerek tahkim anlaşmasının davalılar açısından uygulanabilirliliğini imkânsız hâle getirmiştir. Davacıların öncesinde eda davası açması hâlinde tahkim ilk itirazı ile karşılaşacak olmaları karşısında eda davası açma ihtimali bulunmamaktadır. Az yukarıda açıklanan TMK'nın 2. maddesi uyarınca herkes, haklarını kullanırken ve borçlarını yerine getirirken dürüstlük kurallarına uymak zorunda olup, bir hakkın açıkça kötüye kullanılmasını hukuk düzeni korumaz. Ahde vefa ilkesi dikkate alındığında, davacıların iflâs yoluyla takip başlatarak sözleşmedeki tahkim şartını bertaraf etmek amacında olduğunun kabulü gerekir.
34. Bu nedenle davacıların öncelikle tahkime başvurarak alacağın varlığını ve miktarını ispatlayacak karar aldıktan sonra borçlular hakkında iflâs yoluyla takip başlatması ve iflâs davası açması gerekirken, taraflar arasında kararlaştırılan yetkili yargı yerini ortadan kaldıracak şekilde doğrudan iflâs yoluyla takip başlatılması ve sonrasında iflâs davası açılması yerinde olmadığından, davalıların süresinde yaptığı tahkim ilk itirazının kabulü ile davanın usulden reddine karar verilmesi gerekmektedir.
35. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında; iflâs davalarının, kamu düzenine ilişkin sonuçları olan ve davalı şirketin iflâsına karar verilmesi hâlinde davacı dışında tüm alacaklıları ilgilendiren nitelikte bir dava olduğu, İİK'nın 154 ve devamı maddelerinde, alacağın tespiti için öncelikle tahkime gidilebileceği yönünde bir düzenlemeye yer verilmediği, yargı yetkisinin, Türk Milleti adına bağımsız mahkemelerce kullanıldığı, tahkim bu durumun bir istisnası ise de, hak arama özgürlüğü kapsamında mahkemeye başvuran tarafın alacağına bir an önce kavuşmak için iflâs yoluyla takip talebinde bulunması ve takibe itiraz üzerine dava yolunu seçmesi durumunda, sözleşmedeki tahkim şartının öne sürülmesinin iyiniyetli bir yaklaşım olarak değerlendirilemeyeceği, hak arama özgürlüğünü kısıtlayacak şekilde tahkim şartının varlığı nedeniyle davanın usulden reddine karar verilmesinin yerinde olmadığı, açıklanan nedenlerle direnme kararının yerinde olduğu görüşü ileri sürülmüş ise de, bu görüş yukarıda açıklanan nedenlerde Kurul çoğunluğunca benimsenmemiştir.
36. Hâl böyle olunca İlk Derece Mahkemesince önceki kararda direnilmesi doğru olmadığından, hükmün Özel Daire bozma kararında belirtilen nedenlerle bozulması gerekmiştir.
VII. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Davalılar vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı HMK'nın 371. maddesi gereğince BOZULMASINA..." karar verilmiş olup yargılamaya mahkememizin 2025/903 esas sırası üzerinden devam edilmiştir.
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 373/7. maddesi uyarınca Hukuk Genel Kurulu kararlarına uyulması zorunludur. Bu çerçevede, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 01.10.2025 tarihli ve ... esas ... karar sayılı doğrultusunda davanın tahkim şartı nedeniyle usulden reddine karar verilmiştir.
HÜKÜM / Ayrıntısı ve gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;
1-Davanın HMK 114/1-b maddesi gereğince yargı yolunun caiz olmaması nedeniyle, HMK 115/2 maddesi gereğince dava şartı yokluğundan usulden reddine,
2-Harçlar Kanunu uyarınca alınması gereken 615,40-₺ maktu karar harcından başlangıçta peşin alınan 59,30-₺'nin mahsubu ile bakiye 556,10-₺ harcın davalılardan müştereken müteselsilen tahsili ile hazineye gelir kaydına,
3-Davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin davacı üzerinde bırakılmasına,
4-Davalı ... Şirketi tarafından yapılan 980,00-TL yargılama giderinin davacıdan tahsili ile davalı ... Şirketi'ne ödenmesine,
5-Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca davalılar vekilleri lehine takdir olunan 45.000,00-₺ maktu vekalet ücretinin davacıdan tahsili ile davalılara mütesaviyen verilmesine,
6-Taraflarca yatırılan gider avansından arta kalan kısmın karar kesinleştiğinde HMK 333 maddesi uyarınca ilgili tarafa iadesine,
Dair; davacı vekilinin yokluğunda davalı vekilinin yüzüne karşı kararın taraflara tebliğinden itibaren 2 haftalık süre içinde İstanbul Bölge Adliye Mahkemesine istinaf yolu açık olmak üzere oy birliği ile karar verildi. 18/12/2025
Başkan
e-imza
Üye
e-imza
Üye
e-imza
Katip
e-imza