T.C.
İSTANBUL
3. FİKRÎ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ
ESAS NO : 2023/9 Esas
KARAR NO : 2025/62
DAVA : MARKA HAKKINA TECAVÜZÜN ve HAKSIZ REKABETİN TESPİTİ, ÖNLENMESİ, DURDURULMASI, MANEVİ TAZMİNAT
DAVA TARİHİ : 10/01/2023
KARAR TARİHİ : 12/03/2025
Mahkememizde görülmekte bulunan Marka hakkına tecavüzün ve haksız rekabetin tespiti, önlenmesi, durdurulması, manevi tazminat davasının yapılan açık yargılamasının sonunda,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
DAVA: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkili şirketin, Türk Patent ve Marka Kurumu marka sicilinde tescilli “...” ibareli markaların ve bu markalara ait amblemlerin sahibi olduğunu, müvekkil şirketin ayrıca marka tescil belgelerini ibraz ettikleri dışında da Türk Patent ve Marka Kurumu nezdinde tescilli birçok markaları daha bulunduğunu, zikredilmiş olan tüm markaların gerek Türkiye'de ve gerekse tüm dünyada tanınmış olup mücevherler, saatler, mücevher kutuları ve diğer moda aksesuarları vb olarak kullanıldıklarını, davalı tarafından "..." adresinde bulunan "..." isimli işyerinde yukarıda tanınmışlığı hakkında kısa bilgiler verilen müvekkiline ait ... markasını meşru bağlantısı, sözleşmesi ve hukuka uygun amacı olmaksızın; tamamen izinsiz ve tecavüz teşkil eder şekilde kullandığını, ... ibareli taklit ürünlerin satışını gerçekleştirdiğini, davalı bu eylemleriyle taklit ürün satışına sürekli olarak devam ettikleri gibi, bu suretle tüketiciyi de yanıltıp ve kandırdığını, müvekkilinin marka hakkına tecavüz içeren bu eylemlerin tespiti için davacı tarafınca yapılan başvuru, ... 1. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesinin ....D.iş sayılı karar ve ara kararı ile kabul edildiğini, ilgili kararın ifası için ... 28. İcra Müdürlüğü ... sayılı dosyası açıldığını, 30.12.2022 tarihinde davalının iş yerlerinde bilirkişi eşliğinde tespit işlemi gerçekleştirildiğini, yapılan tespit işleminde; davalı ... ŞTİ. (VKN: ...)'nin "..." adreslerinde bulunan "..." isimli iş yerlerinde ... ibareli ürünler tespit edilip, mahkemenin verdiği tedbir kararı uyarınca bu ürünlere el konularak yediemin deposuna teslim edildiğini, davalılardan ele geçirilen ürünler üzerinde yapılan inceleme neticesinde bilirkişinin "ürünlerin taklit oldukları anlaşılarak mahkeme kararına istinaden tedbir işlemi uygulanmak suretiyle muhafaza altına alınıp yediemine teslimi yapıldığını, aleyhine tespit talep edilen iş yerinde, tespit talep edenin tescilli ve ayırt edici gücü yüksek ... esas unsurlu markasının aynısını satışa sundukları ürünler üzerinde kullanmak suretiyle markanın taklit edildiğini bildiği veya bilmesi gerektiği halde tecavüz yoluyla kullanılan markayı taşıyan ürünleri satışa arz etmesinin 6769 Sayılı SMK m. 29/1(c) kapsamında marka hakkına tecavüz sayılan eylemlerden olduğu yönündeki görüş ve kanaatlerini sunduklarını, ... 1. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi, ... D.İş sayılı karar ve ara kararında, davacı vekilince yapılan tedbiren el koyma talebinin kabulüne karar verildiğini, davalılara ait iş yerinde tespit edilen ürünlere el konulduğunu, 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu'nun 149. maddesi marka hakkı tecavüze uğrayan hak sahibinin ileri sürebileceği talepleri düzenlendiğini İlgili madde uyarınca hak sahibinin fiilin tecavüz olup olmadığının tespitini, tecavüz fiillerinin durdurulmasını, maddi ve manevi zararının tazminini isteme hakkının olduğunu, tecavüz fiilleri neticesinde müvekkil şirketin maddi ve manevi zarara uğradığının açık olduğunu, müvekkilinin bu fiiller sebebiyle uğradığı maddi zararların tazmini için her türlü dava ve talep haklarının saklı kalmak kaydıyla, işbu davada manevi zarar taleplerinin de 5.000,00 Türk Lirası olduğunu, davalıların bu eylemleri marka hakkına tecavüzün yanı sıra haksız rekabet teşkil ettiğini, müvekkilline hiçbir ilişkisi olmayan davalıların, müvekkiline ait mallar ve iş ürünleriyle karıştırılmaya yol açacak eylemler gerçekleştirdiğini, bu fiilleriyle TTK m. 55'e aykırılık teşkil ettiğini, tüm bu nedenlerle davalılar tarafından yapılan, müvekkilerin marka haklarına yönelik tecavüzün ve haksız rekabetin her bir davalı yönünden tespiti, ref'i ve devam edenler yönünden men'ini, tecavüz sebebiyle oluşan maddi zararlara ilişkin dava açma hakları saklı kalmak kaydıyla, 5.000,00TL manevi tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile her bir davalıdan alınarak davacıya verilmesini, her bir davalı aleyhine verilen kararın masrafı davalılardan karşılanarak bir tirajı yüksek gazetede ilanına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
CEVAP :Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davacının beyanlarını kabul etmemekle birlikte huzurdaki davanın hem usul ve hem de esas yönünden reddi gerektiğini, davacı tarafın Danimarka merkezli bir şirket olması nedeniyle huzurdaki davanın yabancılık unsuru taşıdığı sabit olduğunu, 5718 sayılı MÖHUK madde 48/1'e göre; “Türk mahkemesinde dava açan, davaya katılan veya icra takibinde bulunan yabancı gerçek ve tüzel kişiler, yargılama ve takip giderleriyle karşı tarafın zarar ve ziyanını karşılamak üzere mahkemenin belirleyeceği teminatı göstermek zorundadır”. MÖHUK'ta teminat gösterme yükümlülüğü konusunda “yabancılık” ölçütü esas alındığını, buna karşın davalının veya kendisine karşı takibe girişilen karşı tarafın vatandaşlığı, bu madde kapsamında da bir öneme sahip olmadığını, bu maddeye göre hakim tarafından verilen kesin süre içinde teminat gösterilmezse, dava, dava şartı eksikliğinden HMK'nun 114/1-ğ maddesi uyarınca reddedileceğini, dava dilekçesinde karşı taraf vekili Mahkemeden TTK hükümleri gereğince haksız rekabetin tespitini ve manevi tazminat ödenmesini talep etmiş olup, TTK'dan kaynaklanan haksız rekabet davaları mutlak ticari iş sayılmakta, bu nedenle dava ikamesinden önce de zorunlu arabuluculuğa başvurulması gerektiğini, ancak davacı taraf” arabuluculuğa başvurmadan ve arabuluculuk müessesesi yerine getirilmeden huzurdaki davanın ikame edildiğini, mahkemece dava şartları davanın her aşamasında re'sen incelenmesi gerektiğinden, huzurdaki davanın dava şartı noksanlığı nedeniyle usulden reddedilmesi gerektiğini, huzurdaki dava bakımında hak düşürücü süreler geçmiş olup ayrıca talep yönünden zaman aşımı itirazlarının mevcut olduğunu, bu nedenlerden dolayı da davanın reddini talep ettiklerini, dava dilekçesi ekinde yer alan bilirkişi raporuna göre haciz mahallinde bulunan ve muhafaza altına alınan 2278 adet kilit mekanizması ile 525 adet bilekliğin taklit olduğu ve davalı müvekkilinin marka haklarına tecavüz fiilleri işlediği tespit edildiğini, Ancak ... 1 Fikri Sınai Haklar Hukuk Mahkemesinin ... d.iş sayılı dosyasında görevlendirilen bilirkişi tarafından ürünlerin ayrıntılı olarak incelemeksizin rapor edildiğini, rapordaki en önemli eksikliğin, taklit olduğu iddia edilen ürünlerin orijinallerine ilişkin bir örnek ürünün raporda ve huzurdaki dava dosyasında bulunmadığını bu nedenle bilirkişinin, orijinallerini görmediği, incelemediği ve hatta olup olmadığını bilmediği ürünlerin taklitlerini anlaması mümkün olmadığını, ... 1. Fikri Sınai Haklar Hukuk Mahkemesinin... düş sayılı dosyasından yetkilendirilen bilirkişi tarafından müvekkil şirketin bulunduğu adreste yapılan evrak araştırmasında taklit ürünlerin satımına ilişkin bir fatura, teslim tesellüm veya garanti belgesi vb. türde herhangi bir evrak bulunmadığını, dolayısıyla davacı tarafından müvekkil şirketin ticari hayatında icra ettiği tek faaliyetin taklit ürün üretip tüketicileri aldatmak suretiyle haksız menfaat sağladığı algısı oluşturulmuşsa da bu hususlar tümüyle gerçek dışı olduğunu, taklit olduğu iddia edilen ürünlerin müvekkil tarafından satışı yapılmadığından ötürü TTK kapsamında haksız rekabet söz konusu olamayacağını, ilan talebi bakımından kanuni şartlar mevcut olmadığından, davacı taraf dilekçesinde manevi tazminat talebinde bulunmuş ise de, tazminat koşulları bakımından müvekkili şirketin hukuka aykırı fiilini, kusurunu, uğradığı zararını ve aradaki illiyet bağını ortaya koyamadığını, nitekim somut uyuşmazlıkta davacının uğramış olduğu bir zarar bulunmadığını, bu nedenle de tazminat talebinin reddi gerektiğini, taklit olduğu iddia edilen ürünlerin orijinalleri huzurdaki dava dosyasında bulunmadığını, davacı tarafça sadece bahse konu ürünlerin taklit olduğu varsayımından hareket edildiğini, oysa taklit olduğu belirsiz ürünler yargılama esnasında yedieminde kalmaya devam edeceğini, ve bu şekilde de yedieminlik masrafları da artacağı sebebiyle bahse konu ürünlerin müvekkili şirkete iade edilmesini talep etme zaruretlerinin hasıl olduğunu belirterek, tüm bu nedenlerle davanın reddini talep etmiştir.
CEVABA CEVAP :Davacı vekili cevaba cevap dilekçesinde özetle; yabancılık unsuru bulunmasına rağmen teminat gösterilmesi gerekmediğini, arabuluculuğun zorunlu olmadığını, bilirkişi raporunun içerik itibarıyla yeterli olduğunu ve manevi tazminat talep edebileceğini belirterek davanın kabulünü talep etmiştir.
İKİNCİ CEVAP: Davalı vekili ikinci cevap dilekçesinde özetle; cevap dilekçesindeki beyanlarını tekrar ederek davanın reddini talep etmiştir.
DELİLLER VE GEREKÇE: Dava; davacı adına tescilli "..." ibareli marka hakkına tecavüzün ve haksız rekabetin tespiti, önlenmesi, durdurulması, manevi tazminat ile kararın ilanı istemlerine ilişkindir.
Davacı tarafça marka tescil belgeleri, ... 1. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesinin ... D.iş sayılı dosyası, ... 28. İcra Müdürlüğü...sayılı dosyası, 31/12/2022 tarihli bilirkişi raporu, yediemin ücretine ilişkin makbuzlar ile bilirkişi incelemesine delil olarak dayanıldığı görülmüştür.
Davalı tarafça marka tescil belgeleri, ticaret sicil kayıtları, ticari defterler ile bilirkişi incelemesine delil olarak dayanıldığı görülmüştür.
... 1. FSHHM'nin ...D.İş sayılı dosyası fiziken celp ve tetkik edilmiştir.
"..." ibareli markalara ilişkin tescil belgeleri TPMK'dan celp ve tetkik edilmiştir.
Davalı vekili tarafından cevap dilekçesi içeriğinde yabancılık teminatı yönünden usûli itiraz ileri sürülmüş ise de 5718 sayılı Kanun’un 48. maddesinin 2. fıkrasının; “Mahkeme, dava açanı, davaya katılanı veya icra takibi yapanı karşılıklılık esasına göre teminattan muaf tutar.” şeklinde düzenlediği, karşılıklılık ilkesinin, iki devlet arasında imzalanan (iki taraflı) anlaşma veya iki devletin de taraf olduğu uluslararası (çok taraflı) anlaşma ile sağlanabileceği, bu anlaşmalardan birisinin de 1954 tarihli Hukuk Usulüne Dair Lahey Sözleşmesi olup anılan sözleşmenin 17. maddesinde; âkit devletlerden birinde ikamet eden ve diğer bir devletin mahkemeleri huzurunda davacı veya müdahil olarak bulunan âkit bir devletin vatandaşlarından yabancı olmaları sebebi ile herhangi bir teminat istenemeyeceğinin düzenlendiği, bununla birlikte davacının tâbi olduğu Danimarka devletinin Lahey sözleşmesine taraf olduğu, böylece teminat muafiyetinin mevcut olduğu anlaşılmakla; davacı tarafça teminat yatırılmasına yer olmadığı sonucuna varılmıştır.
Davalı vekilinin arabuluculuk dava şartının yerine getirilmediği yönündeki usuli itirazının tetkikinde; somut olayda, 6100 sayılı HMK’nın 110. maddesi ile düzenleme altına alınan “Davaların yığılması” durumu söz konusu olup davanın; tespit, men ve ref istemleri ile manevi tazminat olmak üzere birden fazla asli talebi içerdiği, konusu bir miktar paranın ödenmesi olan tazminat davası arabuluculuğa tâbi ise de tespit, men ve ref istemine ilişkin dava, konusu bir miktar paranın ödenmesi olan bir alacak ya da tazminat davası olmadığından arabuluculuğa tâbi olmadığı, bu hâli ile arabuluculuğa tâbi olmayan bir talep ile birlikteki tazminat istemi yönünden de davanın arabuluculuk zorunlu dava şartına tâbi tutulamayacağı anlaşılmakla; aksi yöndeki davalı usuli itirazının reddine karar verilmesi gerekmiştir.
Davalı yanın zamanaşımı ve hak düşürücü süre yönünden itirazlarının tetkikinde ise; SMK'nın 157. maddesinin; ''Sınai mülkiyet hakkı veya geleneksel ürün adından doğan özel hukuka ilişkin taleplerde, 11/1/2011 tarihli ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun zamanaşımına ilişkin hükümleri uygulanır.'' şeklindeki hükmünde yer alan atıf kapsamında tatbiki gereken TBK'nın 72. maddesine göre somut olayda 2 ve 10 yıllık zamanaşımı süreleri dolmadığı gibi devam ettiği iddia edilen tecavüz eylemi süresince zamanaşımı süresi işlemeyeceğinden dolayı huzurdaki dava yönünden zamanaşımı süresinin sona ermediği, hak düşürücü süre yönünden de itiraz somutlaştırılmadığı gibi somut uyuşmazlık kapsamında herhangi bir hak düşürücü sürenin gerçekleşmediği tespit edilmiştir.
HMK'nın 266. maddesi kapsamında bilirkişilerin oy ve görüşünün alınmasına karar verilmiş olup bu suretle görevlendirilen marka vekili bilirkişi ... ve sektör bilirkişisi ... tarafından düzenlenen 10/10/2024 tarihli raporunun sonuç kısmında özetle; ... esas ibareli markalarının tespit konusu Nice 14. Sınıf “ Kıymetli metaller ve bunların alaşımlarından eşya; elmaslar; pırlantalar); değerli taşlar; değerli metallerden veya bunlarla kaplanmış süs eşyaları, kuyumculuk işleri ve mücevherat; kol düğmeleri ve kravat iğneleri; değerli metallerle kaplanmış bijuteri; mücevherat için özel olarak tasarlanmış kasalar ve diğer kaplar” emtialarında tescilli olduğu, koruma sürelerinin devem ettiğine, davacıya tescilli ve ayırt edici gücü yüksek ... esas unsurlu markasının aynısını satışa sunduğu ürünler üzerinde kullanmak suretiyle markanın taklit edildiğini bildiği veya bilmesi gerektiği hâlde tecavüz yoluyla kullanılan markayı taşıyan ürünleri satışa arz etmesinin 6769 sayılı SMK m. 29/1(c) kapsamında marka hakkına tecavüz sayılan eylemlerden olduğu bu sebeple manevi tazminat talebinde bulunabileceği, davacı ve davalı tarafın marka kullanımlarından yapılan inceleme ve değerlendirmeler doğrultusunda; sunulan ürünlerin benzerliği, hedef kitlesi, sunuş biçimleri açısından nihai tüketici nezdinde ilişkilendirilme ve karıştırılma ihtimali bulunduğu, bu farklılıkların davalının marka kullanımlarını genel görünüm itibariyle davacı markalarından yeterli düzeyde farklılaşmadığı, ortalama tüketici nezdinde karıştırılma ihtimalinin bulunduğu, davalı marka kullanımlarının TTK 55/1-a-4 maddesi anlamında haksız rekabet oluşturacağı görüş ve kanaatlerine varıldığı anlaşılmıştır.
Mahkememizce görevlendirilen marka vekili bilirkişi ...ve sektör bilirkişisi ... tarafından düzenlenen 20/01/2025 tarihli ek raporunun sonuç kısmında özetle; tespite konu adresteki ürünler incelendiğinde muhtelif taşlı ve taşsız kilitler, bileklikler, kelepçe bilezikler ve charm (sallantılı ,hareketli parça) takılar olduğu görüldüğü. yalnızca kilitle ilgili bir modelde ... ibaresinin bulunmadığı, bunun yerine "..." ibaresinin yer aldığı, bazı takıların üzerlerinde “...” bazılarında ise hem “...” ...” ibareli ürünler olduğu görüldüğü, söz konusu ürünlerin orijinal olmadığı, ürünlerin orijinali ile ilgili kıyaslama olanağı bulunmadığı fakat nihai tüketici alışveriş yaparken ürünü isim üzerinden değerlendirdiğinden orijinalliğini ayırt etme durumunun olmadığı,bunun sebebi ise, ürünlerin işçiliğinin kaliteli ve eksiksiz şekilde yapılmış olduğunun görüldüğü, dolayısıyla söz konusu ürünlerin davacı tarafa ait tescilli markalarını taklit eden ürünler olduğu, davalının ... esas unsurlu markanın aynısını satışa sunduğu ürünler üzerinde kullanmak suretiyle markanın taklit edildiğini bildiği veya bilmesi gerektiği hâlde tecavüz yoluyla kullanılan markayı taşıyan ürünleri satışa arz ettiği fiziken el konulan ürünlerde yapılan karşılaştırma neticesinde anlaşıldığı, davacı ve davalı tarafın marka kullanımlarından yapılan inceleme ve değerlendirmeler doğrultusunda; sunulan ürünlerin benzerliği, hedef kitlesi, sunuş biçimleri açısından nihai tüketici nezdinde ilişkilendirilme ve karıştırılma ihtimali bulunduğu, bu farklılıkların davalının marka kullanımlarını genel görünüm itibariyle davacı markalarından yeterli düzeyde farklılaşmadığı, ortalama tüketici nezdinde karıştırılma ihtimalinin bulunduğu, 6769 sayılı SMK m. 29/1(e) kapsamında davalı marka kullanımlarının, davacıya ait ... markalarıyla iltibasa neden olacağı görüş ve kanaatlerine varıldığı anlaşılmıştır.
Huzurdaki davada; davacı şirket adına tescilli ''...'' ibareli markaların ve bu markalara ait amblemlerin, davalı şirket tarafından "..." adresinde bulunan "..." isimli işyerinde izinsiz ve tecavüz teşkil eder şekilde kullanıldığı, ''...'' ibareli taklit ürünlerin satışını gerçekleştirdiği iddiasına dayalı olarak ''...'' ibareli marka hakkına tecavüzün ve haksız rekabetin tespiti, önlenmesi, durdurulması ile manevi tazminat ve hükmün ilanı istemleri ileri sürülmüş olup davalı şirketin bilirkişi raporuna göre haciz mahallinde bulunan ve muhafaza altına alınan 2278 adet kilit mekanizması ile 525 adet bilekliğin taklit olduğu tespit edilmiş ise de ... 1. Fikri Sınai Haklar Hukuk Mahkemesinin ... d.iş sayılı dosyasında görevlendirilen bilirkişi tarafından ürünlerin ayrıntılı olarak incelemeksizin rapor edildiği, davacı tarafça ihtilaf konusu ürünlerin orijinallerinin dosyaya ibrazı ile akabinde el konulan ürünlerin karşılaştırılmasının yapılması suretiyle rapor hazırlanmasının gerektiğini savundukları görülmüştür. Bu kapsamda somut olaydaki uyuşmazlığın; ... 1. Fikri Sınai Haklar Hukuk Mahkemesinin ...değişik iş sayılı dosyasında görevlendirilen bilirkişi tarafından davalı şirketin iş yerinde tespit edilen ürünlerin taklit olup olmadıkları, davacı adına tescilli ''...'' markalarını ihtiva eden orijinal olmayan/ taklit ürünleri satışa sunmak/ ticaret alanına çıkarmak sureti ile davalının Sınai Mülkiyet Kanunu'nun 7 ve 29. maddeleri kapsamında davacının marka hakkına tecavüz teşkil edip etmediği, SMK'da düzenlenen marka hakkına ilişkin hükümler ile TTK'da düzenlenen haksız rekabete ilişkin hükümlerin kümülatif tatbikinin gerekip gerekmediği, manevi tazminat ile kararın ilanı istemleri yönünden yasal koşulların oluşup oluşmadığı noktalarında toplandığı saptanmıştır.
Dava tarihi itibari ile yürürlükte olmakla uygulanması gereken 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu'nun (SMK) 29. maddesinde marka hakkına tecavüz sayılan fiiller sayılmış olup (1) Aşağıdaki fiiller marka hakkına tecavüz sayılır:
a) Marka sahibinin izni olmaksızın, markayı 7 nci maddede belirtilen biçimlerde kullanmak.
b) Marka sahibinin izni olmaksızın, markayı veya ayırt edilemeyecek kadar benzerini kullanmak suretiyle markayı taklit etmek.
c) Markayı veya ayırt edilemeyecek kadar benzerini kullanmak suretiyle markanın taklit edildiğini bildiği veya bilmesi gerektiği hâlde tecavüz yoluyla kullanılan markayı taşıyan ürünleri satmak, dağıtmak, başka bir şekilde ticaret alanına çıkarmak, ithal işlemine tabi tutmak, ihraç etmek, ticari amaçla elde bulundurmak veya bu ürüne dair sözleşme yapmak için öneride bulunmak.
ç) Marka sahibi tarafından lisans yoluyla verilmiş hakları izinsiz genişletmek veya bu hakları üçüncü kişilere devretmek.'' olarak belirtilmiştir.
SMK'nın 149. maddesi de; "Sınai mülkiyet hakkı tecavüze uğrayan hak sahibi, mahkemeden aşağıdaki taleplerde bulunabilir: a)Fiilin tecavüz olup olmadığının tespiti. b)Muhtemel tecavüzün önlenmesi. c)Tecavüz fiillerinin durdurulması. ç)Tecavüzün kaldırılması ile maddi ve manevi zararın tazmini. d)Tecavüz oluşturan veya cezayı gerektiren ürünler ile bunların üretiminde münhasıran kullanılan cihaz, makine gibi araçlara, tecavüze konu ürünler dışındaki diğer ürünlerin üretimini engellemeyecek şekilde elkonulması. e)(d) bendi uyarınca elkonulan ürün, cihaz ve makineler üzerinde kendisine mülkiyet hakkının tanınması f)Tecavüzün devamını önlemek üzere tedbirlerin alınması, özellikle masraflar tecavüz edene ait olmak üzere (d)bendine göre elkonulan ürünler ile cihaz ve makine gibi araçların şekillerinin değiştirilmesi, üzerlerindeki markaların silinmesi veya sınai mülkiyet haklarına tecavüzün önlenmesi için kaçınılmaz ise imhası. g)Haklı bir sebebin veya menfaatinin bulunması hâlinde, masrafları karşı tarafa ait olmak üzere kesinleşmiş kararın günlük gazete veya benzeri vasıtalarla tamamen veya özet olarak ilan edilmesi veya ilgililere tebliğ edilmesi" şeklinde düzenleme altına alınmıştır.
Anılı yasal düzenlemeler ışığında somut olaya bakıldığında; değişik iş dosyası ve mahkememizce esas dosyası kapsamında alınan bilirkişi raporları arasında çelişkinin bulunmadığı, tahkikat aşamasında yargılamaya konu orijinal ve taklit olduğu iddia olunan ürünler arasında karşılaştırmalı bir inceleme yapılarak ürünlerin malzeme kaliteleri, yazı puntoları, logo kullanımları, logoların baskı kalitesi, işçilik kaliteleri ve hassas terazi marifetiyle ürünlerin ağırlık farkları belirlenmek sureti ile belirlenen bu farklar ile yargılamaya konu ürünlerin davacının orijinal ürünlerinden olup olmadığı, taklit ve marka hakkına tecavüz eder nitelikte olup olmadığının değerlendirilmesi amacı ile inceleme yapılmasına karar verilmiş olup bu kapsamda yapılan teknik inceleme neticesinde; davalının davacıdan herhangi bir bayilik ya da franchise yetkisi aldığına dair bir bilgi tespit edilemediği, tespit mahallinde el konulan ürünler üzerinde ''...'' ibaresinin aslına çok uzak biçimde işlendiği, yazı ve görsellerin metal üzerine özensiz nakşedildiği, ürünlerin ambalajlamasının gelişigüzel yapıldığı, ürünlerin muhtelif taşlı ve taşsız kilitler, bileklikler, kelepçe bilezikler ve charm (sallantılı ,hareketli parça) takılar olduğu, bazı takıların üzerlerinde “...” bazılarında ise hem “...” hem “Disney” ibareli ürünler olduğu, davacının orijinal kullanımları ile el konulan ürünler mukayese edildiğinde söz konusu ürünlerin orijinal olmadığının belirlendiği, bu suretle davalının ''...'' esas unsurlu markanın aynısını satışa sunduğu ürünler üzerinde kullanmak suretiyle markanın taklit edildiğini bildiği veya bilmesi gerektiği hâlde tecavüz yoluyla kullanılan markayı taşıyan ürünleri satışa arz etmesinin SMK'nın 29/1(c) maddesi kapsamında marka hakkına tecavüz sayılan eylemlerden olduğu sonucuna varılmıştır. Tüm bu nedenlerle SMK'nın 149. maddesi gereğince, davalının davacının marka hakkına tecavüz teşkil ettiğinin tespitine, tecavüzün önlenmesine, durdurulmasına, HMK'nın 149/1-g maddesi gereğince karar kesinleştiğinde hüküm özetinin Türkiye’de en yüksek tiraja sahip ilk 5 gazeteden birinde bir kez ilanına karar verilmesi gerekmiştir.
Kabul edilen hukuksal olgu karşısında bir sonraki aşamada davacının manevi tazminat talebi tetkik edilmiş olup davacı markasının tescilli olduğu süre, markanın tanınmışlık derecesi, davalının ticaret hacmi ile kusur derecesine göre davacı yararına takdir edilen 5.000-TL manevi tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile davalıdan tahsili ile davacıya ödenmesi gerektiği kanaatine varılmıştır.
Son olarak davacı taraf SMK'nın birinci kitabında düzenlenen marka hakkına ilişkin hükümlerin yanı sıra ayrıca TTK'nın haksız rekabet hükümleri gereğince de istemde bulunmuş olup anılı düzenlemelerin kümülatif olarak somut olayda tatbikinin gerekip gerekmediği meselesinin aydınlatılması gerekmiştir. Bu noktada emsal alınan Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin ...esas, ... karar sayılı ilamı ile İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 16. Hukuk Dairesinin ...esas, ...karar sayılı kararında vurgulandığı üzere; 6762 sayılı mülga TTK’nın 57/5.maddesinde yazılı “Başkasının emtiası, iş mahsulleri, faaliyeti veya ticaret işletmesiyle iltibaslar meydana getirmeye çalışmak veya buna müsait bulunan tedbirlere başvurmak, hususiyle başkasının haklı olarak kullandığı ad, unvan, marka, işaret gibi tanıtma vasıtalariyle iltibasa meydan verebilecek surette, ad, unvan, marka, işaret gibi tanıtma vasıtaları kullanmak veyahut iltibasa meydan veren malları, durumu bilerek veya bilmiyerek, satışa arz etmek veya şahsi ihtiyaçtan başka her ne sebeple olursa olsun elinde bulundurmak” şeklindeki düzenlemeden yola çıkılarak, marka hakkına tecavüz eylemleri, hem özel yasa niteliğindeki 556 sayılı Marka KHK’nın 61 ve 9.maddeleri uyarınca, hem de anılı hüküm nedeniyle mülga 6762 sayılı TTK’nın 57/5.maddesi hükümleri doğrultusunda kümülatif olarak korunmakta iken mülga 6762 sayılı TTK’nın 57/5.maddesindeki hüküm, 01/07/2012 tarihinde yürürlüğe giren mer’i 6102 sayılı TTK’nın 55/1-a-4 bendinde yer alan “Başkasının malları, iş ürünleri, faaliyetleri veya işleri ile karıştırılmaya yol açan önlemler almak,” şeklinde düzenlenmiş olup, Kanunun gerekçesinde de ifade olunduğu üzere, Kanun Koyucu bilinçli bir şekilde, “ad, unvan ve marka” kavramlarına yeni düzenlemede yer vermemiş ve buna gerekçe olarak da bu kavramların kendi özel yasası niteliğindeki 556 sayılı Marka KHK, 554 sayılı End. Tasarım KHK ve 555 sayılı Coğrafi İş. KHK ve TTK’nın unvan ile ilgili düzenlemeleriyle korunması gösterilmiş ve bunların bir kez de TTK’nın haksız rekabet hükümleriyle korunmasının gereksiz olduğu ve yorum güçlüklerine yol açacağına vurgu yapılmıştır. Bu hâli ile markaların kendi özel yasası niteliğindeki 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu hükümleriyle korunması ve 6102 sayılı TTK’nın 55/1-a-4 maddesindeki düzenleme karşısında, dairenin eski içtihatlarını sürdürme imkanının kalmadığı belirtilmiştir.
Nitekim Türk Borçlar Kanunu'nun sebeplerin yarışması başlıklı 60. maddesi gereğince de bir kişinin sorumluluğu, birden çok sebebe dayandırılabiliyorsa hâkimin, zarar gören aksini istemiş olmadıkça veya kanunda aksi öngörülmedikçe, zarar görene en iyi giderim imkânı sağlayan sorumluluk sebebine göre karar vereceği ifade edilmiştir. Bu gerekçeler ışığında somut olaya bakıldığında; davacı yana en iyi giderim imkanı sağlayan SMK hükümleri kapsamında hukuki koruma sağlanmış olup aynı zamanda haksız rekabete ilişkin hükümlerin kümülatif olarak uygulanmasına yer olmadığı sonucuna varılması gerekmiştir. Bu açıklamalar doğrultusunda haksız rekabet hükümlerine yönelik davacı isteminin reddine karar verilmesi gerekmiştir.
HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;.
1-Davanın KABULÜ ile,
Davalı eyleminin davacının marka hakkına tecavüz teşkil ettiğinin tespitine, marka hakkına tecavüzün önlenmesine, durdurulmasına,
2- Davacı yararına 5.000-TL manevi tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile davalıdan tahsili ile davacıya ödenmesine,
3-SMK'nın marka hakkına yönelik hükümleri ile TTK'da düzenlenen haksız rekabete ilişkin düzenlemelerin kümülatif olarak tatbiki TBK'nın 60. maddesi ışığında yerinde görülmediğinden davacının haksız rekabete yönelik istemlerinin reddine,
4-SMK'nın 149/1-g maddesi gereğince karar kesinleştiğinde hüküm özetinin Türkiye’de en yüksek tiraja sahip ilk 5 gazeteden birinde bir kez ilanına, masrafın davalıdan tahsiline, kararın kesinleşmesinden itibaren üç ay içinde talep edilmezse ilan hakkının düşeceğine,
5-Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 615,40 TL ilam harcından peşin harcın mahsubu ile eksik 435,50 TL harcın davalıdan tahsiline,
6-Kabul edilen marka hakkına tecavüzün tespiti, önlenmesi, durdurulması talepleri yönünden; Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca 40.000,00 TL vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine,
7-Kabul edilen manevi tazminat talebi yönünden; Avukatlık Ücret Tarifesi uyarınca 5.000,00 TL vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine,
8-Davacı tarafın yaptığı 179,90 TL başvuru harcı, 179,90 peşin harç, 488,00 TL tebligat ve müzekkere masrafı, 10.000,00 TL bilirkişi ücreti olmak üzere toplam 10.847,80 TL yargılama giderinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine,
9-Davalı tarafın yapmış olduğu yargılama giderinin üzerinde bırakılmasına,
10-Taraflarca yatırılan gider avansının kullanılmayan kısmının karar kesinleştiğinde iadesine,
Dâir; taraf vekillerinin yüzüne karşı, gerekçeli kararın tebliğinden itibaren iki haftalık süre içinde İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi nezdinde İstinaf yolu açık olmak üzere verilen karar açıkça okunup, usulen anlatıldı. 12/03/2025
Katip
¸e-imzalıdır
Hakim
¸e-imzalıdır