T.C.
İSTANBUL
3. FİKRÎ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ
ESAS NO : 2022/189 Esas
KARAR NO : 2025/18
DAVA : MARKA HAKKINA TECAVÜZÜN, TİCARET UNVANINA TECAVÜZÜN VE HAKSIZ REKABETİN ÖNLENMESİ
DAVA TARİHİ : 20/10/2022
KARAR TARİHİ : 31/01/2025
Mahkememizde görülmekte bulunan Marka Hakkına Tecavüzün, Ticaret Unvanına Tecavüzün ve Haksız Rekabetin Önlenmesi davasının yapılan açık yargılamasının sonunda,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
DAVA: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkili şirketin, 16.03.2006 tarihinde, ... Ticaret Sicil Müdürlüğünde "...Şirketi" unvanı ile kurulduğunu, 21.01.2016 tarihli le unvanı "... Şirketi" olduğunu, “...” ibareli ... nolu markanın 21.02.2020 tarihinden itibaren 10 (on) yıl müddetle sahibi olduğunu, Ticaret sicil gazetelerine göre; davalı şirketin 30.02.2008 tarihli ticaret sicil gazetesi ile Sakarya Sicil Müdürlüğünde "... Şirketi" unvanı ile kurulduğunu, 30.10.2008 tarihli ticaret sicil gazetesi ile unvanı "... Şirketi” olduğunu, davalı şirketin, “...” ibaresini unvanında kullandığını, davacı şirket yetkilisinin 2022 Nisan ayında tesadüfen öğrenmiş olduğunu ve... tarihli ... 57. Noterliği ... yevmiye nolu ihtarnamesini keşide ederek, davacı şirkete ait olan marka ve ticaret unvanın kullanılmaması ve davalı şirketin unvanında yer alan “...” ibaresini sildirmesi gerektiği hususu ihtar edildiğini, ancak ihtarnameye rağmen davalı şirketin, ticaret unvanında değişiklik yapmadığını, davacı şirketin, kuruluşundan itibaren unvanında "..." ibaresini ticaret sicilde tescil ettirdiği ve kullandığını, davacı şirketin unvan tescili davalı şirketin unvan tescilinden çok önce olduğunu, davacı şirketin unvanında yer alan "... " ibaresini kullanım hakkı Türk Ticaret Kanunu hükümleri ile korunduğunu, davalı ve davacı şirket her ikisi de ... alanında faaliyet gösterdiğini, davalı şirketin unvanında yer alan "... " ibaresi davacı şirketin ticaret unvanında yer alan ve aynı zamanda markası olan "..." ibaresiyle büyük oranda benzemekte olduğunu, söylenişleri birebir aynı olduğu, Her iki şirketinde ... olması, davacının müşteri ve hizmet talebi olabilecek hedef kitlesi nezdinde davacı aleyhine yanılgı, karmaşa ve davalı yararına haksız rekabete neden olacağı, davalının haksız kazanç sağlayacağını, davalı şirketin unvanında "... " ibaresini kullanmasının, davacı şirketin unvan hakkına tecavüz olduğunu, davacı şirketin unvan hakkının korunmasını temin için TTK. 52.maddesi uyarınca davalının unvanında yer alan "..." ibaresini kullanmasının yasaklanması ve unvanından silinmesi gerektiğini, müvekkili şirketin tescilli markası "..." olduğunu, davalı şirketin unvanında "..." ibaresini kullanmasının SMK. 7/3-e maddesine göre marka hakkına tecavüz olduğunu, davacının marka hakkının korunması için davalının unvanında yer alan "..." ibaresini kullanmasının yasaklanması ve unvanından silinmesini, vekalet ücreti ve yargılama giderinin davalı yana yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
CEVAP : Davalı şirkete usulüne uygun tebligat yapılmasına rağmen davaya cevap ve beyan sunmamıştır.
DELİLLER VE GEREKÇE: Dava; marka hakkına tecavüzün, ticaret unvanına tecavüzün ve haksız rekabetin önlenmesi istemlerine ilişkindir.
Davacı tarafça delil olarak davacı şirkete ait ticari defter, kayıt ve belgeler, davacı şirkete ait ticaret sicil gazeteleri, marka tescil belgesi, davalı şirkete ait ticaret sicil gazeteleri, ihtarname ve tebliğ şerhlerine dayandığı görülmüştür.
Davacı adına tescilli "..." ibareli, ... numaralı marka tescil dosyasına ilişkin kayıtlar TPMK'dan celp ve tetkik edilmiştir.
Davalı ... ŞİRKETİ'nin ticari sicil kayıtları ... Ticaret Sicil Müdürlüğünden celp ve tetkik edilmiştir.
HMK'nın 266. maddesi kapsamında bilirkişi deliline dayanılmış olup mahkememizce görevlendirilen bilirkişiler marka ve patent vekili ... ve eczacı/ sektör bilirkişi ... tarafından düzenlenen 28/02/2024 havale tarihli bilirkişi raporunun sonuç kısmında özetle; Davacı “.... ŞİRKETİ” ait; ... numaralı 21.07.2023 tarihli “...” ibareli markanın tescilli olmasına rağmen, dava sonrası başvuru yapıldığı, ... numaralı 21.02.2020 tarihli “...” ibareli markanın tescilli olduğu, davalı “... ŞİRKETİ” ait; ... numaralı 16.09.2022 tarihli “... san.ve tic. İtd. şti.” ibareli markanın tescilli olduğu, ... numaralı 20.03.2020 tarihli “.... ” ibareli markanın tescilli olduğu,... numaralı 30.12.2013 tarihli “... ” ibareli markanın tescilli olduğu, gerek markaların tescillendiği sınıflar gerekse markanın oluşturulma şekli incelendiğinde davalı ve davacı tarafın benzer/aynı sektörlerde faaliyet gösterdiği, davacı şirkete ait ilk markanın 21.02.2020 tarihinde “...” şeklinde ... Sınıflarda tescili yapılmış iken, davalı tarafa ait ilk markanın 30.12.2013 tarihinde “...” şeklinde .... Sınıfta “Malların depolanması, paketlenmesi ve sandıklanması hizmetleri” emtiasında yapıldığı, marka korumasının ilk olarak DAVALI yan “... ŞİRKETİ” tarafından sağlandığı, davalı tarafa ait ... tarihli ... numaralı “...” markasının davacı taraftan önce tescillenmiş olması sebebi ile 6769 Sayılı SMK uyarınca, takdir tamamen yüce mahkemeye ait olmak kaydı ile tecavüz fillerinin oluşmayacağı, davacı “...ŞİRKETİ” ticari faaliyetleri incelendiğinde, 16.03.2006 tarihinde kurulduğu, unvanının ana unsurunun “...” olduğu, davalı “... ŞİRKETİ” ticari faaliyetleri incelendiğinde, 24.01.2008 tarihinde ana unsuru “...” olan unvan ile faaliyetlerine başladığı, 15.10.2008 tarihinde unvan değişikliği yaparak ana unsuru “...” olduğu, davacı ve davalı firmanın ticari faaliyetlerinin birbiri ile ilişkili/ilintili olduğu, davacı tarafa ait ticari unvanın 16.03.2006 tarihinden itibaren kullanılması ve davalı taraftan önce faaliyetlerine başlamış olması sebebi ile takdir tamamen yüce mahkemeye ait olmak kaydı ile TTK Md. 52 şartlarının oluşabileceği bildirilmiştir.
Huzurdaki davada; marka hakkına tecavüzün, ticaret unvanına tecavüzün ve haksız rekabetin önlenmesi istemleri mevcut olup davalı tarafın davaya cevap vermemesi kapsamında HMK'nın 128. maddesi gereğince süresi içinde cevap dilekçesi vermemiş olan davalı, davacının dava dilekçesinde ileri sürdüğü vakıaların tamamını inkâr etmiş sayılmıştır. İlk olarak marka hakkına tecavüz istemleri yönünden inceleme yapılmış olup dava tarihi itibari ile uygulanması gereken 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu'nun (SMK) 7. maddesine bakıldığında; ''(1) Bu Kanunla sağlanan marka koruması tescil yoluyla elde edilir. Marka tescilinden doğan haklar münhasıran marka sahibine aittir.
(2)Marka sahibinin, izinsiz olarak yapılması hâlinde, aşağıda belirtilen fiillerin önlenmesini talep etme hakkı vardır: a)Tescilli marka ile aynı olan herhangi bir işaretin, tescil kapsamına giren mal veya hizmetlerde kullanılması. b)Tescilli marka ile aynı veya benzer olan ve tescilli markanın kapsadığı mal veya hizmetlerle aynı veya benzer mal veya hizmetleri kapsayan ve bu nedenle halk tarafından tescilli marka ile ilişkilendirilme ihtimali de dâhil karıştırılma ihtimali bulunan herhangi bir işaretin kullanılması. c)Aynı, benzer veya farklı mal veya hizmetlerde olmasına bakılmaksızın, tescilli marka ile aynı veya benzer olan ve Türkiye’de ulaştığı tanınmışlık düzeyi nedeniyle markanın itibarından haksız bir yarar elde edecek veya itibarına zarar verecek veya ayırt edici karakterini zedeleyecek nitelikteki herhangi bir işaretin haklı bir sebep olmaksızın kullanılması.
(3)Aşağıda belirtilen durumlar, işaretin ticaret alanında kullanılması hâlinde, ikinci fıkra hükmü uyarınca yasaklanabilir: a)İşaretin, mal veya ambalajı üzerine konulması. b)İşareti taşıyan malların piyasaya sürülmesi, teslim edilebileceğinin teklif edilmesi, bu amaçlarla stoklanması veya işaret altında hizmetlerin sunulması ya da sunulabileceğinin teklif edilmesi. c)İşareti taşıyan malın ithal ya da ihraç edilmesi. ç)İşaretin, teşebbüsün iş evrakı ve reklamlarında kullanılması. d)İşareti kullanan kişinin, işaretin kullanımına ilişkin hakkı veya meşru bağlantısı olmaması şartıyla işaretin aynı veya benzerinin internet ortamında ticari etki yaratacak biçimde alan adı, yönlendirici kod, anahtar sözcük ya da benzeri biçimlerde kullanılması. e)İşaretin ticaret unvanı ya da işletme adı olarak kullanılması. f)İşaretin hukuka uygun olmayan şekilde karşılaştırmalı reklamlarda kullanılması.
(4)Markanın sahibine sağladığı haklar, üçüncü kişilere karşı marka tescilinin yayım tarihi itibarıyla hüküm ifade eder. Ancak marka başvurusunun Bültende yayımlanmasından sonra gerçekleşen ve marka tescilinin ilan edilmiş olması hâlinde yasaklanması söz konusu olabilecek fiiller nedeniyle başvuru sahibi, tazminat davası açmaya yetkilidir. Mahkeme, öne sürülen iddiaların geçerliliğine ilişkin olarak tescilin yayımlanmasından önce karar veremez.
(5)Marka sahibi, üçüncü kişiler tarafından dürüstçe ve ticari hayatın olağan akışı içinde, markasının aşağıda belirtilen biçimlerde kullanılmasını engelleyemez: a)Gerçek kişilerin kendi ad veya adresini belirtmesi. b)Malların veya hizmetlerin türüne, kalitesine, miktarına, kullanım amacına, değerine, coğrafi kaynağına, üretim veya sunuluş zamanına ya da diğer niteliklerine ilişkin açıklamalarda bulunulması. c)Özellikle aksesuar, yedek parça veya eşdeğer parça ürünlerinde, malın ya da hizmetin kullanım amacının belirtilmesinin gerekli olduğu hâllerde kullanılması'' hükümlerinin yer aldığı görülmektedir.
SMK'nın 29. maddesinde marka hakkına tecavüz sayılan fiiller sayılmış olup bunlar marka sahibinin izni olmaksızın, markayı 7. maddede belirtilen biçimlerde kullanmak, marka sahibinin izni olmaksızın, markayı veya ayırt edilemeyecek kadar benzerini kullanmak suretiyle markayı taklit etmek, markayı veya ayırt edilemeyecek kadar benzerini kullanmak suretiyle markanın taklit edildiğini bildiği veya bilmesi gerektiği hâlde tecavüz yoluyla kullanılan markayı taşıyan ürünleri satmak, dağıtmak, başka bir şekilde ticaret alanına çıkarmak, ithal işlemine tabi tutmak, ihraç etmek, ticari amaçla elde bulundurmak veya bu ürüne dair sözleşme yapmak için öneride bulunmak, marka sahibi tarafından lisans yoluyla verilmiş hakları izinsiz genişletmek veya bu hakları üçüncü kişilere devretmek halleri olarak belirtilmiştir.
Anılı yasal düzenlemeler ışığında somut olaya bakıldığında; davacı adına tescilli markanın ... numaralı, “...” ibareli olup ... tarihinde ... sınıflarda tescil edildiği, davalının ise ... numaralı “... san.ve tic. ltd. şti.” ibareli markasının 16/09/2022 tarihinde ... sınıfta tescil edildiği, ...numaralı “...” ibareli markasının ... tarihinde ... sınıfta tescil edildiği, ... numaralı “...” ibareli markasının ise 30/12/2013 tarihinde .... sınıfta tescil edildiği ve 10 yıllık yenileme işleminin tamamlandığı, markaların denge ecza deposu ibaresi yönünden benzer olduğu gibi tescillendiği sınıflar incelendiğinde davalı ve davacı tarafın benzer/aynı sektörlerde faaliyet gösterdiği, davacı şirkete ait ilk markanın 21/02/2020 tarihinde “...” şeklinde ... sınıflarda tescili yapılmış iken, davalı tarafa ait ilk markanın 30/12/2013 tarihinde “...” şeklinde .... sınıfta “Malların depolanması, paketlenmesi ve sandıklanması hizmetleri” emtiasında yapıldığı, marka korumasının ilk olarak davalının tescili ile hüküm doğurduğu, SMK'nın 7. maddesi gereğince bu kanunla sağlanan marka korumasının tescil yoluyla elde edilmesi ve markanın sahibine sağladığı hakların, üçüncü kişilere karşı marka tescilinin yayım tarihi itibarıyla hüküm ifade etmesi karşısında davalı tarafa ait ...tarihli ... numaralı “...” markasının davacı markasından daha önce tescillenmiş olması sebebi ile SMK hükümleri kapsamında davacının marka hakkına tecavüz istemlerine cevaz verilmesi mümkün olmamıştır.
Davacı tarafça ayrıca ticaret unvanına tecavüz istemleri de ileri sürülmüş olup TTK'nın 52. maddesinin; '' (1) Ticaret unvanının, ticari dürüstlüğe aykırı biçimde bir başkası tarafından kullanılması hâlinde hak sahibi, bunun tespitini, yasaklanmasını; haksız kullanılan ticaret unvanı tescil edilmişse kanuna uygun bir şekilde değiştirilmesini veya silinmesini, tecavüzün sonucu olan maddi durumun ortadan kaldırılmasını, gereğinde araçların ve ilgili malların imhasını ve zarar varsa, kusurun ağırlığına göre maddi ve manevi tazminat isteyebilir. Maddi tazminat olarak mahkeme, tecavüz sonucunda mütecavizin elde etmesi mümkün görülen menfaatinin karşılığına da hükmedebilir.'' şeklinde düzenlendiği görülmüştür. Davacı şirketin “... LTD. ŞTİ. ” unvanı ile 16/03/2006 tarihinde kurulduğu,15/01/2016 tarihinde nevi değişiklik ile yeni ticaret unvanının “...ŞİRKETİ” olduğu görülmüştür. Davalı şirketin ise ”... ŞİRKETİ” unvanı ile 24/01/2008 tarihinde kurulduğu, 15/10/2008 tarihinde unvan değişikliği ile yeni ticaret unvanının “... SANAYİ VE TİCARET LİMİTED ŞİRKETİ” olduğu görülmüştür.
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 44. Hukuk Dairesinin ... esas, ...karar sayılı ilamı ile de belirtildiği üzere; önceki hak sahibinin, hakka konu ticari ad ve işareti iyi niyetli bir şekilde kullanan kişiye karşı dava açma hakkını uzun süre kullanmaması ve ihlallere sessiz kalarak ticari ad ve işareti koruma hakkını yitirmesi anlamına gelen sessiz kalma yoluyla hak kaybı ilkesinin temelinin 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (4721 sayılı Kanun) 2 nci maddesine dayandığı, ticari ad ve işaretin sahibinin, haklı bir sebep olmaksızın hakkını uzun süre kullanmayarak bundan sonra da kullanmayacağı yönünde bir kanaat oluşturmuşsa artık bu hakkını kullanamaması gerektiği, bu nedenle önceki hak sahibinin, 4721 sayılı Kanun'un 2 nci maddesi gereğince belli bir davranışta bulunması gerekirken sessiz kalması sonucu, ticaret unvanını daha sonra iyi niyetli olarak tescil ettiren kişiye karşı dava açma hakkını veya devam eden eylemli kullanımını men etme hakkını kaybettiğinin kabul edilmesinin gerektiği (Yasaman, Hamdi/ Yusufoğlu, Fülürya: Marka Hukuku, İstanbul, 2004, s. 856), sessiz kalma yoluyla hak kaybının söz konusu olabilmesi için, önceki hak sahibinin, ticaret unvanının aynısının veya benzerinin kullanılmasına belirli bir süre sessiz kalmış olması gerektiği, ancak ticaret unvanı yönünden sessiz kalmanın ne kadar süre geçtikten sonra hak kaybına sebep olacağı hususunun 6102 sayılı Kanun'da düzenlenmediği, bununla birlikte 6769 Sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu (6769 sayılı Kanun) ile ilk defa marka hukukunda hükümsüzlük davaları yönünden sessiz kalma yoluyla hak kaybına ilişkin bir düzenleme getirildiği, 6769 sayılı Kanun'un 26. maddesinin altıncı fıkrasının “Marka sahibi, sonraki tarihli bir markanın kullanıldığını bildiği veya bilmesi gerektiği hâlde bu duruma birbirini izleyen beş yıl boyunca sessiz kalmışsa, sonraki tarihli marka tescili kötü niyetli olmadıkça, markasını hükümsüzlük gerekçesi olarak ileri süremez.” hükmünü haiz olduğu, buna göre marka hükümsüzlük davalarında sessiz kalma yoluyla hak kaybı ilkesinin uygulanabilmesi için beş yıllık sürenin geçmiş olması gerektiği, ancak ticaret unvanı yönünden mevzuatta açık bir süre düzenlemesi bulunmadığından 4721 sayılı Kanun'un ikinci maddesinin de gözetilmek suretiyle her somut olayın özellikleri dikkate alınarak sürenin belirlenmesinin gerektiği, yapılan açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; davacı şirketin ticaret unvanının 2006 yılında tescil ve ilan edildiği, davalının ticaret unvanının ise 2008 yılında tescil ve ilan edildiği, davacı şirketin davalının ticaret unvanı kullanımına, unvanın tescil tarihinden yaklaşık 14 yıl sonra (2022 yılında) ihtarname göndererek itiraz ettiği, ticaret unvanlarının ticaret siciline tescil edilmek zorunda olmaları ve tescilin olumlu etkisi nedeniyle davacı şirketin, davalı şirketin tescil ve ilan edilmiş ticaret unvanının bilinmediğini ileri süremeyeceği, bu durumda davacı şirketin, davalının ticaret unvanının tescil tarihinden (2008) ilk ihtarname tarihine kadar (2022) uzun süre sessiz kalması nedeniyle artık davalının ticaret unvanının terkinini talep etmesinin hakkın kötüye kullanılması niteliğinde olduğu, (Hukuk Genel Kurulu 26.02.2020 tarih, ... E.-... K. sayılı kararı) bu durumun resen nazara alınmasının gerektiği anlaşılmıştır. Kabul edilen hukuksal olgu ışığında; mübrez dosya kapsamında marka hakkına tecavüze ve ticaret unvanına tecavüze ilişkin istemlere cevaz verilmesinin mümkün olmadığı, bu kabulle bağlantılı olarak TTK kapsamında haksız rekabete ilişkin şartların da mevcut olmayacağı kanaatine varılmakla, sübut bulmayan davanın reddine ilişkin aşağıdaki şekilde hüküm kurulması gerekmiştir.
HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;
1-Davanın REDDİNE,
2-Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 615,40 TL ilam harcından peşin harcın mahsubu ile eksik 534,70 TL harcın davacıdan tahsiline,
3-Davacı tarafça yapılan yargılama giderinin üzerinde bırakılmasına,
4-Davacı tarafça fazla yatırılan gider avansının karar kesinleştiğinde ödeyen tarafa iadesine,
Dâir; davacı vekilinin yüzüne karşı, gerekçeli kararın tebliğinden itibaren iki haftalık süre içinde İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi nezdinde İstinaf yolu açık olmak üzere verilen karar açıkça okunup, usulen anlatıldı. 31/01/2025
Katip
¸e-imzalıdır
Hakim
¸e-imzalıdır