T.C.
İSTANBUL
4. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO: 2021/161 Esas
KARAR NO: 2024/396
DAVA: Sözleşmenin Uyarlanması
DAVA TARİHİ: 26/02/2021
KARAR TARİHİ: 04/07/2024
Mahkememizde görülmekte olan Sözleşmenin Uyarlanması davasının yapılan açık yargılaması sonunda,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; ...A.Ş. ile ... arasında 31.05.2005 tarihinde .... İli, ... İlçesi, ... Mahallesi 99 pafta, 830 ada, 3 parsel numara ile kayıtlı ve 2.943 m2 yüzölçümünü haiz taşınmaza ilişkin 33 yıllık Üst Hakkı Sözleşmesi imzalandığını, anılan bağımsız ve sürekli üst hakkı 14.12.2005 tarihinde ... Tapu Müdürlüğü nezdinde tutulan tapu sicilinin ayrı bir sayfasına müstakil bir taşınmaz olarak tescil edildiğini, taraflar arasındaki iş birliği, üst hakkı sözleşmenin imzalandığı tarihten bu yana geçen yaklaşık 15 yıllık süre zarfında tarafların karşılıklı ahde vefası, üstün hizmet ve çabaları sayesinde giderek ilerlediğin ve bugün sektör tarafından da rol model olarak kabul edilmeye başlandığını, üst hakkı sözleşmesi boyunca müvekkili Şirket davalı Vakıfa karşı tüm yükümlülüklerini zamanında, eksiksiz ve gereği gibi yerine getirdiğini, taraflar arasında davaya konu üst hakkı sözleşmesinin uygulanmasından kaynaklanan ve yargıya taşınan herhangi bir uyuşmazlık meydana gelmediğini, taraflar üst hakkı sözleşmesinin imzalandığı dönemde geçerli ekonomik ve ticari koşulları göz önünde bulundurarak üst hakkı bedelini yıllık vadeler halinde ödenecek şekilde Amerikan Doları üzerinden kararlaştırdığını, müvekkili Şirket de davalı ... ile akdettiği üst hakkı sözleşmesinden doğan üst hakkı bedeli ödeme yükümlülüğünü eksiksiz ve gereği gibi yerine getirme adına basiretli bir tacir gibi hareket ettiğini ve üst hakkına konu taşınmaz üzerinde yer alan ... Merkezinde faaliyet göstermek isteyen kiracılar ile döviz cinsinden kira sözleşmeleri akdettiğini, ilerleyen süreçte özellikle 2018 yılının ikinci çeyreğinden itibaren döviz kurunda sert yükseliş ve dalgalanmalar meydana geldiğini, müvekkili Şirket söz konusu öngörülemez şartlarda dahi, davalı ... ile imzaladığı üst hakkı sözleşmesinden doğan borçlar ve yükümlülüklerini eksiksiz ve gereği gibi yerine getirdiğini, müvekkili Şirketin davalı Vakıftan taraflar arasındaki üst hakkı bedelinin anılan mevzuat hükümleri doğrultusunda Türk Lirasına çevrilmesini defalarca talep etse de davalı ... tarafından söz konusu haklı talebimiz, hukuki dayanaktan yoksun bir şekilde kabul edilmediğini, davalı ... ile uzun yılardır karşılıklı iyiniyet çerçevesinde devam eden iş ilişkisinde uyuşmazlık meydana gelmemesi adına üst hakkı bedelinin Türk Lirasına çevrilmesi meselesini sulh yoluyla çözüme kavuşturulacağına ve davalı Vakfın da amir mevzuat hükümlerine uygun davranacağına güvenen müvekkili Şirket anılan Kararın ardından muaccel hale gelen yıllık üst hakkı bedellerini ABD Doları cinsinden ve/veya ABD Dolarına endeksli olarak ödemek zorunda kaldığını, davaya konu uyuşmazlıkta davalı Vakfın haksız uygulamasıyla üst hakkı bedelini ihtirazi kayıtla da olsa ABD Dolarına endeksli olarak ödemek zorunda kalan müvekkili Şirketin bir de Covid-19 pandemisi nedeniyle aşırı ifa güçlüğü çektiğini, Covid-19 pandemisinin sonuçları nedeniyle aşırı ifa güçlüğü içinde bulunan müvekkili Şirketin taraflar arasındaki anlaşmazlığın çekişmeli bir uyuşmazlık haline dönüşmesinden evvel anlaşmazlığı sulh yolu ile çözüme kavuşturma amacıyla davaya konu taleplerini nihai olarak 24.07.2020 tarihinde davalı ... ile yazılı olarak paylaştığını, buna karşın davalı ... kendisine Bakanlık muktezası ile Bakanlık duyurusu da bildirilmesine rağmen ... 48. Noterliğinin ... tarihli ve ... yevmiye numaralı ihtarnamesi ile üst hakkı bedelinin ... Doları/Türk Lirası kuruna endeksli olarak ödenmesi gerektiğini, bu kapsamda 2020 yılı üst hakkı bedelinin 13.421.582,00 TL olarak ödenmesini talep ettiğini, anılan ihtarnameye cevaben müvekkili Şirket tarafından davalı Vakfa keşide edilen ... 2. Noterliğinin ... tarihli ve ... yevmiye numaralı ihtarnamesinde hukuka uygun nitelikteki talepler yinelenerek Sözleşmeye konu üst hakkı bedelinin Türk Lirası olarak belirlenmesi ve ardından da işbu bedelin uyarlanması gerektiği talepleri yinelediğini, bu şekilde haklı taleplerini son kez ihtarname yoluyla davalı ... bildiren müvekkili Şirketin talepleri davalı ... tarafından keşide edilen ... 2. Noterliğinin ...tarihli ve ... sayılı ihtarname ile reddedildiğini, bunun üzerine müvekkili Şirket 2020 yılına ait üst hakkı bedelini 30.09.2020 tarihinde "... üst hakkı sözleşmesi 2020 yılı ödemesi, başta uyarlama olmak üzere tüm talep ve dava haklarımız saklı kalmak kaydıyla ihtirazı kayıtla ödenmektedir." şeklindeki ihtirazı kayıt beyanıyla 13.421.562,00 TL üzerinden ödemek zorunda kaldığını, açıklanan nedenlerle davanın kabulünü, müvekkili Şirket ile davalı ... arasında imzalanan 31.05.2020 tarihli Üst Hakkı Sözleşmesinden kaynaklanan üst hakkı bedellerinin ... tarihli ve ... sayılı Resmî Gazetede yayınlanan Türk Parası Kıymetini Koruma Hakkında 32 Sayılı Kararda Değişiklik Yapılmasına Dair Cumhurbaşkanı Kararı ve ilgili Tebliğler uyarınca Türk Lirasına çevrilmesini, sözleşme bedelinin ilgili mevzuat hükümleri kapsamında Türk Lirasına çevrilmesinin ardından işbu bedel üzerinden uyarlanarak 2020 yılı için 5.999.199,29 TL olarak belirlenmesini, 2021 yılı ve devam eden yıllara ilişkin üst hakkı bedelinin ise 2020 yılı için belirlenecek bedelin Türkiye İstatistik Kurumu tarafından her ay açıklanan Tüketici Fiyat Endeksi aylık değişim oranları esas alınarak arttırılması suretiyle belirlenmesini, müvekkili şirketin telafisi güç ve imkânsız maddi zararlara uğramasını önlemek ve aynı zamanda adil yargılanma hakkının gereğini yerine getirmek adına yargılama boyunca üst hakkı bedellerinin yukarıdaki taleplerimiz doğrultusunda belirlenmesine dair ihtiyati tedbir kararı verilmesini, yargılama gideri ve vekalet ücretinin davalı ... üzerinden bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; müvekkilinin davacı ile 31/05/2005 tarihli ve 33 yıl süreli Üst Hakkı Sözleşmesini imzaladığını, sözleşme ekindeki avan proje ve teknik şartname hükümlerine göre bir tesis inşa edilerek yap işlet devret modeline göre geliştirilip işletilip malike devredilmesinin öngörüldüğünü, davacı tarafın sözleşmeye istinaden eski .../okul binasının yerine ... isimli alışveriş merkezini inşa ederek işletmeye başladığını, sözleşmede 33 yıllık üst hakkı bedelinin 90.550.000,00 dolar olarak belirlendiğini, tapu ve harçların bu bedel üzerinden ödendiğini ancak ödenmesi gerekli borç niteliğinde olan ve bu niteliğiyle en geç üst hakkının tapuya tescili anında ödenmesi gerekli bulunan üst hakkı bedelinin davacının talebi ve müvekkilinin iyi niyetiyle bir kerede değil, yıllık taksitlerle taksit tarihindeki TCMB döviz alış kuru üzerinden TL olarak ödemesinin öngörüldüğü, sözleşmenin uzun yıllar uygulandığını, bugüne kadar müvekkilinin ... sözleşmesinde öngörülen tüm edimlerini eksiksiz yerine getirdiğini ancak davacının önce ihtarname göndermek müteakiben de arabulucuya başvurmak suretiyle sözleşmenin başında dolar olarak belirlenen bu bugüne kadar bu şekilde uygulanan üst hakkı bedelini hem miktar olarak düşürmek hem de tamamen TL'ye çevirmek hem de bundan sonraki yıllarda da bu düşürülen bedeller esas alınarak taksit ödemesi yapmak amacıyla kaim davayı açtığını, davanın reddine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davacı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
DELİLLER:
Bilirkişi raporu, taraflar arasında imzalanan sözleşme, taraf beyanları ve tüm dosya kapsamı.
GEREKÇE:
Dava, üst hakkı bedellerinin Türk Parası Kıymetini Koruma Hakkında 32 Sayılı Karara İlişkin Tebliğ uyarınca Türk Lirasına dönüştürülmesi ve sözleşmenin uyarlanması istemine ilişkindir.
Davacı şirketin, tüzel kişi tacir olarak ticari faaliyeti sebebiyle tacir olduğu konusunda tereddüt bulunmamaktadır. Buna karşılık, davalı vakfın tacir olup olmadığının belirlenmesi gerekir.
Ticari davalar, mutlak ve nispi ticari davalar olarak ikiye ayrılmaktadır. Nispi ticari davalar, TTK'nın 4/1. maddesinin ilk cümlesinde tarif edilen davalardır. Buna göre, her iki tarafın da "ticari işletmesiyle ilgili hususlardan kaynaklanan" hukuk davaları, ticari dava sayılmıştır. Mutlak ticari davalar ise, tarafların tacir olup olmadıklarına ve uyuşmazlığın tarafların ticari işletmeleri ile ilgili bulunup bulunmadığına bakılmaksızın yasa gereği ticari dava sayılan uyuşmazlıklardır. TTK'nın 4/1-a ve devamı bentlerinde yazılan uyuşmazlıklar ile diğer kanunlarda ticari dava olduğu belirtilen uyuşmazlıklar, mutlak ticari davalardır.
6102 Sayılı Türk Ticaret Kanunun 4. maddesine göre, bir davanın ticari dava sayılması için ya uyuşmazlık konusu işin, tarafların her ikisinin birden ticari işletmesi ile ilgili olması ya da tarafların tacir olup olmadıklarına veya işin tarafların ticari işletmesi ile ilgili olup olmamasına bakılmaksızın Türk Ticaret Kanunu'nun veya diğer kanunlarda o davaya Asliye Ticaret Mahkemesi'nin bakacağı yönünde düzenleme bulunması gerekir. Diğer taraftan, 6102 sayılı TTK'nın 19/2 maddesi uyarınca, taraflardan biri için ticari iş sayılan bir işin diğeri içinde ticari iş sayılması, davanın niteliğini ticari hale getirmeyecektir. Zira, 6102 sayılı TTK, kanun gereği ticari dava sayılan davalar dışında, ticari davayı ticari iş esasına göre değil ticari işletme esasına göre belirlemiştir. Hal böyle olunca, işin ticari nitelikte olması davayı ticari dava haline getirmez. Bu durumda eldeki davanın Asliye Ticaret Mahkemesince görülüp karara bağlanabilmesi için uyuşmazlığın, her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili olması ve bu bağlamda tarafların her ikisinin birden tacir olması zorunludur.
Kimlerin tacir sayıldığı konusunda 6102 sayılı TTK'nın 11 ve devamı maddesi hükümlerine göre değerlendirme yapılmalıdır. Tüzel kişi tacirler TTK' nın 16. maddede düzenlenmiştir. Buna göre; "Devlet, il özel idaresi, belediye ve köy ile diğer kamu tüzel kişileri ile kamu yararına çalışan dernekler ve gelirinin yarısından fazlasını kamu görevi niteliğindeki işlere harcayan vakıflar, bir ticari işletmeyi, ister doğrudan doğruya ister kamu hukuku hükümlerine göre yönetilen ve işletilen bir tüzel kişi eliyle işletsinler, kendileri tacir sayılmazlar." düzenlemesi yer almaktadır.
4962 sayılı Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Ve Vakıflara Vergi Muafiyeti Tanınması Hakkında Kanun'unun 20. maddesi;
"Madde 20 - Gelirlerinin en az üçte ikisini nev’i itibarıyla genel, katma ve özel bütçeli idarelerin bütçeleri içinde yer alan bir hizmetin veya hizmetlerin yerine getirilmesini amaç edinmek üzere kurulan vakıflara, Cumhurbaşkanınca vergi muafiyeti tanınabilir.
Bunların vergi muafiyetinden yararlanması ve muafiyetlerinin kaybedilmesine ilişkin şartlar, usul ve esaslar Maliye Bakanlığınca belirlenir.
Olağan denetimler sırasında veya yaptırılacak özel denetimler sonucunda vergi muafiyeti tanınmasına ilişkin şartları kaybettikleri tespit edilen vakıfların vergi muafiyetleri, birinci fıkrada öngörülen yöntemle kaldırılabilir."
... Vergi Tanınması Hakkında Genel Tebliğ'in 1.1. Faaliyet Konusu başlıklı maddesi;
(Değişik ibare:RG-20/4/2021-31460) Cumhurbaşkanınca vergi muafiyeti tanınacak vakfın; sağlık, sosyal yardım, eğitim, bilimsel araştırma ve geliştirme, kültür ve çevre koruma ile ağaçlandırma konularında faaliyette bulunmayı amaç edinmiş olması gerekir. Vakfın faaliyet konusu bu sayılanlardan birisi veya birden fazlası ile ilgili olabilir. Ancak, vergi muafiyeti talebinde bulunacak vakfın bu faaliyetlerinin kamuya açık ve Devletin kamu hizmeti yükünü azaltıcı etki yapacak düzeyde olması gerekir. Belli bir yöre veya belli bir kitleye hizmeti amaçlayan vakıflara vergi muafiyeti tanınması mümkün değildir.
Gelirin Harcanma Şekli başlıklı 1.5 maddesi;
... resmisenedinde, 4962 sayılı Kanunun 20 ncimaddesi hükmüne uygun olarak yıl içinde elde edilen brüt gelirlerin en az üçte ikisinin sağlık, sosyal yardım, eğitim, bilimsel araştırma ve geliştirme, kültür ve çevre koruma ile ağaçlandırma faaliyetlerinden oluşan amaçlara harcanacağının yazılı olması (Değişik ibare:RG-15/8/2012-28385)ve son bir yılda veya son iki yılın ortalaması bazında bu koşulu fiilen yerine getirmiş olması ve vergi muafiyetinin devamı süresince de bu şarta uyulması gerekir. Vakfın amaçlarına ayrılması ve harcanması gereken miktarlar hiçbir şekilde başka bir amaçla kullanılamaz. Ancak, yönetim ve idame giderleri ile ihtiyata ve ... malvarlığını artırıcı yatırımlara ayrılan miktarların, tamamının veya bir kısmının vakfın amaçlarına yönelik hizmetlere harcanması mümkündür.
7338 sayılı Veraset ve İntikal Vergisi Kanunu'nun 3. maddesinin (a) ve (b) bendine göre, kamuya yararlı dernek ve vakıflar veraset ve intikal vergisi muafiyetine sahiptir.
Davalı vekili tarafından 03.07.2024 tarihli dilekçesi ekinde davalı vakfa 11.06.1987 günlü ve 19484 sayılı Resmi Gazete'de, vergi muafiyeti tanındığına dair Bakanlar Kurulu kararı (Karar Sayısı:86/11284) sunulmuştur.
Ayrıca www.gib.gov.tr adresinde "Cumhurbaşkanı kararı ile vergi muafiyeti tanınan vakıflar"ın listesinde de 247. sırada davalı vakfın ismi yer almaktadır.
TTK md. 16/2 de gelirinin yarısından fazlasını kamu görevi niteliğindeki işlere harcayan vakıfların bir ticari işletmeyi, ister doğrudan doğruya ister kamu hukuku hükümlerine göre yönetilen ve işletilen bir tüzel kişi eliyle işletsinler, kendilerinin tacir sayılmayacağı düzenlenmiştir. 4962 sayılı Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Ve Vakıflara Vergi Muafiyeti Tanınması Hakkında Kanun'unun 20. Maddesinde ise gelirlerinin en az üçte ikisini kamuya yararlı işlerde harcayan vakıflara vergi muafiyeti tanınabileceği belirtilmiştir. Buna göre vergi muafiyeti tanınan vakıfların TTK md. 16/2 uyarınca ticari işletme işletseler dahi tacir sayılmayacakları anlaşılmıştır. Dolayısıyla vergi muafiyeti tanınan davalı vakfın tacir olarak kabulü mümkün değildir.
Dava üst hakkı sözleşmesinin uyarlanması ve USD olarak düzenlenen sözleşmenin Türk Parası Kıymetini Koruma Hakkında 32 Sayılı Karara İlişkin Tebliğ uyarınca Türk Lirasına dönüştürülmesi istemine ilişkindir. Davalı vergiden muaf ... olup TTK md. 16/2 uyarınca tacir değildir. Üst hakkı hükümleri ile uyarlamaya ilişkin hükümler TTK'da düzenlenmemiştir. Dolayısıyla dava 6102 sayılı kanunun 4. maddesinde düzenlenen mutlak ticari davalardan olmadığı gibi aynı kanunun 5. maddesinde belirtilen nisbi ticari davalardan da değildir. Bu nedenle ticari dava mahiyetinde olmayan iş bu davaya bakma görevi Asliye Hukuk Mahkemesine ait olduğundan mahkememizin görevsizliğine ve davanın usulden reddine hükmedilmiştir.
HÜKÜM: Açıklanan gerekçeye göre;
1-Davanın, Mahkememizin görevsiz olması nedeniyle 6100 sayılı HMK md. 114/1-c, 115/2 uyarınca dava şartı yokluğundan usulden REDDİNE,
2-Kararın kesinleşmesinden itibaren ya da kanun yoluna başvurulmuş ise bu başvurunun reddi kararının tebliği tarihinden itibaren iki hafta içinde taraflarca müracaat edildiğinde dosyanın görevli İstanbul Asliye Hukuk Mahkemesine GÖNDERİLMESİNE, belirtilen süreler içerisinde taraflarca başvuruda bulunulmadığı takdirde HMK md. 20 uyarınca dosyanın resen ele alınarak ek karar ile davanın açılmamış sayılmasına karar verilmesine,
3-HMK md. 331/2 uyarınca harç ve yargılama giderlerinin görevli mahkemece değerlendirilmesine,
4- Mahkememiz esas kaydının bu şekilde kapatılmasına,
Dair, taraf vekillerinin yüzüne karşı verilen karara karşı, gerekçeli kararın taraflara tebliğinden itibaren 2 haftalık yasal süre içerisinde mahkememize veya başka bir yer Asliye Hukuk Mahkemesine verilecek istinaf dilekçesi ile İstanbul Bölge Adliye Mahkemesine istinaf yolu açık olmak üzere verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı. 04/07/2024
Başkan ...
e-imzalıdır
Üye ...
e-imzalıdır
Üye ...
e-imzalıdır
Katip ...
e-imzalıdır