T.C.
İSTANBUL
4.FİKRÎ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ
ESAS NO: 2021/118 Esas
KARAR NO: 2022/139
DAVA: Marka Hakkına Tecavüzün ve Haksız Rekabetin Tespiti, Durdurulması, Marka Hükümsüzlüğü ve Sicilden Terkini, Ticaret Unvanın Terkini
DAVA TARİHİ: 26/08/2019
KARAR TARİHİ: 04/11/2022
Mahkememizde görülmekte bulunan Marka Hakkına Tecavüzün ve Haksız Rekabetin Tespiti, Durdurulması, Marka Hükümsüzlüğü ve Sicilden Terkini, Ticaret Unvanının Terkini davasının yapılan açık yargılamasının sonunda,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkili şirketin 1958 yılında "... A.Ş. " adıyla kurulduğunu, 2004 yılından itibaren ... A.Ş." ismini aldığını, TPMK nezdinde ... tescil numaralı ... ve ... tescil numaralı ... markalarının müvekkili adına tescilli olduğunu, markaların pek çok ülkede tescil edilerek koruma altına alındığını, davalı yanın ... ibareli marka başvurularının TPMK tarafından reddedilmesine rağmen, başvurularını devam ettirdiğini, davalının müvekkilinin tescilli markaları kapsamında yer alan emtialar ile aynı hizmetler için "..." markasını kullandığını, davalının müvekkilinin markasında haksız bir yarar elde ettiğini ve ticaret unvanında kullandığını,... FSHHM ...D. İş sayılı dosyasında davalının haksız ve hukuka aykırı eylemlerinin alınan bilirkişi raporu ile tespit edildiğini, delil tespiti akabinde davalı yana gönderilen ihtarname ile müvekkilinin ... markasına yönelik her türlü kullanımlara derhal son verilmesini talep ettiğini, davalı yanın gönderdiği cevabi ihtarname ile ... ibaresini kullanma hakkı olduğunu iddia ettiklerini belirterek, davalının eylemlerinin marka hakkına tecavüz ve haksız rekabet teşkil ettiğinin tespitine ve durdurulmasına, davalı adına kayıtlı ... numara ile tescilli "..." markasının hükümsüzlüğüne ve sicilden terkinine, davalı adına kayıtlı ... alan adının iptaline ve terkinine, ticaret unvanından mannesman ibaresinin silinmesine ve hükmün ilanına karar verilmesini talep ettiği anlaşılmşıtır.
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davacının dava aktif dava ehliyetinin bulunmadığını, davacının tescil edilen isminin tanınmış bir marka olmadığını, "..." isminin davacının tekelinde bulunmadığını aksine asıl marka hakkına tecavüz eden tarafın davacı taraf olduğunu, markanın ayırt edici olan isminin "..." olmadığını, davacı taraf yönünden "..." davalı taraf yönünden ise "..." isminin ayırt edici olduğunu, dolayısıyla marka hakkına tecavüzün söz konusu olmadığını, ayrıca tarafların ticari alanlarının farklı olduğunu belirterek, davanın usulden ve esastan reddine karar verilmesini talep ettiği anlaşılmıştır.
Dosyada taraflarca bildirilen tüm deliler toplanmış, özel ve teknik bilgi gerektirmesi nedeniyle bilirkişi raporu alınmıştır.
Mahkememize sunulan 05/04/2021 tarihli bilirkişi raporunda özetle ; davacının tanınmışlık iddiasına ispat amacıyla sunduğu delillerin incelenmesi neticesinde “...” ve “...” markalarının SMK 6/5 anlamında tanınmış marka vasfını taşıdığı ve bu halin aynı zamanda hükümsüzlük sebebi olarak düzenlendiği, benzerlik incelemesi açısından, Davacı markaların ... Sınıflarda tescilli olduğu, davalının sonradan tescile konu edilmiş markalarının ise .... Sınıftaki ürünlerde tescilli olduğu, Davalının dosya içerisindeki ifadelerinden vana üretimi de yaptığı, bu noktada tescilli ürünlerin sınıflarının örtüştüğü ve benzerlik gösterdiği, Davalı ve Davacının markaları açısından “..." ibaresinin ortak olduğu, buradaki ayniyetin markaların geri kalanındaki ibareler aracılığıyla bertaraf edilemediği, bu açıdan markaların işitsel, görsel ve kavramsal olarak yüksek derecede benzerlik taşıdığı, davacının önceki tarihli markalarının özgün ve orijinal olduğu, sonuç olarak markaların ortalama tüketiciler bağlamında karıştırılma ihtimaline yol açacak derecede benzerlik taşıdığı ve davalıya ait markanın SMK 5/1-ç ile 6/1 uyarınca hükümsüz kılınabileceği, davacı yana ait markaların ulaştığı tanınmışlık düzeyi karşısında davalının markasının aynı sınıfta tescilli olmasının, davacı yana ait markaların ayırt edici karakterinin zarar görmesine ve tanınmışlıklarından ötürü haksız yarar sağlanmasına sebep olacağından SMK 6/5 uyarınca da hükümsüzlük yaptırımının söz konusu olabileceği, Türkpatent kayıtlarına dayanılarak davacı yanın “...” unsurlu markalar üzerinde öncelik hakkı sahibi olduğunun düşünüldüğü, davacı yanca dosyaya sunulan, davalı şirket yetkilisi ...'ın çeşitli video paylaşım sitelerinde yer alan görüntülerinin, davacı yan aleyhine haksız rekabet eylemi doğurduğuna, davacı ve Davalı taraflar arasında ortaklık ilişkisi olduğuna dair yeterli verinin olmadığı, davalı yanca gönderilen ihtarnamenin ortaklık ilişkisi olmadığına dair görüşü beslediği, davalı firmaya ait ... alan adlı internet sitesinde gerçeğe aykırı olarak davacının iş ortağı olarak yansıtılmasının haksız rekabet eyleminin göstergesi niteliğinde olduğu, davalı tarafın söz konusu ibareyi kullanmasının yasal menfaatinin olup olmadığının delil sunulması durumunda ayrıca incelenebileceği, ...'nin “...” ibaresi ile ...'da ne zaman kurulduğu, marka tescillerinin olup olmadığı ve zamanları hususunda belge sunulması durumunda gerçek hak sahipliği açısından ayrıca inceleme yapılabileceği, yine dava dışı ...'nın Türkiye'de tescilli iki markası olduğu ve söz konusu şirketin davalı ile olan bağlantısının da ayrıca ortaya konulması gerektiği, ticaret sicili kayıtları incelendiğinde davalının “...” ibaresini 26.07.2010 yılından itibaren ticaret unvanı olarak kullandığı, yine ... alan adının 01.02.2011 tarihinde alındığı, sunulan belgeler, listeler, izinler birlikte değerlendirildiğinde gerçek hak sahipliği ve öncelik hakkı açısından ayrıca değerlendirme yapılmaksızın davalı marka tescil yönünden kötü niyet incelemesi yapılamadığı, bu açıdan davalı tarafından "...” asli unsurlu markaların art arda tescil başvurusuna bahis edilmesinin kötü niyet göstergesi olarak kabul edilmesinin güç olduğu, davalının “...” asli unsurunu ticaret unvanında 26.07.2010 tarihinden bugüne kullandığı, aynı esas unsuru alan adı olarak Şubat 2011'de tescil ettirdiği, yine bu tarihten itibaren söz konusu sitede “...” ibaresini markasal bir biçimde kullandığı, davacının bu kullanımlara Türkpatent nezdinde tesciline karşı, Ağustos 2019 tarihinden sonra hukuki yollara başvurduğu, davacı ile davalının aynı illerde ve aynı piyasada faaliyet göstermesinden mütevellit, davalının kullandığı “...” ibaresinden davacının haberdar olmamasının hayatın ve iş kolunun olağan akışına aykırı bir durum teşkil edeceği düşünüldüğü, davalının söz konusu ibareyi kullanması, reklamlar tanıtımlar ve yatırımlar yapması sonucu ibarenin kamuya arz edilmiş olacağı, bundan dolayı tacir sıfatlı davacının kullanımı öğrenmediğini ileri süremeyeceği, davanın ticaret unvanının tescilinden 9 yıl, marka başvurusundan ise 8 yıl sonra açıldığı, bundan dolayı davalının marka, alan adı ve ticaret unvanı tescili açısından sessiz kalma suretiyle hak kaybının söz konusu olabileceği görüş ve kanaati bildirilmiştir.
Mahkememize sunulan 25/11/2021 Uyap tarihli bilirkişi raporunda özetle ; Davacı adına tescilli markaların ...VE ... ibareli markalar olduğu dikkate alındığında; davalı yanın davacı adına tescilli mMarkaların aynısını kullanıma konu etmediği anlaşılmakla SMK 7/2-a Hükmü uyarınca tecavüzün varlığından bahsedilemeyeceği, - Davalı yanın 2011 tarihinden itibaren kullandığı anlaşılan ... uzantılı alan adı kullanımının davacı adına tescilli markalar ile ortalama tüketici ne
KANAAT VE GEREKÇE
İşbu dava 6769 sayılı SMK ve 6102 sayılı TTK hükümleri uyarınca açılmış, Marka Hakkına Tecavüzün ve Haksız Rekabetin Tespiti, Durdurulması, Marka Hükümsüzlüğü ve Sicilden Terkini ve Ticaret Unvanının Terkini talepli davadır.
TPMK kayıtlarının incelenmesinde, davacıya ait ... numara ile tescilli ...+ Şekil ibareli markanın ... Sınıflarda tescilli olduğu, yine davacıya ait ...numaralı ...+ Şekil ibareli markanın ... Sınıflarda davacı adına tescilli oldukları, davalıya ait ...numaralı ... ibareli markanın ise ... Sınıfta tescilli oldukları görülmüştür.
Hükümsüzlük Talepleri Bakımından Yapılan Değerlendirme
Davacı tarafça SMK md. 6//1,5,6 ve 9maddeleri kapsamında davlı adına tescilli ... numara ile tescilli markanın hükümsüzlüğü talep edilmiştir.
6769 Sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu’nun Hükümsüzlük Hâlleri Ve Hükümsüzlük Talebi Başlıklı 25. Maddesi; "1)5 inci veya 6 ncı maddede sayılan hallerden birinin mevcut olması halinde mahkeme tarafından markanın hükümsüzlüğüne karar verilir".2)Menfaati olanlar. Cumhuriyet savcıları veya ilgili kamu kurum ve kuruluşları markanın hükümsüzlüğünü mahkemeden isteyebilir. 3)Marka hükümsüzlük davası, dava tarihinde sicilde marka sahibi olarak kayıtlı kişilere veya hukuki haleflerine karşı açılır. Markanın hükümsüzlüğü davalarında Kurum taraf gösterilmez. 4)Bir marka, 5 inci maddenin birinci fıkrasının (b), (c) ve (d) bentlerine aykırı olarak tescil edilmiş olup da kullanım sonucunda tescil edildiği mal veya hizmetler bakımından hükümsüzlük talebinden önce ayırt edici nitelik kazanmışsa hükümsüz kılınamaz. 5)Hükümsüzlük halleri, markanın tescil edildiği bir kısım mal veya hizmete ilişkin bulunuyorsa, sadece o mal veya hizmet yönünden kısmi hükümsüzlüğe karar verilir. Marka örneğini değiştirecek biçimde hükümsüzlük kararı verilemez. 6)Marka sahibi, sonraki tarihli bir markanın kullanıldığını bildiği veya bilmesi gerektiği halde bu duruma birbirini izleyen beş yıl boyunca sessiz kalmışsa, sonraki tarihli marka tescili kötüniyetli olmadıkça, markasını hükümsüzlük gerekçesi olarak ileri süremez. 7)6 ncı maddenin birinci fıkrası uyarınca açılan hükümsüzlük davalarında 19 uncu maddenin ikinci fıkrası hükmü def i olarak ileri sürülebilir. Bu durumda kullanıma ilişkin beş yıllık sürenin belirlenmesinde dava tarihi esas alınır. Hükümsüzlüğü istenen markanın başvuru veya rüçhan tarihinde, davacının markası en az beş yıldır tescilli ise davacı ayrıca, söz konusu başvuru veya rüçhan tarihinde 19 uncu maddenin ikinci fıkrasında belirtilen şartların yerine getirildiğini ispatlar. ” hükümlerine amirdir.
Bu madde metninde atıf yapılan 5. ve 6. maddeler, marka tescilinde mutlak ve nispi red nedenleri başlıkları altında toplanmaktadır.
Kanunun “Marka tescilinde mutlak ret nedenleri” başlıklı 5. Maddesine göre ; "Aşağıda belirtilen işaretler, marka olarak tescil edilmez: a) 4 üncü madde kapsamında marka olamayacak işaretler. b) Herhangi bir ayırt edici niteliğe sahip olmayan işaretler. c) Ticaret alanında cins, çeşit, vasıf, kalite, miktar, amaç, değer, coğrafi kaynak belirten veya malların üretildiği, hizmetlerin sunulduğu zamanı gösteren veya malların ya da hizmetlerin diğer özelliklerini belirten işaret veya adlandırmaları münhasıran ya da esas unsur olarak içeren işaretler. ç) Aynı veya aynı türdeki mal veya hizmetlerle ilgili olarak tescil edilmiş ya da daha önceki tarihte tescil başvurusu yapılmış marka ile aynı veya ayırt edilemeyecek kadar benzer işaretler. d) Ticaret alanında herkes tarafından kullanılan veya belirli bir meslek, sanat veya ticaret grubuna mensup olanları ayırt etmeye yarayan işaret veya adlandırmaları münhasıran ya da esas unsur olarak içeren işaretler. e) Malın doğası gereği ortaya çıkan şeklini ya da başka bir özelliğini veya teknik bir sonucu elde etmek için zorunlu olan veya mala asli değerini veren şeklî ya da başka bir özelliğini münhasıran içeren işaretler.f) Mal veya hizmetin niteliği, kalitesi veya coğrafi kaynağı gibi konularda halkı yanıltacak işaretler. g) Paris Sözleşmesinin 2 nci mükerrer 6 ncı maddesine göre reddedilecek işaretler. ğ) Paris Sözleşmesinin 2 nci mükerrer 6 ncı maddesi kapsamı dışında kalan ancak kamuyu ilgilendiren, tarihi ve kültürel değerler bakımından halka mal olmuş diğer işaretler ile yetkili mercilerce tescil izni verilmemiş olan armaları, nişanları veya adlandırmaları içeren işaretler. h) Dinî değerleri veya sembolleri içeren işaretler. ı) Kamu düzenine veya genel ahlaka aykırı işaretler.i) Tescilli coğrafi işaretten oluşan ya da tescilli coğrafi işaret içeren işaretler.(2) Bir marka, başvuru tarihinden önce kullanılmış ve başvuruya konu mal veya hizmetler bakımından bu kullanım sonucu ayırt edici nitelik kazanmışsa bu markanın tescili birinci fıkranın (b), (c) ve (d) bentlerine göre reddedilemez. (3) Bir marka başvurusu, önceki marka sahibinin başvurunun tesciline açıkça muvafakat ettiğini gösteren noter onaylı belgenin Kuruma sunulması hâlinde birinci fıkranın (ç) bendine göre reddedilemez. Muvafakatnameyeilişkin usul ve esaslar yönetmelikle belirlenir.” hükümlerine amirdir.
Buna göre mutlak red nedeni olarak tescili yasaklanmış işaretlerin ayırt etme gücüne sahip olmamaları veya herkesin kullanımına açık olmaları sebebiyle kamu menfaati gözetilerek tescil edilmeleri mümkün değildir.
Kanunun “Marka tescilinde nispi ret nedenleri” başlıklı 6. Maddesine göre; "1) Tescil başvurusu yapılan bir markanın, tescil edilmiş veya önceki tarihte başvurusu yapılmış marka ile aynılığı ya da benzerliği ve kapsadığı mal veya hizmetlerin aynılığı ya da benzerliği nedeniyle, tescil edilmiş veya önceki tarihte başvurusu yapılmış marka ile halk tarafından ilişkilendirilme ihtimali de dâhil karıştırılma ihtimali varsa itiraz üzerine başvuru reddedilir. 2)Ticari vekil veya temsilcinin, marka sahibinin izni olmaksızın ve haklı bir sebebe dayanmaksızın markanın aynı veya ayırt edilemeyecek kadar benzerinin kendi adına tescili için yaptığı başvuru, marka sahibinin itirazı üzerine reddedilir. 3)Başvuru tarihinden veya varsa rüçhan tarihinden önce tescilsiz bir marka veya ticaret sırasında kullanılan bir başka işaret için hak elde edilmişse, bu işaret sahibinin itirazı üzerine, marka başvurusu reddedilir. 4)Paris Sözleşmesinin 1 inci mükerrer 6 ncı maddesi bağlamındaki tanınmış markalar ile aynı veya benzer nitelikteki marka başvuruları, aynı veya benzer mal veya hizmetler bakımından itiraz üzerine reddedilir. 5)Tescil edilmiş veya tescil başvurusu daha önceki tarihte yapılmış bir markanın, Türkiye'de ulaştığı tanınmıştık düzeyi nedeniyle haksız bir yararın sağlanabileceği, markanın itibarının zarar görebileceği veya ayırt edici karakterinin zedelenebileceği hâllerde, aynı ya da benzer markanın tescil başvurusu, haklı bir sebebe dayanma hâli saklı kalmak kaydıyla, başvurunun aynı, benzer veya farklı mal veya hizmetlerde yapılmış olmasına bakılmaksızın önceki tarihli marka sahibinin itirazı üzerine reddedilir.(6) Tescil başvurusu yapılan markanın başkasına ait kişi ismini, ticaret unvanını, fotoğrafını, telif hakkını veya herhangi bir fikri mülkiyet hakkını içermesi hâlinde hak sahibinin itirazı üzerine başvuru reddedilir. (7) Ortak markanın veya garanti markasının yenilenmeme sebebiyle koruma süresinin sona ermesinden itibaren üç yıl içinde yapılan, ortak marka veya garanti markasıyla aynı veya benzer olan ve aynı veya benzer mal veya hizmetleri içeren marka başvurusu, önceki hak sahibinin itirazı üzerine reddedilir. (8) Tescilli markanın yenilenmeme sebebiyle koruma süresinin sona ermesinden itibaren iki yıl içinde yapılan, bu markayla aynı veya benzer olan ve aynı veya benzer mal veya hizmetleri içeren marka başvurusu, önceki marka sahibinin itirazı üzerine bu iki yıllık süre içinde markanın kullanılmış olması şartıyla reddedilir. (9) Kötüniyetle yapılan marka başvuruları itiraz üzerine reddedilir." hükümlerine amirdir.
6769 sayılı SMK'nın 25. Maddesine göre 5 inci veya 6 ncı maddede sayılan hâllerden birinin mevcut olması hâlinde mahkeme tarafından markanın hükümsüzlüğüne karar verilir.
Markaların Aynılığı/Benzerliği Yönünden Yapılan İnceleme
Piyasada daha önceden aynı veya benzeri mal veya hizmetler için korunan ne kadar çok marka bulunuyorsa, yeni bir işaretin marka olarak tescili de o kadar zorlaşır. Marka olarak bir işaretin tescili için, o işaretin başka bir mal veya hizmeti ifade eden marka ile bir bağlantının mevcut olduğunu halkın zihninde uyandıracak derecede çağrıştırmaması gerekir. Aslında karıştırma ihtimalinin uç noktası, çağrıştırma ihtimalidir. Bir işaret, görsel, fonetik veya diğer bir açıdan farklı olsa bile, "bütünsel" bir açıdan kendisine yaklaşıldığında herhangi bir sebeple müşteri gözünde başka bir marka ile bağlantısı varmış intibaı yaratarak onu çağrıştırıyorsa ve bu yüzden müşterinin mal veya hizmet tercihinde etkili oluyorsa, marka olarak tescili engellenebilir veyahut hükümsüz kılınabilir. Markaların esas itibariyle bir mal veya hizmeti diğer bir mal veya hizmetten ayırt etmek maksadıyla kullanılmaları esas ise de, bazen müşteriler, bir markayı sadece mal veya hizmet ile değil, o mal veya hizmeti sağlayan işletme ile de irtibatlandırabilirler. Müşteriler, markalı mal veya hizmeti, sırf onu arz eden işletmeye duydukları güven ve beğeni sebebiyle tercih etmiş olabilirler. İşletmelerin birbirinden farklı olduğu bilinse dahi, kullanılan işaretlerin benzerliği müşterinin bu işletmeler arasında ekonomik veya organik bir bağ olduğunu düşünmesine yol açıyorsa sonuç yine değişmeyecek ve markalar arasında benzerlik olduğu kabul olunacaktır.
SMK 6/1 maddesinde de belirtildiği üzere bir markanın bir başka marka ile benzer olup olmadığının tespitinde "halk" tarafından karıştırılma ihtimali dikkate alınır. Halk tarafından karıştırılma ihtimalinde ölçü ise; bu işin ilgilisi veya uzmanı değil, tüketici olan halk olduğunun göz önünde tutulmasıdır. Karıştırılma ihtimalinde önemli olan husus, halkın bu iki işaret arasında herhangi bir şekilde ve herhangi bir sebeple bağlantı kurma ihtimalidir. Buradaki "ihtimal" kelimesi özenle ve özellikle kullanılmış bir kelime olup, şekil, ses, anlam, genel görünüm, çağrışım ve bir seri içinde bulunma izlenimi bu kapsamda değerlendirilmektedir. Hatta markalar arasında birçok noktada fark bulunduğu tespit edilse bile “umumi intiba” ikisinin karıştırılabileceği yönünde ise iki işaret arasında karıştırma ihtimalinin bulunduğu kabul edilmelidir”.
Başka bir deyişle, karıştırma ihtimali; görsel, biçimsel, anlamsal, işitsel benzerlikler, çağrıştırma, bir bütün olarak uyandırdığı toplu kanaat, malın veya hizmetin hitap ettiği alıcı grubunun toplumsal düzeyi ve durumu, markayı taşıyan malın değeri ve alıcının bu malı almaya ayırdığı zaman, markanın asıl unsurları ve tamamlayıcı unsurları, karşılaştırılan işaretler arasındaki benzerlik, telaffuz, anlam veya biçimden, işaretlerin toplu olarak bıraktığı izlenimden, seri içine girmekten veya başka bir çağrışımdan kaynaklanabilir. Yine halkın, karşılaştırılan işaretler arasında herhangi bir şekilde “bağlantı” kurabilmesi de benzerlik bulunduğunu kabul etmek için yeterli olmaktadır.
Somut olaya dönüldüğünde, davacı adına tescilli ... ibareli marka ile davalı yanın kullanımlarında yer alan ... ibarelerinin ortak unsur olduğu, taraflara ait markaların asli unsurları bakımından benzer olduğu, "..." ibaresinin bir ürün adı olduğundan ayırt edici özelliğinin olmadığı, "..." ibaresinin ise ayırt edici olduğu dikkate alındığında davalı yan kullanımlarının, davacı adına tescilli marka ile benzer olduğu kanaatine varılmıştır.
Mal ve hizmet sınıfları yönünden karşılaştırma Yargıtay kararlarına göre, birden ziyade kişiler adına tescilli ya da tescil başvurusu yapılan markaların kullanılacağı mal veya hizmetlerin benzer olup olmadıklarının tespitinde öncelikle TPMK tarafından yayınlanan sınıflandırmaya ilişkin tebliğler uygulanacaktır. Bu durum marka tescil ve sınıflandırmada belirlilik ve tescilli markanın koruma sınırının saptanmasında da birlik ve istikrarın koşuludur.4. Ancak sınıflandırma ürünlerin benzerliğinin tespiti noktasında bağlayıcı bir etkisi Bulunmamaktadır. Ürün benzerliği değerlendirmesinde halk nezdinde karıştırılma ihtimalinin bulunup bulunmadığının araştırılması gerekmektedir. Nitekim Sınai Mülkiyet Kanunu’nun 11/4 hükmüne göre; “ mal veya hizmetlerin aynı sınıflarda yer almaları benzer olduklarına, farklı sınıflarda yer almaları da benzer olmadıklarına karine teşkil etmez”. Demektedir.
Yargıtay, mal ve hizmet sınıf ve alt gruplarında benzerlik araştırmasında şu kriterleri göz önüne almakta ve her somut olay için araştırılması gerektiğini ifade etmektedir; a)Piyasanın anlayışı, b)Benzer alıcı çevresine hitap edip etmediği, c)Benzer ihtiyaçları giderip gidermediği, d.)Mal vya hizmetlerin birbiri yerine ikame edilebilme ve rekabet etme olanaklarnın olup olmadığı,
e.)Birinin diğerini tamamlama imkanı olup olmadığı,
f.)Mal veya hizmetlerin dağıtım kanallarının ortak olması, kullanım yöntemleri-amaçları- hedeflenen halk kesiminin aynı olup olmadığı hususları dikkate alınır.
Yine aynı sınıfın farklı alt gruplarında yer alan mal veya hizmetlerin benzerlik araştırmasında: piyasanın bu konudaki anlayışı, benzer alıcı çevresine hitap edip etmediği, benzer ihtiyaçları giderip gidermediği, birbirlerinin yerine ikame edilebilme ve vekalet etme olanaklarının ve birinin diğerini tamamlama imkanının bulunup bulunmadığı, dağıtım kanallarının, kullanım yöntemlerinin ve amaçlarının ortak olup olmadığı ölçütlerinin, hedeflenen halk kesimleri dikkate alınarak incelenmesi ve değerlendirilmesi gerekmektedir.
Somut olay bakımından yapılan değerlendirmede, davacının markalarının dahil olduğu 4. Sınıf ile davalının markalarının dahil olduğu 4. Sınıf bakımından ayniyet derecesinde benzerlik olduğu, davalı markasında yer alan 37. Sınıf bakımından da yukarıda belirtildiği şekilde 4. Sınıfta yer alan mal ve hizmetler bakımından benzerlik taşıdığı görülmektedir.
Davacının TPMK nezdinde tescilli markalarının mal ve hizmet sınıfları ile davalı markasının tescilli olduğu sınıflar açısından yapılan incelemede, davalı yanın internet sitesinde açıklama kısmında "Petrol ve Gaz Endüstrileri için mühendislik çözümleri geliştiriyor, vanalar, borular, bağlantı parçaları ve ekipmanlarda onlarca yıllık deneyime sahiptir" şeklinde açıklamaların yer aldığı, davalı yanın söz konusu kullanımları ile davacı adına kayıtlı markaların tescilli olduğu boru emtialarının yer aldığı 06,17 ve 19. Sınıflar ile aynı ve benzeri emtia grubunda yer aldığı dolayısı ile mal ve hizmet sınıfları bakımından da benzerlik bulunduğu kanaatine varılmıştır.
Gerçek Hak Sahipliği İddiası
Gerek mülga KHK gerekse 6769 sayılı SMK ile marka hukukumuzda tescil ilkesi kabul edilmiştir. Ancak tescil ilkesi kabul edilmesine rağmen sistemimiz getirilen istisnalar nedeniyle kullanma sistemine daha yakındır. Yargıtay da yerleşik uygulamasında gerçek hak sahipliği kuralını benimsemiş ve markayı ilk defa kullanıp ona ayırt edicilik kazandıranı gerçek hak sahibi olarak adlandırmıştır. Ancak bir kimsenin bir markayı sadece ilk defa kullanmaya başlaması ile o marka üzerinde önceye dayalı hak sahibi olduğu kabul edilemez.
Tescil edilmemiş markaya SMK ile koruma sağlanmasının sebebi sadece tescilsiz marka sahibinin markayı ilk kez kullanmaya başlaması değildir. Aksine markanın kullanımını haklı kılacak daha temel ve önemli bir sebep bulunmalıdır. Bu da markanın belli bir yer, bölge ve piyasada bilinir hale gelmesidir.
Doktrinde marufiyet kuralı olarak isimlendirilen bu şart hem Türk Patent ve Marka Kurumu uygulamasında hem de Yargıtay içtihatlarında kabul edilmiş ve tescilsiz marka sahibinin kendisinden sonra yapılan tescilleri engelleyebilmesi veya hükümsüzlük davası açarak haksız yapılmış tescilleri ortadan kaldırabilmesi için tescilsiz markanın yoğun kullanımının kanıtlanması gerekmektedir.
Yargıtay 11. HD. 1998/1734 esas, 1998/5146 karar sayılı ve 06/07/1998 tarihli kararında, "İsviçre-Türk markalar hukuku, marka üzernideki hakkın iktisabı ve korunması ile ilgili olarak üç önemli ilkeye dayanır. Marka üzerindeki öncelik hakkı, o markayı, ihdas ve istimal eden ve piyasada maruf hale getiren kişiye aittir. Buna 'gerçek hak sahibi' denilir ve bu tescil açıklayıcı etkiye sahiptir. Buna mukabil bir markayı ihdas etmeksizin seçip tescil ettiren kimsenin bu tescili kurucu etkiye sahiptir. Ancak, bu tescil sadece hak sahibine başlangıçta şarta bağlı bir hak sağlayabilir. Gerçek hak sahibinin dava açıp bu markayı tescil ettireceği tarihe kadar kurucu etkiye sahipliği devam eder. Çünkü, hakiki, gerçek hak sahipliği ikinci bir bağımsız ve münferit mülkiyete hak vermez. Markanın hakiki hak sahibi markasının aynısını veya tefrik edilemeyecek benzerini, her nasılsa marka olarak tescil ettiren kimsenin, sonradan tescil edilmiş markanın terkinin istenebileceği kabul edilmektedir." şeklinde karar verilmiştir.
Maddi anlamda hak sahipliği ilkesi de temel taş olarak kabul edildiği için tescilli hak sahipliğinin aksi ortaya konularak tescille elde edilen karinenin çürütülebilmesi mümkündür.” (Fatih BİLGİLİ, Marka Hukukunda Hakkın Kötüye Kullanılması, Ankara, 2006, s. 92)
Somut olayda davalı yan gerçek hak sahibi olduğu iddiasında bulunmakla birlikte ... markalarının adlarına tescilli olduğunu iddia etmiştir. Davalı adına tescilli ... ibareli marka 02.05.2011 tarihinde başvuruya konu edilmiş olup ... ibareli marka ise 11.04.2018 tarihinde başvuruya konu edilmiştir. Davalı yan ayrıca ... ibareli markanın ... isimli şirket adına tescil edildiğini ve kullanım hakkının kendilerine verildiğini iddia etmektedir. “...” İbareli markanın ... adına ...tescil numarası ile 15.12.2011 başvuruya konu edildiği, yine “...” ibareli markanın ... tescil numarası ile 27.07.2012 tarihinde başvuruya konu edildiği anlaşılmaktadır. Davacı yana ait dava konusu markaların 05.01.2005 başvuru tarihli oldukları nazara alındığında bu veriler ışığında da davalı yanın gerçek hak sahipliği iddiaları sübut bulmamıştır. Davacı yanın marka tescil başvuru tarihi olan 05.01.2005 tarihinden önce “...” ibaresinin davalı yan tarafından kullanıldığına ilişkin dosyada herhangi bir belge de bulunmamaktadır. Dolayısı ile davacının dava konusu marka bakımından gerçek hak sahibi olduğu kanaatine varılmıştır.
Tanınmış Marka İddiaları Bakımından Yapılan Değerlendirme
Tanınmış marka farklı mal veya hizmetler için de koruma sağladığından markanın aynı veyabenzer ürünler için korunması kuralının istisnasını oluşturmaktadır.
6769 sayılı SMK'da ve taraf olduğumuz tanınmış markalarla ilgili uluslararası anlaşmalarda tanınmış markanın tanımı ve kriterleri gösterilmemiş, bu husus Özel Dairenin bozma kararında belirtildiği üzere konu mahkeme içtihatları ve öğretiye bırakılmıştır. Nitekim Özel Daire 13/03/1998 tarih ve 5647/1704 s. bir kararında "bir kişi veya teşebbüse sıkı sıkıya bağlı, garanti, kalite, kuvvetli reklam ve yaygın dağıtım içeren, müşteri, akraba, dost ve düşman ayırımı yapılmaksızın, coğrafi sınır, kültür ve yaş farkı gözetilmeksizin aynı çevredeki insanlar tarafından refleks halinde ortaya çıkan bir çağrışımdır" biçiminde bir tanımlama getirmiş ve bu tanıma nazaran da markanın promosyon sonucunda kazanılan herkesçe veya ilgili kesimce bilinme, emtia söylendiğinde o markanın akla gelmesi, ilişkin olduğu sektörde iyi bilinme ve geniş bir dağıtım ağına sahip olma gibi kıstaslara göre markanın tanınmış marka olup olmadığının tespiti cihetine gidilmektedir.
Doktrinde konuyla ilgili yapılan bir başka tanıma göre ise; "Bir ülkenin bir veya birkaç yöresinde tutunma markalar değil, dünya çapında olmasa bile, yurt içi ve yurt dışında ilgili çevrelerce bilinen, Paris Sözleşmesine üye devletlerden birinin yurttaşına veya o ülkelerden birinde yerleşik olan ya da ticari veya sınai işletmeye sahip kişilere ait bulunan markalar" tanınmış markalardır (Bkz. Ünal Tekinalp Fikri Mülkiyet Hukuku, 2012, s. 411).
SMK m.6/5'te yer alan "Türkiye'de ulaştığı tanınmışlık düzeyi" ibaresine temel teşkil eden düzenleme Paris Konvansiyonunun 1. mükerrer 6. maddesi hükmüdür. Bu hükümde tanınmış marka kavramına yönelik olarak verilen kriter "herkesçe bilindiği mütalaa edilen" kavramıdır. Antlaşmanın Fransızca metninde markayı ifade etmek "notoirement connue(s)" ifadesi, Almanca metninde ise Türk doktrininde de sıklıkla kullanılan "notorisch bekannte" ifadesi kullanılmaktadır. Yine Konvansiyon'un 29/1-(c) hükmünde muhtelif yorumlarda itirazlar olması halinde Fransızca metin kabul edilir denmek suretiyle, Fransızca (ve takiben Almanca) metnin esas alınmasının yanlış olmadığı söylenebilir. Hukukumuzdaki düzenlemeye de temel teşkil eden anılı hükümde yer alan ifadeler ise herkesçe bilindiği gibi anlamına gelmekte olup, tanınırlık kriteri olarak ilgili/ilgisiz herkesi yeni toplumu esas almaktadır. Bu kabulün ise tanınmış markanın bilinirlik eşiğini çok yukarı koyduğu ve maddenin uygulama alanını daralttığı muhakkaktır. Bir diğer uluslararası antlaşma olan Ticaretle Bağlantılı Fikri Mülkiyet Hakları Antlaşması (TRIPs) ise 16. maddesinde yer alan düzenleme ile tanınmışlık düzeyi (yüksek) marka kavramını gündeme getirmiştir. Bu düzenleme sebebiyle doktrinde ve yargı makamlarında farklı özelliklerine göre ve tanınmıştık derecelerine göre, farklı koruma düzeylerine sahip tanınmış marka çeşitlerinin olduğu öngörüsü egemendir. Ancak tanınmış marka huhuken farklı alt türlere ayrılmamakta, TRİPs Paris Konvansiyonu'ndan bağımsız, ayrı bir tanınmış marka kavramı ile ondan ayrı bir düzen getirmemekte, aksine hükmü tamamlamakta, tanınmış marka kavramının uygulama alanını genişletmektedir. Paris Konvansiyonu ve TRIPs bağlamında tanınmış marka tektir. TRIPs düzenlemesiyle tanınmış markanın herkesçe bilinirlik ölçütünü tüm toplum olmaktan çıkarmıştır. Bu bağlamda markanın ticarete konu yapıldığı ilgili sektörde bilinir olması tanınmış marka olarak kabul görmesinde yeterli olacaktır. İlgili sektörün tespitinde ise markanın kapsadığı ürünlerin hitap ettiği müşteriler yanında, rakip ürün müşterileri, alıcıları, satıcıları ve sektör içindeki ilgili kişiler nezdindeki bilinirlik dikkate alınacaktır. (Bkz. Paslı, 433- 440).
Tanınmışlığın tespitinde, marka sahibi tarafından yaptırılan promosyon ve tanıtım malzemeleri yanında ulusal basında veya gazetelerde markanın tanınmışlığını ortaya koyan reklam ve haberler de dikkate alınır. Bunun yanında yaygın kullanım alanı, toplum nazarındaki tanınmışlıkta dikkate alınır. Bir markanın tanınmış marka olarak belirlenmesinde, markanın toplumun ilgili kesiminde sahip olduğu yüksek bilinirlik düzeyi dikkate alınması gereken kriterlerden biridir.
Somut olaya dönüldüğünde, bilirkişi raporu ile de tevsik edildiği üzere, davacı yanın dosyaya sunmuş olduğu borusan internet sitesinden alınmış bila tarihli çıktıların tanınmışlığı ortaya koymaya elverişli olmadığı, davalının delil listesinde 1.11 başlığı ile yer verdiği basında yer alan haberlere ilişkin 2011 tarihi öncesine ait bir evrakın dosyada yer almadığı, ve yine 1.14 numaralı ek olarak belirtilen ABD Patent ve Marka Ofisi nezdinde Amerika, Kanada gibi çeşitli ülkelerde tescil edildiğine ilişkin tescil tarihlerinin davalı marka başvurusundan sonraya ilişkin olduğu deliller incelenmiş olup söz konusu deliller tarihleri itibariyle davalı yan markasının başvuru tarihi olan 02.05.2011 tarihinden evvel tanınmışlık düzeyini ortaya koymaya elverişli bulunmadığı, bu doğrultuda davacı yana ait dava konusu markaların, davalı adına tescilli markaların başvuru tarihi olan 02.05.2011 tarihinden once “tanınmış marka” olduğu iddiasının ispatlanamadığı sonucuna varılmıştır.
Kötü niyet Bakımından Yapılan Değerlendirme
Kötü niyetli marka tescili 556 S. KHK'da bir hükümsüzlük nedeni olarak sayılmamış olmasına rağmen, doktrinde bir kısım yazarlar tarafından bu durum da hükümsüzlük nedeni olarak savunulmuş, nihayet SMK 6/9 maddesinde kötü niyetli tescil bir tescil engeli olarak yasal mevzuattaki yerini almıştır. Yargıtay HGK, 16.07.2008 tarih ve 2008/11-501- E., 2008/507 K. Sayılı kararı ile tescilde kötü niyetliliği markanın hükümsüzlüğüne yol açacağı yönünde içtihat oluşturmuştur. Yargıtay 11. Hukuk Dairesi de sonradan vermiş olduğu kararlarda bu hususu dikkate almıştır.
Bir markanın kötüniyetle tescil ettirildiğinden söz edebilmek için, o markanın tescil ettirilmesinin altında başkasına ait olduğunu bildiği bir markayı haksız olarak sahiplenme, başkasına ait markanın tanınmışlığından ve itibarından haksız olarak yararlanma, başkasının markasının piyasaya girmesini engelleme, tescil ettirilen markayı gelecekte gerçek hak sahibine markadan doğan hakları kullanmakla tehdit ederek satma amacı gibi dürüstlük kuralı (MK m d. 2) ile bağdaşmayan kanıtlanabilir niyetlerin yatması gerekir.
Yine bu konuda Yargıtay HGK 2013/1831 E., 2015/1198 K sayılı 15.04.2015 tarihli emsal kararlarında, “...556 sayılı KHK'nın 35/l.maddesi uyarınca tescil başvurusu sırasında kötü niyetin başlı başına bir itiraz sebebi olarak öne sürülebilmesi mümkün olduğu gibi, sonradan aynı nedenle hükümsüzlük davasının açılabilmesi de KHK'nın amacına uygundur. Çünkü, KHK'nîn 35/1. Ve 42/l-(a) maddelerindeki düzenlemelerde, esasen MK'nun 2.maddesinin özel bir uygulamasından ibarettir. Bu bakımdan her somut olayın özellikleri gözönüne alınarak açıkça kütü niyetle gerçekleştirildiği belirlenen marka tescilinin hükümsüzlüğüne karar verilebilmelidir. Bu husus 556 sayılı KHK'nın 42.maddesinde başlı başına bir hükümsüzlük nedeni olarak düzenlenmemiş olsa dahi, genel hüküm ve temel prensip niteliğindeki MK'nun 2.maddesi uyarınca kötü niyetin korunması söz konusu olamayacağından dolayı aynı sonuca ulaşılması KHK'nın ruhuna da uygundur. ... marka Hukukunda genel olarak kabul gören anlayışa göre, tescil nedeniyle sağlanan marka korumasının amacına aykırı biçimde kötüye kullanılması yoluyla başkasının markasından haksız yararlanmak veya gerçekte kullanmayıp yedekleme, marka ticareti yapmak amacına ya da şantaja yönelik başvuru ve tesciller kötü niyetli tescil olarak kabul edilmektedir.
Herkes haklarını kullanırken ve borçlarını yerine getirirken dürüstlük kurallarına uymak zorundadır. Bir hakkın açıkça kötüye kullanılmasını hukuk düzeni korumaz. Durumun gereklerine göre kendisinden beklenen özeni göstermeyen kişinin iyi niyet iddiasında bulunamayacağına da şüphe yoktur (TMK. m. 2).
Somut olaya dönüldüğünde; davalı yanın marka tescil başvurusu sırasında davacı yanın markasınından haberdar olduğu, davalı yanın aynı zamanda boru üretimi gerçekleştirdiği, 2017 tarihi itibar ile ... ibareli yeni marka başvurularında bulunduğu ve söz konusu marka başvuruları farklı sınıflarda tescilli olmakla birlikte ... ibaresinin kaldırılarak davacı markalarına yaklaşıldığı, nihai tüketici nezdinde hükümsüzlüğü talep edilen markanın davacı yana ait marka olduğu zannını uyandıracağı ve taraflar arasında bağlantı olduğu zannı uyandırabileceği dikkate alındığında kullanımların SMK md. 6/9 kapsamında kötü niyetli olabileceği kanaatine varılmıştır.
Marka Hakkına Tecavüz Bakımından Yapılan İnceleme
6769 sayılı Kanunun 29. maddesinde marka hakkına tecavüz sayılan fiiller sayılmıştır. Bunlar Marka sahibinin izni olmaksızın, markayı 7. maddede belirtilen biçimlerde kullanmak, marka sahibinin izni olmaksızın, markayı veya ayırt edilemeyecek kadar benzerini kullanmak suretiyle markayı taklit etmek, markayı veya ayırt edilemeyecek kadar benzerini kullanmak suretiyle markanın taklit edildiğini bildiği veya bilmesi gerektiği hâlde tecavüz yoluyla kullanılan markayı taşıyan ürünleri satmak, dağıtmak, başka bir şekilde ticaret alanına çıkarmak, ithal işlemine tabi tutmak, ihraç etmek, ticari amaçla elde bulundurmak veya bu ürüne dair sözleşme yapmak için öneride bulunmak, marka sahibi tarafından lisans yoluyla verilmiş hakları izinsiz genişletmek veya bu hakları üçüncü kişilere devretmek halleridir.
İlgili Kanunun 7 inci maddesi; "Marka tescilinden doğan haklar münhasıran marka sahibine aittir. Marka sahibinin, izinsiz olarak yapılması hâlinde, aşağıda belirtilen fiillerin önlenmesini talep etme hakkı vardır: a)Tescilli marka ile aynı olan herhangi bir işaretin, tescil kapsamına giren mal veya hizmetlerde kullanılması. b)Tescilli marka ite aynı veya benzer olan ve tescilli markanın kapsadığı mal veya hizmetlerle aynı veya benzer mal veya hizmetleri kapsayan ve bu nedenle betik tarafından tescilli marka ile ilişkilendirilme ihtimali de dâhil karıştırılma ihtimali bulunan herhangi bir işaretin kullanılması. c)Aynı, benzer veya farklı mal veya hizmetlerde olmasına bakılmaksızın, tescilli marka ile aynı veya benzer olan ve Türkiye de ulaştığı tanınmışlık düzeyi nedeniyle markanın itibarından haksız bir yarar elde edecek veya itibarına zarar verecek veya ayırt edici karakterini zedeleyecek nitelikteki herhangi bir işaretin haklı bir sebep olmaksızın kullanılması.
Aşağıda belirtilen durumlar, işaretin ticaret alanında kullanılması hâlinde, ikinci /fıkra hükmü uyarınca yasaklanabilir: a)İşaretin, mal veya ambalajı üzerine konulması. b)İşareti taşıyan malların piyasaya sürülmesi, teslim edilebileceğinin teklif edilmesi, bu amaçlarla stoklanması veya işaret altında hizmetlerin sunulması ya da sunulabileceğinin teklif edilmesi. c)İşareti taşıyan malın ithal ya da ihraç edilmesi. ç)İşaretin, teşebbüsün iş evrakı ve reklamlarında kullanılması. d)İşareti kullanan kişinin, işaretin kullanımına ilişkin hakkı veya meşru bağlantısı olmaması şartıyla işaretin aynı veya benzerinin internet ortamında ticari etki yaratacak biçimde alan adı, yönlendirici kod, anahtar sözcük ya da benzeri biçimlerde kullanılması. e)İşaretin ticaret unvanı ya da işletme adı olarak kullanılması. f)İşaretin hukuka uygun olmayan şekilde karşılaştırmalı reklamlarda kullanılması. " hükümlerine amirdir.
Kanunun 149.maddesinde "Sınai mülkiyet hakkı tecavüze uğrayan hak sahibi, mahkemeden aşağıdaki taleplerde bulunabilir: a)Fiilin tecavüz olup olmadığının tespiti. b)Muhtemel tecavüzün önlenmesi. c)Tecavüz fiillerinin durdurulması. ç)Tecavüzün kaldırılması ile maddi ve manevi zararın tazmini. d)Tecavüz oluşturan veya cezayı gerektiren ürünler ile bunların üretiminde münhasıran kullanılan cihaz, makine gibi araçlara, tecavüze konu ürünler dışındaki diğer ürünlerin üretimini engellemeyecek şekilde elkonulması. e)(d) bendi uyarınca elkonulan ürün, cihaz ve makineler üzerinde kendisine mülkiyet hakkının tanınması f)Tecavüzün devamını önlemek üzere tedbirlerin alınması, özellikle masraflar tecavüz edene ait olmak üzere (d)bendine göre elkonulan ürünler ile cihaz ve makine gibi araçların şekillerinin değiştirilmesi, üzerlerindeki markaların silinmesi veya sınai mülkiyet haklarına tecavüzün önlenmesi için kaçınılmaz ise imhası. g)Haklı bir sebebin veya menfaatinin bulunması hâlinde, masrafları karşı tarafa ait olmak üzere kesinleşmiş kararın günlük gazete veya benzeri vasıtalarla tamamen veya özet olarak ilan edilmesi veya ilgililere tebliğ edilmesi" şeklinde düzenleme bulunmaktadır.
SMK m. 29/1-a atfıyla uygulanacak olan SMK m, 7/2- b'ye göre tescilli marka ile aynı veya benzer olan ve tesdili markanın kapsadığı mal veya hizmetlerle aynı veya benzer mal veya hizmetleri kapsayan ve bu nedenle halk tarafından tescilli marka ile ilişkilendirilme ihtimali de dâhil karıştırılma ihtimali bulunan herhangi bir işaretin kullanılması, marka hakkına tecavüz niteliği taşıyacaktır.
6102 sayılı TTK'nın 54 vd maddeleri Haksız Rekabete ilişkindir. Madde 54- "(1)Haksız rekabete ilişkin bu Kısım hükümlerinin amacı, bütün katılanların menfaatine, dürüst ve bozulmamış rekabetin sağlanmasıdır. (2)Rakipler arasında veya tedarik edenlerle müşteriler arasındaki ilişkileri etkileyen aldatıcı veya dürüstlük kuralına diğer şekillerdeki aykırı davranışlar ile ticari uygulamalar haksız ve hukuka aykırıdır." hükümlerine amridir. Yine TTK Madde 55- (1)Aşağıda sayılan hâller haksız rekabet hâllerinin başlıcalarıdır: a)Dürüstlük kuralına aykırı reklamlar ve satış yöntemleri ile diğer hukuka aykırı davranışlar ve özellikle;.... 4.Başkasının malları, iş ürünleri, faaliyetleri veya işleri ile karıştırılmaya yol açan önlemler almak,... dürüstlüğe aykırı davranmış olur. Şeklinde düzenlenmiş Madde 56 da "Haksız rekabet sebebiyle müşterileri, kredisi, meslekî itibarı, ticari faaliyetleri veya diğer ekonomik menfaatleri zarar gören veya böyle bir tehlikeyle karşılaşabilecek olan kimse; a)Fiilin haksız olup olmadığının tespitini, b)Haksız rekabetin men'ini, c)Haksız rekabetin sonucu olan maddi durumun ortadan kaldırılmasını, haksız rekabet yanlış veya yanıltıcı beyanlarla yapılmışsa bu beyanların düzeltilmesini ve tecavüzün önlenmesi için kaçınılmaz ise, haksız rekabetin işlenmesinde etkili olan araçların ve malların imhasını, d)Kusur varsa zarar ve zıyanın tazminini, e)Türk Borçlar Kanununun 58 inci maddesinde öngörülen şartların varlığında manevi tazminat verilmesini isteyebileceği düzenlenmiş kararların ilanının talep edebileceği öngörülmüştür.
Mutlak hak niteliğini taşıyan markanın, marka sahibinin izni olmaksızın bir başkası tarafından kullanılması yasaklanmış bulunmaktadır. Markanın sahibinden başkası tarafından aynen veya taklit, tağyir, iltibas suretiyle kullanılıp kullanılmadığının saptanmasında her şeyden önce markanın şekil ve anlam itibariyle taşıdığı baskın unsur göz önünde bulundurulmalıdır. Bu baskın unsurun aynen veya değiştirilerek başkası tarafından kullanılması, haksız olarak kullanımının tespitinde büyük önem taşır. Bir marka ana özellikleri itibariyle başkası tarafından bir hakka dayanmadan kullanıldığında tecavüz unsuru gerçekleşmiş olur (Erdal Noyan, Marka Hukuku, Ankara, 2006, s.545). Bir marka hakkına tecavüz teşkil edilebilmesi için, markayla ayniyet taşıyan veya benzer olan işaretin, tescilli markanın kapsadığı mal veya hizmetlerin aynı veya benzeri mal veya hizmetlerde tüketiciler tarafından karışıklığa sebebiyet verecek şekil ve surette kullanılması gerekir.
Somut olaya dönüldüğünde, hükümsüzlüğe ilişkin değerlendirmeler bölümünde markaların SMK md.6/1 kapsamında benzer olduğu, davacının dava konusu marka bakımından gerçek hak sahibi olduğuna ilişkin yapılan tespit ve değerlendirmeler ışığında ...ibaresinin ... markalarının seri markası niteliğinde olmakla birlikte “...” ibaresinin ayırtedici bir ibare olduğu, taraflara ait kullanımlarda ortak unsurun ... İbaresinin olduğu, ayırt edici nitelikte olan ... ibaresinin davalı tarafça kullanımının davacı yana ait markaların bir serisi olduğu zannını uyandırabileceği, davalı yanın ... kullanımlarının davacı ile aynı işletmesel kökenden geldiği zannını uyandırabileceği, bu nedenlerle davalı yanın kullanımlarının davacı adına tescilli markaya tecavüz teşkil edeceği kanaatine varılmıştır. Her ne kadar davalı tarafça ... ve ... markalarının adlarına tescilli oldukları ve tecavüz koşullarının oluşmadığı savunmalarında bulunulmuşsa da, 6769 sayılı Kanunun 155. Maddesinde “- (1) Marka, patent veya tasarım hakkı sahibi, kendi hakkından daha önceki rüçhan veya başvuru tarihine sahip hak sahiplerinin açmış olduğu “tecavüz davasında, sahip olduğu sınai mülkiyet hakkını savunma gerekçesi olarak ileri süremez.” hükmü yer almaktadır. İşbu hüküm uyarınca davalı yanın bu yöndeki savunmalarına itibar edilmemiştir.
Haksız Rekabet Bakımından Yapılan İnceleme
Paris Sözleşmesi’nin 10. Maddesi gereği, ticari ve sınai konularda dürüst uygulamalara aykırı hareketleri ticari bir rakibin işletmesi, malları veya sınai ya da ticari faaliyetleri ile ilgili herhangi bir şekilde karışıklığa sebebiyet verecek nitelikteki hareketler haksız rekabet olarak kabul edilecektir.
İç hukukta ise haksız rekabet hususu Türk Ticaret Kanunu’nda düzenlenmiş olup TTK Md. 55/4 “Başkasının malları, iş ürünleri, faaliyetleri veya işleri ile karıştırılmaya yol açan önlemler almak” hükmünü ihtiva etmektedir.
Somut olaya dönüldüğünde, davacı yan; davalının yönetim kurulu başkanı...’ın Youtube uzantılı sitedeki yer alan videoda verdiği beyanların yanıltıcı olduğunu, davalı ile davacının iş ortağı olmadığını bu eylemin haksız rekabet teşkil ettiğini iddia etmiştir. Buna göre ilgili 25.11.2016 tarihli videoda ... ın “... Türkiye de çok iyi tanınan bir grup. ...” şeklinde açıklaması olduğu görülmektedir. Davacı yan, davalı ile iş ortaklığı olmadığını beyan etmektedir. Davalı yan bu hususta davacı yan çalışanları ile yapıldığını bildirdiği mailleri dosya arasına sunmuştur. Dosyada söz konusu mailler haricinde taraflar arasında ilişki olduğunu gösteren herhangi bir belge mevcut olmayıp taraflar arasında iş ortaklığının bulunmadığı kabulü ile davalı yanın eylemlerinin haksız rekabet teşkil edeceği, ayrıca davalı yanın internet sitesinde yer alan ... ibareli kullanımları ile alan kullanımları davacı yanın markaları ve faaliyetleri ile karışıklığa sebebiyet vereceğinden haksız rekabet teşkil ettiği kanaatine varılmıştır.
Ticaret Ünvanının Terkini Talebi Bakımından Yapılan İnceleme
Tescilli ticaret unvanı 6102 sayılı Türk Ticaret Kanununun 50. Ve 52. maddeleri hükümleri ile korunmaktadır. Türk Ticaret Kanunumuzun 50. Maddesi;“Usulen tescil ve ilan edilmiş olan ticaret unvanını kullanma hakkı sadece sahibine aittir.”şeklinde,6102 sayılı Türk Ticaret Kanununun 52. Maddesi; “ Ticaret unvanının, ticari dürüstlüğe aykırı biçimde bir başkası tarafından kullanılması hâlinde hak sahibi, bunun tespitini, yasaklanmasını; haksız kullanılan ticaret unvanı tescil edilmişse kanuna uygun bir şekilde değiştirilmesini veya silinmesini, tecavüzün sonucu olan maddi durumun ortadan kaldırılmasını, gereğinde araçların ve ilgili malların imhasını ve zarar varsa, kusurun ağırlığına göre maddi ve manevi tazminat isteyebilir. Maddi tazminat olarak mahkeme, tecavüz sonucunda mütecavizin elde etmesi mümkün görülen menfaatinin karşılığına da hükmedebilir. Mahkeme, davayı kazanan tarafın istemi üzerine, giderleri aleyhine hüküm verilen kimseye ait olmak üzere, kararın gazete ile yayımlanmasına da karar verebilir. ” Şeklinde olmak ile birlikte, ilgili düzenlemelerden de açıkça görülebileceği üzere; tescilli ticaret unvanı sahibi; kendi ticaret unvanı ile karıştırılabilecek ticaret unvanlarının tescili halinde, ilgili unvanların terkinini talep etme hakkını ve yetkisini haizdir.
6769 sayılı yasanın 7/3-e hükmü çerçevesinde marka sahibi “İşaretin ticaret unvanı ya da işletme adı olarak kullanılmasını” yasaklayabilmektedir.
“... ANONİM ŞİRKETİ ‘nin faaliyet alanı “Her nevi sınai teşebbüs kurmak ve işletmek. Bilhassa her nevi boru ve madeni eşya imalatı.İhracat.ithalat.mümessillik, komisyon,taahhüt ve en geniş manasıyla ticari muamelelerle iştigal etmek Kendi maksat ve mevzuu ile ilgili olmak üzere her türlü gayrimenkulü (gemi dahil) iktisap edebilir bunları satabilir, kiralayabilir, intifa ve irtifak hakları veya diğer ayni ve şahsi haklarla mükellef ve mücehhez kılabilir, ipotek tesis ve fek edebilir, bu konuda tapu dairelerinde her türlü muameleleri ezcümle ifraz tevhit taksim gibi muaemeleleri yapabilir ve şirketin 25.6.2014 tarihinde tescil edilen genel kurul kararı ve tadil mukavelesinde yazılı olan diğer işler,” şeklinde yer almaktadır.
“...A Ş.” şeklindeki ticaret unvanının ise ... Ticaret Sicil müdürlüğü tarafından 26/07/2010 tarihinde sicile kayıt edildiği anlaşılmaktadır. ... ŞİRKETİ ticaret unvanı ile faaliyete başladığı, 29.09.2016 tarihinde unvanını ... ŞİRKETİ şeklinde değiştirdiği, 21.02.2017 tarihinde ... ANONİM ŞİRKETİ şeklinde tür değişikliğine gittiği anlaşılmaktadır. Faaliyet alanı “Her türlü sanayi ve iş makineleri,cihazları ile bunlara ait yedek parçaları,teçhizat ve ekipmanlarının alımını, satımını,pazarlamasını,alım satımını,ithalatını,ihracatını ve dahili ticaretini yapmak ve 15.2.2017 tarihinde tescil edilen Anonim Şirket esas mukavelesinde yazılı olan diğer işler, şeklinde düzenlenmiştir. Anonim Şirket esas mukavelesinin 5.maddesinde yer alan “Her türlü petrol ve türevlerinin alım satımını,ithalatını,ihracatını yapmak yükleme boşaltma depolama tesisleri ile petrol ve akaryakıtsekörünün ihtiyaç duyduğu alet edavat her nevi malzemenin ham yarı mamul ve mamul mallarınve ekipmanlarının alım satımını yapmak” şeklinde olup 6. Maddesinde kısaca inşaat ve yapı malzemelerinin ihtiyaç duyduğu malzemelerinin alımı satımı şeklinde faaliyet alanında bulunmaktadır. Nace kodu 46.72.09-Demir/çelikten bar ve çubukların, profillerin, levha kazıkların (palplanş), tüp ve boruların toptan ticareti (filmaşin, inşaat demiri, sondaj borusu, petrol, gaz vb. hatlar için borular, vb. ile tel dahil) şeklinde yer almaktadır. Tarafların Faaliyet konuları ve nace kodları bakımından benzer olduğu görülmektedir.
Taraflara ait ticaret unvanları karşılaştırıldığında davacı yanın unvanını değiştirdiği tarih net olarak tespit edilememekle birlikte 2008 tarihli ticaret sicil gazetesinde davacı yanın unvanın yer aldığı görülmüş olup, ... unsurlu ticaret unvanı bakımından önceki tarihli hak sahibi olduğu değerlendirilmektedir. Davacı yana ait ticaret unvanının asli unsuru ... ibaresidir. Ayrıca ... ibaresi ayırtedici nitelikte olup ... ibaresi tali niteliktedir. Davalı yanın Ticaret unvanının asli ve ayırtedici unsuru ise ... ibaresi olup ... ibaresi tali niteliktedir.
Her iki ticaret unvanının ortak ayırt edici unsurunun “...” ibaresi olduğu, Davacı yan ticaret unvanın da yer alan ... ibaresinin bulunmasının, sonraki tescile konu edilen ... unvanlı davalı ticaret şirketi ile benzer ve bağlantılı olduğu zannını uyandıracağı, davalı yanın ticaret unvanında yer alan ... ibaresinin terkini koşullarının oluştuğu sonucuna varılmıştır.
Yine 6769 sayılı yasanın 7/3-e hükmü çerçevesinde marka sahibi “İşaretin ticaret unvanı ya da işletme adı olarak kullanılmasını” yasaklayabilmektedir. Yukarıda da ifade edildiği üzere davalı yanın ticaret unvanı, davacı adına tescilli markalar ile ortak olarak “...” ibaresini içermekte olup, davacı adına tescilli markalar ile davalı yanın faaliyet alanlarının benzer olmasının taraflar arasında ticari ilişki ve bağlantı olduğu zannını uyandırabileceği işbu nedenle 7/3 hükmü uyarınca da davalı yanın ticaret unvanından “...” ibaresini kullanmasının yasaklanabileceği, sessiz kalma yönünden davalı tarafça yapılan itirazlara SMK md.6/9 kapsamında kötü niyetli tescile dair yapılan tespit ve değerlendirmeler dikkate alındığında itibar edilemeyeceği netice ve kanaatine varılmıştır.
Tüm bu açıklamalar muvacehesinde toplanan deliller, usul ve yasaya uygun, denetime elverişli bilirkişi heyeti raporu ve uzman görüşü dikkate alındığında davanın kabulü cihetine gidilerek davalı kullanımlarının davacıya ait ... ve ... numaralı ile tescilli markalarından kaynaklanan haklarına tecavüz ve haksız rekabet oluşturduğunun tespiti ile bu tecavüzün ve haksız rekabetin önlenmesini, durdurulmasına ve sonuçlarının ortadan kaldırılmasına bu bağlamda ... ibaresinin davalı tarafından her türlü kullanımının önlenmesine, söz konusu ibarenin internet yolu ile kullanımının yasaklanmasına, söz konusu ibareyi taşıyan davalı yana ait her türlü ürünün tanıtım ve reklam materyallerinin kataloglarının ve tüm basılı görsel evrakların kararın kesinleşmesine müteakip imhasına, hükümsüzlük talebi yönünden davanın kabulü ile, davalı adına TPMK nezdinde ... numara ile tescilli markanın hükümsüzlüğüne ve sicilden terkinine, davalının ticaret unvanından ... ibaresinin terkinine, davalı adına kayıtlı ... alan adınını iptaline ve terkinine, tecavüz eylemi aynı zamanda haksız fiil teşkil ettiğinden hüküm özetinin Türkiye de yayın yapan tirajı en yüksek üç gazeteden birinde kararın kesinleşmesine müteakip masrafın davalıya ait olmak üzere bir defaya mahsus ilanına dair karar vermek gerekmiş, aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir.
HÜKÜM:Yukarıda gerekçesi açıklandığı üzere,
1-Davanın KABULÜ İLE, davalı kullanımlarının davacıya ait ...ve ... numaralı ile tescilli markalarından kaynaklanan haklarına tecavüz ve haksız rekabet oluşturduğunun tespiti ile bu tecavüzün ve haksız rekabetin önlenmesini, durdurulmasına ve sonuçlarının ortadan kaldırılmasına bu bağlamda ... ibaresinin davalı tarafından her türlü kullanımının önlenmesine, söz konusu ibarenin internet yolu ile kullanımının yasaklanmasına, söz konusu ibareyi taşıyan davalı yana ait her türlü ürünün tanıtım ve reklam materyallerinin kataloglarının ve tüm basılı görsel evrakların kararın kesinleşmesine müteakip imhasına,
2-Hükümsüzlük talebi yönünden davanın kabulü ile, davalı adına TPMK nezdinde ...numara ile tescilli markanın hükümsüzlüğüne ve sicilden terkinine,
3-Davalının ticaret unvanından ... ibaresinin terkinine,
4-Davalı adına kayıtlı ... alan adınını iptaline ve terkinine,
5-Hüküm özetinin Türkiye de yayın yapan tirajı en yüksek üç gazeteden birinde kararın kesinleşmesine müteakip masrafın davalıya ait olmak üzere bir defaya mahsus ilanına,
6-Karar tarihinde yürürlükte bulunan Harçlar Tarifesi uyarınca hesap olunan 80,70 TL karar harcından peşin yatırılan 44,40 TL'nin mahsubu ile kalan 36,30 TL bakiye karar harcının davalıdan tahsili ile hazineye irat kaydına,
7-Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca kabul edilen tecavüz talepleri yönünden davacı vekili yararına hesap olunan 15.000,00 TL vekalet ücretinin davalıdan alınarak kendisini vekille temsil ettiren davacıya verilmesine,
8-Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca kabul edilen hükümsüzlük talepleri yönünden davacı vekili yararına hesap olunan 15.000,00 TL vekalet ücretinin davalıdan alınarak kendisini vekille temsil ettiren davacıya verilmesine,
9-Davacı tarafından yapılan: 6.750,00 TL bilirkişi ücreti, 198,30 TL posta gideri olmak üzere toplam 6.948,30 TL ve 88,80 TL harç (peşin+başvuru) olmak üzere toplam 7.037,10 TL yargılama giderinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine,
10-Davalı tarafından yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,
11-Yatırılan gider avanslarından kullanılmayan kısmının karar kesinleştiğinde yatıran tarafa iadesine,
Dair taraf vekillerinin yüzüne karşı, (HMK 345/1 md. gereğince) gerekçeli kararın tebliğinden itibaren 2 hafta içerisinde Mahkememize veya başka bir yer mahkemesine dilekçe ile başvurmak ve istinaf harcı ile gerekli giderlerin tamamı ödenmek suretiyle, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesine istinaf yolu açık olmak üzere verilen karar, açıkça okunup usulen anlatıldı.03/11/2022
Katip
e-imza
Hakim
e-imza