T.C.
İSTANBUL
4.FİKRÎ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ
ESAS NO: 2021/141
KARAR NO: 2024/32
DAVA: Marka (Maddi Tazminat İstemli)
DAVA TARİHİ: 20/12/2019
KARAR TARİHİ: 27/02/2024
Mahkememizde görülmekte bulunan Marka (Maddi Tazminat İstemli) davasının yapılan açık yargılamasının sonunda,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davacı şirketin önemli inşaat projelerine imza attığı, ülkede sektörün tanınan isimlerinden olduğu, ülke çapında bilinen bir şirket olduğu, TÜRKPATENT nezdinde “...”, “...”, “...” tescilli markalarının bulunduğu, ticaret unvanının ayırt edici unsurunun “...” ibaresi olduğu, “...” markasının davalı şirket tarafından ticaret unvanı olarak kullanıldığı, faturalarda, internet sitesinde vesair yerlerde bu unvanın kullanıldığı, SMK kapsamında güvence altına alınan haklarına tecavüz edildiği, haksız rekabete yol açtığı, davacı şirketin piyasadaki ünü ve tanınırlığı üzerinden kendisine menfaat sağlamak amacıyla kasti olarak bu unvanı seçtiğini, davalı şirkete noterden ihtarname çekildiği, bu ihtarnameye davalı şirket tarafında cevap verildiği, farklı maddi vakıalar ortaya konularak haksız rekabet ve marka hakkına tecavüz iddialarının davalı şirket tarafından mesnetsiz şekilde reddedildiği, davalı şirket vekilinin savcılık dosyasındaki ifadesinde “... ismini bulduğumda bu konuda bir şirket olduğunu görünce başına ...” diye beyanının olduğunu, tarafların aynı iş kolunda faaliyet gösterdiğini, ... Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından iddianame düzenlendiği, şikayetin kovuşturma aşamasına geçtiğini, davalının ... tarihinde ...başvuru numarası ile marka tescil başvurusunda bulunduğu, davalı şirket tarafından ...” ibaresinin kullanarak davacının markasını taklit ettiğini, bu durumun marka tecavüzü olduğunu, “...” ibaresinin “...”nın kısaltması olduğunu, bu durumun marka benzerliğini ortadan kaldırmak yerine daha da kuvvetlendirdiğini, davalıya ait şirket unvanının hem davacının tescilli markasından hem de ticaret unvanından doğan haklarını ihlal ettiği, SMK uyarınca ayrıca markasal kullanım aranmadan ticaret unvanının sicilden terkinin gerektiği, davacı şirketin faaliyetleri ve işleri ile karşımaya yol açtığı, haksız rekabete sebebiyet verdiği, davalı şirket unvanındaki “...” ibaresinin tek başına haksız rekabet niteliği taşıdığı, davacı şirketin tescilli marka hakkında dayanarak bir ticaret unvanının terkinini istemesinin mümkün olduğu, bu yönde de karar verilmesinin istenildiği, davalı şirkete ait unvanın kısmen terkinin talep edildiği, eylem ve işlemlerinin men’i gerektiği, en azından “...” ibaresinin terkini istenildiği, taraflar arasındaki ihtarname süreçleri, arabuluculuk ve uzlaştırma süreçleri, ceza davasındaki bilirkişi raporundan sonra davalı tarafından gerçekleştirilen fiiler, davalının marka tescil başvurusunda bulunması hususları göz önüne alındığında davalının varsayılan hakkını kötü niyetli olarak kullandığı, kötü niyetin hukuk düzeninde korunmayacağı belirtilerek; marka haklarına tecavüzün tespitine, davacı şirket aleyhine ika olunan haksız rekabetin tespitine, davalının unvanındaki “...” ibaresinin terkinine, “...” internet adresini kullanmaktan men’ine, keyfiyetin ilgili hizmet sağlayıcısına bildirilmesine, haksız rekabet ve marka hakkına tecavüz teşkil eden her türlü fiilin durdurulmasına ve tekrarının önlenmesine, haksız rekabet ve tecavüzün maddi sonuçlarının ortadan kaldırılmasına, her türlü tanıtım malzemesi, basılı kağıt, faturalar ve sair her türlü ticari evrak ile sair basılı materyalin imhasına, maddi ve manevi tazminata hükmedilmesine, verilecek kararın yerel gazetelerde yayımlanmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davalı şirketin 2012 yılından bu yana kamu kurum ve kuruluşları ile özel sektör için yurtiçi ve dışında ihaleye çıkılan inşaat, elektrik, havaalanı, su kanalizasyon, alt yapı, üst yapı vesair inşaat işlerinde faaliyet gösterdiği, sektöründe kalite ve hizmette kendisini ispatladığını, Türkiye’nin her yerinde inşaat ve yapı faaliyetlerinde hizmet yürüttüğünü,kamuya ait havalanalı stadyum gibi inşaat işleri yaptığını,...tarih ve ... başvuru numarası ile markasını tescil etmek için TÜRKPATENT’ başvuru yaptığını, mal ve hizmet açısından karıştırılma olasılığının değerlendirilmesinin esas işaretlerin işitsel, görsel yada kavramsal benzerlikleriyle ilgili olduğu, işaretlerin farklı ve baskın bileşenlerinin göz önünde bulundurulması gerektiği, markalar tarafından verilen genel izlenimin esas alınması gerektiği, ortalama tüketicinin işareti bir bütün olarak algıladığı ve markaları bölmek suretiyle farklı detaylı analiz yapmadığı, aralarında küçük de olsa farklı olan markaların aynı sayılamayacağı, müvekkil şirketin markasının salt “...” ibaresini içermesinin tek başına davacının “...” ibaresine yüksek düzeyde farklılık içeren başka kelime ve şekil unsurlarıyla birlikte ihtiva eden davacı markalarının serisi olduğu algısına yol açmayacağı, davacının önceden adına tescilli marka hakkına tecavüz eylemediği, “...” ibaresinin kelime anlamı ile “aydınlık, parlaklık” anlamına geldiği, davacı tarafından yaratılmış eşsiz benzersiz orijinal bir kelime olmadığı, günlük hayatta herkes tarafından çok sık kullanılan ayırt ediciliği ve koruması düşük bir ibare olduğu, markalarında asli veya tali unsur olarak kullanan kişilerin bunların sonuçlarına katlanmak ve o tanıtma işaretinin ilavelerle değiştirilmiş şeklinin başkaları tarafından kullanılmasına tahammül etmek zorunda olduğunun kabulü gerektiği, müvekkil şirketin markasının bütünsel okunuşu ile davacı şirketin markalarının okunuş ve işitsel benzerliğinin de bulunmadığı, taraf markalarının asli baskın ve ayırt edici unsurları göz önüne alınarak görsel fonetik ve kavramsal bakımdan mukayeselerinde hitap ettiği ortalama özen ve dikkate haiz alıcı kitlesi nezdinde yaratacağı bütünsel genel izlenim yönünden farklı oldukları, davalı şirketin bu şekilde marka kullanımının davacı adına önceden tescilli marka hakkına tecavüz teşkil etmediği, müvekkil şirketin eyleminin davacının ticari itibarını zedeleyip zedelemediği, küçük düşürecek bir eylem olarak değerlendirilip değerlendirlemeyeceğinin davacı tarafın dava dosyasına sunacağı belge ve deliller ile olacağı, davacının bu iddiasını ispat etmesi gerektiği, manevi tazminat talebinin belirsiz alacak olarak ikamesinin mümkün olmadığı, davacı markasının “tanınmış marka” veya “tanınmışlık düzeyine haiz bir marka olduğu” yolunda Kurum kararı veya kesinleşmiş mahkeme kararı sunmadığı, başkaca bir delil de sunulmadığı, “ticari unvan” ile “marka” kavramlarının birbirinden farklı hukuk müesseseleri olduğu, tacirlerin ticaret unvanının aynısı veya karıştırılacak şekilde benzerlerinin başkası tarafından tekrar tescil edilemeyeceğinin gözetildiği, müvekkil şirketin “...” ibaresine ek yaparak diğer tüzel kişi tacirlerin ticaret unvanlarından ayırt edilmesini sağladığı, müvekkil şirketin marka başvurusunun ticaret unvanı ile birlikte “şekil” ibaresinden oluştuğunu, tarafların faaliyet alanlarının birbirinden farklı olduğu, tarafların ticaret siciline kayıt tarihleri davacı şirketten sonra olsa da tarafların aynı sektörde birbirinden farklı faaliyet yaptıklarını, müvekkil şirketin karşı taraf bağlı olduğu şirketlerden biri olduğu izlenimi doğurmadığı, bunun tüketiciler nezdinde karışıklığa iltibasa yol açmayacağı, birbiriyle ilintili ilişik izlenimi doğurmadığı, davacı tarafın “kötü niyet” iddialarının asılsız olduğu, başkasının markasından haksız yararlanma veya gerçekte kullanılıp yedekleme, marka ticareti yapma amacına yada şantaja yönelik başvuru ve tescillerin kötü niyetli olarak kabul edildiği, her somut olaya göre değerlendirme yapılması gerektiği, davacı tarafın kötü niyet iddiasına dair herhangi bir belge ve delil sunmadığı, “...” ibaresini ihtiva eden markanın mevcudiyetinin kötü niyeti ispat açısından tek başına yeterli olamayacağı, marka ve ticaret unvanının farklı müesseseler olduğu, müvekkile ait internet adresinin bu şekilde kullanımının karşı tarafın markalarından yararlanma hakkına tecavüz teşkil etmediği, bu yöndeki tedbir talebinin reddi gerektiği, hükmün ilanına ilişkin talebin reddi gerektiği, lehe karar çıkması halinde hükmün ilanının talep edildiği belirtilerek; davanın usulden reddine, internet adresine erişimin engellenmesi yolundaki tedbir talebinin reddine, yasal destekten yoksun olan ve bütünüyle suiniyete dayanan davacının davasının reddine, davanın reddi halinde hüküm fıkrasını tamamının gazetede yayımlanmasına karar verilmesini talep etmiştir.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ:
Uyuşmazlık, davalı şirketin, davacı şirket adına tescilli "..." markası aleyhine yarattığı marka hakkına tecavüz ve haksız rekabetin tespiti, durdurulması, önlenmesi, davalının ticaret unvanının kısmen terkinine, tanıtım evrakı, broşür vs. materyalin imhası, maddi ve manevi tazminat, internet sitesine erişimin engellenmesi ile hükmün ilanına ilişkin davadır.
Dosyaya sunulan 23/02/2024 tarihli sulh protokolü uyarınca tarafların dava konusu uyuşmazlıkla ilgili olarak sulh oldukları anlaşılmıştır.
Sulh sözleşmesi ile taraflar birbirinden karşılıklı olarak ödünlerde (tavizlerde, fedakârlıklarda) bulunarak aralarında mevcut bir hukuki ilişki üzerindeki anlaşmazlığa veya tereddüt (kararsızlık) hâline son veren ve tam iki taraf borç yükleyen bir sözleşmedir (Tandoğan, Haluk; Borçlar Hukuku Özel Borç İlişkileri, C. 1, İstanbul, 1988, s. 14).
Uygulamada ve teoride kabul edilmekle birlikte 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nda yer almayan sulh, ilk defa HMK ile düzenlenmiş ve HMK’nın 313. maddesinde bir kurum olarak yer almıştır. Anılan maddede sulh; “görülmekte olan bir davada, tarafların aralarındaki uyuşmazlığı kısmen veya tamamen sona erdirmek amacıyla, mahkeme huzurunda yapmış oldukları bir sözleşme” olarak tanımlanmıştır (HMK m. 313/1).
Hemen belirtilmelidir ki tarafların aralarındaki uyuşmazlığı anlaşarak gidermesi anlamına gelen sulh sözleşmesinin kurulması için tıpkı diğer sözleşmelerde olduğu gibi karşılıklı ve birbirine uygun irade beyanları, yani icap (öneri) ve kabul bulunmalıdır. Bu icap ve kabul açık olabileceği gibi zımni (örtülü) de olabilir. Bu sözleşme ile taraflar dava konusu uyuşmazlığa bir fedakârlık ve özveri göstererek son verirler. Genellikle, davacı talep sonucunun bir bölümünden feragat ederek ve davalı da davacının talep sonucunun kalan bölümünü kabul etmek suretiyle sulh sözleşmesi hukuken vücut bulur. En önemlisi bunun sonucunda uyuşmazlık ortadan kaldırılmış sayılır. Bu nedenle sadece tarafların üzerinde tasarruf yetkisine sahip oldukları davalar bakımından söz konusu olur.
Sulh yapılması kural olarak şekle tabi değildir. Ancak HMK’nın 154/3-ç maddesinde mahkeme huzurunda yapılan sulhlar için bir geçerlilik şartı öngörülmüştür. Buna göre, taraflar mahkeme huzurunda sulh olmak istediklerini bildirdikleri taktirde, bu sözlü beyanlarının tutanağa geçirilerek sulh olan taraflara okunması ve imzalattırılması gerekmektedir. Sulhun yazılı olarak yapılması hâlinde ise tarafların bu konudaki beyanlarını içeren dilekçelerinin tutanağa yazılarak eklenmesi gerekir (HMK m. 154/4). Bu hükümden hareketle sulhun tutanağa geçirilmesinin, taraflara okunmasının, onların onayının alınmasının ve (varsa) itirazlarının da tutanağa geçirilmesinin sulhun sonuç doğurabilmesi için zorunlu şartlar olduğu söylenebilir (Kuru, Baki; Hukuk Muhakemeleri Usulü, C. IV, İstanbul, 2001, s. 3753).
Sulhun şekli konusunda üzerinde durulması gereken bir başka husus da mahkeme dışında yapılmış olan sulh sözleşmesinin mahkeme içi sulhe dönüşebilmesi için mahkemeye verilmesi ve mahkeme tarafından tutanağa geçirilmesi, duruşmada taraflara okunması, okunduğunun da duruşma tutanağına yazılması ve ondan sonra tutanağın taraflarca imzalanması gerekmektedir. Burada sulh sözleşmesinin içeriğinin ayrıca duruşma tutanağına geçirilmesine de gerek yoktur. Çünkü duruşma tutanağına eklenen belgeler de tutanak hükmündedir.
Sulhun etkisi HMK’nın 315. maddesinde düzenlenmiştir. Buna göre sulh, ilgili bulunduğu davayı sona erdirir ve kesin hüküm gibi hukuki sonuç doğurur.
Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 313. maddesi; "(1)Sulh, görülmekte olan bir davada, tarafların aralarındaki uyuşmazlığı kısmen veya tamamen sona erdirmek amacıyla, mahkeme huzurunda yapmış oldukları bir sözleşmedir. (2) Sulh, ancak tarafların üzerinde serbestçe tasarruf edebilecekleri uyuşmazlıkları konu alan davalarda yapılabilir. (3) Dava konusunun dışında kalan hususlar da sulhun kapsamına dâhil edilebilir. (4) Sulh, şarta bağlı olarak da yapılabilir." Yine 315. Maddesi de; "Sulh, ilgili bulunduğu davayı sona erdirir ve kesin hüküm gibi hukuki sonuç doğurur. Mahkeme, taraflar sulhe göre karar verilmesini isterlerse, sulh sözleşmesine göre; sulhe göre karar verilmesini istemezlerse, karar verilmesine yer olmadığına karar verir..." düzenlemelerini içermektedir.
6100 sayılı HMK'nın 313/1 maddesine göre; "Sulh, görülmekte olan bir davada, tarafların aralarındaki uyuşmazlığı kısmen veya tamamen sona erdirmek amacıyla, mahkeme huzurunda yapmış oldukları bir sözleşmedir." Anılan kanun maddesinde, mahkeme içi sulh düzenlenmiş ve sulh, görülmekte olan bir davada tarafların aralarındaki uyuşmazlığı kısmen veya tamamen sona erdirmek amacı ile mahkeme huzurunda yapmış oldukları sözleşme olarak tanımlanmıştır. Mahkeme dışı sulh ise, borçlar hukukunun konusu olduğundan düzenleme dışı bırakılmıştır. Madde gerekçesinde, taraflardan birinin, mahkeme dışı sulh sözleşmesi yapıldığı ve bu sözleşmeye uygun mahkemece bir karar verilmesi gerektiği yolundaki iddia ve talebinin, diğer tarafın kabulüne bağlı olduğu belirtilmiştir. 6100 sayılı HMK'nın 154/3-ç maddesinde, beyanda bulunana okunmak ve imzası alınmak kaydıyla sulh müzakereleri sonucunun tutunağa yazılmasının zorunlu olduğu belirtilmiştir. Kanunun öngördüğü bu şekil sulh için geçerlilik şartıdır. Taraflar, mahkeme dışında yaptıkları sulh sözleşmesini mahkemeye vererek, buna göre davada sulh olduklarını bildirirlerse mahkemece sulh sözleşmesinin mahkemeye verildiğinin tutanağa yazıp, sözleşme okunduktan sonra tutanağın taraflara veya vekillerine imza ettirilmesi gerekir. Bu şekilde mahkeme dışı sulh mahkeme içi sulhe dönüşür. (Yargıtay 15.HD 2020/432 E, 2020/943 K.)
Tüm dosya kapsamı bir arada değerlendirildiğinde, tarafların dava konusu hususunda sulh oldukları ve sulhe göre karar verilmesini talep ettikleri anlaşılmakla, HMK'nın 154/3-ç maddesi kapsamında beyanlarının alındığı, 23/02/2024 tarihli sulh sözleşmesi mahkeme içi sulhe dönüştüğünden sulh sözleşmesine göre davanın sonuçlandırılmasına ve sulhun tasdikine dair aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir.
HÜKÜM:Yukarıda gerekçesi açıklandığı üzere,
1-Taraflar arasında düzenlenen ve mahkememize sunulan, taraflarca imzalanmış 23/02/2024 tarihli sulh sözleşmesi mahkeme içi sulhe dönüştüğünden sulh sözleşmesine göre davanın sonuçlandırılmasına,
2-Taraflarca sunulan 23/02/2024 tarihli;
"- Davacı şirket marka haklarına yapılan TECAVÜZÜN TESPİTİNE,
- Davacı şirket ticaret unvanı aleyhine ika olunan HAKSIZ REKABETİN TESPİTİNE,
-Davalı ticaret unvanındaki "..." ibaresinin, ticaret sicilinden TERKİN EDİLMESİNE, bu kapsamda ilgili ticaret siciline BİLDİRİMDE BULUNULMASINA,
- Davalının "..." internet sitesini kullanmaktan MEN'İNE, anılan internet adresine ERİŞİMİN ENGELLENMESİNE, keyfiyetin ilgili hizmet sağlayıcısı ile Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumuna BİLDİRİLMESİNE,
- Davacının imha talebi hakkında KARAR VERİLMESİNE YER OLMADIĞINA,
-Davacının fiili zararlarına ve yoksun kalınan kârlarına ilişkin talebi hakkında KARAR VERİLMESİNE YER OLMADIĞINA,
- Davacının manevi tazminat talebi hakkında KARAR VERİLMESİNE YER OLMADIĞINA,
- Davacının yayımlanma talebi hakkında KARAR VERİLMESİNE YER OLMADIĞINA,
- Vekâlet ücreti talepleri hakkında KARAR VERİLMESİNE YER OLMADIĞINA,
- Dava şartı zorunlu arabuluculuk ücretinin TARAFLARCA EŞİT OLARAK KARŞILANMASINA,
- Sair yargılama giderlerinin İLGİLİ TARAFLAR ÜZERİNDE BIRAKILMASINA." şeklindeki sulh sözleşmesinin aynen geçerli olduğunun TESPİTİNE ve 23/02/2024 tarihli sulh sözleşmesinin TASDİKİNE, 23/02/2024 tarihli sulh protokolünün KARARIN EKİ SAYILMASINA,
3-Kararın kesinleşmesine müteakip ilgili Ticaret Sicil Müdürlüğü ve Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumuna BİLDİRİLMESİNE,
4-Sulh sözleşmesi uyarınca istenmediğinden taraflar yararına yargılama gideri ve vekalet ücreti takdirine yer olmadığına, yapılan giderlerin tarafların üzerinde bırakılmasına,
5-Adalet Bakanlığı bütçesinden karşılanan 1.320,00 TL arabuluculuk sarf ücretinin 1/2'si olan 660,00 TL'nin davacıdan, 660,00 TL'nin davalıdan alınarak Hazine'ye gelir kaydına,
6-Yatırılan gider avanslarından kullanılmayan kısmının karar kesinleştiğinde yatıran tarafa iadesine,
Dair, taraf vekillerinin yüzlerine karşı kararın tebliğ tarihinden itibaren 2 HAFTA içerisinde mahkememize ve bulunulan yer mahkemesine dilekçe ile başvurmak koşuluyla istinaf yasa yolu açık olmak üzere verilen karar açıkça okunup anlatıldı.27/02/2024
Katip ...
¸e-imzalıdır
Hakim ...
¸e-imzalıdır
¸