T.C.
İSTANBUL
4. FİKRÎ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ
ESAS NO : 2024/65 Esas
KARAR NO : 2025/98
DAVA : Fikir Ve Sanat Sanat Eseri Sahipliğinden Kaynaklanan Haklara Tecavüzün Ref'i, Önlenmesi Ve Tazmini
DAVA TARİHİ : 16/04/2024
KARAR TARİHİ : 06/05/2025
Mahkememizde görülmekte bulunan Fikir Ve Sanat Sanat Eseri Sahipliğinden Kaynaklanan Haklara Tecavüzün Ref'i, Önlenmesi Ve Tazmini davasının yapılan açık yargılamasının sonunda,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
Davacı vekilinin dava dilekçesinde özetle; müvekkilleri ... yıllardır müzik sektöründe yer alan çok önemli bir söz yazarı, besteci ve icracı sanatçı olduğunu, çok uzun yıllardan bu yana müzik alanında yaptığı çalışmalar ile sayısız esere imza atmış ve sektörde yaptığı çalışmalarla saygınlık kazandığını, müvekkillerinin kendi emeği ve çalışmaları sonucu olan huzurdaki dava konusu repertuvarının devrinin feshi ve müvekkillerinin izni olmaksızın kullanılmaması talep zorunluluğu doğduğunu, müvekkillerinin davalılar (bundan sonra ... A.Ş. olarak anılacaktır) arasında imzalanmış olan 09.02.2019 tarihli "Devir Ve İşbirliği" başlıklı sözleme uyarınca; sözleşmenin ekinde bulunan repertuvar listesinde sayılı tüm hakları müvekkillerine ait olan eserlerin ... A.Ş.'ye 50.000 USD (Elli Bin Dolar) karşılığında devrinin kararlaştırıldığını, %50 ... %50 ... A.Ş. olmak üzere yeni bir ortak şirket kurulacağını, ... A.Ş.'ye devrolunacak bu repertuvarın ortak şirketin kurulması akabinde ... A.Ş. tarafından bu ortak şirkete devredileceği ve işlerin bu ortaklık çatısı altında iş birliği içerisinde yürütüleceği hüküm altına alındığını, ancak söz konusu sözleşmenin Mali Hak Devir Bedeli başlıklı 4. Maddesinde "....., ...'a devir bedeli olarak 50.000 USD (Elli Bin Dolar) ödeyecektir. Bu bedelin yarısı olan 25.000 USD işbu sözleşmenin imzalanmasından itibaren 15 gün içerisinde ödenecektir..." denilmesine rağmen müvekkillerine bugüne kadar sözleşmede belirtilen bedel ödenmediği gibi davalı tarafından bugüne kadar toplamda 17.100 USD (Onyedi Bin Yüz Dolar) ödeme yapılmış ve sözleşme hükümleri bu şekilde davalı tarafından nedensiz olarak ihlal edildiğini, yine aynı sözleşmenin "Sözleşme Konu ve Kapsamı" başlıklı 2. Maddesinin 2. Fıkrasında hüküm altına alınan tarafların %50 ... %50 ... A.Ş. şeklinde ortak olacakları şirketin ... adı ile taraflarca kurulacak olduğunu, kararlaştırılmışsa da davalı yan yine kararlaştırılan bu hükme de aykırı davranarak sadece davalı yan tarafından "..." adı ile bahse konu şirket kurulduğunu, hemen akabinde ise kötü niyetli olarak davalı yan tarafından kurulan bu yeni şirkete müvekkillerine ait repertuvarın bu şirkete -sözleşmeye aykırı, haksız ve hukuka aykırı olarak- devredildiği öğrenilmiş ve taraflarca akdedilen sözleşme uyarınca ise davalı yanın böyle bir hakkı veya yetkisi olmamasına rağmen müvekkillerinin repertuvarını haksız ve hukuka aykırı olarak kullanıldığı aşikâr olduğunu, tüm bu nedenler dolayısı ile de taraflarca akdedilmiş olan "Devir ve İşbirliği" başlıklı sözleşmenin feshini bildirir ... 25. Noterliğinin ... tarih ve ... yevmiye numaralı ihtarnamesi ile de davalı yana tarafımızca bildirmiş ve ayrıca tüm bu sayılan hususlar işbu dilekçelerinin ekinde bulunan taraflar arasındaki mail yazışmaları, sözleşeme ve tarafımızca davalı yana çekilen ihtarname ile de ispatlanmış olduğunu, davalı kötü niyetli olduğunu, söz konusu albüm, içerdiği müzik eseri icraları, (video klipler, görüntüler) üzerinde davalının hiçbir hakkı olmadğını, maddi ve manevi hak sahibi bulunduğu eserlerinin izinsiz yayımlanmasını ve kullanılması sebebiyle tecavüzün refi'ni, müvekkillerinin sözleşme yapılmış olmasından bahisle istenilebilecek bedelin FSEK m.68/1 uyarınca üç katı tutarının ve davalıların dijital mecralar başta olmak üzere, dava konusu eserden elde ettikleri her türlü karın FSEK m.70/3 uyarınca tespit edilerek bu bedellerden yüksek olanının, müvekkillerinin fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik 1.000 TL'sinin müvekkilerine ödenmesini, Yargılama giderlerinin ve vekalet ücretlerinin davalı yana yüklenmesini karar verilmesini talep ve dava etmişlerdir.
Cevap dilekçesinde özetle; uzun yıllardır müzik sektöründe faaliyet gösteren müvekkillerinin üretim, prodüktörlük ve menajerlik gibi çeşitli alanlarda yer aldığını, ancak ne müvekkilleri ..., ne de ...A.Ş.'nin, davacıya herhangi bir borcu bulunmadığını, müvekkillerinin davacı yan ile imzalamış olduğu bir sözleşme bulunmadığını, nitekim, şu ana kadar tespit edildiği üzere; davacı yan dosyanıza, müvekkillerinin tarafı olduğu herhangi bir belge ve/veya alacak iddialarını destekler nitelikte hiçbir bilgi-belge de sunmadığını, bu cihetle, ispattan ve hukuki mesnetten yoksun davanın reddini talep etmişlerdir. müvekkillerinin uyuşmazlığın tarafı olmadığı hususu ile birlikte, kabul anlamına gelmemek üzere, bir an için davacı iddia ve taleplerinin hukuka uygun olduğunu, kabulü halinde dahi, davacı yan tarafından açılan huzurdaki dava, hak düşürücü süre içinde açılmamıştır ve davacının iddia ve talepleri zamanaşımına uğradığını, bu nedenle davanın reddini talep etmişlerdir.
Davacı vekilinin cevaba cevap dilekçesinde özetle; müvekkillerinin davalılar arasında imzalanmış olan 09.02.2019 tarihli "Devir ve İşbirliği" başlıklı sözleme metninin altında ıslak imza ile imzalanmış olup bu imza davalılardan...'e ait olduğunu, Sayın mahkeme imza incelemesi yaparak bu imzanın ...'in eli ürünü olup olmadığına her zaman kanaat getirebileceğini, dolayısı ile davalı tarafça cevap dilekçesinde belirtmiş olduğu "Müvekkillerinin, davacı yan ile imzalamış olduğu bir sözleşme bulunmamaktadır. Nitekim, şu ana kadar tespit edildiği üzere; davacı yan dosyanıza, müvekkillerin tarafı olduğu herhangi bir belge ve/veya alacak iddialarını destekler nitelikte hiçbir bilgi-belge de sunamamıştır." beyanı mesnetsiz ve dayanaktan yoksun bir beyan olduğunu, zira taraflar arasında davalı tarafça bizzat ıslak imza ile imzalanmış sözleşme örneği dava dilekçemiz ekinde sunulduğunu, davalılardan ...'in imza örnekleri incelendiğinde taraflarca akdedilmiş sözleşmedeki imzanın davalı ...'e ait olduğu anlaşılacağı, davalının eylemi FSEK’in açık ihlali teşkil etmekte olup, bu haksız ve hukuka aykırı nedeniyle müvekkillerinin telafisi imkânsız maddi ve manevi zararlara uğradığını, davanın kabulünü talep etmişlerdir.
Davalılar vekilinin ikinci cevap dilekçesinde özetle; davanın reddini talep ettikleri görülmüştür.
07/02/2025 tarihli bilirkişi raporunda özetle; re’sen tespit edilecek hususlar doğrultusunda dosya münderecatında yer alan tüm bilgi ve belgeler incelenip değerlendirildiğinde, FSEK kapsamında yapılan inceleme ve değerlendirmeler dosyada mündemiç 09/02/2019 tarihli “Devir ve İşbirliği Sözleşmesi” başlıklı sözleşmenin taraflarının davacı ve dava dışı ...isimli şirket olduğunu, sözleşmenin 3. maddesinde, davacının Ek 1’de yer alan repertuarını davalı ... şirketine bedeli karşılığında devrettiğinin belirtildiği ve dava dışı ... isimli şirketin e-mail adresinde de ... ibaresinin bulunduğunun görüldüğünü, sözleşmede davacının repertuarına ilişkin Ek:1 ibaresi yer alsa da sözleşmenin ekinde ... listesi yer almadığından ve sözleşmede de eser isimleri belirtilmediğinden davacının davalı ...’e hangi eserleri devrettiğinin anlaşılamadığını, böylelikle davacının hangi eserlerinin devredildiği ve davacının bu eserlerin eser sahibi/mali hak sahibi olup olmadığının bu aşamada belirlenemediğini, mahkemenizce devir sözleşmesinin hüküm doğurduğunun kabul edilmesi ve ayrıca davacının söz konusu eserlere ilişkin hak sahibi olduğunun kabulü halinde ise, hak sahibinin FSEK m. 68 kapsamında talep edebileceği varsayımsal sözleşme bedeli yani sözleşme yapılmış olması halinde talep edebileceği bedel olup; davaya konu sözleşme ve sözleşme bedeli bulunduğundan mahkemenizce davacının sözleşmeyi feshettiğinin kabul edilmesi halinde varsa davalılar kullanımlarının FSEK m. 68 kapsamında izinsiz kullanım olarak nitelendirilemeyeceğini, fesih bildirimin karşı tarafa varmasıyla birlikte ancak davacının varsa ödenmeyen telif bedelini davalılardan talep edebileceğinin söylenebileceğini, sözleşmede dava dışı ... isimli şirketin e-mail adresinde... ibaresi yer alsa da davalı ...’in bu sözleşmeyi imzalayıp imzalamadığı ve dava dışı şirket adına sözleşme imzalama yetkisi olup olmadığının da dosyadaki mevcut delillerden anlaşılamadığı yönünde görüş ve kanaatlerini sunmuşlardır.
KANAAT VE GEREKÇE
Uyuşmazlığın koruma istenen ürünün eser niteliği bulunup bulunmadığı, FSEK kapsamında koruma görüp göremeyeceği, m. 68 uyarınca tazminat oluşup oluşmadığına ilişkin olduğu anlaşılmıştır.
Bilindiği üzere bir ürünün eser vasfını haiz olup olmadığı Hâkim tarafından resen nazara alınacak ve araştırılacak bir husustur. Dolayısıyla bu araştırma yapılırken tarafların sözleşmede yer alan tanımlamalarına veya isimlendirmelerine bakılmaz. Her somut olaya göre eser vasfının değerlendirilmesi yapılmalıdır. Zira uygulanacak hukuk normları bu belirlemeye göre değişmektedir.
5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanununda öngörülen hükümleri uygulanması için öncelikle ortada “eser” niteliğini haiz bir ürün mevcut olmalıdır. Eser vasfını taşımayan herhangi bir ürün hakkında 5846 sayılı Yasada eser sahipleri lehine öngörülen korumadan yararlanılamaz. Bu nedenle öncelikle, müşteki tarafın çalışmasının “eser” niteliğini haiz olup olmadığı hususu açıklığa kavuşturulmalıdır.
5846 sayılı yasanın 1/B maddesinde genel olarak eser tanımaması yapılmış olup bu tanıma göre eser; “sahibinin hususiyetini taşıyan ve ilim ve edebiyat, musiki, güzel sanatlar veya sinema eserleri olarak sayılan her nevi fikir ve sanat mahsullerini” ifade eder, Bu tanım dikkate alındığında; bir fikir ve sanat mahsulünün eser olarak nitelendirilebilmesi için iki unsuru içermesi gerekmektedir. Bu unsurlardan ilki; fikri ürünün sahibinin hususiyetini taşıması ”, ikincisi de; meydana getirilen ürünün “kanunda belirtilen eser türlerinden birine dahil olması”dır. Doktrinde bu şartlardan ilki; “esasa ilişkin şart” veya “sübjektif unsur” ikincisi ise; “şekle ilişkin şart” veya “objektif unsur” olarak nitelenmektedir'.
Bir fikri ürünün eser olabilmesi için, sahibinin “hususiyet ”ini taşıması gerekir. Bu unsur, fikri ürünün FSEK kapsamında korunabilmesinin ilk şartı olup, aynı zamanda korumanın kapsamını da tayin eder.
Tekinalp'e göre; hususiyet tabirinden esasen anlaşılması gereken “anlatım ” (üslup)dır. Yazar, her üslubun sahibinin yaratıcılığını içerdiğini ve bu sebeple “öznel” olduğunu belirtmektedir. Ancak bu anlatımın muhakkak orijinal olmasının aranmaması, bununla birlikte *anlatım”da da bir “düzey”in bulunması gerektiğinden bahseder. Bu düzeyin tayininde de “sıradan olmama ” ölçütünün genel bir ölçüt olarak benimsenebileceğini ifade etmektedir?.
Meydana getirilen ürünün FSEK'de belirtilen eser türlerinden birine dahil olması gerekmektedir. Bu türlerden birine dahil olmayan bir ürünü eser olarak korunması söz konusu olamaz. Bu kategoriler de yukarıda da belirtildiği üzere aynı Kanunun 1/B maddesinde tek tek sayılmış olup; “ilim ve edebiyat eserleri” “musiki eserleri”, “güzel sanat eserleri” ve “sinema eserleri”dir.
Yargıtay kararlarına göre, FSEK kapsamındaki uyuşmazlıkta dava konusu fikri ürünün “eser” niteliği taşıyıp taşımadığı re'sen araştırılmalıdır. FSEK'in 1/B maddesinde öngörülen tanım dikkate alındığında bir fikir ve sanat ürününün eser olarak nitelendirilebilmesi için iki unsuru haiz olması gerekir. Bunlardan İlki, fikir ve sanat ürününün “ sahibinin hususiyetini taşıması”, ikincisi ise “ kanunda sayılan eser kategorilerinden birine dahil olması"dır. Doktrinde, bu unsurlardan ilkine “sübjektif unsur” veya “esasa ilişkin şart', ikincisine ise “objektif unsur” veya “şekle ilişkin şart' denilmektedir. Subjektif unsur gereğince, bir fikir ve sanat ürününün eser olarak kabul edilebilmesi bu ürünün onu meydana getiren kişinin “hususiyetini" taşıması gerekmektedir. Başka bir deyişle eser onu yaratan zihnin bireyselliğini gösteren özellikler taşımalıdır. Objektif unsur gereğince, bir fikir ve sanat ürününün hukuk alanında korunmayı hak edebilmesi için, sahibinin hususiyet arz eden fikri çabasının somut neticesi olması gerekir. Başka bir deyişle bu fikri çaba gözle görülebilir, elle tutulabilir, kulakla duyulabilir, kısaca algılanabilir olmalıdır. Fikir ve düşünceler, ancak bir şekle büründüğünde yani eser formunda açıklığında fikri hukuk kapsamına girer (HİRCSH, E. E. (1948). Fikrî ve Sinaî Haklar. Ankara Basımevı. 1948, s.130; ARSLANLI, H. (1954). Fikri Hukuk Dersleri II, s.13. ) Diğer taraftan eserde algılanabilir olma dışında düşüncenin açıklanış formatı da önemlidir. Yani fikir ve sanat ürününün FSEK’te öngörülmüş olan düşünceyi ifade formatlarından birine dahil olması gerekir. FSEK’te eser formatları olarak; ilim ve edebiyat eserleri, musiki eserleri, güzel sanat eserleri, sinema eserleri ve bağlı eser olarak kabul edilen işlenme eserler gösterilmiştir. Dolayısıyla bir fikir ve sanat ürününü bu formatlardan birine sokmak mümkün değilse, onu kanuna göre eser saymak ve korumak da mümkün olmayacaktır. (ERDİL, E., (2009), Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu Şerhi (3. bs.), İstanbul: Vedat Kitapçılık, s.21.) FSEK’te sayılan eser çeşitleri; ilim ve edebiyat eserleri, musiki eserleri, güzel sanat eserleri, sinema eserleri, işlenme ve derlemelerdir.
Yargıtay kararlarında FSEK kapsamındaki uyuşmazlıklarda, “eser sahipliği” ya da hak sahipliği sıfatının da re'sen gözetilmesi gereğine işaret edilmektedir. Dolayısıyla huzurdaki davada da, uyuşmazlık konusu fikri ürünlere ilişkin “eser sahipliği” ya da hak sahipliği sıfatının re'sen irdelenmesi gerekmektedir. Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu'nda eser sahipliği veya hak sahipliği ile ilgili çeşitli karinelere yer verilmiştir.
FSEK m.11 hükmüne göre; “Yayımlanmış eser nüshalarında veya bir güzel sanat eserinin aslında, o eserin sahibi olarak adını veya bunun yerine tanınmış müstear adını kullanan kimse, aksi sabit oluncaya kadar o eserin sahibi sayılır. Umumi yerlerde veya radyo-televizyon aracılığı ile verilen konferans ve temsillerde, mutat şekilde eser sahibi olarak tanıtılan kimse o eserin sahibi sayılır; meğer ki, birinci fikradaki karine yoluyla diğer bir kimse eser sahibi sayılsın".
Eser sahibinin kullanabileceği mali haklar, FSEK 21 ve devamında düzenlenmiştir. Buna göre, mali haklar, FSEK’nun, 21. maddesindeki işleme hakkı, 22. maddesinde düzenlemesini bulan eserin aslı veya kopyalarının herhangi bir şekil veya yöntemle tamamen veya kısmen, doğrudan veya dolaylı, geçici veya sürekli çoğaltma hakkı; 23. maddede belirlenen eserin aslını veya çoğaltılmış nüshalarını kiralama, ödünç verme, satışa çıkarma veya diğer yollarla yayma hakkı; 24. maddede doğrudan veya dolaylı olarak bir eserden ses veya resim nakline yarayan aletlerle umumi mahallerde okumak, çalmak, oynatmak, göstermek gibi temsil suretiyle faydalanma hakkı; 25. maddedeki işaret, ses veya görüntü nakline yarayan araçlarla umuma iletim hakkı olarak belirlenmiş bulunmaktadır.
Bilindiği üzere FSEK m.48'e göre; eser sahibi veya onun mirasçıları, mali hakları devir ettikleri veya ruhsat verdikleri takdirde onlardan bu hakları alanlar aslen iktisapta bulunmuş olurlar. Başka bir deyişle eser sahibinden veya mirasçılarından iktisap aslen iktisaptır. Devren iktisap ise FSEK m.49'da düzenlenmiştir. Buna göre, eser sahibi veya mirasçılarından, mali bir hak veya böyle bir hakkı kullanma ruhsatını iktisap eden bir kimse bu hakkı başkasına devretmişse yani ikinci elden bir devralma varsa devren iktisap söz konusudur. Bu şekilde yapılacak devirlerin, eser sahibi veya mirasçılarının yazılı iznine dayanması gerekir. Yazılı izin alınmadan devir yapılmışsa icazet verilinceye kadar işlem askıda hükümsüzdür. Bu hakları geçerli olarak ilk devralandan devralan kimse, yani devren iktisap eden kimse, devraldığı hak üzerinde artık bir onay ya da icazete gerek olmaksızın tasarruf edebilir. Mali hakkın devri, hakkın, devreden eser sahibi veya mirasçılarının malvarlığından çıkararak devralanın malvarlığına intikal ettiren bir tasarruf işlemi olup FSEK. m.48 hükmünden de açıkça görüldüğü gibi, mali hakkın devri, yer, süre ve muhteva açısından sınırlandırılabilir.
FSEK 52 hükmüne göre ise; “Mali hakları dahil sözleşme ve tasarrufların yazılı olması ve konuları olan hakların ayrı ayrı gösterilmesi şarttır”. Yine FSEK 59 hükmüne göre ise; “Eser sahibi veya mirasçıları mali bir hakkı muayyen bir gaye zımnında yahut muayyen bir süre için devretmişlerse gayenin ortadan kalkması veya sürenin geçmesiyle ilgili hak, sahibine avdet eder. Bu hüküm, başkasına devrine sözleşme ile müsaade edilmemiş olan mali bir hakkı iktisap eden kimsenin ölümü yahut iflası halinde cari değildir; meğer ki, işin mahiyeti icabı, hakkın kullanılması, iktisap edenin şahsına bağlı bulunsun”.
Tüm dosya kapsamına göre; FSEK hükümleri birlikte değerlendirildiğinde bir mali hakkın belli bir süre devri söz konusu ise bunun sözleşmede açıkça belirtilmesinin gerektiği; Dosyada mündemiç 09/02/2019 tarihli “Devir ve İşbirliği Sözleşmesi” başlıklı sözleşmenin taraflarının davacı ve dava dışı ... isimli şirket olduğu, sözleşmenin ekinde repertuar listesi yer almadığından ve sözleşmede de eser isimleri belirtilmediğinden davacının dava dışı şirkete ve organik bağ iddiası üzerine davalıya hangi eserleri devrettiğinin anlaşılamadığı, davacının eser sahipliği ve mali hak sahipliğine yönelik ispat külfeti uyarınca yapılan incelemede; dava dilekçesi ve ekindeki deliller yönünden davacının hak sahibi olduğu eserleri ve bu eserlerin davalıya devredildiği ve davalının sözleşme hükümlerine aykırı hareketlerine yönelik ispatın dava dilekçesi ve ekindeki deliller ile ispatlanamadığı dikkate alınarak ispatlanamayan davanın reddine yönelik aşağıdaki şekilde hüküm tesisi yoluna gidilmiştir.
HÜKÜM:Yukarıda gerekçesi açıklandığı üzere,
1-Davanın REDDİNE,
2-Karar tarihinde yürürlükte bulunan Harçlar Tarifesi uyarınca hesap olunan 615.40 TL karar harcından peşin yatırılan 427.60-TL'nin mahsubu ile kalan 187,80 TL bakiye karar harcının davacıdan tahsili ile hazineye irat kaydına,
3-Maddi tazminat talebi yönünden karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca davalılar vekili yararına hesap olunan 1.000,00-TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak kendisini vekille temsil ettiren davalılara verilmesine,
4-Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca tecavüz talebi yönünden davalılar yararına hesap olunan 40.000-TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak kendisini vekille temsil ettiren davalılara verilmesine,
5-Adalet Bakanlığı bütçesinden karşılanan 3.200,00-TL arabuluculuk sarf ücretini davacıdan alınarak Hazineye gelir kaydına,
6-Davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,
7-Davalılar tarafından yapılan yargılama gideri bulunmadığından bu konuda karar verilmesine yer olmadığına,
8-Yatırılan gider avanslarından kullanılmayan kısmının karar kesinleştiğinde yatıran tarafa iadesine,
Dair davacı vekili ve davalılar vekilinin yüzüne karşı, (HMK 345/1 md. gereğince) gerekçeli kararın tebliğinden itibaren 2 hafta içerisinde Mahkememize veya başka bir yer mahkemesine dilekçe ile başvurmak ve istinaf harcı ile gerekli giderlerin tamamı ödenmek suretiyle, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesine istinaf yolu açık olmak üzere verilen karar, açıkça okunup usulen anlatıldı. 06/05/2025
Katip ...
¸
Hakim ...
¸