T.C.
İSTANBUL
5. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO:2024/28 Esas
KARAR NO:2024/26
DAVA:Sigorta (Sigorta Edilen Şeyin Temlikinden Kaynaklanan)
DAVA TARİHİ:23/10/2023
KARAR TARİHİ:16/01/2024
Mahkememizde görülmekte olan Sigorta (Sigorta Edilen Şeyin Temlikinden Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
Davacı vekili 23/10/2023 tarihli dava dilekçesinde özetle, 26.07.2017 tarihinde ... sevk ve idaresindeki ... plakalı kamyonet ile ... Mahallesi köy meydanında seyir halindeyken, mahallede oyun oynayan ...'a çarpmıştır. Bunun sonucunda yaralanmalı ve maddi hasarlı trafik kazası meydana gelmiştir. Meydana gelen bu trafik kazası neticesinde ... yaralandığını, yaşanan kazanın ardından ... (...) Sigorta A.Ş'ye başvuruda bulunulduğunu, ... numaralı hasar dosyası açıldığını, bu süreçte davacı müvekkil şirketin, ...'UN velileri ... VE ...'... ilgili kazaya istinaden 08.08.2019 tarihinde ... (...) ... A.Ş'YE YÖNELİK 80.000 TL tutarında temlik aldığını, ... Noterliğinin 08.08.2019 tarih ve ... yevmiye numaralı Alacağın Temliki Sözleşmesi ile davalı sigorta şirketi temlikten haberdar edildiğini, fakat 1 numaralı davalı sigorta şirketi buna rağmen tarafımıza ödeme yapmamış, ödemeyi 2 numaralı davalı ... bayburta (velilerine) yaptığını, davalı ... ise yapılan ödemeyi taraflarına göndermediğini, davalı ... tarafından temlik edilen 80.000 tl'nin kaza tarihinden itibaren ticari faiziyle tarafımıza ödenmesi talebimize istinaden, dava şartı olarak İstanbul Arabuluculuk Bürosuna başvurulduğunu, tarafların 25.09.2023 tarihinde arabuluculuk toplantısı yaptığını, anlaşmaya varılamadığını, İradi temlik, devredenle devralan arasında yapılan temlik sözleşmesi uyarınca alacağı doğrudan doğruya devralana geçiren temlik türü olduğunu, alacağın temlikini, sözleşmenin devrinden ayırmak gerektiğini, zira borç ilişkisinin tüm hak ve borçlarıyla devri söz konusu olmadığını, bir borç ilişkisinden doğan bir veya birden çok alacağın devri, temliğin konusunu oluşturduğunu, alacağın temliki, niteliği itibariyle hukuki bir işlem olduğunu, bahsedildiği üzere tarafların sözleşmeye dayalı olarak alacağın devredenden devralana geçmesini sağladığını, Temlik işlemi ile devredenin sahip olduğu alacak hakkı kendi malvarlığından çıkarak devralanın malvarlığına geçtiğini, davalı ... ve velileri, ... numaralı hasar dosyasından doğmuş veya doğacak alacaklarının 80.000 tl'lik kısmını fer'ileri ile birlikte karşılıksız olarak davacı müvekkil şirkete temlik ettiklerini, durumun sigorta şirketine bildirilmesine rağmen davalı sigorta şirketi ödemeyi müvekkil şirkete değil, davalı ... ve velilerine yaptığını, görüşmeler yapılmasına rağmen ne davalı ... ve velileri ne de davalı sigorta şirketi müvekkil şirkete ödeme yapmadıklarını, bu nedenle davacı müvekkil şirket, davalıların sözleşmeye aykırı davranması sebebiyle alacağına kavuşamamış ve mağdur olduklarını, davalı ... ve velileri ile 1 numaralı davalı ... A.Ş arasında zorunlu dava arkadaşlığı olduğunu, davalılar, davacı şirketin hak ettiği tazminat miktarı ve fer'ilerinden müştereken ve müteselsilen birlikte sorumlu olduklarını, davacı şirkete temellük edilen 80.000 TL'lik tazminat miktarı ödenmediğini, bilindiği üzere, alacak temlik edilirken alacak miktarına dair gecikme faizi ve işlemiş faizlerden de davalıların sorumluluğu bulunduğunu, Türk Borçlar Kanununun 193. maddesi alacağı devralanın, devredenden talep edebileceği istemleri de düzenlediğini, davacı müvekkil şirketin hak ettiği 80.000 TL'lik tazminat miktarı, davalı ... ile davalı sigorta şirketi tarafından karşılanmamış olup yapılan temlik sözleşmesine aykırı davranıldığını, davacı şirket ise alacağına kavuşabilmek için birçok kez girişimde bulunmuş ancak, herhangi bir sonuç alamadığını, bu nedenlerle temlik sözleşmesinden doğan 80.000 TL'lik maddi tazminatın kaza tarihinden itibaren işleyecek ticari faizleri ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili ile davacıya ödenmesini, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davalılara yükletilmesini talep etmiştir.
Davalı ... vekili 08/11/2023 tarihli dilekçesi ile , dava konusu trafik kazasının zamanaşımı süreleri geçtikten çok sonra açılmış olduğundan zamanaşımı itirazları doğrultusunda davanın reddi gerekeceğini, davacı tarafın, sunduğu delil ve belgeleri taraflarına tebliğe çıkartmadığından, anılan tüm belgelere karşı cevap ve itiraz haklarının saklı olduğunu, davacı tarafça, diğer davalının bedensel zararından kaynaklı tazminatının 80.000 TL’lik kısmının temlik edildiğinin iddia edildiğini, bedensel zarara ilişikin tazminatlarda Sigortacılık Kanununda temlik yasağı bulunduğunu, kazazede ...’un yaralanmasına istinaden açılan hasar dosyası yargılamayı gerektirdiğini, hasar dosyası nedeni ile ...’un tazminata hak kazanıp kazanmadığı hususu çekişmeli olduğunu, bu minvalde ortada muaccel bir alacağın olmadığını, yargılamanın hala devam ettiğini, ... ve ailesine müvekkil tarafından yapılmış bir ödeme bulunmadığını, ...’un kaza nedeni ile uğramış olduğu bedesel zararlara ilişkin diğer davalılar tarafından ... 2020.E... sayılı dosyası ile tahkim dosyası açıldığını, çekişmeli hususların hala devam ettiğini, dosyanın Yargıtay’da olduğunu, ...’un tazminata hak kazanıp kazanmayacağının belli olmadığını, davacı tarafça 26.07.2017 tarihinde kaza meydana geldiği, ...’un yaralandığı ve tazminat hakkının 80.000 TL’sinin davacıya temlik edildiği iddia edildiğini, tazminatının bir kısmı temlik edilen ...’un tazminata hak kazanıp kazanmadığı, maluliyet oranı, kazada kusur oranı, sigorta şirketine usule uygun başvuru yapıp yapmadığı gibi tazminat alacağının özünü oluşturan tüm hususların irdelenmesi gerektiğini, kusur ve maluliyet oranları tespit edilmesi akabinde usule uygun bir aktüer raporu alınarak alacağı temlik edilen kazazedenin tazminata hak kazanıp kazanmadığının tespiti gerektiğini, davacı tarafça, işbu dava ile ortada bir alacak olup olmadığına dair hiçbir evrak sunulmadan sadece temlik sözleşmesine istinaden alacak talebi bulunulduğunu, ... 2020.E... sayılı dosyasının celbi ile; dosyanın Yargıtay’dan dönüşünün beklenmesini, 26.07.2017 tarihinde kazaya karıştığı iddia edilen ... plaka sayılı araç müvekkil sigorta şirketine 20.02.2017 – 20.02.2018 tarihleri arasında geçerli olmak üzere ... numaralı Karayolları Motorlu Araçlar Zorunlu Mali Mesuliyet Sigorta Poliçesi ile sigortalı olduğunu, söz konusu poliçede teminat limiti kişi başına 330.000-TL olduğunu, davacı tarafından temlik edildiği iddia olunan tazminatın üst limiti 330.000 TL olduğunu, şayet geçerli bir temlik varsa davacının talebinin ... yargılamasında dikkate alınması gerektiğini, aksi takdirde müvekkil şirket yönünden hem teminat limiti aşımı gerçekleşek hem de davacı tarafından iki defa tahsilat yapılarak haksız kazanç elde edileceğini, alacağı devredilen ...’un tazminat alıp almayacağı çekişmeli bir husus iken, ... şu anda kesinleşmiş şekilde tazminata hak kazanmamış iken, davacının alacağı herhalükarda muaccel olamayacağını, bu nedenlerle zamanaşımı def’imiz ve usuli itirazlarımız dikkate alınarak davanın reddine, Müvekkil şirkete başvuru yapılmadığından davanın usulden reddine, bedensel zarara ilişkin tazminatlarda temlik yasağı olduğundan ve usule uygun bir temlik sözleşmesi bulunmadığından davanın reddine, her halükarda varlığı iddia edilen alacak ispatlanmadığından davanın reddine, hiç bir kabul anlamına gelmemek kaydı ile; varlığı iddia olunan alacağın ispatı için kazazedenin maluliyet oranının tespiti ve kazaya ilişkin kusur raporu alınmasına, haksız ve hukuki dayanaktan yoksun davacı taleplerinin reddine, huzurda görülen davanın ikame edilmesine sebep olunmadığından harç, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
Tüm dosya kapsamı ve delillerin değerlendirilmesi sonucunda, Davacı vekili davalılardan ...'un yaralanmalı trafik kazası geçirmesi neticesinde, ...'un velilerinden kaza sebebiyle ortaya çıkacak tazminatın 80.000,00 TL tutarındaki kısmını temlik aldığını belirterek, davalı ... A.ş.'den ve davalı ...'... bu 80.000,00 TL 'nin tahsilini talep etmiştir.
TTK 4.maddesinde, nispi ve mutlak ticari davalar açıklanmıştır. Anılan maddede mutlak ticari davalar tek tek sayılmış, nispi ticari davanın ise tanımı yapılmıştır. Bir davanın nispi ticari dava olduğunun kabulu için her iki tarafın tacir olması ve ihtilafın da yine her iki tarafın ticari işletmesi ile ilgili olması gerekir. Bu iki koşuldan biri olmadığında nispi ticari davanın varlığından söz edilemeyecektir.
Somut olayda, davanın, mutlak ticari dava olmadığı anlaşılmaktadır. Taraflar arasındaki sözleşme TTK 4. maddesinde sayılan sözleşmeler arasında bulunmamaktadır. Davanın mutlak ticari dava olmadığı anlaşılmakla mahkememizin görevli olup olmadığının belirlenebilmesi bakımından davanın nispi ticari dava olup olmadığının da tespitinin gerektiği anlaşılmıştır.
Gerçek kişi tacir 6102 sayılı TTK'nın 12. maddesinde tanımlanmıştır. Anılan maddede, "Bir ticari işletmeyi, kısmen de olsa, kendi adına işleten kişiye tacir denir. ......" denilmiştir.
Esnafın tanımı ise, TTK'nin 15. maddesinde yapılmış ve maddede "İster gezici olsun ister bir dükkânda veya bir sokağın belirli yerlerinde sabit bulunsun, ekonomik faaliyeti sermayesinden fazla bedenî çalışmasına dayanan ve geliri 11. maddenin ikinci fıkrası uyarınca çıkarılacak kararnamede gösterilen sınırı aşmayan ve sanat veya ticaretle uğraşan kişi esnaftır." şeklinde açıklanmıştır.
TTK 11. maddesinde de "Ticari işletme, esnaf işletmesi için öngörülen sınırı aşan düzeyde gelir sağlamayı hedef tutan faaliyetlerin devamlı ve bağımsız şekilde yürütüldüğü işletmedir. Ticari işletme ile esnaf işletmesi arasındaki sınır, Cumhurbaşkanınca çıkarılacak kararnamede gösterilir.” şeklinde düzenleme yapılmıştır.
5362 sayılı Esnaf ve Sanatkarlar Meslek Kuruluşları Kanununun 3. maddesinde de ,esnafın, ister gezici ister sabit bir mekanda bulunsun, esnaf ve sanatkar ile tacir ve sanayiciyi belirleme koordinasyon kuruluncu belirlenen esnaf ve sanatkar meslek kollarına dahil olup, ekonomik faaliyetini sermayesiyle birlikte bedeni çalışmasına dayandıran ve kazancı tacir veya sanayici niteliğini kazandırmayacak miktarda olan, basit usulde vergilendirilen ve işletme hesabı esasına göre deftere tabi olanlar ile vergiden muaf bulunan meslek ve sanat sahibi kimseler olduğu belirtilmiştir.
Ancak Yargıtay 11. ve 19. Hukuk Dairelerinin yerleşik kararlarında, bir kimsenin sicilde veya odada kayıtlı olup olmaması yahut vergi yükümlüsü bulunup bulunmaması TTK yönünden tacir sıfatını taşımasında önem arzetmediği, ayrıca Vergi Usul kanunu' na göre bir kimsenin esnaf kabul edilmiş olmasının da TTK yönünden geçerli bir kriter olamayacağı, tacir ve esnaf ayırımındaki kriterin TTK 11/2. maddesinde tanımlanan kararnamedeki sınır olduğu vurgulanmaktadır. ( Yargıtay 11. Hukuk Dairesi 2016/115 15E- 2018/1718 K sayılı 06/03/2018 tarihli, 2017/... E- ... K. 16/10/2017 tarihli, 2016/... E. 2017/... K. Sayılı 06/12/2011 tarihli kararı.)
Buna göre 5362 sayılı yasanın 3. Maddesinde esnaf tanımına esas olan, esnaf ve tacir ve sanayiciyi belirleme koordinasyon kurulunca tespit edilen esnaf ve sanatkarlar meslek kollarına dahil olma kriterinin TTK anlamında esnaf-tacir ayrımında dikkate alınamayacağı sonucu ortaya çıkmaktadır.
Dosyada davalı tarafın tacir sıfatı bulunmayıp, davalının tacir olmadığı, davacının talep konusu ettiği alacağın mutlak ticari işlerden olmadığı, davacının temlik sözleşmesine istinaden davalı ... velilerinden temliken almış olduğu alacağa ilişkin temlik yasağının bulunması sebebiyle taraflar arasındaki temlik sözleşmesinin hukuken geçerli olmaması sebebi göz önüne alındığında, davaya konu alacağın mutlak ticari iş olmaması ve davalı tarafında tacir olmaması sebebiyle mahkememizin görevsizliğine, görevli mahkemenin Asliye Hukuk Mahkemesi olduğuna dair davanın usulden reddine dair aşağıdaki şekilde hüküm tesis etmek gerekmiştir.
HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle,
1-Mahkememizin görevsizliğine, görevsizlik nedeniyle davanın usulden REDDİNE,
2-Karar kesinleştiğinde ve talep halinde dosyanın görevli İstanbul Nöbetçi Asliye Hukuk Mahkemesine gönderilmesine,
3-HMK' nun 331/2 maddesi gereğince görevsizlik ve yetkisizlik kararından sonra davaya bir başka mahkemede devam edilmesi halinde yargılama giderleri, harç ve vekalet ücretlerinin o mahkemenin hükmedeceği, gönderme kararından sonra davaya bir başka mahkemede devam edilmemiş ise talep üzerine davanın açıldığı mahkemenin dosya üzerinden bu durumu tespit ile davacıyı yargılama giderlerini ödemeye mahkum edeceği ön görüldüğünden yargılama giderleri, harç ve vekalet ücretleri konusunda bu aşamada bir karar verilmesine yer olmadığına,
Dair; dosya üzerinde yapılan inceleme sonunda gerekçeli kararın tebliğ tarihinden itibaren iki haftalık yasal süre içerisinde, mahkememize ya da mahkememize gönderilmek üzere her hangi bir Asliye Ticaret Mahkemesine verilecek bir dilekçe ile İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi nezdinde İSTİNAF kanun yolu açık olmak üzere karar verildi. 16/01/2024
Katip ...
E-imzalıdır.
Hakim ...
E-imzalıdır.