T.C.
İSTANBUL
5. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO:2024/575 Esas
KARAR NO:2025/33
DAVA:Tazminat (Sigorta Ödemesine Dayanan Rücuen)
DAVA TARİHİ:27/09/2024
KARAR TARİHİ:15/01/2025
Mahkememizde görülmekte olan Tazminat (Sigorta Ödemesine Dayanan Rücuen) davasının yapılan açık yargılaması sonunda,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkiline ait araç ile davalı sigorta şirketinin kasko poliçesi kapsamındaki araç arasında kaza meydana geldiğini, karşı araç sigortasına başvuru yapıldığını ancak zararın tazmin edilememesi üzerine karşı aracın sigortası olan ...şirketi aleyhine tahkim başvurusunda bulunulduğunu, tahkim kararında kusurun yarı yarıya olduğuna karar verildiğini, poliçe teminatını aşan kısmın sigorta tarafından müvekkilini rücu edildiğini, buna istinaden müvekkiline ihtarname gönderildiğini, müvekkilinin ödemek zorunda kaldığı bu bedelin haksız olduğunu, ödenen bedel nedeniyle davalının sebepsiz zenginleştiğini, sebepsiz zenginleşme hükümleri göz önüne alındığından yarı yarıya kusur oranı söz konusu olmasına rağmen müvekkili tam kusurluymuş gibi rücu edildiğini, dava öncesi arabuluculuğa başvurulduğunu ancak anlaşma sağlanamadığını, sigorta şirketine ödenen 84.988,83-TL hasar bedelinin kendilerine verilmesi gerektiğini, AİHM içtihadı gereğince faiz talebinin enflasyonun altında kalmayacak şekilde hesaplanması gerektiğini, avans faizi ile müvekkiline ödeme yapılması gerektiğini, yargılama harç ve giderleri ile vekalet ücretinin davalı üzerinde bırakılmasını, talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davacının tahkim başvurusunda müvekkilinin taraf olmadığını, kısmi dava niteliğinde olan tahkim başvurusunun işbu dava bakımından kesin hüküm teşkil etmeyeceğini, bu nedenle hasar tespiti maksadıyla bilirkişi incelemesinin gerekli olduğunu, kısmi dava açılmasında hukuki menfaat bulunmadığını, kusur durumunun tramer komisyonunda incelendiğini ve davacının %100 kusurlu olduğunu ve rücu edildiğini, avans faizi talebinin hakszı olduğunu ve ancak yasal faiz talep edilebileceğini, kusur durumları arasında mübayenetin giderilmesi açısından dosyanın adli tıp kusur bölümüne gönderilmesini, yargılama gideri ve vekalet ücretinin karşı taraf üzerinde bırakılmasını, talep etmiştir.
GEREKÇE:
Dava; Meydana gelen kaza sebebi ile kaza da diğer tarafın Kasko Sigortacısına ödenen bedelin fazla ödendiği iddiası ile davacıya iadesine ilişkin davalıdan rücuen tahsiline ilişkin alacak davasıdır.
Kamu düzenine ilişkin bulunması nedeniyle, mahkemenin davaya bakma hususunda görevli olup olmadığının öncelikle incelenmesi gerekir.
Bilindiği üzere, sigortacının halefiyete dayalı olarak açacağı rücuen tazminat davalarında görevli mahkemenin tespiti hususunda, 22.03.1944 tarih, 37 esas, 9 karar sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme kararında "sigortacının halefiyete dayalı açtığı dava aynen sigortalı kimsenin sorumlu kişiye karşı açmış olduğu dava gibidir. Sigortalının muhtelif mahkemelerde dava açma hakkı varsa, aynı hak sigortacının halefiyet hakkına dayanan rücu davası için de söz konusudur" ilkesi benimsenmiştir. Buna göre; sigortacının halefiyete dayalı olarak açtığı davada, davanın nitelendirmesi yapılırken, davacının sigortalısı ile zarara neden olduğu iddia edilen arasındaki hukuki ilişkiye bakılması gerekir. Başka bir ifadeyle, eğer davayı sigortalı açmış olsaydı hangi mahkemede dava açması görev kuralları gereği zorunlu ise, sigortacıda o mahkemede dava açabilir.
6100 sayılı HMK’nın 2. maddesinin 1.fıkrası gereğince malvarlığı haklarına ilişkin davalarla, şahıs varlığına ilişkin davalarda görevli mahkeme, aksine bir düzenleme bulunmadıkça Asliye Hukuk Mahkemesidir. Yine 2.maddenin 2.fıkrası uyarınca HMK’da ve diğer kanunlarda aksine düzenleme bulunmadıkça, Asliye Hukuk Mahkemesi diğer dava ve işler bakımından da görevlidir. Göreve ilişkin bu genel düzenlemeler yanında bazı kanunlarda belirli kişiler arasında çıkan uyuşmazlıklara veya belli bir çeşit uyuşmazlıklara bakmak üzere kurulmuş özel olarak görevli mahkemeler de belirlenmiştir. Bu anlamda uyuşmazlıkla ilgili olması bakımından 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 4. maddesinde ticari davalar ve ticari nitelikteki çekişmesiz işlerin Ticaret Mahkemesinin görev alanına girdiği düzenlenmiştir.
Ticari davalar TTK’nın 4/1.maddesinde tanımlanmıştır. Ticari davalar, mutlak ticari davalar, nispi ticari davalar ve yalnızca bir ticari işletmeyle ilgili olmasına rağmen ticari nitelikte kabul edilen davalar olmak üzere üç gruba ayrılır.
Mutlak ticari davalar, tarafların tacir olup olmadığına ve işin bir ticari işletmeyi ilgilendirip ilgilendirmediğine bakılmaksızın ticari sayılan davalardır. Mutlak ticari davalar, TTK'nın 4/1. maddesinde bentler halinde sayılmıştır. Bunların yanında Kooperatifler Kanunu (m.99), İcra İflas Kanunu (m.154), Finansal Kiralama Kanunu (m.31), Ticari İşletme Rehni Kanunu (m.22) gibi bazı özel kanunlarda belirlenmiş ticari davalar da bulunmaktadır. Bu guruptaki davaların ticari dava sayılabilmesi için taraflarının tacir olması veya ticari işletmeleriyle ilgili olması gibi şartlar aranmaz. TTK'nın 4/1. bendinde sınırlı olarak sayılan davalar arasında yer alması veya özel kanunlarda ticari dava olarak nitelendirilmesi yeterlidir. Bu davalar kanun gereği ticari dava sayılan davalardır.
Nispi ticari davalar, her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili olması halinde ticari nitelikte sayılan davalardır. TTK'nın 4/1. maddesine göre, her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili hususlardan doğan ve iki tarafı da tacir olan hukuk davaları ticari dava sayılır. Bu hükme göre bir davanın ticari dava sayılabilmesi için, hem iki tarafın ticari işletmesini ilgilendirmesi hem de iki tarafın tacir olması gereklidir. Bu şartlar birlikte bulunmadıkça, uyuşmazlık konusunun ticari iş niteliğinde olması veya ticari iş karinesi sebebiyle diğer taraf için de ticari iş sayılması davanın ticari dava olması için yeterli değildir. Ticari iş karinesinin düzenlendiği TTK’nın 19/2. maddesi uyarınca, taraflardan biri için ticari iş sayılan bir işin diğeri için de ticari iş sayılması, davanın niteliğini ticari hale getirmez. TTK, kanun gereği ticari dava sayılan davalar haricinde, ticari davayı ticari iş esasına göre değil, ticari işletme esasına göre belirlemiştir. Hal böyle olunca, işin ticari nitelikte olması davayı ticari dava haline getirmez.
Üçüncü grup ticari davalar, yalnızca bir tarafın ticari işletmesini ilgilendiren havale, vedia ve fikri haklara ilişkin davalardır. Yukarıda açıklandığı üzere bir davanın ticari dava sayılması için kural olarak ya mutlak ticari davalar arasında yer alması ya da her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili bulunması gerekirken havale, vedia ve fikri haklara ilişkin davaların ticari nitelikte sayılması için yalnızca bir yanın ticari işletmesiyle ilgili olması TTK'da yeterli görülmüştür.
Asıl olan bir davanın genel mahkemelerde görülmesidir. Yani özel mahkemede bakılacağına dair özel bir kanun hükmü bulunmayan her dava genel mahkemelerde görülür. Özel mahkemeler istisnai niteliktedir.
Somut olayda; davacı tarafa ait ... plakalı aracın davalı sigorta şirketinin kasko poliçesi kapsamında sigortalısı olan ... plaka sayılı araç ile meydana gelen kaza sebebi ile davalı sigorta şirketinin sigortalısı olan ... plakalı araçta meydana gelen hasar bedelinden 120.000,00-TL'lik sigorta limiti dışında kalan 84.406,08-TL'lik ödemenin kazada tarafların kusurunun %50 - %50 olduğundan bahisle davacıya iadesinin talep edildiği, ... plakalı aracın gerçek kişi ... adına kayıtlı olduğu, dosyadaki bilgi ve belgelere göre kazaya karışan her iki aracın da hususu otomobil olduğu yani ticari nitelikte bir araç olmadığı anlaşılmıştır.
Davalının sigortalısı olan ... plakalı aracın malikine ödemiş olduğu 204.406,08-TL7lik tazminatın 120.000,00-TL'sini davacının sigorta şirketinin karşıladığı geri kalan 84.406,08-TL'lik tutarı ise halefiyete dayalı olarak davacıdan talep ettiği davacının ise bu tutarı ödedikten sonra kazadaki kusur oranının %50-%50 olduğu ve bu ödenen tutarın kendisine geri iadesi için iş bu davayı açtığı ve davalının sigortalısı ile davacı arasındaki eylemin haksız fiil niteliğinde bulunduğu gözönüne alındığında ve TTK'nın 4.maddesi kapsamında mutlak veya nispi ticari davanın söz konusu olmadığı ve davacının davalıya halefiyet ilkesi kapsamında 84.406,08-TL'lik ödeme yaptığı bu ödemenin de geri iadesine ilişkin davanın da yine aynı kapsamda davalı sigorta şirketinin sigortalısı olan gerçek kişiye açılacak mahkemenin görevinde olduğu değerlendirildiğinde; Asliye Hukuk Mahkemesi'nin görevli olması nedeniyle görevsizlik kararı vermek gerekmiş aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. 15/01/2025
HÜKÜM:yukarıda açıklanan nedenlerle,
1-) H.M.K.'nun 114/1-c ve 115/2. maddeleri uyarınca davanın görev yönünden USULDEN REDDİNE, mahkememizin GÖREVSİZLİĞİNE, işbu görevsizlik kararının süresi içinde kanun yoluna başvurulmadan kesinleşmesi halinde kararın kesinleştiği tarihten, kanun yoluna başvurulmuşsa bu başvurunun reddi kararının tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içinde mahkememize başvurulması halinde, dosyanın görevli ve yetkili İSTANBUL ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ'NE GÖNDERİLMESİNE,
2-HMK' nun 331/2 maddesi gereğince görevsizlik ve yetkisizlik kararından sonra davaya bir başka mahkemede devam edilmesi halinde yargılama giderleri, harç ve vekalet ücretlerinin o mahkemenin hükmedeceği, gönderme kararından sonra davaya bir başka mahkemede devam edilmemiş ise talep üzerine davanın açıldığı mahkemenin dosya üzerinden bu durumu tespit ile davacıyı yargılama giderlerini ödemeye mahkum edeceği ön görüldüğünden yargılama giderleri, harç ve vekalet ücretleri konusunda bu aşamada bir karar verilmesine yer olmadığına,
Dair; davacı tarafın yüzüne karşı diğer tarafın yokluğunda, gerekçeli kararın tebliğ tarihinden itibaren iki haftalık yasal süre içerisinde, mahkememize ya da mahkememize gönderilmek üzere her hangi bir Asliye Ticaret Mahkemesine verilecek bir dilekçe ile İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi nezdinde İSTİNAF kanun yolu açık olmak üzere karar verildi. 15/01/2025
Katip ...
e-imzalıdır
Hakim ...
e-imzalıdır