T.C.
İSTANBUL
5. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO : 2024/641 Esas
KARAR NO : 2025/319
DAVA : Tazminat (Sigorta Ödemesine Dayanan Rücuen)
DAVA TARİHİ : 24/10/2024
KARAR TARİHİ : 16/05/2025
Mahkememizde görülmekte olan Tazminat (Sigorta Ödemesine Dayanan Rücuen) davasının yapılan açık yargılaması sonunda,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
Davacı vekili 24/10/2024 tarihli dava dilekçesinde özetle;Müvekkil şirket tarafından ... poliçe numaralı ... ile ...ŞİRKETİ adına sigortalı ... adresinde faaliyet göstermekte olan...adlı işletmede 29/08/2023 tarihinde otelin teras katında bulunan 3 adet klimanın voltaj dalgalanması sonucu fan kartlarından bozuldukları tespit edildiğini, şehir şebeke cereyanında meydana gelen ani voltaj dalgalanmaları ve pik akımları ve/veya işletme bünyesinde oluşan aşırı enerji yüklenmesine bağlı elektriksel kısa devre sonucu hasar meydana geldiğinin tespit edildiğini, zarara istinaden poliçe kapsamında sigortalılarına 12/10/2023 tarihinde 9.546,82-TL hasar ödemesi gerçekleştirildiğini, dava dilekçesi ekinde sunulan servis formu ve eksper raporundan anlaşılacağı üzere mezkur zarar/hasar voltaj problemi sonucunda oluştuğunu, hasarın meydana geldiği bölgede elektrik enerjisi dağıtımı davalı şirketçe gerçekleştirildiğini, elektrik piyasası yönetmeliği gereği elektrik enerjisinin kalitesiz olmasından doğan zararlar ile kabloların yapımı, elektrik dağıtımın kontrolü ve voltaja ilişkin tüm hususlar davalıların görev ve sorumluluğunda olduğunu, bu sebeple mezkur hasarın davalılarca giderilmesi gerektiğini, TTK 5/A maddesi uyarınca ... Arabuluculuk Bürosu ... arabuluculuk dosya numarası ile arabuluculuk yoluna gidildiğini, taraflar arasında yapılan görüşmelerde anlaşmaya varılamadığını, söz konusu anlaşmama durumu 07/10/2024 tarihinde tutanak altına alındığını, davaya konu poliçe, ekspetiz raporu, hasar dosyası ve dilekçe ekinde sunulan/sunulacak olan diğer delilleri değerlendirildiğinde, meydana gelen hasarın davalının kusurundan kaynaklandığı, zararın niteliği ve tutarı anlaşılabilecek nitelikte olduğunu belirterek fazlaya ilişkin her türlü dava ve talep hakları saklı kalmak kaydıyla: davalarının kabulünü, 9.546,82-TL 'nin ödeme tarihinden itibaren avans faizi ile birlikte davalıdan tahsili ile yargılama giderleri ile birlikte vekalet ücretinin davalı üzerine bırakılmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili 29.11.2024 tarihli cevap dilekçesinde özetle; Mahkeme nezdinde açılan davanın haksız ve yersiz olduğunu, bu davanın reddi gerektiğini, iddia ve talepleri kabul anlamına gelmemekle birlikte iddia olunan hasarın tazmini için mevzuatta belirtilen şartlar dava konusu talepler yönünden mevcut olmadığını, gerek davacı taraf gerekse dava dışı sigortalı tazmin için müvekkili şirkete süresi içerisinde müracaat etmediğini, davacı tarafın halefiyet ilkesi gereği tazmini talebinde bulunduğu zararların giderilmesi ve tazminine ilişkin olarak özel bir başvuru usulü ve süresi öngörüldüğü ilgili Yönetmelik hükmü nazarında görüldüğünü, bu düzenlemedeki sürelerin geçirilmesinden dolayı zararın müvekkili şirket tarafından karşılanması talebi usul ve yasayla uyarlı bir talep olmadığından reddine karar verilmesini talep ettiklerini, ayrıca iddia olunan hasarın müvekkili şirketin dağıtım tesisinden kaynaklandığının tespit edilmesi gerektiğini, dava konusu edilen hasarın müvekkil şirket tesislerinden kaynaklı olarak meydana gelmediğini, dava konusu hasarın müvekkili şirketin dağıtım tesislerinden kaynaklı olarak meydana gelmediğini, davacı tarafın dava konusu zarara müvekkili şirketin neden olduğu yolundaki iddialarını ispatlayabilecek nitelikte herhangi bir belge sayın mahkemeye sunamadığını, dosyaya bu konuda sunulan ekspertiz raporu gibi tespit içeren evrakların taraflarınca kabulünün mümkün olmadığını, nitekim söz konusu süreçlere taraflarının hiç bir şekilde dahil edilmediğini, anılan tespitlere ilişkin itiraz ve beyanda bulunma hakları göz ardı edildiğini, bu kapsamda tek taraflı hiçbir tespiti ve iddiayı kabul etmediklerini, hasarın müvekkili şirketin dağıtım şebekesinin işletilmesinden kaynaklandığının davacı şirket tarafından ispatı gerektiğini, söz konusu hasarın müvekkili şirketin dağıtım şebekesinden kaynaklanıp kaynaklanmadığı davacı tarafça tek taraflı olarak düzenlenen rapor dışında iddia olmaktan öteye geçemediğini, yasal süresi içerisinde zarara uğrayanlar tarafından başvuru yapılması yeterli olmadığını, hasarın müvekkili şirketin dağıtım şebekesinin işletilmesinden kaynaklı olması şartı arandığını, hasar müvekkili şirketin dağıtım şebekesinin işletilmesinden kaynaklanmadığını, zira öyle olsa idi, aynı koldan enerji alan başka binalarda da yangın ve hasar olması gerektiğini, müvekkili şirketin kayıtlarının incelenmesiyle anılan adreste hasar tarihinde dava dışı sigortalıyı etkileyen müvekkili şirket kaynaklı herhangi bir arıza ve kesintinin olmadığının tespit edildiğini, yine dağıtım şebekesinden kaynaklı bir arıza olsa idi aynı doğrudan aynı koldan beslenen diğer adreslerde de hasarların meydana gelmesi ve müvekkili şirkete bu konuda başvuru yapılması gerekirken böyle bir başvuru bulunmadığını, somut uyuşmazlıkta her iki şartın da gerçekleşmemiş olduğu hususu nazara alındığında davanın reddine karar verilmesi gerektiğini, bu kapsamda dava konusu edilen hasarın müvekkili şirkete ait dağıtım tesisatından kaynaklanmadığı davacının sigortalısına ait elektrik tesisatından kaynaklandığının anlaşıldığını, dava konusu hasar davacının sigortalısına ait elektrik tesisatından kaynaklı olarak meydana geldiğini, Elektrik İç Tesisat Yönetmeliği gereğince binanın sayaç girişinde tesisatı besleyen hatta ve daire içine ya da sayaç girişine Kaçak Akım Rölesi (KAR) koyulması ve görevini ifa edecek şekilde bulundurulması zorunlu olduğunu, genellikle bu önlemin alınmadığı durumlarda cihaz hasarı ve yangınla karşılaşılmakta olduklarını, Elektrik İç Tesisleri Yönetmeliği bu sorumluluğu abonelere yüklediğinden kaçak akım rölesinin bulunmadığı veya olması gerektiği şekilde çalışmadığı durumlarda da oluşan hasardan müvekkili şirket sorumlu tutulamayacağını, kaçak akım rölesinin koyulmasından davacının sorumlu olduğu için meydana gelen hasardan da kendisi sorumlu olacaklarını, zira dosya içeriğinden anlaşıldığı kadarı ile dava dışı sigortalıya ve apartman yönetimine ait tesisatta çalışır vaziyette bir kaçak akım rölesinin bulunmadığının anlaşıldığını, abonelerin kendi sorumluluk alanı içinde olan dahili elektrik hatlarında kullanılan kablo, sigorta gibi elemanların gerekli olan standartlarda ve ölçümlerde olmaması da arızaların hatta yangınların meydana gelmesinde etkili olabildiğini, elektrik iç tesisatına kaçak akım rölesi gibi kaçak ve aşırı akım korumalarının takılması Elektrik İç Tesisleri Yönetmeliği'ne göre malikinin sorumluluğunda olduğunu, elektrik iç tesisatına takılan kaçak akım rölesi gibi kaçak akım korumaları elektriğin normal akım yolundan herhangi bir nedenle saparak bulunmaması gereken iletkenlere geçmesinin önlendiğini, yalıtım hatasından kaynaklanan hata akımı olduğu anda devreyi keserek olası hasarların önüne geçtiğini, 300 mA’lik bir kaçak akımının kısa bir süre içerisinde çevresindeki malzemeleri tutuşma sıcaklığına getirerek yangına sebebiyet verdiğinin bilindiğini, kaçak akım kaynaklı yangınlar çoğunlukla izolasyon hataları ve kablolardaki deformasyondan kaynaklandığını, kaçak veya aşırı akımın, elektrik iç tesisatında gereken tedbirler alınmadığı zaman, sadece yangına sebep olmadığı elektrik tesisatına bağlı emtialarda da çeşitli arıza ve hasarlara yol açtığı da bilindiğini, işbu davaya konu olayda Elektrik İç tesisleri Yönetmeliği'ne uygun olarak gerekli kaçak ve aşırı akım korumalarının dava dışı sigortalının işyerinde var olup olmadığı bilinmediğini, kaçak akım rölesi kullanımı ile kaçak akım sebebiyle oluşabilecek yangın ve hasarın önüne kolaylıkla geçilebildiğini, dava konusu olayda müvekkili şirketin sorumluluğunu doğuracak illiyet bağı mevcut olmadığını, illiyet bağı sorumluluğun temel öğesi olduğunu, zararla eylem arasında illiyet bağının mevcut olması, zararın eylemin bir neticesi olarak ortaya çıkması, yani eylem olmadan zararın meydana gelmeyeceğinin kesin olarak bilinmesi olduğunu, hiçbir hukuk düzeni mantık yasalarına göre mevcut olmayan illiyeti yaratamayacağını, mantık bakımından bu illete sonsuz zincir halinde neticeler bağlanabileceğini, hukuki netice olarak zararın tazmin sorumluluğunun kabulü için, bir sebebe illi olarak bağlanan neticeler silsilesinin içinde hangi kesimin gerekli ve yeter olacağını belirlemek yine hukuk düzeninin görevi olduğunu, kusur sorumluluğunda 3 halde illiyet bağı kesilebileceğini, bunların, mücbir neden, zarar görenin ve 3. kişinin ağır kusuru olduğunu, Öğretide illiyet bağını kesen nedenlerin bütün sorumluluk halleri için (kusursuz sorumluluk da dahil) geçerli olduğu vurgulandığını, illiyet bağı ve illiyet bağını kesen nedenlerin dava konusu olayda var olup olmadığının tetkiki gerektiğini, davayı kabul anlamına gelmemek kaydıyla; Davacı tarafın delil olarak dayandığı eksper raporunun yeterliliği ve neye istinaden hazılandığı da belirli olmadığını, mahkeme huzurunda, bilirkişi incelemesi yaptırılmadan ve buna ilişkin beyan ve itirazları alınmadan yalnızca tek taraflı düzenlenmiş olan rapora dayanılması da hukuken mümkün olmadığını, mutlaka bilirkişi incelemesi ile hasarın ortaya çıkma nedeni şüpheye yer bırakmayacak şekilde tespit edilmesi gerektiğini ondan sonra sorumluluk tayini yapılması gerektiğini, davacı tarafından sigortalısına yapılan ödemenin sigorta hukuku bağlamında kabul görür bir ödeme olup olmadığının da değerlendirilmesi gerektiğini, sigortacının yaptığı bir ödeme nedeniyle sigortalısına halef olabilmesi için yapılan ödemenin; Gerçek Hak Sahibine, Geçerli Bir Poliçe Kapsamında, Poliçe Genel ve Şartları ile Çelişmeyen Riziko nedeniyle yapılması gerektiğini, bu kapsamda sigorta poliçesinin genel ve özel şartları göz önünde bulundurularak bu şartlara uyar şekilde meydana gelen bir rizikonun varlığının araştırılması gerektiğini, dava dilekçesi ekinde sunulan poliçe genel ve özel şartları ihtiva eder şekilde sunulmadığını, davacıya kesin süre verilerek poliçenin tamamının dosyaya kazandırılması ve değerlendirilmesi gerektiğini, zira bilindiği üzere cihaz hasarları bakımından sigorta şirketler sigortalılarına özel şartlar bağlamında herhangi bir hasarın meydana gelmemesi için pek çok yükümlülük yüklemekte olduğunu, bu kapsamda söz konusu şartların da göz önünde bulundurulması sureti ile davacı tarafından sigortalısına yapılan ödemenin poliçeye uyar bir ödeme olup olmadığı veyahut jest ödemesi mahiyetinde olup olmadığının tespiti gerektiğini, davacının talep konusu ettiği meblağ fahiş olduğunu, davacı tarafça talep edilen değerin tespitinin hangi kriterlere göre yapıldığı belli olmadığını, meydana gelen hasardan dolayı fatura edilen hasar bedelini davacı sigorta şirketi yeterince titizlikle inceleyip araştırmadan ödediğini, davacı sigorta şirketinin sigortalısının kusuru ile meydana gelen hasardan kaynaklanan sigorta tazminatını öderken basiretli tacirin göstermesi gereken dikkati ve özeni göstermediği için malvarlığındaki eksilmeyi müvekkili şirkete fatura etmeye çalıştığını, davacı sigorta şirketinin bu davranışı Türk Medeni Kanununun 2.maddesine göre dürüstlüğe aykırı bir davranış olduğunu, davacı sigorta şirketinin müvekkili şirketten, dava dışı sigortalısına ödediği sigorta tazminatının karşılığı olarak talep ettiği rücuen tazminatı talep etmeye hakkı olmamakla birlikte miktar olarak da belirtilen tazminat, hukuka aykırı ve zenginleşmeye yönelik bir talep olduğunu, bu nedenle de davacının taleplerine itiraz ettiklerini, cihazın hasar öncesi durumu, yaşı, eskimesi amortismanı gibi pek çok hususun hasarın değerlendirilmesi sürecinde göz önünde bulundurulması ve değerlendirmeye dahil edilmesi gerektiğini, eksper raporu ile tespit edilen kalem meblağları fahiş mahiyette olduğunu, indirilmesi gereken hususlar indirilmeksizin hesaplama yapıldığını, davayı kabul anlamına gelmemesi kaydıyla; davacı tarafın talep etmiş olduğu icra inkâr tazminatına ilişkin şartlar somut olay bağlamında gerçekleşmediğini, bu nedenle reddi gerektiğini, dava, davacının sigortalısına ödemiş olduğu bedelin tahsili amacıyla başlatılan takibe vaki itirazın iptali istemine ilişkin olduğunu alacağın varlığı ve miktarı yapılan yargılama sonucuna göre belirleneceğinden alacak likit olmadığını, bu nedenle de davacı tarafın icra inkar tazminatı talebinin reddi gerektiğini, icra inkar tazminatı talebi usul ve yasaya uyarlı bulunmadığını, . İcra inkâr tazminatına karar verilebilmesi için şartlar arandığını, bu şartların davada mevcut olmadığını, icra inkar tazminatında amaç borçlunun itirazının cezalandırılması olmadığını bildiği veyahut da bilebilecek durumda olduğu borca karşı itirazının önlenmesi olduğunu, burada borcunun miktarını bilmesi, objektif surette yani bilebilecek, tayin edebilecek durumda olması açısından göz önünde tutularak tayin edilmesi gerektiğini, bu duruma ise alacağın likit olup olmamasına göre karar verildiğini, likit alacaklarda alacağın miktarı muayyen olduğunu, yani borçlu tarafından alacağın gerçek miktarı tayin için bütün unsurlar bilindiğini veya bilinmesi gerektiğini, borçlu yalnız başına ne kadar borçlu olduğunu tespit ve tayin edebilmekte ve bilebilmekte olduğunu, söz konusu olayda talep edilen bedellerin belirli olmadığını; yani likit bir alacağın mevcut olmadığını zira dava konusu edilen hasar nedeni ile (kesinlikle kabul anlamına gelmemekle) mevzuata uygun şekilde müvekkili şirkete başvuru yapılmadığını, hasarın tespiti sürecine herhangi bir şekilde dahillerinin sağlanmamışken zararın taraflarınca bilinebilir olduğunun kabulü mümkün olmadığını bu nedenle müvekkil şirketin bu bedeli bilememesinin son derece normal olduğunu, davacının icra inkar tazminatı talebinin hukuka aykırı olduğunu belirterek davanın reddini, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davacıya yükletilmesine karar verilmesini beyan etmiştir.
GEREKÇE:
Dava, davacı sigorta şirketinin sigortalısına ödemiş olduğu tazminatın davalıdan rücuen tazminine ilişkin tazminat davasıdır.
Davacı taraf, ... poliçe numarası ile sigortalısı olan dava dışı ... şirketine adına olan otelde 29/08/2023 günü voltaj dalgalanması neticesinde 3 adet klimanın bozulduğunu ve sigortalıya 12/10/2023 günü 9.546,82 TL ödeme yapıldığını belirterek TTK 1472 maddesi gereği sigortalısına ödenen tazminattan davalının sorumlu olduğunu belirterek sigortalıya ödenen tazminatın davalıdan rücuen tahsilini talep etmiştir.
Davacı ile dava dışı ... şirketine arasındaki sigorta poliçesi incelendiğinde sigorta poliçesinin tanzim tarihinin 23/09/2022 sigorta başlangıç tarihinin 23/09/2022 bitiş tarihinin 23/09/2023 olduğu davaya konu hasarın 29/08/2023 tarihinde sigorta poliçesini kapsadığı tarih içerisinde meydana geldiği anlaşılmıştır.
Taraflar arasındaki uyuşmazlık davacının dava dışı sigortalısına ödemiş olduğu sigorta tazminatını davalıdan tahsilinin gerekip gerekmediği noktasında toplanmıştır.
Dosya bilirkişi heyetine tevdi edilmiş bilirkişi heyeti dosyaya sunduğu 27/03/2025 tarihli raporda sigorta konusu cihazda meydana gelen arızanın, davalı kurumun şebekeye verdiği elektrik enerjisindeki yüksek ve düşük gerilimden kaynaklı olduğuna dair belge bilgi bulgunun olmadığı dolayısıyla arızanın meydana gelmesinde davalı şirketin bir kusurunun bulunmadığı, davalı şirketin temin ettiği elektriğin kalitesindeki olumsuzluk ile dava konusu arızaların meydana gelmesi arasında kusur yönünden her hangi bir illiyet bağının kurulmasının mümkün olamadığı ve dolayısıyla davalı şirketin herhangi bir ödeme yükümlülüğünün bulunmadığı, Davacı ...Sigorta A.Ş. tarafından düzenlenen “... Tesis Paket Sigorta Poliçesinin” teminatları kapsamında 29/08/2023 tarihinde meydanana gelen hasar sonucu dava dışı sigortalısına ödediği 9.546,82 TL hasar tazminat tutarını, meydana gelen hasarın oluşumunda davalının herhangi bir kusur ve sorumluluklarının bulunmaması nedeniyle davacı sigortacı yönünden halefiyet koşullarının oluşmadığı, Davacı ...Sigorta A.Ş. tarafından Davalı... A.Ş (...) rücu talebinde bulunamayacağı şeklinde rapor ibraz etmiştir.
TTK 1472 maddesinde sigortacı ödemiş olduğu tazminat sebebi ile sigortalısının yerine geçeceği ve sigortalının gerçekleşen zarardan dolayı sorumlulara karşı olan dava hakkının tazmin ettiği bedel kadar sigortacıya intikal edeceği belirtilmiş olup davacı sigorta şirketinin sigortalısına ödediği bedeli talep edebilmesi esasen haksız fiil sorununa dayanmakta olup haksız fiil TBK 49 maddesinde düzenlenmiştir.
6098 sayılı TBK'nın 49.maddesine göre, Hukuka aykırı kusurlu bir fiille başkasına zarar veren bir kimse bu zararı tazminine mecburdur. Böylece haksız fiilden sorumluluk tazminat borcunun kaynağını oluşturmaktadır. Haksız fiil sorumluluğunda genel davranış kurallarına aykırılık söz konusu olmaktadır. Özel bir sorumluluk hükmü ile düzenlenmemiş olup, bütün hallerde bir kimse için haksız fiil sorumluluğu söz konusu olması, 6098 sayılı TBK'nın 49.maddesindeki şartların gerçekleşmesine bağlıdır. Diğer bir deyişle, ayrık bir düzenleme bulunmadığı kusur sorumluluğu hallerinde, 6098 sayılı TBK'nın 49.maddesi ve devamındaki yer alan esaslar uygulanır.
Madde 49, kusurlu ve hukuka aykırı bir fiille başkasına zarar veren, bu zararı gidermekle yükümlüdür.
Zararın verici fiili yasaklayan bir hukuk kuralı bulunmasa bile , ahlaka aykırı bir fiille başkasına kasten zarar veren de , bu zararı gidermekle yükümlüdür düzenlemesi mevcuttur.
Haksız fiil sorumluluğunun ortaya çıkabilmesi için gerekli olan ikinci koşul, zarara sebebiyet veren hukuka aykırı fiilin, fail tarafından kusurlu olarak yapılmış olmasıdır. Kusur için hukuk düzeni kurallarının bilerek ve isteyerek ya da ihmal sebebiyle ihlal edilmesi gerekmektedir. Kusurun kanunumuzda tanımı yapılmamıştır. Uygulamada kabul görmüş tanıma göre kusur, hukuk düzeninde kınanabilen davranıştır. Kınamanın nedeni, başka türlü davranma olanağı varken ve zorunlu iken, bu şekilde davranmayarak, bu tarzdan sapılmış olmasıdır. Kısacası; kusur , genel tanımıyla, hukuk düzeni tarafından bir davranış tarzının kınaması olup, bu kınama o davranışın belirli koşullar altında bireylerden beklenen ortalama hareket tarzından sapmış olmasından kaynaklanmaktadır.
Haksız fiil öğretide, hukuka aykırı zarar verici fiil olarak tanımlanmaktadır. Unsurları; hukuka aykırı fiil, zarar, kusur ve illiyet bağı olarak belirlenmektedir. Buna göre haksız fiilden bahsedebilmek için hukuka aykırı bir fiil bulunmalı, bu fiil bir zararın doğmasına neden olmalı, zarara neden olan kişinin kusurlu bulunması ve zarar ile kusur arasında illiyet bağı bulunması gerekmektedir.
Bu beş unsurun varlığı halinde zarar veren kişi fiilden dolayı zarara uğrayan kişi ya da kişilerin maddi zararını karşılamak durumundadır. TMK 'nun 6. Maddesine göre haksız fiilin unsurlarını ispat etmek yükü davacıdadır. Davacı, zararın, haksız fiili ile gerçekleştiğini, diğer söylem ile zarar ile haksız fiil arasındaki illiyet bağını ispat etmek durumundadır.
Bir davada çekişmeli olguların kimin tarafından ispat edilmesi gerektiği konusuna, ispat yükü denir. Her iki taraf da ispat yükünün kime düştüğünü gözetmeden delil göstermişler ise bu halde hâkimin ispat yükünün hangi tarafa düştüğünü araştırmasına gerek yoktur. Çünkü hâkim, ilk önce tarafların gösterdikleri delilleri incelemekle yükümlüdür. İki tarafın (veya bir tarafın) gösterdiği deliller ile davaya ilişkin bütün çekişmeli olgular aydınlanmış ise yine ispat yükünün hangi tarafa düştüğünü araştırmakta bir yarar yoktur. Buna karşılık, gösterilen delillerin hâkime dava hakkında tam bir kanaat vermemesi halinde, ispat yükünün hangi tarafa düştüğünün tespit edilmesinde yarar vardır.
Delillerin davayı etkileyecek çekişmeli hususlarda gösterileceği ve ispat faaliyetinin çekişmeli vakıalar için söz konusu olduğu hususu göz önünde bulundurulmalıdır ( 6100 sayılı HMK m.187/1). TMK 6. maddesinde; "Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlüdür." denilmiştir. HMK'nun "İspat yükü" başlıklı 190. maddesinde ise bu düzenlemeye paralel bir düzenleme getirilmiştir. Anılan maddede "İspat yükü, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir." denilmiştir.
İspat yükü ilk önce kural olarak davacıya düşer; yani davacı davasını dayandırdığı olguları ispat etmelidir. Kendisine ispat yükünün düştüğü taraf, uyuşmazlık konusu olguyu ispat edemezse davayı kaybeder. O taraf davacı ise davası reddedilir, davalı ise mahkûm edilir. Kendisine ispat yükü düşmeyen taraf, karşı (kendisine ispat yükü düşen) tarafın iddiasını (olguyu) ispat etmesini bekleyebilir. Kendisine ispat yükü düşen taraf iddiasını ispat edemezse, diğer (kendisine ispat yükü düşmeyen) tarafın onun iddiasının aksini (hilafını) ispat etmesine gerek yoktur; o olgu ispat edilmemiş (yani dava bakımından yok) sayılır.
Somut olayda, ispat külfeti davacı taraf üzerinde olup, davacı taraf, davalı şirketlerin kusurlu eylemleri ve ihmalleri sebebi ile dava dışı sigortalısına ödemiş olduğu tazminata konu zararı zarar ile davalıların ihmalleri arasında illiyet bağının olduğunu ispatlamak durumundadır.
Dosyaya sunulan bilirkişi raporu ile de sabit olduğu üzere dava dışı sigortalının işyerinde meydana gelen dalgalanmanın meydana gelmesinde davalı şirketlerin bir kusurunun bulunmadığı davacı şirketlerin temin ettiği elektriğin kalitesinde olumsuzluk ile dava konusu arızaların meydana gelmesi arasında kusur yönünden herhangi bir illiyet bağının kurulmasının mümkün olmadığı davalıların 29/08/2023 tarihinde meydana gelen hasarın oluşumunda herhangi bir kusur ve sorumluluğun bulunmadığı bu sebeple davacı sigorta şirketi yönünden halefiyet koşullarının oluşmadığı davalılardan rucü talebinde davacı şirketin haklı olmadığı anlaşıldığından davacının davasının reddine karar verilmiş, davacının icra takibi yapmasında kötü niyetli olmadığı anlaşıldığından davacının kötü niyet tazminatı isteminin reddine karar verilmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle,
1-Davanın Reddine,
2-Harçlar Yasası'na göre alınması gereken 615,40-TL karar ve ilam harcından peşin alınan 427,60-TL harcın mahsubu ile bakiye 187,80 TL harcın davacıdan tahsili ile hazineye irat kaydına
4-Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi gereğince 9.546,82-TL vekalet ücretinin davacıdan tahsili ile davalılara verilmesine,
5-Davacı tarafından sarf edilen yargılama giderinin kendi üzerinde bırakılmasına,
6-Davalı tarafından yapılan yargılama gideri bulunmadığından bu hususta karar verilmesine yer olmadığına,
7-Bakiye gider avansının karar kesinleştiğinde yatırana iadesine,
8-Arabuluculuk ücreti olan 3.600,00-TL bedelin davacıdan tahsili ile Hazineye gelir kaydına,
Dair, Taraf vekillerinin yüzlerine karşı HMK 341 maddesi uyarınca miktar itibariyle KESİN olmak üzere karar verildi. 16/05/2025
Katip
e-imzalıdır
Hakim
e-imzalıdır