T.C.
İSTANBUL
5. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO: 2025/188 Esas
KARAR NO: 2025/326 Karar
DAVA: Alacak (Emanet Sözleşmesinden Kaynaklanan)
DAVA TARİHİ: 24/04/2024
KARAR TARİHİ: 23/05/2025
... 7. Sulh Hukuk Mahkemesinin ... Esas - ... Karar - 31/01/2025 tarihli görevsizlik kararı nedeniyle dosya mahkememize 17/03/2025 tarihinde intikal etmiş olmakla, esas defterimizin 2025/188 Esas sıra numarasına kaydı yapıldı.
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ.;
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin ... plakalı aracın maliki olup, Esnaf ve Sanatkarlar siciline kayıtlı esnaf statüsünde olduğunu, müvekkilinin tacir sıfatı olmayıp, taksi plakası maliki esnaf statüsünde olması neticesinde ...üyesi olduğunu; davalının ise müvekkilinin aracını hasılat kirası ile kiraladığı tüzel kişilik olup, dava dışı ... ile 30/10/2019 başlangıç tarihli diğer davalı ... ile 16/11/2022 tarihli sözleşemeler akdedildiğini; ilk olarak dava dışı olmakla beraber davalı ile organik bağ içinde olan ... ile akdedilen 30/10/2019 başlangıç tarihli sözleşmenin 1+2 yıl şeklinde yani 1 yılın sonunda 2 yıllık yenileme şeklinde akdedildiğini, ilgili sözleşmenin dilekçe ekinde sunulduğunu, sözleşmenin adının her ne kadar aracılık sözleşmesi şeklinde olsa da içeriğinin hasılat kirasına ilişkin olduğunu, müvekkilinin ... plakasının davalıya aylık sabit bir bedel karşılığında kiraladığını, ilgili sözleşmenin 15/11/2022 yılına kadar uzadığını; ilk sözleşmenin akabinde bu kere davalı ile 16/11/2022 tarihli "Kiralık Plaka Komisyon Sözleşmesi" akdedildiğini, her ne kadar bu sözleşmenin adının komisyon olsa da esasen burada da hasılat kirası ilişkisi kurulduğunu, sözleşme hükümleri incelendiğinde müvekkiline davalı tarafından aylık sabit bir kira bedeli ödendiğini ve plakayı bu şekilde kullandığını, ilgili sözleşmenin 10. Maddesinde 30/10/2019-15/11/2023 arasında her türlü sorumluluğun komisyoncu firmaya ait olduğunun açık bir şekilde yazıldığını; söz konusu sorumluluk maddesi ile davalı tarafın önceki dönem kira sözleşmesinden kaynaklanan ve dava dışı ...şirketinin taraf olduğu sözleşmeden kaynaklanan borçları da üstlendiğini, dolayısıyla davalı ve dava dışı şirketler arasında organik bağ olduğunun açıkça anlaşıldığını, nitekim gerek organik bağ gerekse sözleşme hükmü neticesinde davalı şirketin 2019 yılından itibaren meydana gelecek her türlü zarar ve ziyandan müvekkiline karşı tamamen sorumlu olduğunu; kiracı davalının işlettiği araçta meydana gelebilecek her türlü vergi, trafik cezası para cezası vs tüm sorumluluğun davalı üzerinde olduğunun sözleşmede açıkça düzenlenmesine rağmen davalının bu yükümlülüğünü ihlal ettiğini, müvekkiline , SGK tarafından davalının hukuka aykırı eylemleri nedeniyle ağır para cezaları tanzim edildiğini ve davalının ödemeyi reddetmesi nedeniyle müvekkilinin işbu ödemeleri yapmak zorunda kaldığını; 2019 yılı ve sonrasına ilişkin ... SGM tarafından 330.113,08 TL borç tahakkuk ettirildiğini, müvekkili tarafından yapılandırılan borcun 25/07/2023 tarihinde 127.636,53 TL olarak SGK'nın hesabına ödendiğini, ilgili ödeme dekontu ve borç dökümünün ekte olup borç dökümünden cezalara konu edilen dönemlerin 2020/2021 yılları olduğunun görülmekte olduğunu; yine ekte 29/10/2023 tarih ve 436 TL bedelli trafik para cezası karar tutanağı sunulduğunu, işbu bedelin de müvekkili tarafından ödendiğini; araçtaki ...'un müvekkiline ait olmasına rağmen davalı tarafın araçtan taksimetre aynası ile pos cihazını söküp aldığını ve müvekkilinin yeniden bu cihazları satın almak zorunda kaldığını, ekte 27/12/2023 tarihli İPOS Mobil ulaşım şirketinden alınan 22.811,00 TL'lik ... cihazı ve kurulum faturası ile ...şirketinden alınan taksi ayna bedeline dair 3.200 TL'lik faturayı sunduklarını, Ticari Taksiler alım ve satımda kurulu tezgah olarak adlandırılan her türlü teknik malzemenin araç üzerinde hazır bir şekilde alım satımının gerçekleştirildiğini ancak davalı tarafından bu malzemelerin ticari taksi üzerinden söküldüğünü,ne var ki taksimetre ve POS cihazı olmaksızın taksinin trafiğe çıkmasının mümkün olmadığını; söz konusu zarar ve cezalar dışında başkaca henüz tebliğ edilmemiş cezaların olabileceği nazara alındığında davanın konusunun bu aşamada belirsiz alacak niteliğinde olduğunun açık olduğunu; arabuluculuk görüşmelerinde taraflar arasında anlaşma yapılamadığını; izah edilen nedenlerle davalının sözleşmeye aykırı eylemi nedeniyle meydana gelen zararın ödeme tarihinden itibaren işleyecek temerrüt faizi ile davalıdan tahsili için mahkemeye başvuru zarureti doğduğunu beyanla; ileride artırılmak kaydıyla şimdilik 5.000 TL'nin ödeme tarihi olan 25/07/2023 tarihinden itibaren işleyecek temerrüt faizi ile davalıdan tahsiline, yargılama harç ve giderleri ile vekalet ücretinin davalıya yükletilmesine karar verilmesini vekaleten talep ve dava etmiştir.
Taraflar adına çıkarılan davetiyelerin usulüne uygun tebliğ edildiği, davalı tarafça cevap dilekçesi ibraz edildiği, davacı vekili tarafından tanık listesi sunulduğu görülmüştür.
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davacı tarafından dava dilekçesi içeriğinde talep ettiği rakamlar belli olduğu hususu göz önüne alındığında eksik harcı tamamlamak üzere davacıya muhtıra çıkartılmasını, aksi takdirde usul yönünden davanın reddine karar verilmesini; kaldı ki davacı tarafından mezkur dava öncesinde ... 11. İcra Dairesi... E sayılı dosyası ile iddia edilen aynı alacak kalemlerine ilişkin 131.270,11 TL ödeme emri gönderilmiş olup taraflarınca borca itiraz edildiğini, bu yönüyle davacı tarafından belirsiz alacak olarak açılan belirli alacağın likit olup belirsiz alacak davası olarak açılmasının hukuken mümkün olmadığını; zaman aşımı yönünden davanın reddine/ davacı tarafın tazminat talebinin reddine karar verilmesini;davacı tarafından açılan alacak davasının usul ve esas yönünden kanuna aykırı olup, mezkur davanın reddine karar verilmesi gerektiğini; davacı tarafından hakkında iddia edilen aynı alacak kalemlerine ilişlkin ... 11. İcra Dairesi... E sayılı dosyası ile ilamsız icra takibi yapıldığını ve müvekkili tarafından süresinde borca itiraz edildiğini; davacı tarafından her ne kadar sözleşmeye aykırılık nedeniyle mezkur dava açılmış olmakla birlikte söz konusu iddiaların hukuki dayanaktan yoksun ve mesnetsiz olup reddi gerektiğini, davacı tarafından iddia edilen alacak kalemlerinden müvekkili şirket sorumlu gibi gösterilerek mezkur dava açılmışsa da sözleşme incelendiğinde bu hususun gerçek dışı olduğunun davacının iddia ettiği alacak kalemlerinden davacı yani plaka sahibinin sorumlu olacağının açıkça belli olduğunu; her ne kadar davacı tarafından mezkur sözleşmenin 10. Maddesine istinaden aykırılık oluştuğu müvekkili şirketin söz konusu taleplerden sorumlu olduğu iddia edilmişse de sözleşme kapsamı ve içeriğinde buna ilişkin herhangi bir açıkça madde bulunmayıp tüm sorumluluğun davacının yani plaka sahibinde olduğunun açıkça belli olduğunu, bu yönüyle de mezkur davanın reddi gerektiğini; kaldı ki müvekkili şirketten talep edilen taksi pos cihazı ve taksimetre ücretinin müvekkili şirket tarafından söküldüğü verilmediği iddiasının mesnetsiz ve yersiz olup müvekkili şirket tarafından araç sözleşme kapsamında plaka sahibine iade edildiğini ve davacı tarafından itiraz edilmeksizin aracın teslim alındığını, bu yönüyle de davacı tarafından kötü niyetli olarak açılan davanın reddi gerektiğini; davacı tarafından kendi adına kesilmiş olan SGK İdari Para Cezasını kendisi tarafından yapılandırılarak yapılan ödemeler gerekçesiyle mezkur icra takibi ve dava açılmıştır. Davacı tarafından her ne kadar kendi adına kesilmiş olan SGK Cezalarının yapılandırılmasına ilişkin ödemelerden müvekkili şirketin sorumlu olduğu beyan edilmiş ise de 30/10/2019 tarihli Aracılık sözleşmesi kapsamı incelendiğinde icra takibi cezaların bu kapsamda – sözleşmede belirtilen hususlarda olup olmadığı hususunun belli olmadığını, bu yönüyle de mezkur davanın reddi gerektiğini; yine davacı tarafından dava dilekçesinde beyan edilen SGK tarafından kesilen cezalarla ilgili olarak, cezaların kapsamı incelendiğinde 15 gün içinde itiraz hakkı bulunması/ İdare mahkemesine dava açılması gibi tüm hukuki unsurlar birlikte değerlendirildiğinde burada araç maliki olan davacı tarafından kendine düşen edim ve sorumluluklar yerine getirilmeden yani itiraz hakkı kullanılmadan (itiraz neticesinde belli SGK müdürlükleri tarafından bu nitelikteki cezaların kaldırılmasına karar verilmiştir) yahut da bu cezaların iptali için İdare Mahkemesi nezdinde iptal davaları açılmadan (Aynı konuda 200-250’’den fazla Yürütmenin Durdurulması kararı verilen/ İPTAL EDİLEN/ İPTALİ KESİNLEŞEN İDARE MAHKEME KARARLARI mecuttur) bu cezaların sözleşme kapsamında müvekkilinden talep edilmesinin hukuken mümkün olmadığını, bu yönüyle de davacı tarafından kendisine düşen edim ve sorumluluk yerine getirilmeksizin ve müvekkilinin onayı ve bilgisi olmaksızın cezalarla ilgili ödeme yapılması ve akabinde de bu bedellerin müvekkilinden talep edilmesinin hukuken mümkün olmadığını, bu yönüyle de mezkur davanın reddine karar verilmesini talep ettiklerini, kendi edim ve hukuki sorumluluklarını yerine getirmeyen davacının müvekkilinden talep etmesinin hukuken mümkün olmadığını beyanla emsal nitelikdeki SGK müdürlük iptal kararlarını cevap dilekçesinde bildirdiği; kaldıki söz konusu cezalarla ilgili olarak sözleşme kapsamında olup olmadığı hususu tartışmalı olmakla birlikte yine bir an için müvekkili şirketin sorumlu olduğu hususu göz önüne alındığında dahi yukarıda da izah olunduğu üzere bu kapsamda itiraz/ dava gibi tüm hakların kullanılması ile ilgili olarak müvekkiline davacı tarafından cezaların tebliği sonrasında ivedilikle itiraz /dava süresi içerisinde evrakların ulaştırılması/ itiraz / dava için vekaletlerin verilmiş olması gerektiğini, tüm bu edimler yapılmadan cezayı ben ödedim bana öde denilmesinin hukuken mümkün olmadığını, bu yönüyle de davanın reddine karar verilmesi gerektiğini; kaldı ki ticari taksilerle ilgili olarak kesilen cezaların İdare mahkemeleri tarafından emsal kararlarla iptal edilmekte olup, bu konuda tüm sorumluluk ve yükümlülüğün araç malikine ait olduğunu; asla kabul anlamına gelmemek kaydıyla davacı tarafından kendi adına kesilmiş olan idari para cezasının yapılandırılmasına ilişkin ödemleri talep etmişse de söz konusu cezanın hangi nedenle hangi dönemlerde ne için uygulandığı hatta ticari plakaya ilişkin olduğu hususunun dahi bilinmediğini, bu yönüyle de mezkur davanın reddi gerektiğini; davacının sorumluluğunda olan cezadan müvekkili şirketin bir sorumluluk yahut edim getirilmesinin hukuken mümkün olmadığını, bu yönüyle de müvekkili şirket hakkındaki mezkur davanın reddi gerektiğini; icra / dava konusu olan cezalarla ilgili olarak davacı tarafından kendine düşen edim ve sorumluluklar yerine getirilmeden/ sözleşme kapsamında olup olmadığı sabit olmayan ve yine özellikle de müvekkili ile ilgisi olmayan davacı taleplerinin davanın reddine karar verilmesini talep ettiklerini beyanla; zamanaşımı yönünden davanın reddine/ davacı tarafın tazminat talebinin reddine karar verilmesini; davacı tarafından dava dilekçesi içeriğinde talep ettiği rakamlar belli olduğu hususu göz önüne alındığında eksik harcı tamamlamak üzere davacıya muhtıra çıkartılmasını/ aksi taktirde davanın usuldenreddine karar verilmesini, usul ve esas yönünden kanuna aykırı olan davanın reddine karar verilmesini, Mahkeme masrafı ile ücreti vekaletin karşı tarafa tahmiline karar verilmesini vekaleten talep etmiş ve savunmuştur.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE;
Usul kanunumuz gereğince açılan davalarda öncelikli işlem mahkemenin yargılamada görevli olmasıdır. Gerçek kişiler tarafından açılan davalarda; takibin ya da davanın açıldığı tarihte ilgili yıllarda bağlı olduğu vergi dairesinden, hangi esasa göre defter tuttuğu, ikinci sınıf tacir (esnaf) olup olmadığı, eğer ikinci sınıf tacir (esnaf) ise ve işletme defteri tutuyor ise; VUK'un 177/2 fıkrasında düzenlenen hadlere göre, faaliyetinin esnaf faaliyeti sınırını aşıp aşmadığına yönelik bir araştırma yapılması gerektiği bilinmektedir (İstanbul BAM 13. Hukuk Dairesinin 06/04/2023 Tarih, ... Esas ve ...Karar sayılı kararı).
5235 sayılı Adlî Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanun 6. maddesi ve 6100 sayılı HMK'nın 2. maddesi gereğince, genel görevli mahkeme asliye hukuk mahkemesidir. Asliye ticaret mahkemeleri ise özel mahkeme niteliğindedir.
Ticari davalar, mutlak ticari davalar, nisbi ticari davalar, yalnızca bir ticari işletmeyle ilgili olmasına rağmen ticari nitelikte kabul edilen davalar olmak üzere üç grupta toplamaktadır.
Mutlak ticari davalar, tarafların tacir olup olmadığına ve işin bir ticari işletmeyi ilgilendirip ilgilendirmediğine bakılmaksızın ticari sayılan davalardır. Mutlak ticari davalar, 6102 sayılı TTK'nın 4/1. maddesinde bentler halinde sayılmıştır. Bunların yanında Kooperatifler Kanunu (m.99), İcra İflas Kanunu (m.154), Finansal Kiralama Kanunu (m.31), Ticari İşletme Rehni Kanunu (m.22) gibi bazı özel kanunlarda belirlenmiş ticari davalar da bulunmaktadır. Bu guruptaki davaların ticari dava sayılabilmesi için taraflarının tacir olması veya ticari işletmeleriyle ilgili olması gibi şartlar aranmaz. TTK'nın 4/1. bendinde sınırlı olarak sayılan davalar arasında yer alması veya özel kanunlarda ticari dava olarak nitelendirilmesi yeterlidir. Bu davalar kanun gereği ticari dava sayılan davalardır.
Nispi ticari davalar, her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili olması halinde ticari nitelikte sayılan davalardır. 6102 sayıl TTK'nın 4/1. maddesine göre, her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili hususlardan doğan ve iki tarafı da tacir olan hukuk davaları ticari dava sayılır. Bu hükme göre bir davanın ticari dava sayılabilmesi için, hem iki tarafın ticari işletmesini ilgilendirmesi, hem de iki tarafın tacir olması gereklidir. Bu şartlar birlikte bulunmadıkça, uyuşmazlık konusunun ticari iş niteliğinde olması veya ticari iş karinesi sebebiyle diğer taraf için de ticari iş sayılması davanın ticari dava olması için yeterli değildir. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 19/2. maddesi uyarınca, taraflardan biri için ticari iş sayılan bir işin diğeri için de ticari iş sayılması, davanın niteliğini ticari hale getirmeyecektir. Zira; Türk Ticaret Kanunu, kanun gereği ticari dava sayılan davalar haricinde, ticari davayı ticari iş esasına göre değil, ticari işletme esasına göre belirlemiştir. Hal böyle olunca, işin ticari nitelikte olması davayı ticari dava haline getirmez (Ankara BAM 4.Hukuk Dairesinin 25/01/2023 Tarih, ... Esas ve ... Karar sayılı kararı).
Üçüncü grup ticari davalar, yalnızca bir tarafın ticari işletmesini ilgilendiren havale, vedia ve fikri haklara ilişkin davalardır. Yukarıda açıklandığı üzere bir davanın ticari dava sayılması için kural olarak ya mutlak ticari davalar arasında yer alması ya da her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili bulunması gerekirken havale, vedia ve fikri haklara ilişkin davaların ticari nitelikte sayılması için yalnızca bir yanın ticari işletmesiyle ilgili olması TTK'da yeterli görülmüştür.
Türk Ticaret Kanununun 4. maddesinde, bu kanundan doğan hukuk davalarının ticari dava sayıldığı, aynı Kanunun 5. maddesinin ikinci fıkrasında, bir yerde Ticaret Mahkemesi varsa Asliye Hukuk Mahkemesi'nin vazifesi içinde bulunan ve bu Kanunun 4. maddesi hükmünce ticari sayılan davalara ticaret mahkemesinde bakılacağı hususları düzenlenmiştir.
Türk Ticaret Kanununun 3. maddesinde, "Bu Kanunda düzenlenen hususlarla bir ticari işletmeyi ilgilendiren bütün işlem ve fiiller ticari işlerdendir." düzenlemesi getirilmiştir.
TTK'nın 14. maddesine göre “Bir ticari işletmeyi kısmen dahi olsa kendi adına işleten kimseye tacir denir.” Aynı Kanunun 17. maddesi hükmünce de; “iktisadi faaliyeti nakdi sermayesinden ziyade bedeni çalışmasına dayanan ve kazancı ancak geçimini sağlamaya yetecek derecede az olan sanat ve ticaret sahipleri tacir değildir.” düzenlemesi yer almaktadır.
5362 sayılı Esnaf ve Sanatkarlar Meslek Kuruluşları Kanununun 3’üncü maddesinde, Esnaf ve sanatkâr, ister gezici ister sabit bir mekânda bulunsun, Esnaf ve Sanatkâr ile Tacir ve Sanayiciyi Belirleme Koordinasyon Kurulunca belirlenen esnaf ve sanatkâr meslek kollarına dahil olup, ekonomik faaliyetini sermayesi ile birlikte bedenî çalışmasına dayandıran ve kazancı tacir veya sanayici niteliğini kazandırmayacak miktarda olan, basit usûlde vergilendirilenler ve işletme hesabı esasına göre deftere tâbi olanlar ile vergiden muaf bulunan meslek ve sanat sahibi kimseler olarak ifade edilmiştir. Ayrıca TTK’nın 1463. maddesinde de, önce 17. maddeye gönderme yapılarak, Bakanlar Kurulunun bu konuda kararname çıkarması halinde onlarda gösterilen miktardan aşağı gayrisafi geliri bulunan sanat ve ticaret erbabından başka hiç kimse kanunun 17. maddesinde tarif edilen esnaftan sayılamaz denmek suretiyle tacir veya esnafın hangi kriterlere göre saptanacağı açık bir biçimde gösterilmiştir.
19.02.1986 tarih ve 19024 sayılı Resmî Gazetede yayımlanan 25.01.1986 tarihli Bakanlar Kurulu Kararı ile TTK'nın 1463. maddesine göre esnaf ve küçük sanatkar ile tacir ve sanayicinin ayrımına dair esaslar tespit edilmiştir. Buna göre;
1- Koordinasyon kurulunca tespit ve yayınlanacak esnaf ve küçük sanatkar kollarına dahil olup da gelir vergisinden muaf olanlar ile kazançları götürü usûlde vergilendirilenler ve işletme hesabına göre, defter tutanlardan iktisadi faaliyetleri nakdi sermayesinden ziyade, bedeni çalışmalarına dayanan ve kazançları ancak geçimlerini sağlamaya yetecek derecede az olan ve Vergi Usûl Kanununun 177. maddesinin birinci fıkrasının 1 ve 3 nolu bentlerinde yer alan limitlerin yarısını, iki numaralı bendinde yazılı nakdi limitin tamamını aşmayanların esnaf ve küçük sanatkar,
2- Vergi Usûl Kanununa istinaden birinci sınıf tacir sayılan ve bilanço esasına göre defter tutanlar ile işletme hesabına göre defter tutan ve birinci madde de belirtilenlerin dışında kalanların tacir ve sanayici sayılmaları kararlaştırılmıştır.
Vergi Usûl Kanununun 177. maddesinde “Birinci Sınıf Tüccarlar” sayılmış olup bu maddedeki birinci sınıf tacirlerle ilgili şartları taşımayanlar ise ikinci sınıf tacir sayılırlar. İkinci sınıf tacirler ise ticari işletme hesabına göre defter tutarlar.
Bir hukukî işlemin veya fiilin TTK'nın kapsamında kaldığının kabul edilmesi için kanunun amacı içerisinde yukarıda tanımları verilen bu kanunda düzenlenen hususlar ile bir ticari işletmeyi ilgilendiren bir hukukî işlemin veya fiilin olması gerekir.
Davacı davalıya karşı ... plakalı taksi plakalı araç plakasının hasılat kirası sözleşmesi sebebiyle Ümraniye SGM tarafından tahakkuk ettirilen borcun davacı tarafından ödenmesi sebebiyle rücuen davalıdan tahsilini ve araç plakasına yazılan trafik cezasının davalıdan tahsili ile araçtaki taksi pos cihazı bedelinin davalıdan tahsilini talep etmiştir.
Dosya mahkememize görevsizlikle gelmeden evvel ... 7. Sulh Hukuk Mahkemesince yapılan davalının tacir araştırmasına Gelir idaresi maslak vergi dairesinden gelen yazı cevabında ise davalının basit usul ticari kazancının olduğu bildirilmiştir.Yapılan incelemede davalının gelirinin VUK 177. Maddesi kapsamında tacir sayılmasını gerektirecek sınırı aşmadığı anlaşılmıştır.
Somut olayda tacir araştırması için müzekkere yazılan kurumlardan gelen yazı cevapları karşısında taraflar arasındaki ilişkinin mutlak ticari davalardan olmaması, dava tarihi itibariyle Ticaret Sicili'nde kaydı bulunmayan davacının, herhangi bir ticari faaliyetinin olmadığı, davacının dava tarihi itibariyle tacir olmadığından ve taraflar arasında uyuşmazlığın nispi ticari davalardan da olmamasına göre davaya bakma görevi Asliye Hukuk Mahkemesine ait olduğundan (İstanbul BAM 13. Hukuk Dairesinin 06/04/2023 Tarih, ...Esas ve... Karar sayılı kararı, Ankara BAM 4.Hukuk Dairesinin 25/01/2023 Tarih, ...Esas ve ... Karar sayılı kararı ile Samsun BAM 2.Hukuk Dairesinin 13/07/2023 Tarih,... Esas ve ... Karar sayılı kararı) davanın görev nedeni ile reddine karar vermek gerekmiştir.
G.D. / Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;
1-Mahkememizin görevsizliğine, görevsizlik nedeniyle davanın usulden REDDİNE,
2-Karar kesinleştiğinde ve talep halinde dosyanın görevli İstanbul Nöbetçi Asliye Hukuk Mahkemesine gönderilmesine,
3-HMK' nun 331/2 maddesi gereğince görevsizlik ve yetkisizlik kararından sonra davaya bir başka mahkemede devam edilmesi halinde yargılama giderleri, harç ve vekalet ücretlerinin o mahkemenin hükmedeceği, gönderme kararından sonra davaya bir başka mahkemede devam edilmemiş ise talep üzerine davanın açıldığı mahkemenin dosya üzerinden bu durumu tespit ile davacıyı yargılama giderlerini ödemeye mahkum edeceği ön görüldüğünden yargılama giderleri, harç ve vekalet ücretleri konusunda bu aşamada bir karar verilmesine yer olmadığına,
Dair;davacı vekilinin yüzüne karşı, davalı tarafın yokluğunda gerekçeli kararın tebliğ tarihinden itibaren iki haftalık yasal süre içerisinde, mahkememize ya da mahkememize gönderilmek üzere her hangi bir Asliye Ticaret Mahkemesine verilecek bir dilekçe ile İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi nezdinde İSTİNAF kanun yolu açık olmak üzere karar verildi.23/05/2025
Katip ...
e-imzalıdır
Hakim ...
e-imzalıdır