T.C.
İSTANBUL
6. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO : 2022/827 Esas
KARAR NO : 2025/578
DAVA : Menfi Tespit (Kambiyo Senetlerinden Kaynaklanan)
DAVA TARİHİ : 30/11/2022
KARAR TARİHİ : 11/09/2025
Mahkememizde görülmekte olan Menfi Tespit davasının yapılan açık yargılaması sonunda,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
DAVA : Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; dava konusu dahil 24 adet çekin davacı...Şti. tarafından ... AŞ (... Kargo) aracılığıyla ... AŞ'ye emrine ciro edilip iletilmek üzere gönderildiğini, ancak...'nun ... Şubesinde meydana gelen şüpheli bir yağma veya hırsızlık sonucunda söz konusu çeklerin zayi olduğunu, ... Ltd. Şti derhal TTK m. 757 vd. uyarınca ... 3. Asliye Ticaret Mahkemesi'nde ... E. sayılı başvuruyu yaparak zayi olması nedeniyle çek iptali davası açıldığını, ... 3. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 07.10.2022 tarihli ara kararla 24 adet çek hakkında tedbiren ödeme yasağı kararı verdiğini, ödeme yasağı kararı verilen çekler arasında davaya konu çekin de olduğunu, ne var ki bu çeklerin vadesi geldikçe kötü niyetli 3. kişiler aracılığıyla bankaya birer birer sunulmaya başlandığını, söz konusu çeklerin ... 14. İcra Müdürlüğünün ... esas ve ... esas sayılı dosyalardan icra takibine konulduğunu, davalılar farklı ancak yine aynı avukat ile aynı icra müdürlüğünde benzer çok sayıda dosyasının bulunmasını da yine kötü niyetin açık bir tezahürü olduğunu, davalılar arasındaki eylem birliğini ortaya çıkarabilmek için organik bağın varlığı ve çekin sözde el değiştirmesine neden olan ticari ilişkinin mahkemece mutlaka araştırılması gerektiğini belirterek, öncelikle dava konusu çekin çalıntı ve ... AŞ'nin imzasının ve kaşesinin sahte olması davalıların bunu bilerek yağma/çalma yoluyla suç örgütü olarak elde ettikleri kötü niyetle eylem ve işbirliği içinde hareket ettiklerinden davacıların herhangi bir borcunun bulunmadığının sabit olduğu nazara alınarak her bir davacı bakımından İİK m. 72/2 f. uyarınca alacağın yüzde on beşinden aşağı olmamak üzere göstereceği teminat karşılığında icra takibinin durdurulmasına ilişkin ihtiyati tedbir kararı verilmesine, haklı davalarının kabulü ile dava konusu takibe konu çekten dolayı davacıların, davalılara borçlu olmadığının tespitine, davaya konu çekin ... şirketine iadesine, davalıların haksız ve kötüniyetli olması nedeniyle asıl alacak miktarının %20′sinden aşağı olmamak üzere %100 kötü niyet tazminata hükmedilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
CEVAP :Davalı ... vekili cevap dilekçesinde özetle; Davaya konu çekin, tarafınca yasal süresi içinde bankaya ibraz edildiğini ancak ödeme yasağı kararı bulunması nedeniyle tahsil edilemediğini, çek üzerinde ödeme yasağı bulunduğunu öğrenmesi üzerine çeki almış olduğum ...'ya iade ederek çek bedelini kendisinden tahsil ettiğini, bu ödeme ile çek aslı ve çekten doğan talep hakkının artık ...'ya geçtiğinden davada pasif husumet ehliyeti bulunmadığını, zaten alacağını, ...'dan tahsil ettiği için davaya konu çekten dolayı davacılardan herhangi bir talepte bulunabilmesinin mümkün de olmadığını belirterek davacıların hukuki yararı da bulunmadığından hakkında açılan davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı ... cevap dilekçesinde özetle, TTK 687. maddesi uyarınca, bile bile borçlunun zararına iktisap etmiş olduğu ispatlanmadıkça şahsi defiler dahi iyiniyetli yetkili hamile karşı ileri sürülemez iken müvekkiline karşı ileri sürebileceği bir şahsi defisi dahi bulunmadığını, bu nedenle de çekin keşidecisi ve lehtarı olan davacıların, dava konusu çek nedeniyle müvekkiline karşı sorumluluğunun devam etmekte olduğunu, dava dilekçesinde, çekteki imzanın diğer davacı ... şirketi yetkilisine ait olmadığı iddia edilmiş ise de; TTK 677 maddesinde belirtilen imzaların istiklali prensibi gereğince çekteki cirantalardan birisinin imzasının sahte olması, çekteki imzasına itiraz etmeyen keşideciyi ve lehtarını sorumluluktan kurtaran bir sebep olmadığını, bu edenle çekteki imzasına itiraz etmeyen davacıların müvekkile karşı sorumluluğu devam ettiğini, TTK 790. maddesinde meşru hamilin, teselsül eden cirolardan anlaşılacağının belirtildiğini, ciro silsilesinin muntazam bir şekilde birbirini takip edip etmediğini incelerken dış görünüşü incelemenin yeterli olup, cirantalardan birinin imzasının sahte olması veya temsilci sıfatıyla senedi imzalayan şahsın imza yetkisinden yoksun olmasının ciro zincirini etkilemeyeceğini, dava konusu çekin ciro silsilesinde bir kopukluk bulunmadığına göre müvekkil TTK'nun 790. maddesine göre yetkili ve meşru hamili olduğunu, çekin ciro yoluyla geçmesi nedeniyle müvekkilin çekin kayıp/çalıntı olup olmadığı hususunda bir bilgisi olmadığını, müvekkilinin, çekte ödeme yasağı bulunduğunu çeki bankaya ibraz eden davadışı ...'nun çeki müvekkiline iade etmesiyle öğrenildiğini, bu nedeniyle iyi niyetli olduğunu, dava dilekçesinde müvekkilinin kötüniyetli olduğu iddia edilmiş ise de tüm iddialarının farazi nitelikte olup somut hiçbir delil sunulmadığını, çekleri takibe koyan kişilerin avukatlarının aynı olduğu, diğer davalıların da aynı avukata vekalet verip vermediklerinin tespit edilmesi gerektiği yönünde anlamsız ifadelere yer verildiğini, avukatlık bürolarında banka ve faktoring şirketleri başta olmak üzere yaklaşık 3000 kişinin vekilliğini yaptıklarını, 3000 kişi arasında vekil dolayısıyla bağlantı bulunduğunu söylemenin yerinde olmadığını belirterek davanın reddine, %20'den az olmamak üzere icra inkar tazminatına hükmedilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE : Dava, menfi tespit talebine ilişkindir.
Dosyada tarafların bildirdiği belgeler, ... 14. İcra Müdürlüğünün ... esas ve ...esas sayılı dosyaları, ... 33. İcra Hukuk Mahkemesinin ...esas sayılı dosyası, ... CBS ..., ...,... soruşturma sayılı dosyaları, Çek aslı, imza örneklerinin bulunduğu belge asılları ve bilirkişi raporu delil olarak değerlendirilmiştir.
Uyuşmazlığın niteliği ile HMK'nın 200. maddesi uyarınca itibariyle taraf vekillerinin tanık dinletme taleplerinin reddine karar verilmiştir.
Davacı ... Şti ve Davacı ... Şirketi yönünden iş bu dava dosyasından tefrikine karar verilmiştir.
HMK'nın 266/1. maddesi gereği dosyanın grafoloji uzmanı bilirkişiye tevdi ile mahkememizce toplanan deliller ve tüm dosya kapsamı incelenmek suretiyle; davaya konu ... Bankası A.Ş. ... Şubesi'nden verilme ... numaralı 30/11/2022 tarihli 205.000,00 TL bedelli çek üzerindeki Davacı ...A.Ş. Yetkilisi'ne atfen atılı imza ve yazıların Davacı ...A.Ş. Yetkilileri ...ile ...'ın eli ürünü olup olmadığının tespiti hususlarında hazırlanan 02/05/2025 tarihli bilirkişi raporunda; "... 6. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin ...esas sayılı istemi ile gönderilen dosya ile ilgili olarak bilirkişi seçilmekle lup, beyaz ışık ve değişik açılarda verilen ışık ışınları, yüksek çözünürlü (scanner) tarayıcı, bilgisayar analiz programları kullanılarak, grafolojik, grafometrik ve kaligrafik esaslar dahilinde yapılan mukayeseli incelemede; İnceleme konusu çekteki ikinci ciranta imzalar ile ...'e ait mukayese imzaları arasında yapılan karşılaştırmada; başlangıç hareketlerinde kısmi benzerlikler, ara gramalarda ve bitiş hareketlerinde farklılıklar görüldüğü, genel kabul görmüş karakteristik tanı unsurlarından; işleklik derecesi, alışkanlıklar, tersim biçimi, istif, doğrultu, seyir, hız ve baskı derecesi bakımından değerlendirildiğinde; inceleme konusu belgedeki imzaların mevcut mukayese imzalarına kıyasla ...’in eli ürünü olmadığı, İnceleme konusu çekteki ikinci ciranta imzalar ile ...’a ait mukayese imzaları arasında yapılan karşılaştırmada; başlangıç hareketlerinde kısmi benzerlikler, ara gramalarda ve bitiş hareketlerinde farklılıklar görüldüğü, genel kabul görmüş karakteristik tanı unsurlarından; işleklik derecesi, alışkanlıklar, tersim biçimi, istif, doğrultu, seyir, hız ve baskı derecesi bakımından değerlendirildiğinde; inceleme konusu belgedeki imzaların mevcut mukayese imzalarına kıyasla ...’ın eli ürünü olmadığı" kanaatini
bildirmiştir.
Davacı tarafından varlığı inkâr edilen bir hukukî ilişkinin mevcut olmadığının tespiti için açılan davaya menfî (olumsuz) tespit davası denir (Kuru, Baki: İcra ve İflâs Hukuku El Kitabı, İstanbul 2013, s. 346). Menfî tespit davası 2004 sayılı İİK'nın 72. maddesinde düzenlenmiştir. Bu maddeye göre, borçlu, icra takibinden önce veya takip sırasında borçlu bulunmadığını ispat için menfî tespit davası açabilir. Bu düzenlemeden de anlaşılacağı üzere menfi tespit davasında amaç bir hukukî ilişkinin veya bir hakkın gerçekten mevcut olmadığının tespitidir.
Menfi tespit davası, maddi hukuk ve usul hukuku bakımından genel hükümlere dayalıdır ve normal bir hukuk davası olarak açılır. Eş söyleyişle kendisine karşı icra takibi yapılmış olan borçlu, ödeme emrine itiraz edilmemiş veya itiraz edilmiş olmakla birlikte yerinde görülmemiş olması sebebiyle icra takibi kesinleşse dahi maddi hukuk bakımından borçlu olmadığını ileri sürebilir. Bunun için, takip devam ederken alacaklıya karşı menfi tespit davası açabileceği gibi, böyle bir menfi tespit davası açmamış ve borcu cebri icra tehdidi altında ödemiş ise, ödemiş olduğu paranın kendisine verilmesi için alacaklıya karşı istirdat davası açabilir (Kuru, B.: İcra ve İflâs Hukukunda Menfi Tespit Davası ve İstirdat Davası, Ankara 2003, s. 233).
Ayrıca, adi senette borçlu olarak gözüken kimse, senet altındaki imzanın kendisine ait olmadığının ve dolayısıyla, senet borçlusu konumunda bulunmadığının tespiti amacıyla, cebri icra tehdidi ile karşı karşıya ise, icra takibinin yapılmasından önce; süresi içinde ödeme emrine karşı imzaya itirazda bulunmayı ihmal etmiş ve takip kesinleşmişse, takibe başlanılmasından sonraki evrede sahtelik davası açabilir, böyle bir sahtelik davası hukukî niteliği itibariyle 2004 sayılı İİK 72’de düzenlenmiş olan menfi tespit davasıdır (Tanrıver, S.: Medenî Usul Hukuku, C.1, Ankara 2016, s. 844-845).
TMK'nın 6. maddesine göre "Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlüdür." HMK'nun 190. maddesi gereğince de, "İspat yükü, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir. Kanuni bir karineye dayanan taraf, sadece karinenin temelini oluşturan vakıaya ilişkin ispat yükü altındadır. Kanunda öngörülen istisnalar dışında, karşı taraf, kanuni karinenin aksini ispat edebilir."
Menfi tespit davalarında da, HMK'nın ispata ilişkin genel kuralları geçerlidir. Bu davalarda davacı taraf, borçlu olmadığını iddia ettiğine göre, olumsuz bir durumun ispatı mümkün olmadığından, kural olarak ispat yükü alacaklıya aittir. Fakat davacıya (borçluya) düştüğü hâller de vardır; davacı (borçlu), davalının (alacaklının) varlığını iddia ettiği hukukî ilişkiyi (meselâ borcu) sadece inkâr etmekle yetinmekte ise, yani bu hukukî ilişkinin (borcun) hiç doğmadığını ileri sürmekte ise ispat yükü davalıya düşer. Çünkü hukukî ilişkinin (borcun) varlığını iddia eden davalı olduğu için, ispat yükü davalı alacaklıya düşer (6100 sayılı HMK m. 190; 4721 sayılı TMK m. 6). Fakat, alacaklının dayandığı senedin karşılıksız olduğunu ispat yükü, davacıya (borçluya) düşer. Bunun gibi, davacı (borçlu), davalının (alacaklının) iddia ettiği alacağın ödeme, ibra ve takas gibi bir nedenle son bulduğunu ileri sürerse, bu iddiayı ispat yükü de davacı borçluya düşer (Kuru, El Kitabı, s. 370 ilâ 372). 6100 sayılı HMK'nın 209. maddesi uyarınca; adi bir senetteki yazı veya imza inkâr edildiğinde, bu konuda bir karar verilinceye kadar, o senet herhangi bir işleme esas alınamaz. Öte yandan, sözleşmedeki imzanın borçluya ait olduğunu ispat külfeti bunu iddia eden alacaklıya aittir. (Yargıtay HGK'nın 26/04/2006 tarih ve... sayılı ilamı). Başka bir ifade ile, menfi tespit davasında hukuki ilişkinin varlığını ispat yükü alacaklıdadır. Bununla beraber, yukarıda izah edildiği üzere davacının iddiasına göre ispat yükünün yer değiştirmesi de mümkündür. Kambiyo senedinden doğan talep hakkına kambiyo hukuku, temel ilişkiden doğan talep hakkına ise bu talebin ait olduğu hukuk kuralları uygulanır. (HGK'nun ... Esas... Karar ... Esas ...Karar sayılı ilamları) Bu nedenle kambiyo senetleri hakkında açılan menfi tespit davalarında, senedin dayanağı olduğu ileri sürülen hukuki ilişki ile senet metnindeki borç sebebi karşılaştırılarak, ispat yükünün kime düşeceği belirlenir.
Bütün mücerret alacaklarda olduğu gibi kambiyo senedi alacağı da kural olarak uygun bir asıl borç ilişkisine, bir illi ilişkiye dayanır. Bir kambiyo senedi düzenleyip veren ve bu senedi alan herkes, bütün hukuki işlemlerin yapılmasına temel teşkil eden bir gayeye ulaşmak istemektedir. İşte bu gaye bir kambiyo senedinde mündemiç hakkın doğumu ve devri açısından hukuki sebebi teşkil eder. Kambiyo senedi düzenlenmesi dolayısıyla ortaya çıkan ilişki “kambiyo ilişkisi” ismiyle anılmaktadır. Kambiyo senedi vermek suretiyle borç altına giren borçlu “kambiyo taahhüdü”nde bulunmuş olur. Kambiyo ilişkisinin altında esas itibariyle bir asıl /temel borç ilişkisi vardır. Kambiyo senedinden kaynaklanan talebin geçerliliği, temel ilişkiden kaynaklanan temel talebin ve bununla ilgili olarak taraflar arasında varılmış amaca ilişkin mutabakatın geçerliliğinden tamamen bağımsızdır. Kambiyo senedinden doğan talep hakkına kambiyo hukuku, temel talebe ise bu talebin ait olduğu hukuk kuralları uygulanır.
Kambiyo senedinin bir illete bağlı olması gerekmez ve kural olarak ispat yükü kambiyo senedinin bedelsiz olduğunu ileri süren tarafa aittir. 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun 72. maddesi gereğince borçlu icra takibinden önce veya takip sırasında borçlu olmadığını ispat için menfî tespit davası açabilir. Kural olarak, bir vakıadan kendi lehine haklar çıkaran/iddia eden taraf, o vakıayı ispat etmeye mecburdur (TMK m. 6 m.). İspat yüküne ilişkin bu genel kural, menfi tespit davaları için de geçerlidir. Yani, menfi tespit davalarında da tarafların sıfatları değişik olmakla beraber, ispat yükü bakımından bir değişiklik olmayıp, bu genel kural uygulanır. Bu davalarda da bir vakıadan kendi lehine haklar çıkaran (iddia eden) taraf o vakıayı ispat etmelidir.
Menfi tespit davasında borçlu ya borçlanma iradesinin bulunmadığını ya da borçlanma iradesi bulunmakla birlikte daha sonra ödeme gibi bir nedenle ortadan kalktığını ileri sürebilir. Borçlu borcun varlığını inkâr ediyorsa, bu durumlarda ispat yükü davalı durumunda olmasına karşın alacaklıya düşer. Borçlu varlığını kabul ettiği borcun ödeme gibi bir nedenle sona erdiğini ileri sürüyorsa, bu durumda doğal olarak ispat yükü kendisine düşecektir. Menfi tespit davasında kural olarak, hukuki ilişkinin varlığını ispat yükü davalı/alacaklıdadır ve alacaklı hukuki ilişkinin (borcun) varlığını kanıtlamak durumundadır. Borçlu bir hukuki ilişkinin varlığını kabul etmiş, ancak bu hukuki ilişkinin senette görülenden farklı bir ilişki olduğunu ileri sürmüşse bu kez, hukuki ilişkinin kendisinin ileri sürdüğü ilişki olduğunu ispat külfeti davacı borçluya düşmektedir. Zira davacı borçlu, senedin varlığını kabul etmekle birlikte bir hukuki ilişkiye dayanmadığını değil, başka bir hukuki ilişkiye dayandığını ileri sürmekte; temelde bir hukuki ilişkinin varlığını kabul etmektedir. (Yargıtay HGK'nun ...E-... K sayılı kararı)
Davacı tarafın dava dilekçesi ile ileri sürdüğü imza itirazı ve dolayısıyla sahteciliğe ilişkin itiraz mutlak defi olup herkese karşı ileri sürülebilir. Dava konusu ... Bankası A.Ş. ... Şubesi'nden verilme ... numaralı 30/11/2022 tarihli 205.000,00 TL bedelli çekte davacı şirket yetkilisine atfen atılı bulunan imzanın davacı şirket yetkilisine ait olup olmadığı konusunda çek aslı üzerinde yapılan inceleme sonucu düzenlenen 02/05/2025 tarihli bilirkişi raporunda çekteki imzanın davacı firma yetkililerinin eli ürünü olmadığı bildirilmiştir. Mahkememizce aldırılan 02/05/2025 tarihli bilirkişi raporunun denetime açık, yeterli, objektif ve hüküm kurmaya elverişli olması gerekçeleriyle anılan bilirkişi raporuna itibar edilmiştir. Bilirkişi raporuna davalı ... vekilinin teknik nitelikte olmayan itirazlarının dosya kapsamı ile örtüşmemesi de dikkate alınarak davalı ... vekilinin dosya kapsamındaki itirazlarına itibar edilmemiştir.
Yukarıda detayları ile izah olunduğu üzere davacı tarafın üzerinde bulunan ispat yükünü yerine getirdiği, dava konusu edilen çekin altındaki imzanın davacı şirket yetkililerinin eli ürünü olmadığının ispat ettiği kanaatine varılmıştır.
Bu nedenlerle davanın kabulü ile, ... Bankası A.Ş. ... Şubesi'nden verilme ... numaralı 30/11/2022 tarihli 205.000,00 TL bedelli çek nedeniyle davacının davalılara karşı borçlu olmadığının tespitine, davaya konu çekin davacıya iadesine, karar verilmiştir.
Davacı tarafın tazminat talebi yönünden ise; UYAP entegrasyon ekranında(Dosya arasına alınmıştır.) yapılan araştırmada; davalılar aleyhine üçüncü kişiler tarafından kargoda çalınan değişik çeklerle ilgili son hamil sıfatı ile bir çok dava açıldığı, dosya arasına alınan entegrasyon raporuna göre davalılar aleyhine aynı mahiyette yalnızca İstanbul Ticaret Mahkemeleri nezdinde 50'nin üzeri davanın açıldığı, açılan davalara ilişkin örnek dava dilekçelerinin UYAP ortamından tetkikinde; kargo şirketinden çalınan çeklerle ilgili davalar olduğu Türkiye'nin muhtelif yerlerinde(...) kargodan çalınan çeklerin son hamili olarak davalılara aynı silsile ile intikal etmesinin ve davalılar tarafından icra takiplerine konu edilmesinin hayatın olağan akışına uygun olmadığı, Türkiye'nin bir çok yerinde ikame edilen muhtelif davalardaki cirantaların da aynı kişiler olduğu, bu bağlamda davalıların İİK 72/5 maddesi gereğince kötü niyetli oldukları kanaatiyle davacının kötü niyet tazminat talebinin İİK'nın 72/5. maddesi gereği kabulü ile 205.000,00-TL'nin %20'si oranında 41.000,00-TL tazminatın davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya verilmesine, karar verilmiştir.
Davalı ...'nın kötüniyet tazminatı talebi yönünden ise İİK'nın 72/4. maddesi uyarınca tazminata hükmedilebilmesi için davanın alacaklı konumunda olan davalı lehine reddine karar verilmiş olması ve dosya kapsamında ihtiyati tedbir kararı verilmiş olması gerekmektedir. Davanın kabulüne karar verilmiş olması nedeniyle davalı ...'nın tazminat talebinin İİK'nın 72/4. Maddesi'ndeki koşullar oluşmadığından reddine dair karar vermek gerekmiştir.
HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda izah olunduğu üzere;
1-Davanın KABULÜ ile, ... Bankası A.Ş. ... Şubesi'nden verilme ... numaralı 30/11/2022 tarihli 205.000,00 TL bedelli çek nedeniyle davacının davalılara karşı borçlu olmadığının tespitine, davaya konu çekin davacıya iadesine,
2-Davacının kötü niyet tazminat talebinin İİK'nın 72/5. maddesi gereği kabulü ile 205.000,00-TL'nin %20'si oranında 41.000,00-TL tazminatın davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya verilmesine,
3-Davalı ...'nın kötü niyet tazminat talebinin İİK'nın 72/4. fıkralarındaki koşullar oluşmadığından reddine,
4-Karar tarihinde yürürlükte bulunan Harçlar Tarifesi gereğince alınması gereken 14.003,55-TL nispi karar ve ilam harcından peşin olarak alınan 3.500,89-TL peşin harcın mahsubu ile bakiye 10.502,66-TL harcın davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili ile hazineye gelir kaydına,
5-Davacı tarafından yapılan 3.500,89-TL peşin harç, 80,70-TL başvurma harcı, 1.300,00-TL bilirkişi ücreti, 375,00-TL posta giderleri olmak üzere toplam 5.156,59-TL yargılama giderinin davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili ile davacıya verilmesine,
6-Davacı taraf kendisini vekille temsil ettirdiğinden kabul edilen miktar üzerinden, karar tarihinde geçerli A.A.Ü.T.'deki esaslara göre belirlenen 32.800,00-TL vekalet ücretinin davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili ile davacıya verilmesine,
7-Artan gider/delil avansından artan avans olması halinde, hüküm kesinleştiğinde ve talep edildiğinde yatırana iadesine,
Dair, taraf vekillerinin yüzüne karşı, gerekçeli kararın tebliğinden itibaren iki hafta içerisinde İstanbul Bölge Adliye Mahkemeleri nezdinde istinaf kanun yolu açık olmak üzere karar verildi.11/09/2025
Katip
¸e-imzalıdır
Hakim
¸e-imzalıdır
*Bu belge 5070 sayılı Elektronik İmza Kanunu kapsamında elektronik imza ile imzalanmıştır.*