T.C.
İSTANBUL
6. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO: 2023/271 Esas
KARAR NO: 2023/897
DAVA: İtirazın İptali (Haksız Eylemden Kaynaklanan Zarar Nedeniyle)
DAVA TARİHİ: 25/04/2023
KARAR TARİHİ: 21/12/2023
Mahkememizde görülmekte olan İtirazın İptali (Haksız Eylemden Kaynaklanan Zarar Nedeniyle) davasının yapılan açık yargılaması sonunda,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ -İSTEM/
Davacı vekili dava dilekçesinde ve özetle; ...adresinde kurulu bulunan ... hizmet numaralı tüketim noktasına ait tesisat mahallinde müvekkili şirketin saha ekipleri tarafından 12.01.2023 tarihinde yapılan kontrollerde Perakende satış sözleşmesi veya ikili anlaşması mevcutken ayrı bir hat çekmek suretiyle dağıtım sistemine müdahale ederek sayaçtan geçirilmeksizin enerji kullanımında bulunulduğunun tespit edildiğini, bunun üzerine borçlu adına 12.01.2023 tarih ve ... seri numaralı kaçak elektrik kullanım tespit tutanağının tanzim edildiğini, borçlu tarafından kaçak elektrik kullanım faturası ödenmemesi üzerine ... 29.İcra Müdürlüğü'nün ... Esas sayılı dosyası üzerinden icra takibinin başlatıldığını, davalı/borçlunun icra takibine karşı borcunu ödemediği gibi dosyaya haksız ve hukuki mesnetten yoksun olarak itiraz ettiğini, dava şartı arabuluculuk kapsamında arabuluculuğa başvurulduğunu ve fakat yürütülen görüşmelerin anlaşamama ile sonuçlandığını, davalının kaçak elektrik kullanımından dolayı borçlu olduğunun aşikar olduğunu, işbu nedenle huzurdaki davanın açılması zorunluluğunun hasıl olduğunu beyanla davanın kabulü ile, ... 29.İcra Müdürlüğü'nün... Esas sayılı dosyasına davalı/borçlu tarafından yapılan haksız ve hukuki mesnetten yoksun itirazın iptaline, davalı/borçlu tarafından haksız ve kötü niyetli olarak itiraz yapıldığından dolayı %20'den az olmamak kaydıyla icra inkar tazminatına hükmedilmesine, yargılama harç ve giderleri ile vekalet ücretinin karşı taraf üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
SAVUNMA/
Davalı asıl cevap dilekçesinde ve özetle; işbu dilekçede belirttiği adresteki iş yerini lokanta olarak işletmekte olduğunu, 17/05/2021 tarihinde mülk sahiplerinden lokantayı devraldığını, aralarında kira sözleşmesi yapıldığını, 12.01.2023 tarihinde ... Şirketi görevlilerinin ticari faaliyet yaptığı adrese gelerek kendisine ''kaçak elekrik kullanıyorsun'' diyerek kendi adına kayıtlı sayaçtan bir hat çekmek suretiyle sayaçtan geçirilmemek suretiyle elektrik tüketimi iddiasıyla tespit ettiklerini söyleyerek kaçak/usulsüz elektrik kullanım tespit tutanağı düzenlediklerini, kullanmakta olduğu gelen faturaları son ödeme tarihleri geçmeden ödediğini, işbu dilekçede belirttiği adresteki iş yerinde ailesinin rızkını temin ettiğini, helal ve haram konusunu iyi bildiğini, kesinlikle kaçak elektrik kullanmasının söz konusu olmadığını, helalinden kazanç sağladığını, bu zamana kadar yasal olmayan hiçbir işe bulaşmadığını, bulaşmasının da imkansız olduğunu, yasal süresi içerisinde açılan icra dosyasına itiraz ettiğini akabinde de haksızlığa uğradığı ve kaçak elektrik kullanımının da söz konusu olmadığından dolayı ... 18.Asliye Ticaret Mahkemesi'nin ... Esas sayılı dosyası ile menfi tespit davası açtığını beyanla davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
KANITLAR VE GEREKÇE/
Dava, kaçak elektrik kullanımı kaynaklı düzenlenen faturalara dayanak olarak başlatılan icra takibi nedeniyle davalı/borçlunun ödeme emrine yapmış olduğun itirazın iptali ile takibin devamı ve icra inkar tazminatının tahsili istemine ilişkindir.
6100 sayılı HMK'nın 1/1.maddesinde; "Mahkemelerin görevi, ancak kanunla düzenlenir. Göreve ilişkin kurallar kamu düzenindendir." hükmü düzenlenmiştir.
Görev, belirli bir konudaki davaya o yerdeki mahkemelerden hangisinin bakabileceğini ifade eder. HMK'nun 115. Maddesi uyarınca mahkemenin görevli olması dava şartıdır ve hüküm kesinleşinceye kadar yargılamanın her aşamasında taraflarca ileri sürülebileceği gibi mahkemece de resen incelenir.
6102 sayılı TTK'nun 4.maddesinde hangi davaların ticari dava olarak nitelendirilecekleri belirlenmiş, anılan kanunun 5.maddesinde asliye ticaret mahkemesi ile asliye ve diğer hukuk mahkemeleri arasındaki ilişkinin görev ilişkisi olduğu belirtilmiştir.
Ticari davaları, mutlak ticari davalar, nispi ticari davalar ve yalnızca bir tarafın ticari işletmeyle ilgili olmasına rağmen ticari nitelikte kabul edilen davalar olmak üzere üç grubta toplamak mümkündür.
Mutlak ticari davalar, tarafların tacir olup olmadığına ve işin bir ticari işletmeyi ilgilendirip ilgilendirmediğine bakılmaksızın ticari sayılan davalardır. Mutlak ticari davalar, 6102 sayılı TTK'nın 4/1. maddesinde bentler halinde sayılmıştır. Bunların yanında Kooperatifler Kanunu (m.99), İcra İflas Kanunu (m.154), Finansal Kiralama Kanunu (m.31), Ticari İşletme Rehni Kanunu (m.22) gibi bazı özel kanunlarda belirlenmiş ticari davalar da bulunmaktadır. Bu gruptaki davaların ticari dava sayılabilmesi için taraflarının tacir olması veya ticari işletmeleriyle ilgili olması gibi şartlar aranmaz, TTK'nın 4/1.bendinde sınırlı olarak sayılan davalar arasında yer alması veya özel kanunlarda ticari dava olarak nitelendirilmesi yeterlidir. Bu davalar kanun gereği ticari dava sayılan davalardır.
Nispi ticari davalar, her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili olması halinde ticari nitelikte sayılan davalardır. 6102 sayılı TTK'nın 4/1.maddesine göre, her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili hususlardan doğan ve iki tarafı da tacir olan hukuk davaları ticari dava sayılır. Bu hükme göre bir davanın ticari dava sayılabilmesi için, hem iki tarafın ticari işletmesini ilgilendirmesi, hem de iki tarafın tacir olması gereklidir. Bu şartlar birlikte bulunmadıkça, uyuşmazlık konusunun ticari iş niteliğinde olması veya ticari iş karinesi sebebiyle diğer taraf için de ticari iş sayılması davanın ticari dava olmasını sağlamaz. Başka ifade ile 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 19/2.maddesi uyarınca, taraflardan biri için ticari iş sayılan bir işin diğeri için de ticari iş sayılması, davanın niteliğini ticari hale getirmeyecektir. Zira; Türk Ticaret Kanunu, kanun gereği ticari sayılan davalar haricinde, ticari davayı ticari iş esasına göre değil, ticari işletme esasına göre belirlemiştir. Hal böyle olunca, işin ticari nitelikte olması davayı ticari dava haline getirmez.
Üçüncü grup ticari davalar, yalnızca bir tarafın ticari işletmesini ilgilendiren havale, vedia ve fikri haklara ilişkin davalardır. Yukarıda açıklandığı üzere bir davanın ticari dava sayılması için kural olarak ya mutlak ticari davalar arasında yer alması ya da her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili bulunması gerekirken havale, vedia ve fikri haklara ilişkin davaların ticari nitelikte sayılması için yalnızca bir yanın ticari işletmesiyle ilgili olması TTK'da yeterli görülmüştür.
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 06/03/2018 Tarih ve 2016/11515 E-2018/1718 K sayılı kararında da vurgulandığı gibi, TTK'nin 12. Maddesine göre "Bir ticari işletmeyi, kısmen de olsa, kendi adına işleten kişiye tacir denir. Bir ticari işletmeyi kurup açtığını, sirküler, gazete, radyo, televizyon ve diğer ilan araçlarıyla halka bildirmiş veya işletmesini ticaret siciline tescil ettirerek durumu ilan etmiş olan kimse, fiilen işletmeye başlamamış olsa bile tacir sayılır. Bir ticari işletme açmış gibi, ister kendi adına, ister adi bir şirket veya her ne suretle olursa olsun hukuken var sayılmayan diğer bir şirket adına ortak sıfatıyla işlemlerde bulunan kimse, iyiniyetli üçüncü kişilere karşı tacir gibi sorumlu olur." hükmü yer almaktadır.
TTK'nun 11. maddesinde "Ticari işletme, esnaf işletmesi için öngörülen sınırı aşan düzeyde gelir sağlamayı hedef tutan faaliyetlerin devamlı ve bağımsız şekilde yürütüldüğü işletmedir. Ticari işletme ile esnaf işletmesi arasındaki sınır, Bakanlar Kurulunca çıkarılacak kararnamede gösterilir.”, aynı yasanın 15. maddesinde de "İster gezici olsun ister bir dükkânda veya bir sokağın belirli yerlerinde sabit bulunsun, ekonomik faaliyeti sermayesinden fazla bedenî çalışmasına dayanan ve geliri 11. maddenin ikinci fıkrası uyarınca çıkarılacak kararnamede gösterilen sınırı aşmayan ve sanat veya ticaretle uğraşan kişi esnaftır." düzenlemesi bulunmaktadır.
Yargıtay 3.Hukuk Dairesinin 25/09/2019 tarih, 2019/3674 Esas ve 2019/7113 Karar sayılı ilamı: "5362 sayılı Esnaf ve Sanatkarlar Meslek Kuruluşları Kanun'unun 3’üncü maddesinde, Esnaf ve sanatkâr, ister gezici ister sabit bir mekânda bulunsun, Esnaf ve Sanatkâr ile Tacir ve Sanayiciyi Belirleme Koordinasyon Kurulunca belirlenen esnaf ve sanatkâr meslek kollarına dahil olup, ekonomik faaliyetini sermayesi ile birlikte bedenî çalışmasına dayandıran ve kazancı tacir veya sanayici niteliğini kazandırmayacak miktarda olan, basit usulde vergilendirilenler ve işletme hesabı esasına göre deftere tabi olanlar ile vergiden muaf bulunan meslek ve sanat sahibi kimseler olarak ifade edilmiştir. Ayrıca TTK’nun 1463.maddesinde de, önce 17.maddeye gönderme yapılarak, Bakanlar Kurulunun bu konuda kararname çıkarması halinde onlarda gösterilen miktardan aşağı gayrisafi geliri bulunan sanat ve ticaret erbabından başka hiç kimse kanunun 17.maddesinde tarif edilen esnaftan sayılamaz denmek suretiyle tacir veya esnafın hangi kriterlere göre saptanacağı açık bir biçimde gösterilmiştir. Gerçekten, 19.02.1986 tarih 19024 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 25.01.1986 tarihli Bakanlar Kurulu Kararı ile T.T.K.'nun 1463.maddesine göre esnaf ve küçük sanatkar ile tacir ve sanayicinin ayrımına dair esaslar tespit edilmiştir. Buna göre; Koordinasyon kurulunca tespit ve yayınlanacak esnaf ve küçük sanatkar kollarına dahil olup da gelir vergisinden muaf olanlar ile kazançları götürü usulde vergilendirilenler ve işletme hesabına göre, defter tutanlardan iktisadi faaliyetleri nakdi sermayesinden ziyade, bedeni çalışmalarına dayanan ve kazançları ancak geçimlerini sağlamaya yetecek derecede az olan ve Vergi Usul Kanunu'nun 177.maddesinin 1.fıkrasının 1 ve 3 nolu bentlerinde yer alan limitlerin yarısını, iki numaralı bendinde yazılı nakdi limitin tamamını aşmayanların esnaf ve küçük sanatkar, Vergi Usul Kanunu’na istinaden birinci sınıf tacir sayılan ve bilanço esasına göre defter tutanlar ile işletme hesabına göre defter tutan ve birinci madde de belirtilenlerin dışında kalanların tacir ve sanayici sayılmaları kararlaştırılmıştır. " şeklindedir.
Somut olayda; davanın ticari dava olup olmadığının tespiti için uyuşmazlığın vasıflandırılması gerekmektedir. Dava, kaçak elektrik kullanımı kaynaklı Perakende Satış Sözleşmesi veya İkili anlaşması mevcutken ayrı bir hat çekmek suretiyle dağıtım sistemine müdahale ederek sayaçtan geçirilmeksizin enerji kullanımında bulunulmasından ötürü taraflar arasında düzenlenen faturalara dayanak olarak başlatılan icra takibi nedeniyle davalı/borçlunun ödeme emrine yapmış olduğun itirazın iptali ile takibin devamı ve icra inkar tazminatının tahsili istemine ilişkindir. TTK'nun 4/1.maddesi kapsamında uyuşmazlığın esası dikkate alındığında işbu itirazın iptali davası ve uyuşmazlığın özünü oluşturan TBK'da düzenlenen haksız fiil hükümleri uyarınca açılan davalar mutlak ticari dava niteliğinde değildir. Nisbi ticari dava yönünden yapılan incelemede ise, ... Vergi Dairesi Müdürlüğü'nün 02/05/2023 tarihli yazı cevabında davalının mükellef hesap özeti olarak defter tuttuğu, yine ... Vergi Dairesi Müdürlüğü'nün 18/12/2023 tarihli yazı cevabında da davalının 2.Sınıf tüccar olarak işletme hesabına göre defter tuttuğu ve 2022 dönemine ait yıllık gelir vergisi beyannamesinin gönderildiği bildirilmiştir. Yani davalının ticari işletmesi bulunmamaktadır. Davalı tarafın tacir olmaması ve bu kapsamda ticari işletmesinin de bulunmaması dikkate alındığında TTK'nun 4/1.maddesi uyarınca işbu davanın her iki tarafın da ticari işletmesiyle ilgili hususlardan doğmadığı ve nisbi ticari dava mahiyetinde olmadığı kanaatine varılmıştır. (Bknz. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 37.Hukuk Dairesi'nin 24/09/2020 tarih, 2020/817 Esas ve 2020/1669 Karar, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 3.Hukuk Dairesinin 25/02/2021 tarih, 2019/1160 Esas ve 2021/535 Karar ile 24/11/2020 tarih, 2018/2252 Esas ve 2020/1597 Karar sayılı ilamları) Haksız fiile konu yerin ticarethane olması da tek başına Asliye Ticaret Mahkemesini görevli kılmaz. Taraflar arasında sözleşme bulunmasa dahi tutanakta ''Abone Grubu''nun ticarethane olarak belirtilmesi nedeniyle davalının tüketici niteliğinden bahsedilemeyeceğinden Tüketici Mahkemeleri de işbu uyuşmazlığa bakmakla görevli değildir. Mahkememizce belirlenen tüm bu hususlar dikkate alındığında davada genel nitelikteki Asliye Hukuk Mahkemeleri'nin görevli olduğu kanaatine varılmıştır.
HMK'nun 1.maddesine göre, göreve ilişkin kurallar kamu düzeninden olup, aynı yasanın 114/1-c bendi uyarınca dava şartı olan bu husus, HMK'nun 115/1.maddesi gereğince mahkemece davanın her aşamasında kendiliğinden araştırılır. Tüm bu nedenlerle Mahkememizce HMK'nun 115/2.maddesi uyarınca aynı kanunun 114/1-(c).maddesinde belirtilen dava şartı noksanlığı nedeniyle davanın usulden reddi ile İstanbul Asliye Hukuk Mahkemesi'nin görevli olduğundan bahisle görevsizlik kararı vermek gerekmiştir.
Yukarıda açıklanan nedenlerle;
H Ü K Ü M /
1-Mahkememizin görevli olmadığı anlaşılmakla; Davanın, HMK md. 114/1-(c) ve HMK'nun 115/2.maddeleri uyarınca dava şartı noksanlığı nedeniyle usulden REDDİNE, mahkememizin GÖREVSİZLİĞİNE,
2-6100 Sayılı HMK'nun 20. maddesi gereğince taraflardan birinin, görevsizlik kararı süresi içinde kanun yoluna başvurulmayarak kesinleşmiş ise kararın kesinleştiği tarihten, kanun yoluna başvurulmuşsa bu başvurunun reddi kararının tebliğ tarihinden itibaren 2 hafta içerisinde mahkememize başvurarak dava dosyasının görevli mahkemeye gönderilmesini talep etmeleri gerektiğinin, aksi taktirde mahkememizce davanın açılmamış sayılmasına karar verileceğinin İHTARATINA,
3-HMK'nun 20 maddesi uyarınca kararın kesinleşmesini müteakip yasal iki haftalık sürede talepte bulunulduğunda dosyanın görevli İstanbul Asliye Hukuk Mahkemelerine tevzi edilmek üzere İstanbul Hukuk Mahkemeleri Tevzi Müdürlüğü’ne GÖNDERİLMESİNE,
4-Mahkememizce verilen görevsizlik kararının kesinleşmesinden sonra dava yetkili ve görevli mahkemede devam edilmemesi ve talep halinde yargılama giderlerinin değerlendirilerek HMK'nun 331/2. maddesi gereğince bir karar verileceğinin İHTARATINA,
5-Harç ve masrafların görevli mahkemede nazara ALINMASINA,
Dair, davacı vekilinin huzurunda, davalının yokluğunda, mahkememize veya aynı sıfattaki başka bir mahkemeye verilecek dilekçe ile kararın tebliğinden itibaren iki hafta içerisinde veya istinaf dilekçesi kendisine tebliğ edilen taraf başvuru hakkı bulunmasa veya başvuru süresini geçirmiş olsa bile mahkememize veya aynı sıfattaki başka bir mahkemeye vereceği cevap dilekçesi ile iki hafta içerisinde İSTİNAF kanun yolu açık olmak üzere verilen karar açıkça okunup, usulen anlatıldı. 21/12/2023
Katip
¸
Hakim
¸