T.C.
İSTANBUL
6. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO : 2024/159 Esas
KARAR NO : 2025/314
DAVA : 5464 S.K. Uy.Tacirlere Verilen Kurumsal Banka Ve K.Kartlarından Kaynaklanan (5411 S.K. 142/1 Hariç) (Alacak)
DAVA TARİHİ : 13/05/2022
KARAR TARİHİ : 13/05/2025
Mahkememizde görülmekte olan 5464 S.K. Uy.Tacirlere Verilen Kurumsal Banka Ve K.Kartlarından Kaynaklanan (5411 S.K. 142/1 Hariç) (Alacak) davasının yapılan açık yargılaması sonunda,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ -İSTEM /
Davacı vekili dava dilekçesinde ve özetle; müvekkilinin ... Bankası kurucu intia senedi sahibi olduğu, bankayla arasındaki ilişkinin sözleşme ilişkisi olduğu, pay sahipliği ilişkisi olmadığı, müvekkilinin davalı bankaya karşı 3.şahıs alacaklı kişi olduğu, davalı bankanın 2019 yılında kar elde ettiği halde kurucu intifa senet sahiplerinin sözleşmeden kaynaklı alacaklarını ödemediği, davalının sözleşmeye aykırı hareket ettiği, davalı bankanın genel kurulda kurucu intifa senet sahiplerine kar payı ödenmemesinin, aradaki sözleşme ilişkisine aykırı olduğu, kurusu senet sahipleri bağlayıcılığının olmadığı, bu nedenlerle öncelikle davanın kabulü ile 31/05/1991 yılında alınan kısıtlı ödeme kararının aradaki sözleşme ilişkisine aykırılığının ve müvekkilini bağlayıcılığının olmadığının tespitin yapılması ve 10.000,00 TL'nin davalıdan tahsiline karar verilmesi talep edilmiştir.
SAVUNMA /
Davalı vekili cevap dilekçesinde ve aşamalardaki beyanlarında özetle; müvekkili bankaya karşı açılan davaların tamamının İstanbul Mahkemelerinde açılmış olduğu, müvekkilinin adresinin ... İli olduğu, bu nedenlerle davaya bakmaya yetkili mahkemelerin ... Asliye Ticaret Mahkemeleri olduğu, yetkisizlik kararı verilerek dosyanın yetkili ve görevli İstanbul Asliye Ticaret Mahkemesine gönderilmesini ,davacının konuyla birebir aynı taleple ve aynı dava konusu ile İstanbul’da değişik mahkemelerde davalar açmış olması nedeniyle derdestlik itirazında bulunduklarını, davalı bankanın 1991 yılında yapılan esas sözleşme değişikliği ile kurucu senetlerin kâr payının kısıtlanmasının yargı içtihatlarına uygun olduğunu, 2019 yılı kâr payı dağıtmama kararının yetkili otorite olan BDDK tarafından alınan bir idari karar nedeniyle yapılmadığı ve bu nedenle hukuken kar payı verilmesinin olanaksız olduğunu, davacı’nın sürekli aynı konularda talepte bulunduğu, dilekçeler verdiği ve dava açtığı ve davacının hakkını kötüye kullandığı ve kötü niyetli olduğunu , davacı tarafından “... vasiyetine ve mülkiyetinde olan hisse senetlerinin nemalarına dokunulamayacağına dair kesinleşmiş Yargıtay kararlarının ve Anayasa Mahkemesi’nin kararlarının yargılamada kesin hüküm olarak dikkate alınması gerektiğini talep ederek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
KANITLAR VE GEREKÇE /
Dava; Davalı bankanın 31/05/1991 yılında alınan kısıtlı ödeme kararının kurusu senet sahiplerini aradaki sözleşme ilişkisine aykırılığı nedeni ile bağlayıcılığının olmadığının tespiti, hisse senedinden kaynaklı kâr payı alacak alacak talebine ilişkindir.
... 2. Asliye Ticaret Mahkemesinin 21/10/2022 tarih ve ...Esas ... Karar sayılı kararı yetkisizlik kararı nedeniyle, dosyanın ... 21. Asliye Ticaret Mahkemesi'ne 08/03/2024 tarihinde ...esas sayısına kaydının yapıldığı, ... 21. Asliye Ticaret Mahkemesinin 11/03/2024 tarih ve ...Esas...Karar sayılı kararı görevsizlik kararı nedeniyle dosya mahkememize tevzi edildiği, Mahkememizin 19/04/2024 tarihli ara kararı ile dosyanın heyete tevdi edildiği görülmüştür.
Taraflar arasındaki uyuşmazlık konularının; davacının 2019 yılında kurucu intifa senedine yönelik kar payının ödenmemesi iddiasından dolayı, kar payı olup olmadığı noktasında olduğu anlaşılmıştır.
Davacı tarafça bu davada ileriye sürülen iddia ve taleplerle özü itibariyle aynı olan iddia ve talepler ile davalar açılmış olup benzer iddialar ... 8. Asliye Ticaret Mahkemesinin ... E sayılı dosya ile görülen davada ileri sürülmüş olup davacının talepleri mahkeme tarafından usul yönünden ret edilmiş ve davacının istinaf talebini İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesinin 25.01.2024 tarihli ...E, ...K sayılı kararıyla esastan reddetmiştir.
Yine ... 4. Asliye Ticaret Mahkemesinin ... E Sayılı dosya ile görülen davada davacının talepleri mahkeme tarafından usulden reddedilmiş ve İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13.Hukuk Dairesi’nin 30/05/2024 tarih, ... E, ... K sayılı kararıyla davacının istinaf başvurusunu esastan reddetmiştir
Taraflarca gösterilen delilen toplanmış, dosya üzerinde bilirkişi incelemesi yaptırılarak bilirkişi raporu alınmıştır.Bilirkişiler ..., ..., ...tarafından düzenlenen 10/04/2025 tarihli bilirkişi raporu dosya kapsamına ibraz edilmiştir.
Taraf iddia ve savunmaları ibraz edilen deliller, bilirkişi raporu ile tüm dosya kapsamı bir arada değerlendirildiğinde;
Davacı, 31 Mayıs 1991 tarihinde yapılan banka genel kurul kararı ile esas sözleşmenin tek taraflı olarak kurucu senet sahipleri genel kurulu kararı ya da kurucu senet sahiplerinin onayları olmaksızın değiştirilmiş olduğunu; kurucu senet sahiplerinin kâr payı hakkını 1987 yılı sermaye miktarına orantılı olarak sınırlayan ve esas sözleşmenin kar payı dağıtım (m.58) hükmünde yapılan bu değişikliğinin kendisi için bağlayıcı olmadığının tespit edilmesini talep etmiştir.
Davalı Banka ana sözleşmesindeki 58 no’lu “Temettünün Dağıtılması” maddesi 30.05.1991 tarihli Banka Genel Kurul Kararı ile değiştirilmiş olup ;Değişiklik maddesi ile davalı bankanın sermayesinde payı olan kurucu hissedarların (kurucu intifa senetlerinin) kâr payından olan %10 kâr payının ödenmiş sermayenin 250.000 TL’lik kısmı ile sınırlandırılmış olduğu, diğer bir deyişle ödenmiş sermayenin en fazla 250.000 TL’lik kısmının kurucu paylara dağıtımının söz konusu olduğu, kurucu hisselere toplam 250.000 TL temettü ödeme sınırı getirilmiş olduğu,İlgili Genel kurul kararının iptaline yönelik bir karar alınmadığı ,ayrıca şirket genel kurul kararı ile kabul edilen ana sözleşme değişikliği toplantı nisaplarına uygun olarak kabul edilmiş olması ve iptalinin gerçekleşmemiş olduğu dikkate alındığında kâr payı dağıtımlarının yeni şekli olarak ana sözleşmenin temettünün dağıtımına ilişkin 58. Maddesi gündem maddesi kabul edilerek onaylandığı anlaşılmıştır.
İlgili kâr payının nasıl dağılacağına dair ana sözleşme değişikliğine yönelik dava konusu edilen Genel Kurul kararının Eski TTK mevzuatına uygun olarak belirlendiği tespit edilmiştir.
İlgili Genel Kurul kararının alındığı dönemde geçerli olan 6762 sayılı TTK’da
III - Esas mukavele:
Madde 279 – Esas mukavelenin yazılı şekilde yapılması ve bütün kurucuların imzalarının noterce tasdik edilmiş bulunması şarttır.
Esas mukaveleye aşağıdaki hususlar yazılır:
1. Şirketin ticaret unvaniyle merkezinin bulunacağı yer;
2. Şirketin maksadiyle mevzuunu teşkil eden muamelelerin nev'i ve mahiyeti;
3. Şirketin esas sermayesinin miktarı ile her payın itibari kıymeti, ödeme suret ve şartları;
4. Paradan başka sermaye olarak konan haklar ve mallarla bunlara mukabil verilecek hisse senetlerinin miktarı ve mevcut bir işletmenin veya bazı ayınların devir alınması bahis mevzuu olduğu takdirde onun bedeli ve kurucular tarafından şirketin kurulması için şirket hesabına satınalınan diğer şeylerin bedelleriyle şirketin kurulması hususunda hizmetleri görülenlere verilmesi gereken ücret veya tahsisat yahut mükafatın miktarı;
5. Kurucularla idare meclisi azalarına ve diğer kimselere şirket kazancından sağlanacak hususi menfaatler; olarak hükme bağlanmış olup
6762 sayılı Eski TTK Madde 298’te ise;
IV - Sağlanabilecek hususi menfaatler:
Madde 298 – Kurucuların şirketi kurdukları sırada sarf ettikleri emeğe karşılık olarak para ve bedelsiz hisse senedi almak gibi bir suretle şirket sermayesinin azalmasını mucip olacak bir menfaatin kendilerine tahsisi hakkında esas mukaveleye dercedecekleri şartlar hükümsüzdür. Ancak hasıl olan kazançtan 466 ıncı maddenin birinci fıkrasında yazılı yedek akçe ile pay sahipleri için yüzde 5 kar payı ayrıldıktan sonra kalanın onda birini kendilerine tahsis edebilirler. Kuruculara zikri geçen menfaatler için verilecek senetlerin nama yazılı olması lazımdır. şeklinde hükme bağlanmıştır.
Şirket karının tespiti ve dağıtımına ilişkin olarak ise;
Kar ve zarar:
I - Hesabın tesbiti:
Madde 169 – İdare işlerini gören kimse, şirketin hesap yılı sonundaki bilançosunu esas ittihaz ederek kar ve zarar hesabını tanzim ve ona göre her ortağın payını tayin ve tesbit eder.
Ortaklar, kar ve zarardan kendilerine düşen miktarın tayinini şirket mukavelesiyle yahut sonradan ittihaz edecekleri kararla içlerinden birine veya bir üçüncü şahsa bırakabilirler. Bu ortak veya üçüncü şahsın bu hususta vereceği kararın hakkaniyet kaidelerine aykırı olmaması şarttır. Bu kararın öğrenilmesinden itibaren üç ayın geçmesi, kar payının tamamen veya kısmen alınması yahut başka bir kimseye devredilmesi zararın ödenmesine başlanması gibi açık veya zımni kabulü gösteren hallerde; itiraz hakkı düşer. Kar ve zararın taksimine dair olan karar hakkaniyet kaidelerine aykırı görüldüğü takdirde mahkemece iptal olunur. Bu halde kar ve zararın taksimi hakkında Borçlar Kanununun 523 üncü maddesi hükmü tatbik olunur.
II - Alacağı isteme hakkı:
Madde 170 – Her ortak, hesap yılı sonunda tahakkuk eden kardan kendisine düşen payı, şirkete ödünç olarak verdiği paranın ve eğer kararlaştırılmış ise koyduğu sermayenin faizlerini, şirket mukavelesi gereğince hak ettiği ücreti ve şayet kanun ve mukavele hükümlerince yıl sonu bilançosu yapılmamış ise bunun yapılmasını ve yapılmış bilançoya göre kar payı tesbit edilmiş değilse bunun tesbitini şirketten istemek ve alacaklarını almak hakkını haizdir.
Bu madde ile ortağa tanınmış olan salahiyetleri kaldırma veya daraltma neticesini doğuran bütün mukavele şartları hükümsüzdür" hükümleri yer almakta olup dava konusu kurucu intifa senetlerinin ortaklık hakkı bulunmamaktadır. Yeni TTK m. 503, intifa senetleri sahiplerine pay sahipliği haklarının verilemeyeceğini, ancak bu kişilere net kara, tasfiye sonucunda kalan tutara katılma veya yeni çıkarılacak payları alma hakkı tanınabileceğini düzenler. Bu madde, Eski TTK m. 403’ün tekrarı olarak Yeni TTK’da yer almıştır.
Davacı ... in; ... Bankası tarafından ihdas edilmiş olan 2.458 adet “kurucu hisse” den 1 adetine “devren sahip” olduğu ve İş Yatırım tarafından tanzim edilmiş 3 Temmuz 2024 tarihli Yatırımcı Hesap Durumu belgesinde 67143 hesap numaralı yatırımcı ...’in 1 adet ...Bankası kurucu hissesine sahip olduğu söz konusu kurucu hisseyi bankanın 31 Mart 2020 tarihli genel kurul toplantısından kısa bir süre önce edindiği ,davacının aynı zamanda bankanın sermayesini temsilen ihraç edilmiş olan paylardan menkul kıymetler borsasında devren pay edinmiş olan bir pay sahibi olup ,davacının aynı zamanda bankanın A Grubu ve C Grubu pay sahip olduğu , bu nedenle davacı hem kurucu hisse sahibi hem de pay sahibi statüsüne sahip olan kişi konumunda olduğu anlaşılmıştır.
Davalı şirket halka açık bir şirket olup payları ... işlem gördüğü, SPK tarafından 23/1/2014 tarih ve 28891 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Kâr Payı Tebliği (II-19.1)’ne göre Kâr payı dağıtım esasları:
MADDE 5 – (1) Ortaklıklarda kâr payı, dağıtım tarihi itibarıyla mevcut payların tümüne, bunların ihraç ve iktisap tarihleri dikkate alınmaksızın payları oranında eşit olarak dağıtılır. Kâr payı imtiyazına ilişkin haklar saklıdır.
(2) Kâr payı, dağıtımına karar verilen genel kurul toplantısında karara bağlanmak şartıyla eşit veya farklı tutarlı taksitlerle ödenebilir. Kâr payının taksitle ödenmesinde aşağıdaki hususlara uyulur:
a) Taksit sayısı genel kurul tarafından veya genel kurul tarafından açıkça yetkilendirilmesi şartıyla yönetim kurulu tarafından belirlenir.
b) Taksit ödeme zamanlarının genel kurul kararıyla belirlenmediği durumlarda; yönetim kurulu kararıyla belirlenecek ödeme zamanları, genel kurulu takip eden on beş gün içinde Kurulun özel durumların kamuya açıklanmasına ilişkin düzenlemeleri çerçevesinde ortaklık tarafından kamuya duyurulur.
c) Taksit ödemeleri, ödeme tarihi itibarıyla mevcut payların tümüne, bunların ihraç ve iktisap tarihleri dikkate alınmaksızın payları oranında eşit olarak dağıtılır.
ç) Genel kurul tarafından pay sahibi dışındaki kişilere dağıtılmasına karar verilen kâr payı tutarı, pay sahiplerine yapılacak taksit ödemeleri ile orantılı olarak ve aynı usul ve esaslar çerçevesinde ödenir.
(3) TTK’ya göre ayrılması gereken yedek akçeler ile esas sözleşmede veya kâr dağıtım politikasında pay sahipleri için belirlenen kâr payı ayrılmadıkça; başka yedek akçe ayrılmasına, ertesi yıla kâr aktarılmasına ve intifa senedi sahiplerine, yönetim kurulu üyelerine, ortaklık çalışanlarına ve pay sahibi dışındaki kişilere kârdan pay dağıtılmasına karar verilemeyeceği belirlenmiştir.
Bu kapsamda tüm pay sahipleri için belirlenen kâr payı ayrılmadıkça intifa senedi sahiplerine, yönetim kurulu üyelerine, ortaklık çalışanlarına ve pay sahibi dışındaki kişilere kârdan pay dağıtılmasına karar verilemeyeceği hükme bağlanmıştır.
Kurucu paylar, kuruluş hizmeti karşılığında ana sözleşme hükümleri gereğince şirket kârının bir kısmına iştirak hakkı veren ve daima kurucuların adlarına yazılı olmak şartıyla ihraç edilen paylar olup, Kurucu paylar, belli bir sermaye payını temsil etmediği gibi şirket yönetimine katılma hakkı da vermemektedir. Dava konusu edilen husus kurucu hisselerin en doğal ve en sabit hakkı olan şirket safi karından mevzuat gereği ayrılması zorunlu yedek akçeler ve 1. Temettü tutarından sonra kalan miktar üzerinden temettü alma tutarının %10 olarak değil en fazla 250.000 TL olarak sınırlandırılmış olmasıdır.
Davacı taraf dava dilekçesi ile ;
"Kârın Dağıtılmaması kararının TTK m. 348/3’e aykırı olduğu,
Davacının Bankayla arasındaki sözleşmenin tek taraflı olarak ve hukuka aykırı olarak değiştirildiği,
Davacının kurucu senetlerin kâr payı alma hakkının esas sözleşme değişikliği yapılarak belirli bir sermaye miktarı ile kısıtlanmasının hukuka aykırı olduğu ve kendisi için bağlayıcı olmadığı,
Banka tarafından 1991’de gerçekleştirilmiş olan esas sözleşme değişikliğinin hukuka uygun olmadığı ve kâr payı alma hakkını ihlal ettiği,
Davacının Kurucu İntifa Senedi sahibi olarak bankayla arasındaki sözleşme ilişkisinin kurulmasının sağladığı hak ve taleplerin ileriye sürülebilmesinin kurucu senedini iktisap ettiği tarihten geriye doğru süresiz ve koşulsuz uzandığı,
Bankanın 1991 yılındaki Esas Sözleşme değişikliği ile kurucu intifa senetlerin kâr payı hakkını kısıtlamasının kurucu senet sahiplerinin haklarını ihlal etmesinin yanı sıra ...’ün Vasiyetnamesini de ihlal ettiği ve bunun Anayasa’ya, AİHS’ne ve Miras Hukukuna aykırı olduğu ve kamu zararına neden olduğu,
31 Mayıs 1991 tarihinde yapılan banka genel kurul kararı ile değiştirilen ve kurucu senet sahiplerinin kar payı hakkını 1987 yılı sermaye miktarına orantılı olarak sınırlayan esas sözleşmenin kar payı dağıtım hükmünde yapılan değişikliğinin kendisi için bağlayıcı olmadığını ileriye sürerek, Atatürk’ün İş Bankası kurucu İntifa Senedi kâr payının Türk Dil Kurumu ve Türk Tarih Kurumu’na eksik / kısıtlı ödenmesinin vasiyetin ihlali, ağır hukuk ihlali ve kamu düzenine aykırı olması nedeniyle konulan kısıtın yokluk tespitinin yapılmasını, esas sözleşme m. 58’de yapılan değişikliğin kaldırılarak kâr payı ödemelerinin vasiyete uygun kısıtsız hale getirilmesine” karar verilmesini ,Bankanın 30 Mart 2020 tarihinde toplanan pay sahipleri genel kurulunun 2019 yılına kârının dağıtılmamasına karar vermesinin TTK m. 348/3’ün emredici hükümlerine açık aykırılık oluşturduğundan davacının 2019 yılı kâr dağıtmama kararının kurucu senet sahibi olarak kendisi için bağlayıcılığı olmadığı iddia olunarak 2019 yılı kâr payının tahsiline karar verilmesini" talep etmiştir.
31 Mayıs 1991 tarihinde yapılan banka genel kurul kararı ile oluşturulan değişiklik maddesi ile davalı bankanın sermayesinde payı olan kurucu hissedarların (kurucu intifa senetlerinin) kâr payından olan %10 kâr payının ödenmiş sermayenin 250.000 TL’lik kısmı ile sınırlandırılmış olduğu, belirlenmiştir. Diğer bir deyişle ödenmiş sermayenin en fazla 250.000 TL’lik kısmının kurucu paylara dağıtımının söz konusu olduğu, kurucu hisselere toplam 250.000 TL temettü ödeme sınırı getirilmiş olduğu, ancak bahse konu bu sınırlamayı sağlayan genel kurul kararının iptaline yönelik her hangi bir mahkeme kararı bulunmadığı anlaşılmıştır.
Kurucu paylar, kuruluş hizmeti karşılığında ana sözleşme hükümleri gereğince şirket kârının bir kısmına iştirak hakkı veren ve daima kurucuların adlarına yazılı olmak şartıyla ihraç edilen paylar olup Kurucu paylar, belli bir sermaye payını temsil etmediği gibi şirket yönetimine katılma hakkı da vermemektedir. Kurucu intifa senedinin amacı, kuruluşta emeği geçenlerin ödüllendirilmesi ve şirket kuruluşu girişimlerinin özendirilmesi olup, dava konusu kurucu intifa senedinin ortaklık hakkı bulunmamaktadır.İlgili Genel Kurul kararının alındığı dönemde geçerli olan 6762 TTK’da 403’ün tekrarı olarak yeni TTK m. 503. madde de intifa senetleri sahiplerine pay sahipliği haklarının verilemeyeceği, ancak bu kişilere net kara, tasfiye sonucunda kalan tutara katılma veya yeni çıkarılacak payları alma hakkı tanınabileceği belirtilmiştir.
Kurucu intifa senedi sahipleri ile anonim ortaklık arasındaki ilişki ortaksal değil, sözleşmesel nitelikte bir ilişki olup, anonim ortaklıkta kurucu intifa senedi sahipliği ile pay sahipliği sıfatları tamamen farklı iki kurum olup , bu bağlamda kurucu intifa senetlerinin ortaklık payı olarak dikkate alınması söz konusu olamayacağı için “Bu madde ile ortağa tanınmış olan salahiyetleri kaldırma veya daraltma neticesini doğuran bütün mukavele şartları hükümsüzdür” hükmünün de uygulanmasının söz konusu olamayacağı değerlendirilmiştir.
Ayrıca şirket genel kurul kararı ile kabul edilen ana sözleşme değişikliği toplantı nisaplarına uygun olarak kabul edilmiş olması ve iptalinin gerçekleşmemiş olduğu dikkate alındığında kâr payı dağıtımlarının yeni şekli olarak ana sözleşmenin temettünün dağıtımına ilişkin 58. Maddesi gündem maddesi kabul edilerek onaylandığı sonucuna varılmıştır.
Kurucu intifa senedinin içeriği TTK md. 503’de düzenlenmiş olup buna göre intifa senedi sahiplerine pay sahipliği hakları verilemez; ancak, bu kişilere, net kâra, tasfiye sonucunda kalan tutara katılma veya yeni çıkarılacak payları alma hakları tanınabilir. Bu haklar ayrı ayrı veya birlikte tanınabilir. TTK, net kara katılım hakkı veren intifa senedi düzenlenmesi halinde ödenecek miktara bir sınırlama getirmiş olup ;TTK md. 348 (1), dağıtılabilir kârdan 519. maddenin birinci fıkrasında yazılı yedek akçe ile pay sahipleri için yüzde beş kâr payı ayrıldıktan sonra kalanın en çok onda biri intifa senetleri bağlamında kuruculara ödenmesine izin vermektedir.
Kurucu intifa senetleri, ortaklıkta bir sermaye payını temsil etmediklerinden, pay senedi değildir ve sahibine ortaklık hakları vermezler. Bununla birlikte kurucu intifa senetleri sahiplerine hissedarlara özgü haklardan olan kar payı, tasfiye payı, rüçhan hakkı gibi haklar tanımaktadır. Bu kapsamda kurucu intifa senedi sahipleri şirkete karşı pay sahibi değil, alacaklı konumundadırlar .
Anonim ortaklık sermaye artırımlarında kurucu senetlere, artırılan sermaye karşılığı kâr payı vermeye devam etmişse, sonradan bu hakkı geri alınamaz; fakat, ileriye doğru yeni sermaye artırımları için ise kâr dağıtımı yönünden sınırlama getirebileceği kabul edilmiştir. Diğer yandan kurucu pay sahiplerinin müktesep haklarının azalmasına neden olacak bir esas sözleşmenin kurucu senetlerin sahiplerince oluşturulacak kurulca onanması şartına bağlanmış olup müktesep hak ile kastedilen kuruluştan sonraki sermaye artırımlarında kuruculara kâr payı dağıtılmaya devam edilmiş ise en son uygulamaya göre dağıtılan kâr payının esas alındığı sermaye miktarı olduğu, bundan daha geriye doğru olan ve daha eski ve düşük tutarlı kuruluş sermayesine kadar bir sermaye miktarına göre dağıtım müktesep hakkın ihlali anlamına gelmekle beraber ileriye doğru kısıtlama ile bu yönde esas sözleşmeyi değiştirme müktesep hakkın ihlali anlamına gelmediği anlaşılmıştır.
Anılan durum karşısında ibraz edilen ve hükme esas alınan bilirkişi raporu ile ;Davacı tarafca davalı Bankanın 30 Mart 2020 tarihinde toplanan pay sahipleri genel kurulunun 2019 yılına kârının dağıtılmamasına karar vermesinin TTK m. 348/3’ün emredici hükümlerine açık aykırılık oluşturduğu iddiası ile 2019 yılı kâr dağıtmama kararının kurucu senet sahibi olarak kendisi için bağlayıcılığı olmadığı ve 2019 yılı kâr payının tahsiline karar verilmesi talebinde bulunmuş ise de ; davalı bankanın halka açık bir banka olması nedeniyle SPKn. m.19/2 ile Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu’nun bankaların 2019 yılı kârını dağıtmamaları yönündeki talimatı karşısında bankanın hukuksal olarak kâr dağıtımına karar verebilmesi mümkün olmadığı gibi kurucu senet sahiplerine de kâr payı ödemesi yapamadığı, Kanunun ve SPKn. m.19/2 ile Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu’nun bankaların 2019 yılı kârını dağıtmamaları yönündeki talimatı karşısında bu talimatın bankayı bağladığı gibi bankanın bunlara uygun olarak yaptığı işlemler ve alınan genel kurul kararı kârdan pay alan pay sahibi, kurucu senet sahibi ile kârdan pay alan diğer kişiler için hukuksal açıdan meşru ve bağlayıcı olduğu anlaşılmakla davacının 2019 yılı kâr dağıtmama kararının kurucu senet sahibi olarak kendisi için bağlayıcılığı olmadığı ve 2019 yılı kâr payının tahsiline karar verilmesini talebi hukuksal açıdan geçerli bir dayanağı bulunmadığı anlaşılmıştır.
Davacı tarafça ; 31 Mayıs 1991 tarihindeki pay sahipleri genel kurulunda tek taraflı alınan kararla esas sözleşmenin kar payı dağıtım hükmünde gerçekleştirilen değişiklikle kurucu senet sahiplerinin kar payı hakkının 1987 yılı sermaye miktarına orantılı olarak sınırlanmasının hukuka aykırı olması nedeni ile kendisi için bağlayıcı olmadığının tespit edilmesini talep etmiş ise de; Eski ve yeni TTK da kurucu hisselerin kâr payının hesaplanmasında esas alınacak sermaye konusunda açık bir kural bulunmadığı , Yargıtay uygulamaları ile esas sözleşmede aksine bir hüküm yoksa kurucu intifa senetlerinin kâr payı hakkının kuruluş sermayesine göre ödenmesi gerektiği ancak sermaye artırımları yapıldıktan sonra da kurucu senet sahiplerine yeni ulaşılan sermaye göre kâr payı dağıtımına devam edilmişse ortaklık ile hak sahipleri arasında örtülü (zımnî) bir sözleşmesel bağ kurulmuş olacağını dolayısıyla artık kâr paylarının son ödemeye temel alınan sermaye miktarı üzerinden hesaplanarak ödenmesi gerektiği, bu yönde de bir esas sözleşme değişikliği yapılarak bu kurucu senetlerin kâr payı hakkının en son ödeme yapılan sermaye miktarına göre ileriye doğru sınırlanabileceği bu nedenle 1991 yılında gerçekleştirilen söz konusu esas sözleşme değişikliğinin hukuka ve objektif iyi niyet kuralına aykırı olmadığı gibi kurucu senetlerin kazanılmış haklarını ve/veya sözleşmesel hakkını da ihlal etmediği anlaşılmıştır.
Davacı tarafça ;31 Mayıs 1991 tarihinde esas sözleşmenin kar payı dağıtım hükmünde değişiklik yapılarak kurucu senet sahiplerinin kar payı hakkını 1987 yılı sermaye miktarına orantılı olarak sınırlandığı, Banka genel kurul kararı ile esas sözleşme tek taraflı olarak kurucu senet sahipleri genel kurulu kararı ya da kurucu senet sahiplerinin onayları olmaksızın değiştirilmiş olduğundan bahisle yapılan bu değişikliğinin kendisi için bağlayıcı olmadığının tespit edilmesini talep etmiş ise de; kurucu senet sahiplerinin kazanılmış haklarını ya da sözleşmesel haklarını kanuna, objektif iyi niyet kurallarına aykırı biçimde gerileten, sınırlayan ya da ortadan kaldıran bir esas sözleşme değişikliği bulunmadığı , söz konusu değişiklik için kurucu senet sahipleri genel kurulu ya da kurucu senet sahiplerinin “açık” onayına gerek bulunmadığı, hukuksal olarak kazanılmış hakları geriletmeyen, sınırlamayan, kaldırmayan esas sözleşme değişiklikleri pay sahipleri genel kurulunca Kanunlar tarafından öngörülmüş süreçler izlenerek sadece pay sahiplerinin alacakları kararla gerçekleştirilebilecekleri bu nedenle davacının 1991 yılında yapılan esas sözleşme değişikliğinin hukuka aykırı biçimde tek taraflı yapıldığı iddiasının yerinde olmadığı anlaşılmıştır.
Davacı tarafça , kurucu intifa senedi SPK ve TTK’nuna göre bu müktesep kar payını alma hakkına sahip olduğu senet üzerindeki alacak haklarının kişiye değil senede bağlı müktesep haklardan olduğundan senedi sonradan borsadan devralanın senet üzerinde kalan ve alınmamış olan kar payını senedi ne zaman edindiğine bakılmaksızın talep edebileceği senet üzerinde kalan ve alınmamış kar payınının hesaplanması açısından 1991 yılında yapılan esas sözleşme değişikliğinin kendisi bakımından geçersiz olduğu ve sahip olduğu kar payının 1991 değişikliği öncesi esas sözleşme kuralına göre ve 1991-2022 yıllarını kapsayacak şekilde hesaplanması toplam kar payı miktarının kendine ödenmesi talebinde bulunmuş ise de ; Davacının kurucu senedi Mart 2020’de yapılan banka genel kurul toplantısından hemen önce satın aldığı, Kurucu senedin yeni devralan kişinin senedi edindiği sırada geçerli olan ve uygulanan esas sözleşme hükümleri çerçevesinde senedin sahipliğini devralmış olduğundan esas sözleşme değişikliğinin yapıldığı sırada kurucu senedin sahibi olan kendisinden önceki sahibin açık veya zımni rızasının olduğu o sıradaki geçerli hukuksal çerçeve ve yargı içtihatlarına uygun olarak yapılmış değişikliğe de katlanmak, değişikliği kabul etmek ya da yeni değiştirilmiş olan esas sözleşme hükümlere uymak durumunda olduğu, Kurucu senedin yeni sahibinin senedi devraldığı tarihten önce hukuka uygun biçimde tamamlanmış ve kesinleşmiş olan işlemler öncesindeki hukuksal durumlar ve yürürlükten kalkmış esas sözleşme hükümleri ile hak iddia ve talebinde bulunamayacağı ve kendisinden önceki sahibin rızası ile yapılmış hukuka uygun işlemlerin geçersizliğini ileriye süremeyeceği bu nedenle 2020 de ... Bankası kurucu senedine sahip olan davacının 1991’de yapılan ve o sırada senedin sahibinin sahip olduğu ve kullanmadığı bir hakkı 2020’de kullanma hakkına ve ehliyetine sahip olmadığı anlaşımıştır.
Davacı, bankanın 1991 yılındaki Esas Sözleşme değişikliği ile kurucu intifa senetlerin kâr payı hakkını kısıtlamasının kurucu senet sahiplerinin haklarını ihlal etmesinin yanı sıra ...’ün Vasiyetnamesini de ihlal ettiği ve bunun Anayasa’ya, AİHS’ne ve Miras Hukukuna aykırı olduğu ve kamu zararına neden olduğunu iddia etmiş ise de; ... ... Bankası kurucu İntifa Senedi kâr payının Türk Dil Kurumu ve Türk Tarih Kurumu’na hukuksal açıdan geçerli bir dayanağı bulunmadığı, Atatürk’ün vasiyetnamesi her şeyden önce bir gerçek kişi tarafından tanzim edilmiş olan bir özel hukuk tasarrufu olup bu özelliği ile bankanın esas sözleşmesi ve banka genel kurul kararları üzerinde bir üst kural konumunda bulunmadığı Bu nedenle de davalı bankanın esas sözleşmesinin kar dağıtım maddesinde (m.58) yapılan değişiklik ...’ün vasiyetnamesi gerekçe gösterilerek geçersiz kılınamayacağı anlaşılmış bu kapsamda davacının iddialarının hukuksal dayanağı ve haklı bir nedeni olmadığı anlaşılmakla davanın reddi gerektiği kanaatine varılarak aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
H Ü K Ü M /Yukarıda açıklanan nedenlerle;
1-Davanın reddine,
2-Karar tarihinde yürürlükte bulunan Harçlar Tarifesi gereğince hesap olunan 615,40-TL nispi karar ve ilam harcından 170,78-TL peşin alınan harcın mahsubuna, bakiye 444,62-TL nispi karar ve ilam harcının davacıdan tahsili ile hazineye irat kaydına,
3-Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi gereğince hesap olunan 30.000,00-TL maktu vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,
4-HMK 333.maddesi gereğince davacı tarafından yatırılan gider avansından bakiye avansın hüküm kesinleştiğinde ve talep halinde davacıya iadesine,
5-Davacı tarafça yapılan yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına,
6-Davalı tarafından yatırılan gider avansı bulunmadığından ve yatırılan gider avansı olmadığından bu konuda hüküm kurulmasına yer olmadığına,
7-... Arabuluculuk Bürosu tarafından ileride haksız çıkacak taraftan alınmak üzere suçüstü ödeneğinden karşılanan 1.560,00-TL arabuluculuk tarife bedelinin, davacıdan alınarak hazineye gelir kaydına, buna ilişkin harç tahsil müzekkeresi yazılmasına,
Dair, taraf vekillerinin yüzlerine karşı, kararın taraflara tebliğinden itibaren 2 haftalık süre içerisinde İstanbul Bölge Adliye Mahkemesine istinaf nezdinde temyizi kabil olmak üzere verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı. 13/05/2025
Başkan
¸e-imzalıdır
Üye
¸e-imzalıdır
Üye
¸e-imzalıdır
Katip
¸e-imzalıdır