T.C.
İSTANBUL
6. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO : 2024/572 Esas
KARAR NO : 2025/83
DAVA : Menfi Tespit
DAVA TARİHİ : 01/10/2024
KARAR TARİHİ : 06/02/2025
Mahkememizde görülmekte olan Menfi Tespit davasının yapılan açık yargılaması sonunda,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
DAVA : Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkili aleyhine dava dışı ... Bankası Anonim Şirketi tarafından 16.07.2021 tarihinde ... 5. İcra Müdürlüğü'nün ... E. Sayılı dosyası kapsamında diğer borçlu ... ile birlikte icra takibi başlatıldığını, icra dosyasının müvekkili açısından 12.09.2021 tarihinde kesinleştiğini, müvekkili aleyhine başlatılan icra takibinin haciz tatbik edildiğini, dava dışı ... Bankası Anonim Şirketi daha sonrasında başlatılan işbu takip dolayısıyla olan alacağını davalı ...'ne devrettiğini, ... ile ... Bankası Anonim Şirketi arasındaki kredi ilişkisine ilişkin olarak müvekkilinin kefil olarak belirtildiğini, borçlu şirketin borcunu ödememesi sebebiyle müvekkilinin de borçtan sorumlu tutulduğunu, davalı tarafından başlatılan icra takibinin geçersiz bir kefalet sözleşmesine dayanılarak müvekkilinin sorumlu tutulduğunu, yapılan arabuluculuk görüşmelerinden sonuç alınamadığını, müvekkili aleyhine başlatılan ve takibi sağlanan icra takibinin kötü niyetli olması hasebiyle davalılar aleyhine %40'den aşağı olmamak üzere kötü niyet tazminatına hükmedilmesini talep etmiştir.
CEVAP :Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; BK'nın 581. maddeside kefalet sözleşmesinin tanımının yapıldığını, bu tanıma göre, kefilin alacaklıya karşı, borçlunun borcunu ifa etmemesinden doğan sonuçlardan kişisel olarak sorumlu olmayı üstlendiği sözleşmeye, kefalet sözleşmesi denilmekte olduğunu, kefalet sözleşmesi ile kefilin, üçüncü bir kişinin (asıl borçlunun) alacaklısına karşı, asıl borcun ifa edilmemesinden veya eksik ifa edilmesinden doğan sonuçlardan sorumlu olmayı taahhüt etmekte olduğunu, banka genel kredi sözleşmeleri ticari iş olarak kabul edildiğinden, asıl borçlunun şirket olduğu gözönünde bulundurulduğunda davalının imzaladığı kredi sözleşmesine kefalet verilmesi hâlinde, aksi kararlaştırılmadığı sürece kefaletin müteselsil olduğu kabul edilmesi gerektiğini, ticari şirketlerin ortak ve yöneticileri tarafından şirketle ilgili olarak verilecek kefaletlerde de eşin rızası aranmadığını, eşin rızasının aranıp, aranmayacağı hususundaki ölçüt burada da kefaletin ticari şirketle alakalı olup olmadığı yönünde olduğunu, eğer kefalet ilişkisi şirket ile alakalı ise rıza aranmayacağını, ancak, ticari şirketin ortak veya yöneticisi kendi şirketi için bu kefalet borcu altına girdiğinde eşin rızası aranmayacak iken, başka bir şirket veya gerçek kişinin borcu için kefil olmak ister ise rıza aranacağını belirterek, davacı ..., sözleşme tarihinde ortağı olduğu kendi şirketi ... için kefalet borcu altına girdiğinden eşinin rızası aranmayacağından haksız ve mesnetsiz davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE : Dava, dava dışı ... Bankası Anonim Şirketi ile dava dışı ... arasında imzalanan genel kredi sözleşmesinde müteselsil kefil sıfatıyla imzası bulunan davacı tarafça kefalet sözleşmesinde eş rızasının bulunmadığı dolayısıyla dava konusu kefalet sözleşmesinin TBK'nın 583. Maddesine aykırı olduğu vakıasına dayalı alacağı temlik alan davalı tarafa ... 5. İcra Müdürlüğü'nün ...E. Sayılı dosyasıyla başlatılan icra takibi sebebiyle borçlu bulunmadığının tespiti ile alacağın yüzde %40'ından az olmamak kaydıyla davalı aleyhine kötü niyet tazminatına hükmedilmesi istemlerine ilişkindir.
Dosyada tarafların bildirdiği belgeler, ... 5. İcra Müdürlüğü'nün ... E. Sayılı dosyası, banka kayıtları, kefalet sözleşmesi, kredi sözleşmesi, kat ihtaratı, İTO kayıtları delil olarak değerlendirilmiştir.
06/02/2025 tarihli celsede, uyuşmazlığın niteliği ile HMK'nın 200. maddesi uyarınca itibariyle davacı vekilinin tanık dinletme talebinin reddine karar verilmiştir.
...Ticaret Odası Başkanlığının dava dışı ...ne ilişkin kayıtları, Türkiye Ticaret Sicil Gazetesinin dava dışı şirkete ilişkin kuruluş, sözleşme tarihindeki ortak yapısı ve ortak değişikliğine dair kayıtlar tetkik edilmiştir.
Davacı tarafından varlığı inkâr edilen bir hukukî ilişkinin mevcut olmadığının tespiti için açılan davaya menfî (olumsuz) tespit davası denir (Kuru, Baki: İcra ve İflâs Hukuku El Kitabı, İstanbul 2013, s. 346). Menfî tespit davası 2004 sayılı İİK'nın 72. maddesinde düzenlenmiştir. Bu maddeye göre, borçlu, icra takibinden önce veya takip sırasında borçlu bulunmadığını ispat için menfî tespit davası açabilir. Bu düzenlemeden de anlaşılacağı üzere menfi tespit davasında amaç bir hukukî ilişkinin veya bir hakkın gerçekten mevcut olmadığının tespitidir.
Menfi tespit davası, maddi hukuk ve usul hukuku bakımından genel hükümlere dayalıdır ve normal bir hukuk davası olarak açılır. Eş söyleyişle kendisine karşı icra takibi yapılmış olan borçlu, ödeme emrine itiraz edilmemiş veya itiraz edilmiş olmakla birlikte yerinde görülmemiş olması sebebiyle icra takibi kesinleşse dahi maddi hukuk bakımından borçlu olmadığını ileri sürebilir. Bunun için, takip devam ederken alacaklıya karşı menfi tespit davası açabileceği gibi, böyle bir menfi tespit davası açmamış ve borcu cebri icra tehdidi altında ödemiş ise, ödemiş olduğu paranın kendisine verilmesi için alacaklıya karşı istirdat davası açabilir (Kuru, B.: İcra ve İflâs Hukukunda Menfi Tespit Davası ve İstirdat Davası, Ankara 2003, s. 233).
Ayrıca, adi senette borçlu olarak gözüken kimse, senet altındaki imzanın kendisine ait olmadığının ve dolayısıyla, senet borçlusu konumunda bulunmadığının tespiti amacıyla, cebri icra tehdidi ile karşı karşıya ise, icra takibinin yapılmasından önce; süresi içinde ödeme emrine karşı imzaya itirazda bulunmayı ihmal etmiş ve takip kesinleşmişse, takibe başlanılmasından sonraki evrede sahtelik davası açabilir, böyle bir sahtelik davası hukukî niteliği itibariyle 2004 sayılı İİK 72’de düzenlenmiş olan menfi tespit davasıdır (Tanrıver, S.: Medenî Usul Hukuku, C.1, Ankara 2016, s. 844-845).
TMK'nun 6. maddesine göre "Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlüdür." HMK'nun 190. maddesi gereğince de, "İspat yükü, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir. Kanuni bir karineye dayanan taraf, sadece karinenin temelini oluşturan vakıaya ilişkin ispat yükü altındadır. Kanunda öngörülen istisnalar dışında, karşı taraf, kanuni karinenin aksini ispat edebilir."
Menfi tespit davalarında da, HMK'nın ispata ilişkin genel kuralları geçerlidir. Bu davalarda davacı taraf, borçlu olmadığını iddia ettiğine göre, olumsuz bir durumun ispatı mümkün olmadığından, kural olarak ispat yükü alacaklıya aittir. Başka bir ifade ile, menfi tespit davasında hukuki ilişkinin varlığını ispat yükü alacaklıdadır. Bununla beraber, davacının iddiasına göre ispat yükünün yer değiştirmesi de mümkündür. Kambiyo senedinden doğan talep hakkına kambiyo hukuku, temel ilişkiden doğan talep hakkına ise bu talebin ait olduğu hukuk kuralları uygulanır. (HGK'nun ... Esas ... Karar ...Esas ... Karar sayılı ilamları) Bu nedenle kambiyo senetleri hakkında açılan menfi tespit davalarında, senedin dayanağı olduğu ileri sürülen hukuki ilişki ile senet metnindeki borç sebebi karşılaştırılarak, ispat yükünün kime düşeceği belirlenir.
Bütün mücerret alacaklarda olduğu gibi kambiyo senedi alacağı da kural olarak uygun bir asıl borç ilişkisine, bir illi ilişkiye dayanır. Bir kambiyo senedi düzenleyip veren ve bu senedi alan herkes, bütün hukuki işlemlerin yapılmasına temel teşkil eden bir gayeye ulaşmak istemektedir. İşte bu gaye bir kambiyo senedinde mündemiç hakkın doğumu ve devri açısından hukuki sebebi teşkil eder. Kambiyo senedi düzenlenmesi dolayısıyla ortaya çıkan ilişki “kambiyo ilişkisi” ismiyle anılmaktadır. Kambiyo senedi vermek suretiyle borç altına giren borçlu “kambiyo taahhüdü”nde bulunmuş olur. Kambiyo ilişkisinin altında esas itibariyle bir asıl /temel borç ilişkisi vardır. Kambiyo senedinden kaynaklanan talebin geçerliliği, temel ilişkiden kaynaklanan temel talebin ve bununla ilgili olarak taraflar arasında varılmış amaca ilişkin mutabakatın geçerliliğinden tamamen bağımsızdır. Kambiyo senedinden doğan talep hakkına kambiyo hukuku, temel talebe ise bu talebin ait olduğu hukuk kuralları uygulanır.
Kambiyo senedinin bir illete bağlı olması gerekmez ve kural olarak ispat yükü kambiyo senedinin bedelsiz olduğunu ileri süren tarafa aittir. 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun 72. maddesi gereğince borçlu icra takibinden önce veya takip sırasında borçlu olmadığını ispat için menfî tespit davası açabilir. Kural olarak, bir vakıadan kendi lehine haklar çıkaran/iddia eden taraf, o vakıayı ispat etmeye mecburdur (TMK m. 6 m.). İspat yüküne ilişkin bu genel kural, menfi tespit davaları için de geçerlidir. Yani, menfi tespit davalarında da tarafların sıfatları değişik olmakla beraber, ispat yükü bakımından bir değişiklik olmayıp, bu genel kural uygulanır. Bu davalarda da bir vakıadan kendi lehine haklar çıkaran (iddia eden) taraf o vakıayı ispat etmelidir.
Menfi tespit davasında borçlu ya borçlanma iradesinin bulunmadığını ya da borçlanma iradesi bulunmakla birlikte daha sonra ödeme gibi bir nedenle ortadan kalktığını ileri sürebilir. Borçlu borcun varlığını inkâr ediyorsa, bu durumlarda ispat yükü davalı durumunda olmasına karşın alacaklıya düşer. Borçlu varlığını kabul ettiği borcun ödeme gibi bir nedenle sona erdiğini ileri sürüyorsa, bu durumda doğal olarak ispat yükü kendisine düşecektir. Menfi tespit davasında kural olarak, hukuki ilişkinin varlığını ispat yükü davalı/alacaklıdadır ve alacaklı hukuki ilişkinin (borcun) varlığını kanıtlamak durumundadır. Borçlu bir hukuki ilişkinin varlığını kabul etmiş, ancak bu hukuki ilişkinin senette görülenden farklı bir ilişki olduğunu ileri sürmüşse bu kez, hukuki ilişkinin kendisinin ileri sürdüğü ilişki olduğunu ispat külfeti davacı borçluya düşmektedir. Zira davacı borçlu, senedin varlığını kabul etmekle birlikte bir hukuki ilişkiye dayanmadığını değil, başka bir hukuki ilişkiye dayandığını ileri sürmekte; temelde bir hukuki ilişkinin varlığını kabul etmektedir. (Yargıtay HGK'nun ... sayılı kararı)
Yargıtay 8. HD'nin 23.09.2013 tarihli ...esas ve karar sayılı kararı ile Yargıtay 19. HD'nin 06/06/2018 tarihli ... esas ve...karar sayılı ilamları ile istikrar arz eden ilamlarında açıkça; İİK’nun 38. maddesinde, icra dairesindeki kefaletlerin ilamların icrası hakkındaki hükümlere tabi olduğu belirtilmiş, kefaletin şekli hakkında ise, özel bir düzenleme getirilmemiştir. Bu nedenle genel yasa olan ve 27836 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'ndaki kefalete ilişkin, 581 ve takip eden madde hükümlerinin icra kefaletlerinde de uygulanması gerekmektedir.
Türk Borçlar Yasası'nın kefalet aktinin şekil şartlarını düzenleyen 583. maddesinde; Kefalet sözleşmesi, yazılı şekilde yapılmadıkça ve kefilin sorumlu olacağı azamî miktar ile kefalet tarihi belirtilmedikçe geçerli olmayacağı, kefilin, sorumlu olduğu azamî miktarı, kefalet tarihini ve müteselsil kefil olması durumunda, bu sıfatla veya bu anlama gelen herhangi bir ifadeyle yükümlülük altına girdiğini kefalet sözleşmesinde kendi el yazısıyla belirtmesinin şart olduğunu, yine 584. maddesinde; eşlerden birinin diğerinin yazılı rızasıyla kefil olabileceğini; bu rızanın sözleşmenin kurulmasından önce yada en geç kurulması anında verilmiş olmasının mecburi olduğu ancak üçüncü fıkrada belirlenen istisna hallerde eş rızasının aranmayacağı belirtilmiştir. İcra kefaletinin HMK 583. maddesindeki şekle uygun yapılması geçerlilik şartı olduğundan, belirtilen unsurların bulunması zorunlu olup, yorum yolu ile eksikliğin giderilmesi mümkün değildir. İcra kefaleti İİK'nın 38. Maddesinde ilam mahiyetini haiz belgeler arasında sayılmıştır. İİK'nın 38/son maddesi gereğince icra kefaleti müteselsil kefalet hükmündedir. Dolayısıyla kefaletin icra müdürlüğü nezdinde tutulan ya da icra memuru tarafından hazırlanan tutanak ile düzenlenmesi halinde BK'nın kefalete ilişkin hükümlerine uygun düzenlenmesi gerekir. Nitekim Yargıtay uygulaması da bu yöndedir. Yargıtay 12. HD'nin ... E. ... K. Sayılı ilamı da bu doğrultudadır.
Tüm bu genel açıklamalar dikkate alınarak toplanan deliller ve tüm dosya kapsamına göre; iş bu davada ispat yükü temel borç ilişkisini değiştiren davacı tarafta olup, dava dışı ... Bankası Anonim Şirketi ile dava dışı ... arasında imzalanan genel kredi sözleşmesinde müteselsil kefil sıfatıyla imzası bulunan davacı tarafça kefalet sözleşmesinde eş rızasının bulunmadığı dolayısıyla dava konusu kefalet sözleşmesinin TBK'nın 583. Maddesine aykırı olduğu ve bu sebeple kefalet sözleşmesine ilişkin yasal koşulların bulunmadığı vakıasına dayanılmış olup bu kapsamda yapılan incelemede; ... tarih ve ... sayılı Türkiye Ticaret Sicil Gazetesinin 225. sayfasında dava dışı ...nin kuruluş tescilinin bulunduğu, kuruluş tescil kayıtlarına ve dayanak belgelere göre davacı ...'in dava dışı şirketin kurucusu olduğu, ... tarih ve ... sayılı Türkiye Ticaret Sicil Gazetesinin 374. sayfasında ise dava dışı şirketin pay devri ile pay değişiklik tescilinin yer aldığı, anılan tescil ile dayanak kayıtlara göre davacı ...'in 26/02/2019 tarihine kadar şirketin kurucu ortaklarından biri olduğu ve bu tarih itibariyle hisselerinin tamamını diğer kurucu ortak olan ...'e devrederek ortaklıktan ayrıldığı, 26/02/2019 tarihi itibariyle şirketin tek ortağının .... olduğu, dava dışı ... Bankası Anonim Şirketi ile dava dışı ... arasında imzalanan genel kredi sözleşmesinin tanzim tarihinin 28/06/2018 olduğu, davacının anılan genel kredi sözleşmesine 28/06/2018 tarihinde ve 170.000,00 TL bedelle sınırlı olmak kaydıyla müteselsil kefil sıfatıyla imzasının bulunduğu, 06/08/2018 tarihinde ise müteselsil kefalet limitinin 56.000,00 TL arttırıldığı ve toplamda davacının 06/08/2018 tarihi itibariyle müteselsil kefil sıfatıyla sorumlu olduğu üst limitin 226.000,00 TL ile sınırlandırıldığı ve davacı tarafça kefalet limit artırımının imzalandığı, gerek dava dilekçesinde gerekse duruşma esnasında davacı tarafça kefalet sözleşmelerinde yer alan imza ve yazıların inkar edilmediği ve bu bağlamda imza ve yazı inkarı vakıasına dayanılmadığı, davacının kefalet sözleşmelerinin imza tarihi itibariyle dava dışı ...nin kurucu ortağı olduğu, davacının nüfus kayıtlarına göre 18/06/2002 tarihinde evlendiği ve kefalet sözleşme tarihleri itibariyle evliliğinin sürdüğü, TBK'nın 583. maddesinde kefalet sözleşmesinin geçerlilik koşullarının sıralandığı, dosya kapsamına alınan genel kredi sözleşmesi ve eklerinin incelenmesinde kefalet limitinin, tarihinin ve hangi sıfatla kefil olunduğuna dair gerekli yasal şartların davacı açısından eksiksiz şekilde yerine getirildiği, davacı tarafça TBK'nın 584. Maddesi uyarınca sözleşme tarihi itibariyle evli olmasına rağmen eş rızasının alınmaması sebebiyle kefalet sözleşmesinin geçersiz olduğunun ileri sürüldüğü ancak TBK'nın 584. maddesinin 3. fıkrasısının "Ticaret siciline kayıtlı ticari işletmenin sahibi veya ticaret şirketinin ortak ya da yöneticisi tarafından işletme veya şirketle ilgili olarak verilecek kefaletler, mesleki faaliyetleri ile ilgili olarak esnaf ve sanatkârlar siciline kayıtlı esnaf veya sanatkârlar tarafından verilecek kefaletler, ... tarihli ve ... sayılı Kamu Sermayeli Bankalar Tarafından Yürütülen Faiz Destekli Kredi Kullandırılmasına Dair Kanun kapsamında kullanılacak kredilerde verilecek kefaletler ile tarım kredi, tarım satış ve esnaf ve sanatkârlar kredi ve kefalet kooperatifleri ile kamu kurum ve kuruluşlarınca kooperatif ortaklarına kullandırılacak kredilerde verilecek kefaletler için eşin rızası aranmaz." hükmünü havi olduğu ve davacının kefalet sözleşmesi ile kefalet limitinin arttırılmasına dair sözleşmenin imza tarihleri itibariyle(28/06/2018 ve 06/08/2018 tarihleri) dava dışı ...nin kurucusu ve ortağı olduğu; dolayısıyla davacı açısından kefalet sözleşmesinin geçerli olabilmesi için eş rızası alınmasına gerek bulunmadığı, kefalet sözleşmesinin TBK'nın 583 ve 584. maddeleri uyarınca davacı açısından hukuki geçerliliğini koruduğu ve bu bağlamda davacının kefalet sözleşmesinin eş rızası alınmadığından geçersizliği vakıasını ispat edemediği, davalı açısından geçerli ve talep edilebilir bir alacağın bulunduğu kanaati hasıl olmuştur.
İİK'nın 72/5. maddesi uyarınca, menfi tespit davasının kabulü halinde borçlu lehine hükmedilecek tazminat kötüniyet tazminatı olup, borçlu lehine kötüniyet tazminatına hükmedilebilmesi için, icra takibinin haksız olmasının yanında takip alacaklısının da kötüniyetli olması gerekir. Alacaklı icra takibi başlatmakta kötüniyetli değilse, aleyhine kötüniyet tazminatı hükmedilemez. Davanın reddine karar verilmekle yasal koşullarının oluşmaması nedeniyle davacının kötüniyet tazminatı talebinin reddine, davalı tarafın kötüniyet tazminatı talebi bulunmadığından bu hususta karar verilmesine yer olmadığına, dair karar vermek gerekmiş ve aşağıdaki gibi hüküm tesis edilmiştir.
HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda izah olunduğu üzere;
1-Davanın REDDİNE,
2-Davacının kötü niyet tazminat talebinin İİK'nın 72/5. fıkralarındaki koşullar oluşmadığından reddine,
3-Davalının kötü niyet tazminatı bulunmadığından bu hususta karar verilmesine yer olmadığına,
4-Karar tarihinde yürürlükte bulunan Harçlar Tarifesi gereğince alınması gereken 615,40-TL maktu karar ve ilam harcından peşin olarak alınan 5.830,93-TL peşin harcın mahsubu ile artan 5.215,53-TL harcın karar kesinleştiğinde ve talep halinde davacıya iadesine,
5-Davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına,
6-Davalı taraf kendisini vekille temsil ettirdiğinden reddedilen miktar üzerinden, karar tarihinde geçerli A.A.Ü.T.'deki esaslara göre belirlenen 54.630,23-TL vekalet ücretinin davacıdan tahsili ile davalıya verilmesine,
7-İstanbul Arabuluculuk Bürosu tarafından ileride haksız çıkacak taraftan alınmak üzere suçüstü ödeneğinden karşılanan 3.800,00-TL arabuluculuk tarife bedelinin davacıdan tahsili ile hazineye gelir kaydına, buna ilişkin harç tahsil müzekkeresi yazılmasına,
8-Artan gider/delil avansından artan avans olması halinde, hüküm kesinleştiğinde ve talep edildiğinde yatırana iadesine,
Dair, taraf vekillerinin yüzüne karşı, gerekçeli kararın tebliğinden itibaren iki hafta içerisinde İstanbul Bölge Adliye Mahkemeleri nezdinde istinaf kanun yolu açık olmak üzere karar verildi.06/02/2025
Katip ...
¸e-imzalıdır
Hakim ... ¸e-imzalıdır
*Bu belge 5070 sayılı Elektronik İmza Kanunu kapsamında elektronik imza ile imzalanmıştır.*