T.C.
İSTANBUL
7. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO:2023/830 Esas
KARAR NO :2025/14
DAVA:İtirazın İptali
DAVA TARİHİ:25/12/2023
KARAR TARİHİ:09/01/2025
Mahkememizde görülmekte olan İtirazın İptali davasının yapılan açık yargılaması sonunda,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
Davacı vekili, dava dilekçesinde özetle; müvekkili şirket ile dava dışı ...Hiz. Ltd. Şti. arasında 10.02.2020 tarihinde Acentelik Sözleşmesi imzalandığını, davalı ...'in acentenin hem yetkilisi hem de dava konusu sözleşmenin müşterek ve müteselsil borçlusu olduğunu, taraflar arasında yaşanan tahsilat sıkıntıları üzerine .... Noterliğinin 09.12.2020 tarih ... yevmiye numaralı ihtarnamesi ile acentelik sözleşmesinin feshedildiğini ve .... İcra Müdürlüğünün ... esas sayılı dosyası ile toplam 2.142.994,78 TL borcun ödenmesi için takip başlatıldığını, dava dışı ...Hiz. Ltd. Şti.'nin takibe itiraz etmediğini, davalı ...'in itirazı üzerine takibin durduğunu, davalının haksız itirazının iptali ile takibin devamını, % 20 oranında icra inkar tazminatı ile yargılama giderleri ve avukatlık ücretinin davalıya yüklenmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı tarafa usulüne uygun olarak tebligat yapıldığı, cevap dilekçesinin sunulmadığı görüldü.
Mahkememizce verilen ara karar gereğince bilirkişi raporu alınmasına karar verilmiş olup 28/10/2024 tarihli bilirkişi raporunun sonuç kısmında; "Davacı şirket (Eski unvan: ... Sigorta A.Ş.) ile dava dışı ...Hizmetleri Ltd. Şti. arasında 10.02.2020 tarihinde imzalanan Acentelik Sözleşmesinin davalı ... tarafından Müşterek ve Müteselsil Borçlu sıfatı ile imzalanmış olduğu, ...'in dava dışı Acente yetkilisi olduğu, davacı şirket tarafından keşide edilen .... Noterliğinin 09.12.2020 tarih ... yevmiye numaralı Azilname ve Fesih İhbarnamesi ile dava dışı Acente'ye ....Noterliği' nin 12.02.2020 tarih ... yevmiye numarası ile tasdikli hususi acentelik vekaletnamesi ile verilen yetki ve vekillikten azledildiğinin ve Şirket temsil yetkisinin kalmadığının, Acentelik Sözleşmesinin feshedildiğinin bildirilmiş olduğu, söz konusu fesih ihtarına karşı herhangi bir cevap ihtarnamesine dosya kapsamında rastlanılmadığı, davacı şirketin ticari defter kayıtlarında; taraflar arasındaki ticari ilişkinin 17.04.2020 tarihinde başlamış olduğu, tanzim edilen sigorta poliçelerine ait brüt prim tutarlarının cari hesaba borç kaydedilmiş olduğu, poliçe komisyon tutarlarının alacak kaydedilmiş olduğu, dava konusu icra takip tarihi olan 29.01.2021 tarihi itibarıyla dava dışı acentenin davacı şirkete 1.110.254,60 TL cari hesap borcu bulunduğunun tespit edildiği, .... İcra Müdürlüğünün ... esas sayılı dosyasında; davacı şirketin 29.01.2021 takip tarihi itibarıyla davalıdan 1.110.254,60 TL asıl alacak talep edebileceği, 1.110.254,60 TL asıl alacak miktarına takip tarihinden itibaren ticari avans faizi talep edilebileceği,
" yönününde görüş ve kanaat bildirilmiş ise de rapora itibar edilmemiştir.
DELİLLER:
.... İcra Dairesinin ... esas sayılı icra dosyası dosyamız arasına alınmıştır.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE:
Dava: Acentelik Sözleşmesi'nden kaynaklı borcun tahsili için başlatılan takip nedeniyle itirazın iptali davasıdır.
Davacı taraf; davalı ve dava dışı borçlu aleyhine .... İcra Müdürlüğü'nün ... E. sayılı dosyası ile; acentelik sözleşmesinden kaynaklı 2.142.994,78 TL-TL tutarlı alacağı için icra takibi başlatmıştır. Dava dışı ...Hiz. Ltd. Şti. takibe itiraz etmemiş, davalı ...'in itirazı üzerine takip ... yönünden durmuş, takibin devamı için yasal süresi içerisinde iş bu itirazın iptali davası açılmıştır.
Davacı şirket (Eski unvan: ... Sigorta A.Ş.) ile dava dışı ...Hiz. Ltd. Şti. arasında, 10/02/2020 tarihli Acentelik Sözleşmesi akdedilmiştir. Sözleşmenin Acentenin Yükümlülükleri başlıklı 4. Maddesinde; " Acentenin sözleşmeden doğacak borçlarının tamamına sözleşmede imzası bulunanlar müşterek ve müteselsilen borçludurlar" düzenlemesi yer almakta olup, sözleşmenin sonunda Acente başlığı altında dava dışı ...Hizmetleri Ltd. Şti., Müşterek Ve Müteselsil Borçlular yazısının altında ... adı yazılı olmakla adının altında imza bulunmadığı, şirket kaşesi üzerinde imza bulunduğu ve onun yanında yine açığa atılmış bir imza bulunduğu görülmektedir.
Aynî haklarla kişilik haklarının aksine borç ilişkilerinden doğan alacak hakları hukuki nitelikleri itibariyle nispidir. Alacaklı bu hakkı sadece borçluya karşı ileri sürebilir. (EREN, F.: Borçlar Hukuk Genel Hükümler, 22.b., Ankara 2017, s. 18).
Borç ilişkisinin bu nispi niteliği dolayısı ile taraflar yapmış oldukları sözleşmelerde kural olarak üçüncü kişileri etkileyemezler. Ne var ki, çağdaş hukuk sözleşme özgürlüğü ilkesiyle taraf iradelerine bazı hâllerde üçüncü kişilerin hukuk alanlarını etkileme imkânı tanımıştır. Sözleşmelerin üçüncü kişiler üzerindeki etkileri özellikle “üçüncü kişinin yararına sözleşme” ve “üçüncü kişinin fiilini üstlenme (taahhüt)” hallerinde görülür (EREN: s. 1169).
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) 128’inci maddesinde; “Üçüncü bir kişinin fiilini başkasına karşı üstlenen, bu fiilin gerçekleşmemesinden doğan zararı gidermekle yükümlüdür.” ifadesine yer verilmiştir.
Davaya konu acentelik sözleşmesinde anılan borçluluğun kefalet anlamına geldiğine ilişkin hiç bir açıklama yer almamaktadır. Acentelik Sözleşmesi davalı tarafından kefil sıfatı ile imzalanmamıştır. Yasada özel düzenleme olmadığı sürece sözleşme sayfası sonuna, şirket kaşesi üstüne ve açığa imza atma kefalet verildiği anlamını taşımayacağından, şirket kaşesi üstüne ve açığa imza atılmasının, şirket yetkilisince şahsi kefalet verildiği anlamını taşıdığına ilişkin özel düzenleme olmadığından, kefalet bir sözleşme türü olması sebebiyle tarafların ortak iradesinin kefalet akdinin kurulması noktasında uyuşması gerektiğinden, tarafların iradelerinin garantörlük veya kefalet verilmesi konusunda uyuştuğu davacı tarafça kanıtlanamamıştır.
Her ne kadar müşterek ve müteselsil borçlu yazısı altında davalının ad ve soyadı yer almakta ise de adın altında imza bulunmadığı, davalının imzasının şirket kaşesi üzerinde yer aldığı, kaşenin yanında bağımsız bir imza bulunmakta ise de bunun sözleşme metni içeriğinde ayrıca bir açıklama bulunmadığından tek başına boşluğa atılmış bir imzanın TBK 128. Maddeye göre üçüncü kişinin fiilini taahhüt olarak kabul edilmesi de mümkün görülmemiş ve davanın reddine karar verilmiştir.
Nitekim Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 2001/19-999 Esas 2001/1088 Karar 20.11.2011 tarihli ilamında, "Kanunda özel bir akit türü düzenlenmemiş olan garanti sözleşmesi, Borçlar Kanununun 110 maddesinde hükme bağlanan üçüncü kişinin edimini taahhüt niteliğinde kabul edilmekte, kefaletten farklı olarak asıl borç ilişkisinden tamamen bağımsız nitelikteki garanti sözleşmesinde şekil serbestisi hakim olup garantinin sınırının önceden belirlenmesi zorunluluğu bulunmadığı, ancak sözleşme serbestisi sınırsız olmadığı, BK'nun 19 ve 20 maddelerinde sözleşme serbestisinde bir takım sınırlamalar getirildiği, gerçekten bir sözleşmenin geçerli olması için, onun taraflara yüklediği, hak ve borçların tereddüde yer vermeyecek şekilde açık, başka bir deyimle konusunun gereği ve yeteri kadar belli ve sınırlı olması gerektiği, bu itibarla limit göstermeme şartı bulunmamakla birlikte garanti sözlemesinde hangi riskin garanti edildiğinin belli olması veya garanti edilen risk boyutlarının tereddüt yaratmayacak şekilde belirlebilir nitelikte olması gerektiği, herhangi bir riskin garanti edildiği belirlenmeden " doğacak her türlü borcun" garanti edildiğini öne sürmek boyutları belli olmayan bir edimin garantisi anlamına gelir ki, bununda garanti sözleşmesiyle bağdaşmayacağı, hal böyle olunca, garanti sözleşmesi düzenlendiği anda, garanti edilen edimin sınırlarının açıkça belirlenmiş olması ya da bunu belirlemeye yarayan koşul ve açıklamaların sözleşmede yer almamış bulunması halinde garanti edenin sorumluluğundan söz edilmeyeceği belirtilmiştir.
Yargıtay Genel Kurul Kararında, davalıya acentelik sözleşmesi ile yüklenen hak ve borçların tereddüte yer vermeyecek şekilde açık olmadığı garanti edilen edimin sınırları açıkça belirlenmediğinden ya da belirlenmeye yarayan koşul ve açıklamalar, sözleşmede yer almadığından davalının garanti eden olarak sorumluluğundan sözedilemeyeceğinden sözleşmenin tarafı olan acenta şirketin ödenmeyen primlerinden dolayı davalı sorumlu tutulamaz.
Açıklanan gerekçelerle davanın reddine dair aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM: Gerekçesi Yukarıda Açıklandığı Üzere;
1)Davanın REDDİNE,
2)Harçlar tarifesi uyarınca alınması gereken 615,40 TL harç bedelinin peşin alınan 10.434,89 TL harçtan mahsup edilerek bakiye 9.819,49 TL harç bedelinin karar kesinleştiğinde talep halinde davacı tarafa iadesine,
3)Davacı tarafından yapılan yargılama masraflarının kendi üzerinde bırakılmasına,
4)Davalı taraf duruşmalarda vekil ile temsil edildiğinden karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi gereğince hesap olunan 186.271,69 TL nispi vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalı tarafa verilmesine,
5)Arabuluculuk ücreti olan 1.560,00 TL ücretin davacıdan alınarak Hazineye gelir kaydına,
6)Taraflarca yatırılan ve kullanılmayarak artan gider avansının karar kesinleştiğinde ilgili tarafa iadesine,
Dair, davacı vekilinin yüzüne (e-duruşma ile), davalı yokluğunda; 6100 sayılı HMK'nun 342. ve 345. maddeleri gereğince karşı tarafın sayısı kadar örnek eklenmek suretiyle tebliğden itibaren iki haftalık süre içerisinde mahkememize verecekleri bir dilekçe ile veya başka bir mahkeme aracılığı ile mahkememize gönderecekleri dilekçe ile veya HMK 348. maddesi gereğince istinaf dilekçesi kendisine tebliğ edilen taraf, başvurma hakkı bulunmasa veya başvuru süresini geçirmiş olsa bile mahkememize verecekleri bir cevap dilekçe ile veya başka bir mahkeme aracılığı ile mahkememize gönderecekleri cevap dilekçesi ile HMK 341. madde uyarınca İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi nezdinde istinaf yolu açık olmak üzere oy birliğiyle verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı. 09/01/2025
Başkan ...
e-imzalıdır
Üye ...
e-imzalıdır
Üye ...
e-imzalıdır
Katip ...
e-imzalıdır