T.C.
İSTANBUL
7. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO : 2024/38
KARAR NO : 2025/455
DAVA : Tazminat
DAVA TARİHİ : 17/09/2014
KARAR TARİHİ : 22/05/2025
Mahkememizin 2014/692 esas, 2019/910 karar sayılı, kararın taraf vekillerince istinaf edilmesi üzerine İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 43. Hukuk Dairesinin ... esas, ... karar sayılı, 08/11/2023 tarihli ilamı ile kararın kaldırılması üzerine mahkememizin 2024/38 esas sayılı sırasına kaydı yapılarak görülmekte olan Tazminat davasının yapılan açık yargılaması sonunda,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin davadışı ... Tic. A.Ş.'de % 16,666 oranında paydaş olduğunu ... 41. Asliye Ticaret Mahkemesinin ....Sayılı dosyası kapsamında yapılan özel denetçi incelemesinde, dava dışı şirketin ticari defterlerinin TTK'da belirlenen usullere uygun tutulmadığını, 2011 yılı yevmiye defterinin ve envanter deflerinin kapanış tasdiklerinin yapılmamış olduğunu, bu durumun ilgili defterlerin şirket açısından beklenen şeffaf, güvenilir ve anlaşılır kayıtlar içerme fonksiyonunu gerçekleştirmesini engellediğini, bu defterlerin artık sadece dava dışı şirket aleyhine delil teşkil edeceğini, TTK m. 375 uyarınca anonim şirket yönetim kurulunun muhasebe, fınans denetimi ve şirketin yönetiminin gerektirdiği ölçüde finansal planlama için gerekli düzenin kurulması konusunda devredilemez görev ve yetkisinin olduğunu, bu durumda şirket faaliyet raporunun ve ilgili belgelerin geçerliliğinin şüphe uyandırdığını, müvekkili davacının yönetim kurulu üyeliğinden istifa ettiğini dava dışı şirkete bildirmesine rağmen, bildiriminin bir yıldan fazla bir süre teşdi edilmemiş olduğunu, sırf bu hususun bile yönetim kurulunun üzerine düşen görev ve sorumlulukları layığıyla yerine getirmediğini gösterdiğini, yönetim kurulu üyeleri tarafından bir takım gerçek dışı ve usulsüz işlemin şirketin ticari defterlerine işlenmiş olduğunu, bu durumun şirketin ve şirket pay sahibi olan davacının zararına olduğunu, bu usulsüzlüklerden en çarpıcı olanın özel denetim raporu ile tespit edildiğini ve bu durumun davacı tarafından özel denetim raporu ile birlikte öğrenildiğini, buna göre 203.960 EURO'nun 27 Mayıs 2011 tarihinde şirket tarafından davacıya ödenmiş olarak gösterildiğim ancak davacıya hiçbir ödeme yapılmadığını, bu tutarın şirket pay sahiplerinin hâkim ortak olduğu ...A.Ş. çalışanı... tarafından şirkete ait banka hesabından çekilmiş olduğunu ve şirket pay sahiplerinin hâkim ortak olduğu bir diğer şirket ... A.Ş. (...) hesabına yatırılmış olduğunu, işlemi yapan şahsın davacı tarafından yetkilendirilmemiş olduğunu, davacı ile herhangi bir fiili veya hukuki temsil ilişkisinin bulunmadığım, söz konusu muhasebe işleminin usulsüz, gerçek dışı, şirkete ve davacıya zarar verici nitelikte olduğunu, yönetim kurulu üyelerinin davacının şirketten olan alacağını ödememek amacıyla usulsüz işlem gerçekleştirmiş olduğunu, şirket bilançosunda, gelir gider tablosunda ve diğer finansal belgelerde usulsüzlükler yaptığını yönetim kurulu faaliyet raporunu ve ilgili belgelerin gerçekleri yansıtmadığını, yanlış ve çarpıtılmış bilgiler içermekte olduğunu, şirketin hiçbir nakit sıkıntısı olmamasına rağmen, bankadan yüksek miktarda kredi çekilmiş olduğunu ve alınan bu kredilerin yönetim kurulu üyelerine aktarıldığını, şirket bilançosu, kar zarar hesaplarının usulüne uygun düzenlenmediğini, yönetim kurulu tarafından birçok usulsüz ve hukuka aykırı işlem yapıldığını, şirket kaynaklarının dürüstlük kuralına aykırı olarak bir kısım pay sahipleri arasında dağıtılmış olduğunu ve pay sahiplerinin birçok işlemden kişisel menfaat elde ettiğini, şirketin ve şirket pay sahiplerinin zarara uğramasına sebebiyet verildiğini, davalı şirketin .... projesi kapsamında inşa edilen bir kısım konutlarının, pay sahiplerinin yakınlarına emsal bedelin çok altında bedellerle satıldığını, projenin 26 numaralı bağımsız bölümünün 4 Aralık 2011 tarihinde pay sahibi ve yönetim kurulu üyesi olan ...'in oğlu ...'e 2.200.000 TL, 27 numaralı bağımsız bölümün ise ...’in yakın akrabası ...’ya 1.911.600,00 TL karşılığında satıldığını, bu satış işlemlerinin pay sahipleri lehine çok açık bir örtülü kazanç aktarımını ifade ettiğini, bunun dışında 17 adet bağımsız bölümün emsal bedellerinin altındaki fiyatlarla yönetim kurulu üyelerinin yakınlarına satıldığını, müvekkili davacı dışındaki tüm pay sahiplerinin şirket varlıklarını kendi aralarında paylaştığını ve bu bakımdan davacının haklarının gasp edildiğini, yönetim kurulu üyelerinin yapmış olduğu bu işlemlerin Kurumlar Vergisi Kanunu ve Sermaye Piyasası Kanunu ile yasaklanmış olan ve ciddi cezai müeyyideler getirilmiş olan örtülü kazanç aktarımına isabet ettiğini, şirketin bu işlemlerden dolayı önemli ölçüde zarara uğradığını, bu işlemlerde yönetim kurulu üyelerinin kusurunun ve sorumluluğunun açık olduğunu, bu durumun finansal tabloların gerçeği yansıtmadığını ortaya koyduğunu, Maçka Suites projesi kapsamında İnşa edilen taşınmazların diğer bir kısmının ise üçüncü kişilerle yapılan kayıt dışı sözleşmeler ile emsal bedelinin altında satıldığını, şirketin önemli ölçüde zarar ettiğini, projenin 21-22 numaralı bağımsız bölümlerinin 2.065.000 USD bedelle ... Şirketi’ne (...) satıldığını, 31 numaralı bağımsız bölümün ise 2.065.000 USD bedelle ...Ticaret A.Ş.'ye (...) satıldığını, yönetim kurulu üyelerinin bu satışlarda usulsüzlük yaparak haksız kişisel kazanç elde ettiklerini, yönetim kurulu üyelerinin ... ve ... ile akdedilen satış sözleşmeleri dışında şirketin bilgisine sunmadıkları üçüncü/kayıt dışı bir sözleşme imzalayarak 21-22 numaralı bağımsız bölümler için 3.850.000 USD, 31 numaralı bağımsız bolum için 4.000.000 USD olmak üzere toplamda 7.850.000 USD şahsi menfaat elde ettiklerini, imzalanan taşınmaz satış vaadi sözleşmelerde davacının da İsmi olmasına rağmen müvekkili davacının sözleşme ile ilgisinin bulunmadığını, sözleşmenin ... ve ... tarafından imzalandığını, 21-22-31 numaralı bağımsız bölümlerin satışından 13.980.000 USD kazanılmış olmasına rağmen, şirket ticari defter ve kayıtlarında bu satışlardan 4.130.000 USD gelir elde edilmiş olduğunun gösterildiğini, ilgili kısmın doğrudan yönetim kurulu üyeleri tarafından alındığını, ... A.Ş. tarafından yapılmış olan değerlemeye göre bu 3 bağımsız bölümün toplam değerinin 10.800.000 USD (21 numaralı bağımsız bölüm 2.900.000 USD, 22 numaralı bağımsız bölüm 2.400.000 USD, 31 numaralı bağımsız bölüm 5.500.000 USD) olduğunu, dolayısıyla bu usulsüz işlemlerin şirket finansal tablolarının eksik, hatalı ve çarpıtılmış olmasına yol açtığını, pay sahiplerinin şirket kaynaklarını kendi menfaatleri için kullandıklarını, yönetim kurulu üyelerinin dürüstlük kuralına aykırı olarak şirkete borçlandıklarını, 31.12.2012 ve 31.11.2011 tarihli bilançolar incelendiğinde, pay sahiplerinin şirkete olan borçlarının 2011 yılında 3.893.543 TL, 2012 yılında ise 4.025.261,13 TL olduğunu, şirket yönetim kurulunun şirket hesabından menfaat sağlamak amacıyla kendilerine kazanç aktarımı yapmış olduklarını, her ne kadar TTK pay sahiplerinin şirkete borçlanmalarım tamamen yasaklamasa da, şirketin yeni yatırımlar yapacağı, ortaklara kar payı dağıtacağı bir dönemde ortaklara sürekli borç vermesinin olağan kurallar çerçevesinde dürüstlük kuralı ile bağdaşmadığını, şirket pay sahiplerinin kullanmış oldukları kredilerden dolayı şirkete herhangi bir faiz ödemesinde bulunmadıklarını, bu hususun özel denetim raporunda tespit edildiğini, bunun dışında, Denetçinin, Şirket Yönetim Kurulu Üyeleri’nin yapmış olduğu tüm usulsüzlüklerden haberdar olmasına rağmen bu usulsüzlükleri ve Şirket finansal tablolarında yapılan oynamaları hiçbir şekilde denetçi raporuna yansıtmadığını, tüm bu gerekçelerin, Şirket Denetçisi ...'ın Şirket'in ve Müvekkili ...’ ın uğramış olduğu zararlardan dolayı sorumluluğunu doğurmakta olduğunu öne sürerek, fazlaya dair tüm hakları saklı kalmak suretiyle; Şirket Yönetim Kurulu'nun iş ve işlemlerinden dolayı Müvekkili ...’ın uğramış olduğu doğrudan zararın öncelikle mahkeme tarafından tespitine ve tespit edilecek toplam zarar miktarı belirlemek mümkün olmadığından şimdilik 5.000,00 TL’nin dava tarihinden işleyecek ticari faizi ile birlikte Şirket Yönetim Kurulu Üyeleri olan ..., ..., ..., ... ve...'ten alınarak Müvekkile ödenmesine, Şirket Denetçisi ...'ın kanuni görevlerini yerine getirmemiş olmasından dolayı Şirket'in ve Şirket pay sahiplerinin uğramış olduğu zararın tespit edilmesine ve sorumluluğu ölçüsünde tahsiline, c-Şirket Yönetim Kurulu'nun iş ve işlemlerinden dolayı Şirket'in uğramış olduğu toplam zarann Sayın Mahkemeniz tarafından tespitine, tespit edilen toplam zararın Şirket Yönetim Kurulu Üyesi olan: ..., ..., ..., ... ve ... ve denetçi ...'dan müştereken ve müteselsilen tazminine, dava tarihinden hesaplanacak ticari faizi ile birlikte Şirket’e iadesine, toplam zararın Müvekkil tarafından bilinmesi mümkün olmadığından bu zararlar karşılığı şimdilik 5.000,00 TL'nin dava tarihinden hesaplanacak ticari faizi ile birlikte Şirket’e iadesine, dava masraflarıyla vekalet ücretinin davalı üzerine yükletilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalılar vekili cevap dilekçesinde özetle; davadışı ...A.Ş'nin 23.09.2005 tarihinde %50 si ...ailesine %50'si ... ailesine ait olmak üzere kurulan ve 6 pay sahibinin de eşit paya sahip olduğu bir anonim şirket olduğunu, davacının kuruluştan itibaren "şirketi temsil konusunda da yetkili” yönetim kurulu üyeliğinde bulunduğunu, son olarak 29.06.2010 tarihli genel kurulda üç yıl süre ile yönetim kurulu üyeliğine seçilmiş olmasına rağmen, bu görevden 2012 yılında istifa ederek ayrılmış olduğunu, davacının görevden ayrılmasının, davacı ile büyük kardeşleri ... ve ... arasında ortaya çıkan uyuşmazlığın müvekkili şirket iç ilişkisine yansımasının bir sonucu olduğunu, bu uyuşmazlığın tarafların birlikte ortak oldukları diğer tüm şirketlere de yansımış olduğunu, davacının gerçekte bir hak ihlali olmamasına rağmen mütemadiyen her bir genel kurul kararı aleyhine iptal davası açmaya başladığını, ... 41. Asliye Ticaret Mahkemesi tarafından atanan özel denetçi ....tarafından özel denetçi raporu hazırlandığını, bu raporda davacının bütün iddialarının cevabının bulunduğunu, ticari defterlerin kapanış tasdiklerinin yaptınlmamış olduğuna dair tespit haricinde davacı tarafın iddialarını destekleyen tek bir bulgunun olmadığını, 2011 yılı olağan genel kurul toplantısının iptali için ... 36. Asliye Ticaret Mahkemesi nezdinde açılan ...E. Numaralı dosya kapsamında hazırlanmış olan bilirkişi raporunda, davadışı şirket yöneticilerinin şirket gelirlerini kendi menfaatleri doğrultusunda kullanarak kar payını azaltmış oldukları yönünde bir tespite rastlanamadığından bilanço ve kar zarar hesaplarının onaylanmasına ilişkin kararın iptal edilmesini gerektirecek bir aykırılığın bulunmadığını, dava konusu genel kurul kararlarının davacıya zarar vermek kastıyla alınmış kararlar olmadığı ve bu nedenle iyi niyet kurallarına aykırılık iddiasının ileri sürülemeyeceğinin açıkça belirtildiğini, davacının iddialarından biri olan adına yapılmış 203.960 EURO tutarında bir ödemenin bilgisi dışında gerçekleştiği ile ilgili olarak özel denetim raporunda, davalı şirket 2011 yılı yasal defterlerinde davacı hesaplarında yapılan incelemelerde davacı hesaplarına giriş çıkışlarda usule aykırı bir durum olmadığı kanaatine varıldığının ifade edildiğini, davadışı şirketin defterlerinde hiçbir usulsüzlük bulunmadığını, davacının ihtiyaç olmamasına rağmen kullanıldığını iddia ettiği, kredinin 22 Mart 2011 tarihli ... Bankasından kullanılmış olan 6.000.000 Euro tutarında bir yatırım kredisi olduğunu, bu kredinin ... projesinin inşası için temin edilmiş olduğunu, davacının yüksek tutarlarda kar elde edildiğini iddia ettiği işin davadışı şirket ortaklarının sahibi olduğu bir arazi üzerinde geliştirilen tır parkı işletmesinin şirket tarafından işletilmesinden hâsıl olan kar olduğunu, 2012 yılı sonunda gelir tablosunda görülen yaklaşık toplam 745,000 TL tutarındaki karın bahse konu işletmeden hâsıl olan kısmının 2008-2012 yıllan arasında yaklaşık toplam 350.000,00 TL olduğunu kalan tutarın döviz cinsinden işlemlerden ortaya çıkan kur farkı değişimlerinin etkileri, ortaklar cari hesabına yürütülen faizler, banka mevduat faizleri ve hesaben oluşmuş karlar olduğunu, tır parkı işletmesinden sağlanan karlarla İnşaat projesinin yapılamayacağının ortada olduğunu, ... Bankası'ndan kullanılmış olan kredi sözleşmesinde davacının da imzasının bulunduğunu, bilanço ve kar-zarar hesaplarının usulüne uygun düzenlenmiş olduğunu, esasen yönetim kurulunun şirketi zarara uğratıcı herhangi bir eyleminin olmadığını, davacının 12.07.2012 tarihli Genel Kurul Toplantısında ...'in oğlu ...'e projenin 26 numaralı bağımsız bölümünün, akrabası ...'ya 27 numaralı bağımsız bölümün 50.000,00 TL bedelle satıldığı iddiasında bulunduğunu, hâlbuki bahse konu şahıslarla ön satış sözleşmelerinin 4 Aralık 2011 tarihinde gerçekleştirilmiş olduğunu, kendilerinden kapora olarak 50.000 TL alındığını, davacının bu sırada yönetim kurulu üyesi olduğunu, bunun söz konusu bedellerle yapılmış bir satış işlemi olmadığını bilebilecek bir durumda olduğunu, bu iddiaların özel denetçi raporunda cevaplanmış olduğunu, buna rağmen bu iddiaların 2012 yılı genel kurul toplantısında yeniden gündeme getirilmesi üzerine davacıya iskan belgesi tarihine kadar müstakbel alıcılarla ön satış protokolü imzalanabileceği ancak bunların gelir değil avans niteliğinde olduğu bilgisinin verildiğini, projenin 26 numaralı bağımsız bölümünün 2.200.000,00 TL bedelle ...'e 27 numaralı bağımsız bölümünün 1.911.600,00 TL bedelle ...'ya satıldığını, öte yandan satış işlemlerinin 2013 yılında gerçekleştiğini ve bu kazançlardan hasıl olan kazançların 2013 yılı mali tablolarına yansıtıldığını, yönetim kurulunun üretilen bağımsız bölümlerin muhtemel satış fiyatlarını belirlemek amacıyla gayrimenkul için rayiç bedel araştırması yaptığını, bunun için çevresinde bulunan diğer residence projelerinin fiyatlarını emsal olarak aldığını, 12 Eylül 2012 tarihinde İstifa eden davacının 2011 yılının ilk aylan içerisinde satış bedellerinin belirlenmesinin her aşamasında bizzat rol aldığını, satış fiyatlarını benimsemeyen davacının neden 1,5 yıl sonra istifa ettiğini, davacının 9 Mart 2012 tarihli ... Şirketi tarafından hazırlanan değerleme raporunu neden yönetim kurulu üyeleri ile paylaşmadığını, paylaştığı ve yönetim kurulu tarafından rapora itibar edilmediği varsayıldığı takdirde neden istifa etmek için 6 ay beklediğini, neden satış fiyatları noktasında eleştiri konusu yaptığı ... ve ... şirketlerine 21, 22 ve 31 numaralı bağımsız bölümlerin satışım bizzat kendisinin yaptığını, her iki şirketin temsilcisi olan ...'nun aynı zamanda davacının ... A.Ş. unvanlı şirketindeki ortağı ve ... ve ... şirketlerinin sahibi olan şahsın ... A.Ş.'deki temsilcisi ve yönetim kurulu üyesi olduğunu, 21, 22 ve 31 numaralı bağımsız bölümlerin satılması için davacının Ekim 2010 tarihinde müşteriyi yönetim kuruluna bildirdiğini, satış işlemlerini başından sonuna kadar yönetim kurulunun alıcı ile hiç karşı karşıya gelmediğini bütün ilişkinin davacı ile yasal vekili ... tarafından gerçekleştiğini, uzun pazarlıklar esnasında davacı tarafından müşteri ile beraber hazırlanarak yönetim kuruluna sunulan birçok satış protokolünün olduğunu, nitekim davacının 12 Şubat 2012 tarihinde göndermiş olduğu “Maçka sözleşme taslakları konulu e-mail'de ... protokol son şekli, Pazartesi imzaya hazırlar." ifadesinin de durumu açıkça ortaya koyan örnek olduğunu, gerçek satış sözleşmesinin 5 Nisan 2011 tarihinde tapuda tescil edildiğini, hal böyle iken davacının esasen farklı bir amacının olduğunun açıkça anlaşıldığım, ortada tek bir sözleşmenin var olduğunu, imzaları dahi eksik ve natamam bir takım taslakların delil niteliklerinin yürütülmek suretiyle zaman zaman ortaklara kullandırdığını ve ihtiyaç duyduğu tarihlerde verilen borçlan geri çağırdığım, Özel denetim raporunda "ancak davalı şirketin diğer ortaklarınca şirketten çekilen paralarla ilgili olarak (131 Ortaklardan Alacaklar hesabına) 44.252,02 TL tutarında faiz geliri tahakkuk ettirildiği görülmüştür’’ ifadesinin yer aldığını, ortakların 2011 yılından devreden 3.893.543 TL borcundan 2012 yılı içinde 211.848 TL tahsil edildiğini, ortakların şirkete olein borçlanmn 3.681.695 TL’ye düştüğünü, yıl İçinde ortakların bu tutardaki borçlarına şirket lehine 343.566 TL faiz gelirinin tahakkuk ettirilmiş olduğunu, toplam borcun 4.025.261 TL olduğunu, ... ve ... isimli davalıların 2013 yılında şirkete borçlarının kalmadığını, şirkete sağladıkları finansman nedeniyle şirketten alacaklı olduklarını, özel denetçi raporunda açıkça şirketin ortaklarına borçlanması durumunda ortaklara herhangi bir faiz uygulanmadığı belirtilmesine rağmen, davacının bunu sanki şirketin ortaklarından alacaklı olması durumunda bu parayı bedelsiz kullandırdığı şeklinde algıladığını, bu itibarla şirketin ortaklara haksız kazanç aktardığından bahsetmenin mümkün olmadığını belirterek davanın zamanaşımı yönünden reddi ile davacının "doğrudan zarar” talebi bakımından belirsiz alacak davası şartlan oluşmadığından 203.960 Euro üzerinden harem tamamlatılmasına, yine "doğrudan zarar" talebi adı altında gerçekte ... A.Ş.'ye karşı yöneltilmesi gereken bir "alacak talebi" bulunduğundan husumet yönünden de bu talebin reddine, "Dolayısıyla zarar" adı altında ileri sürülen talepler yönünden müvekkillerin ... A.Ş.'yi zarara uğratıcı herhangi bir eylemleri olmadığından bu yönüyle de davanın reddine, yargılama giderleri ile vekâlet ücretinin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
DELİLLER:
... Ticaret Sicil Müdürlüğüne, ... Bankası A.Ş., ... Tapu Müdürlüğüne yazılan müzekkerelere cevap verildiği ve dosyamız arasına alındığı görüldü.
... 41. Asliye Ticaret Mahkemesinin... esas sayılı dosyası, ... 2. Asliye Ticaret Mahkemesinin ...esas sayılı dosyası dosyamız arasına alınmıştır.
Mahkememiz ara kararı uyarınca aldırılan 15/04/2025 tarihli bilirkişi raporunun sonuç kısmında; "İnceleme yapılan satış evrakında tespit edilen söz konusu yönetim kurulu üyelerinin sorumluluk oranları hesaplanırken, imza attıkları evraktan kaynaklı zararın dava konusu 22 dairenin satışından kaynaklı toplam zarara oranı esas alınmıştır. Dairelere ilişkin tespit edilen zarar tutarlarının farklı olması sebebiyle oranlamada her bir dairenin zarar tutarı bu şekilde ayrıca dikkate alınmıştır.
Bu anlatım doğrultusunda davalı yönetim kurulu üyelerinin sorumluluklarının oranlarına ilişkin tablo rapor ekinde yer almaktadır. Tespit edilen oranlarda davalı yönetim kurulu üyelerinin ayrı ayrı sorumlu oldukları,
Dosyaya sunulan 27.05.2011 tarihli ... Bankası ... Şubesi Müdürlüğüne hitaben 203.960,00 Euro'nun...'a ödenmesi talimatı incelendiğinde, talimattaki imzanın ... ve ...'e ait olduğu tespit edilmiştir. Yukarıda dolaylı zarar bakımından yapılan açıklamalar dikkate alındığında söz konusu doğrudan zarardan davalı ... ve ...'in ayrı ayrı %50 oranında sorumlu olduğu," yönününde görüş ve kanaat bildirilmiştir.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE:
Dava, anonim şirket yönetim kurulu üyelerinin ve denetçisinin sorumluluğu davasıdır.
Davacı vekili dava dilekçesinde şirket yönetim kurulunun iş ve işlemlerinden dolayı müvekkilinin uğramış olduğu doğrudan zarara karşılık şimdilik 5.000 TL'nin dava tarihinden işleyecek ticari faizi ile birlikte davalılardan alınarak müvekkiline ödenmesine, şirket yönetim kurulunun iş ve işlemlerinden dolayı şirketin uğramış olduğu toplam zararın karşılığı şimdilik 5.000TL'nin dava tarihinden hesaplanacak ticari faizi ile birlikte şirkete iadesine karar verilmesini talep etmiştir.
Yapılan yargılamada 25/02/2015 tarihli ilk celsede davacı vekiline dava dilekçesindeki anlatımlarına göre belirlenebilir zararını açıklaması ve bu miktar üzerinden nispi harcını tamamlaması için süre verilmiş ve davacı vekili tarafından ıslah harcı adı altında eksik harç tamamlanmıştır. Her ne kadar eksik harç ıslah harcı olarak adlandırılmış ise de ara karar doğrultusunda talep açıklanarak somutlaştırıldığından yapılan işlem harç tamamlamadır. Nitekim davacı vekili 11/03/2015 tarihli beyan dilekçesinde HMK'nın 107. Maddesi kapsamında bedel artırımı veya HMK'nın 176 vd. maddesi kapsamında ıslah anlamına gelmemek kaydıyla, dava dilekçesi kapsamındaki belirlenebilir zararın bildirilmesi ve harcın ikmal edilmesinden ibaret olduğunu belirtmiştir.
Davacı vekili 11/03/2015 tarihli dilekçesinde doğrudan zararın dava dilekçesinde talep edilen 5.000 TL baki kalmak üzere, ayrıca; mevcut bilgiler dahilinde belirlenebilmiş olan 203.960 Euro'nun Müvekkil'in uğradığı toplam zararın asgari miktarını teşkil etmek üzere, dava tarihi olan 25 Nisan 2014 itibariyle TL karşılığının (605.067,73 TL), daha sonra tespit edilecek toplam zarar ile birlikte, dava tarihinden işletilecek ticari faizi ile ödenmesine, şirket yönetim kurulunun iş ve işlemlerinden dolayı şirketin uğramış olduğu toplam zararın dava dilekçesinde talep edilen 5.000 TL baki kalmak üzere, ayrıca; mevcut bilgiler dahilinde belirlenebilmiş olan 7.850.000 ABD Dolarının toplam zararın asgari tutarını teşkil etmek üzere dava tarihi olan 25 Nisan 2014 itibariyle TL karşılığının (16.843.745,00 TL), yargılama sırasında tespit edilecek toplam zararla birlikte, dava tarihinden işletilecek ticari faizi ile birlikte davalılardan alınarak şirkete iadesine, karar verilmesini talep etmiştir.
Daha sonra davacı vekili 07/10/2019 tarihli dilekçesi ile talep miktarını 47.029.755,35 TL olarak arttırmıştır. Dava değeri doğrudan zarar için 203.960 Euro'nun dava tarihi itibariyle geçerli kur karşılığı olan 605.067,73 TL ile dolaylı zarar için 29.628.244,30 ABD Dolarının dava tarihi itibariyle geçerli kur karşılığı olan 63.573.323,79 TL olarak belirlenmiştir. Davacı döviz zararı bakımından dava tarihi itibariyle seçimlik hakkını TL yönünde kullanmış olduğundan hükmedilen tazminatların TL karşılıkları hesaplanmıştır.
Dava belirsiz alacak davası olarak açılmış olup aşağıda alıntılanan mahkememiz kararını kaldıran ayrıntılı ilamda da belirtildiği üzere davacının zararı özel denetçi raporu ile öğrendiği kabul edilmiş ve zamanaşımı itirazları yerinde görülmemiş, ayrıca faize dava tarihinden itibaren hükmolunmuştur.
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 43. Hukuk Dairesinin ...esas, ... karar sayılı, ilamında "Dava dışı şirket, ana sözleşmesinin 23/09/2005 tarihinde ... Ticaret Siciline ... sicil numarası ile tescili ve ilanı ile tüzel kişilik kazanmış ( 6 ) ortaklı 2.779.946,08 TL sermayeli bir anonim şirkettir. Davacı davadışı şirkette %16,68 paydaştır. Dava dışı şirketin ... Ticaret Siciline 30/10/2010 tarihinde tescil ve TISG' nin ... sayılı nüshasırun 751.sayfalarında ilan edilen 2009 yılına ait 29/06/2010 tarihli Olağan Genel Kurul toplantısında davadışı şirketin yönetim kurulu ( 3 ) yıl süre ile görev yapmak üzere oybirliği ile seçilmiş ve kurucu 6 ortak yönetim kurulu üyesi olmuştur.
Davaci, 29.06.2010 tarihinde ( 3 ) yıl için seçildiği davadışı şirketteki yönetim kurulu üyeliğinden 12/09/2012 tarihinde istifa ederek ayrılmış ve 2012 yılına ait 03/12/2013 tarihli olağan genel kurul toplantısında, yönetim kurulunun ( 5 ) üyeden oluşmasına ve ( 3) yıl süre ile görev yapmak üzere, davalılar ..., ..., ..., ... ve ... yönetim kurulu üyesi seçilmiştir. Alınan bu karara davacı olumsuz oy vermiştir.
Davadışı şirketin, 2011 yılına ait 12/07/2012 tarihli olağan genel kurul toplantısında, görev süresi dolan ...' ın ( 3 ) yıl süre ile denetçi olarak seçilmesine aynı şekilde oy çokluğu ile karar verilmiştir.
Dava dışı şirket ana sözleşmesinin 8. maddesinde şirketin yönetim ve dışarıya karşı temsil yetkisinin yönetim kuruluna ait olduğu ve yönetim şekli düzenlenmiştir. Şirketin 01/06/2007 tarihli olağan genel kurulunda 7. madde ile genel kurulda yönetim kurulunun temsiline ilişkin karar alınmış, yine 29/06/2010 tarihli olağan genel kurul toplantısında yeniden bir önceki dönem yönetim kurulu üyelerine yetki verilmiş ve şirketin resmi yada gayri resmi daireler nezdinde tanzim edilecek yazışmalar, beyannameler, bildirgelerve bilumum evrakın geçerli olabilmesi için ayrı ayrı yönetim kurulu üyelerinin münferiden tek imza ile yetkili kılındıkları düzenlenmiştir.
Anonim şirket yönetim kurulu üyelerinin sorumluluğu, 6102 sayılı TTK’nın 553/1. maddesinde düzenlenmiştir. Buna göre kurucular, yönetim kurulu üyeleri, yöneticiler ve tasfiye memurları, kanundan ve esas sözleşmeden doğan yükümlülüklerini kusurlarıyla ihlal ettikleri takdirde, hem şirkete hem pay sahiplerine hem de şirket alacaklılarına karşı verdikleri zarardan sorumludurlar. Maddenin 3. fıkrasına göre, Hiç kimse kontrolü dışında kalan, kanuna veya esas sözleşmeye aykırılıklar veya yolsuzluklar sebebiyle sorumlu tutulamaz; bu sorumlu olmama durumu gözetim ve özen yükümü gerekçe gösterilerek geçersiz kılınamaz.
TTK 557. maddesi gereğince Birden çok kişinin aynı zararı tazminle yükümlü olmaları hâlinde, bunlardan her biri, kusuruna ve durumun gereklerine göre, zarar şahsen kendisine yükletilebildiği ölçüde, bu zarardan diğerleriyle birlikte müteselsilen sorumlu olur. (2) Davacı birden çok sorumlu kişiyi zararın tamamı için birlikte dava edebilir ve hâkimin aynı davada her bir davalının tazminat borcunu belirlemesini isteyebilir. (3) Birden çok sorumlu arasındaki başvuru, durumun bütün gerekleri dikkate alınarak hâkim tarafından belirlenir.
Bilindiği gibi; Yasa ve ana sözleşmenin kendilerine yüklediği görevleri gereği gibi yerine getirmeyen şirket yöneticileri bu yüzden oluşan zararlar nedeniyle ortaklığa, ortaklara ve ortaklık alacaklılarına karşı sorumludur. Yönetici aleyhine açılacak sorumluluk davasında asıl dava hakkı ortaklığa ait olup, böyle bir davanın açılabilmesi genel kurulun bu yönde bir karar alması koşuluna bağlıdır. Ancak, zarar gören ortakların da yöneticiler aleyhine dava açma hakkı bulunmaktadır. Ortak tarafından açılacak dava, ortaklığın dava açabilmesi için alınması gerekli genel kurul kararına bağlı da değildir. Ortakların dava açma hakkı da doğrudan doğruya zarar ve dolaylı zarar durumuna göre değişiklik gösterir.
Bu nedenle, ortağın doğrudan zararı ile dolaylı zararın açıklanması gerekmektedir.
6762 sayılı Türk Ticaret Kanununda çokça tartışılan doğrudan zarar ve dolaylı zarar kavramlarına 6102 sayılı Türk Ticaret Kanununda yer verilmemiştir. Ancak yeni Kanunda da şirkete, pay sahiplerine ve alacaklılara uğradıkları zararlar için dava açma hakkı tanınmıştır. Bu kişiler, uğradıkları doğrudan zararların tazmini için kusurlu yönetim kurulu üyelerine yönelebilirler. Ayrıca şirketin uğradığı zararlardan yansıma yoluyla zarar gören yani dolaylı zarara uğrayan pay sahibi ve alacaklılar da belli koşullarda sorumluluk davası açabilirler (TTK 553, 556).
Doğrudan ve dolaylı zararlar, yönetim kurulu üyelerine karşı açılacak sorumluluk davasında pay sahipleri ve alacaklılar bakımından önemli kavramlardır. Yönetim kurulu üyelerinin kusurlu davranışlarının şirketin, pay sahibinin veya alacaklının alanında doğrudan yol açtığı zararlara doğrudan zarar denir. Yönetim kurulu üyelerinin kusurlu davranışlarının şirketin malvarlığına zarar verdiği ve bu zararın pay sahiplerini veya alacaklıları etkilediği zararlara da dolaylı zarar denir.
Doğrudan zarara istinaden dava hakkı her bir ortağa ve alacaklıya direk ve kişisel olarak tanınmıştır. Diğer ortakların, alacaklıların veya şirketin tazminat talebinden tamamen bağımsızdır. Zararın doğrudan zarar olması halinde, ortak bu davayı hem yönetim kurulu üyelerine hem de şirkete yöneltebilir.
Doğrudan doğruya zarar, şirket ortaklarının ve alacaklıların yönetim kurulu üyelerinin fiilleri sonucunda şirketin zararından bağımsız olarak uğradıkları zarardır. Şirketin ortakları ve alacaklıları, ortaklık zarar görmeden de bir zarara uğrayabilirler. İşte ortaklık malvarlığında herhangi bir azalma meydana gelmeden ortağın ve alacaklının malvarlığında meydana gelen azalmaya anonim şirketler hukukunda doğrudan zarar denilmekte ve bu durumda pay sahibine hükmedilecek tazminatın kendisine ödenmesi talebiyle dava açma imkanı tanınmaktadır. Ortakların veya alacaklıların doğrudan doğruya zararı, yönetim kurulu üyelerinin fiilleri sonucunda bu kimselerin ferdi ve hususi haklarının ihlali şeklinde ortaya çıkar.
Dolayısıyla zarar olarak nitelendirilen zarar ile kastedilen, ortakların veya alacaklıların, yönetim kurulu üyelerinin ortaklık malvarlığını kötüleştiren davranışlarından şirketin zarara uğraması neticesinde uğradıkları zarardır (yansıma zarar/Reflexschaden). Burada doğrudan zarar gören şirket olmakla birlikte, onun malvarlığında azalma meydana getiren bütün işlemler, ortaklar ve alacaklılar bakımından dolayısıyla zarar teşkil etmektedir, çünkü bu zarar nedeniyle şirketin ödeme gücünde meydana gelen azalma, alacaklıların ve ortakların taleplerinde bir kayba yol açmaktadır.
6102 s. TTK mülga TTK md. 309 dan farklı olarak dolaylı zarar kavramını kullanmamış, şirketin uğradığı zararın şirket ve ortaklar tarafından talep edilebileceğini belirterek dolaylı zarara üstü kapalı olarak yer vermiştir. Ortakların ve alacaklıların dolayısıyla zararından ancak şirketin zarara uğraması ve bu zararın ortakların ve alacaklıların malvarlığında bir azalmaya sebep olması halinde bahsedilebilir. Şirketin zararı ortakların ve alacaklıların dolayısıyla zararının “olmazsa olmaz/conditio sine qua non” şartıdır.
Dolaylı zararın talebi halinde ise davanın şirkete yöneltilmesi mümkün değildir. Zira bu durumda asıl zarara uğrayan şirketin kendisidir. Ortak ile alacaklı, şirketin zararının giderilmesi talebiyle bu davayı açmaktadır.
Davacının doğrudan zarar talebinin zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmesi bakımından yapılan incelemede;
Davacı, davadışı şirketçe imzası alınmadan hesabına borç kaydedilmesi sebebiyle oluşan 203.960 EURO tutarındaki doğrudan zararından davalı yönetim kurulu üyelerinin sorumlu bulunduğunu öne sürerek 25/04/2014 tarihi itibariyle karşılığı TL nin dava tarihinden itibaren işletilecek ticari faizi ile birlikte davalı Yönetim kurulu üyeleri tarafından ödenmesini talep etmiştir.
Davadışı şirketin 2011 yılına ait ticari defterleri, kayıtları üzerindeki incelemede 01/01/2011 tarihi davadışı şirketin 131.03 cari hesap kodunda davacıdan 14.977,96-TL tutarında alacaklı olduğu, davacının ise 331.03 cari hesap kodunda ise davadışı şirketten 480.836,56-TL tutarında alacaklı olduğu, her iki hesapta da davacının alacaklı olarak eklendiği tutarlar aylar itibariyle Tır Parkından elde edilen kira bedelleri olduğu, 27/05/2011 tarihinde davadışı şirketçe davadışı ...'a ... Bankası aracılığıyla 203.960,00- EURO gönderildiği, paranın aynı gün davadışı şirketin ... Bankası ... Şubesindeki hesabından nakit olarak İlhan Koçan tarafından çekildiği ve davadışı ...Tic. A.Ş. nin banka hesabına 203.960 Euronun yatırıldığı ve yapılan işlemde davacının onayı yada talimatı olduğunun sabit olmadığı anlaşılmıştır.
Her ne kadar ilk derece mahkemesince işlemin meydana geldiği 27/05/2011 tarihinde davacının yönetim kurulu üyesi olup ticari defterlere kaydedilen bu işlemden haberdar olması gerektiği davacı tarafça her ne kadar bu usulsüz işlemin özel denetçi raporuyla öğrendiğini beyan etmiş ise de davacının 12/09/2012 tarihine kadar yönetim kurulu üyesi olduğu ve yapılan işlemin 2011 ticari defterlerine kaydedilmiş olduğu gözetildiğinde öğrenme tarihinin en geç 2011 yılı defterlerinin kapanış tarihi olan 31/12/2011 tarihi olduğu, değerlendirilerek talebin zamanaşımından reddine karar verilmiş ise de şirket ortakları arasında hesapların denetimine yönelik uyuşmazlık bulunduğu sabit olup davacının şirket hesaplarına ulaşmadaki imkansızlık sebebiyle özel denetçi atanması yoluna da gittiği, davacının fiktif olarak yapılan ve aynı gün çekilen ödemeyi bilemeyebileceği gözetildiğinde kendisinin haberi olmaksızın dava dışı şirketin HMK 222 vd. maddelerine uygun tutulmayan ve aleyhe delil niteliğindeki ticari defterlerinde de davacı alacağı olarak kayıtlı olduğu şekilde 203.960,00-EURO nun dava dışı Ali Rıza Yılmaz İnşaat şirketi hesabına yatırıldığı, bu zarar davacı şirket ortağının yönetim kurulu üyelerinin fiilleri sonucunda şirketin zararından bağımsız olarak uğradığı bir zarar olduğundan doğrudan zarar niteliğindedir. Bu zarardan davalı yönetim kurulu üyelerinin sorumlu olduğu ve davacının zararı özel denetçi raporu ile öğrendiğinin kabulü gerekir. TTK'nın 560. maddesinde Sorumlu olanlara karşı tazminat istemek hakkı, davacının zararı ve sorumluyu öğrendiği tarihten itibaren iki ve her hâlde zararı doğuran fiilin meydana geldiği günden itibaren beş yıl geçmekle zamanaşımına uğrar dolayısıyla dava tarihi itibariyle 2 yıllık zamanaşımı süresi dolmamıştır. Bu nedenlerle mahkemece işin esasına girilerek bir karar verilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirme ile talebin zamanaşımından reddine karar verilmesi doğru olmamıştır.
Belirsiz alacak davası, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 109. maddesinde düzenlenmiştir. Davanın açıldığı tarihte alacağın miktarını yahut değerini tam ve kesin olarak belirleyebilmesinin kendisinden beklenemeyeceği veya bunun imkânsız olduğu hâllerde, alacaklı, hukuki ilişkiyi ve asgari bir miktar ya da değeri belirtmek suretiyle belirsiz alacak davası açabilir. (Değişik:22/7/2020-7251/7 md.) Karşı tarafın verdiği bilgi veya tahkikat sonucu alacağın miktarı veya değerinin tam ve kesin olarak belirlenebilmesi mümkün olduğunda, hâkim tarafından tahkikat sona ermeden verilecek iki haftalık kesin süre içinde davacı, iddianın genişletilmesi yasağına tabi olmaksızın talebini tam ve kesin olarak belirleyebilir. Aksi takdirde dava, talep sonucunda belirtilen miktar veya değer üzerinden görülüp karara bağlanır.
Şirket ortakları arasında hesapların denetimine yönelik uyuşmazlık bulunduğu, davacının şirket hesaplarına ulaşmadaki imkansızlık sebebiyle özel denetçi atanması yoluna da gittiği gözetildiğinde davaya konu zararın tespiti için gerekli olan kayıtlara ulaşmanın ve zarar hesabı yapılmasının davacı elinde olmayan sebeplerle mümkün olmaması karşısında HMK 109. maddesinde düzenlenen belirsiz alacak davası açma şartlarının somut olayda mevcut olduğu ve dava tarihinden itibaren faize hükmetmek gerekirken aksi kanaatle davanın kısmi alacak davası olarak nitelendirilip dava ve bedel arttırım tarihinden itibaren ayrı ayrı faize hükmedilmesi isabetli olmamıştır.
Davacının dolaylı zarar talebi yönünden ise davacı dava dışı şirkete ait ... projesi kapsamında inşa edilen bir kısım konutların pay sahiplerinin yakınlarına emsal bedelin çok altında bedellerle satıldığı ve böylece pay sahipleri lehine açık bir örtülü kazanç aktarımı sağlandığını iddia etmiş, 09/03/2012 yılında ... A.Ş den rapor almıştır.
Her ne kadar davalı vekilince dolaylı zarar talebi yönünden de zamanaşımı itirazında bulunulmuş, davacının dava dışı şirketin daire satış işlemlerinin her aşamasına hakim olduğunu sözleşmeleri bizzat hazırladığını savunmuş ve buna ilişkin e-mailler sunmuş ise de maillerin davacının imzası olmaksızın düzenlenen sözleşmelere ait olduğunun tespit edilemediği, mail içeriğinin açık olmadığı görülmüştür. Ancak davacı pay sahibinin hesapların denetiminde sorun yaşadığı, 2012 yılında şirket genel kurulunda özel denetçi atanması talebinde bulunduğu reddi üzerinde dava açtığı, yine 21/01/2014 tarihinde dava öncesinde dava dışı şirket ve şirket YK başkanı sıfatıyla davalı ...'a şirkete ait taşınmazların muvazaalı satışına ilişkin ihtarname gönderdiği hususları birlikte değerlendirildiğinde davacının zararı ve sorumluyu öğrenme tarihi gözönüne alındığında davacının davayı zamanaşımı süresi içerisinde açtığının kabulü gerekmektedir.
Davalı vekilinin ilk derece mahkemesince davanın kısmi dava olarak kabul edilip zararın öğrenilme tarihinin dava tarihi olarak değerlendirmesine rağmen ıslah edilen kısım yönüyle davanın zamanaşımından reddi yoluna gidilmesi gerektiğine dair istinaf istemi bakımından yapılan incelemede yukarıda açıklanan nedenlerle davanın belirsiz alacak davası olarak kabul edilmesi gerektiği gözönüne alınarak buna ilişkin istinaf sebepleri yerinde görülmemiştir.
6762 sayılı mülga Ticaret Kanunu zamanında var olan üyelerin mutlak müteselsil sorumluluğu sisteminden farklı olarak, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 557. maddesinde, anonim şirket yönetim kurulu üyelerinin hukuki sorumluluğuna ilişkin olarak Kurumsal Yönetim İlkeleri çerçevesinde “farklılaştırılmış teselsül ilkesi” benimsenmiştir.
Bu yeni düzenleme uyarınca, hiç bir yönetim kurulu üyesi kendisinin sebep olmadığı zararlardan sorumlu değildir. Sorumluluk dış ilişkide kişisel kusurun varlığına bağlıdır. Aynı zarardan birden fazla yönetim kurulu üyesi kusurlu ise zararın tamamından müteselsil sorumlulukları devam eder. Ancak zararın ortaya çıkmasında tek bir üyenin kusuru varsa kural olarak diğer üyeler dış ilişkide sorumluluktan kurtulur. (H. Pulaşlı, Şirketler Hukuku, 7.B. S 671 vd.)
Mahkemece bilirkişiden rapor alınmış, bu rapor uyarınca davanın kabulüne karar verilmiş ise de, eksik araştırma ve yetersiz bilirkişi raporuna dayalı olarak hüküm kurulması doğru olmamıştır. Şöyle ki, öncelikle alınan bilirkişi raporu aynı alacak sebebiyle sorumlu kişilerin tespiti ile kusurları tespit edilmeden düzenlenmiştir. Mahkemece yapılması gereken iş, yukarıda açıklandığı üzere farklılaştırılmış teselsül ilkesi uyarınca aynı alacak sebebiyle sorumluluğu bulunanlar tespit edilerek her bir daire satışına ilişkin sözleşme olup olmadığı varsa dosyaya kazandırılarak, yine dava dışı şirketçe alınan yönetim kararları göz önüne alınarak her bir daire satışından hangi yönetim kurulu üyesinin hangi işlem/sözleşme altında imzası olduğu, hangisinin ne kadar zarardan sorumlu olduğu hususu her bir sözleşme yada taşınmaz satışı gözönüne alınarak ayrıntıları ile araştırılıp rapor alındıktan sonra sonucuna göre bir karar vermek olmalıdır." gerekçesiyle verilen kaldırma kararı sonrası aldırılan 15/04/2025 tarihli bilirkişi raporunda doğrudan zarardan davalı ... ve ...'in ayrı ayrı %50 oranında sorumlu olduğu; İnceleme yapılan satış evrakında tespit edilen söz konusu yönetim kurulu üyelerinin sorumluluk oranları hesaplanırken, imza attıkları evraktan kaynaklı zararın dava konusu 22 dairenin satışından kaynaklı toplam zarara oranı esas alındığı, dairelere ilişkin tespit edilen zarar tutarlarının farklı olması sebebiyle oranlamada her bir dairenin zarar tutarının bu şekilde ayrıca dikkate alındığı bu anlatım doğrultusunda davalı yönetim kurulu üyelerinin sorumluluklarının oranlarına ilişkin tablo rapor ekinde yer alıp, tespit edilen oranlarda davalı yönetim kurulu üyelerinin ayrı ayrı sorumlu oldukları, bildirilmiştir. Aldırılan rapor teknik olarak yeterli görüldüğünden rapora itibar edilmiştir. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 557. maddesinde, anonim şirket yönetim kurulu üyelerinin hukuki sorumluluğuna ilişkin olarak Kurumsal Yönetim İlkeleri çerçevesinde benimsenen “farklılaştırılmış teselsül ilkesi” uyarınca, hiç bir yönetim kurulu üyesi kendisinin sebep olmadığı zararlardan sorumlu değildir. Sorumluluk dış ilişkide kişisel kusurun varlığına bağlıdır. Aynı zarardan birden fazla yönetim kurulu üyesi kusurlu ise zararın tamamından müteselsil sorumlulukları devam eder. Ancak zararın ortaya çıkmasında tek bir üyenin kusuru varsa kural olarak diğer üyeler dış ilişkide sorumluluktan kurtulur. (H. Pulaşlı, Şirketler Hukuku, 7.B. S 671 vd.) Bu sebeple sorumluluğu bulunmadığı tespit edilenler yönünden red kararı verilmiş, sorumluluğu bulunanların da sorumlu oldukları miktarlar dikkate alınarak hüküm kurulmuştur. Uğranılan zararlar yönünden zararın oluştuğu tarihlerde denetçi olarak görev yapan ...'ın, sorumluluğu bulunan yönetim kurulu üyeleri ile birlikte müteselsilen sorumluluğunun bulunduğu kanaatine varılmıştır. Bu doğrultuda "1-Davacının doğrudan zarara ilişkin tazminat talebinin kabulü ile, 605.067,73 TL tazminatın 302.533,86 TL'sinden ..., 302.533,86 TL'sinden ... sorumlu olmak üzere dava tarihi olan 25/04/2014 tarihinden itibaren işleyecek ticari faizi ile birlikte davalılar ..., ... ve ...'dan müteselsilen alınarak davacıya verilmesine, 2-Davacının dolaylı zarara ilişkin tazminat talebinin kabulü ile; 63.573.323,79 TL alacağın 29.294.073,72 TL'sinden ..., 4.985.176,32 TL'sinden ..., 27.385.612,48 TL'sinden ..., 2.493.474,99 TL'sinden ... sorumlu olmak üzere, alacağa dava tarihi olan 25/04/2014 tarihinden itibaren işleyecek ticari faizi ile birlikte davalılar ..., ..., ..., ... ve ...'dan müteselsilen alınarak davacıya verilmesine,3-Davalı, ... mirasçıları ..., ..., ... ve ... yönünden davanın reddine, " karar verilmiştir.
Her ne kadar dolaylı zarar yönünden hükmedilen tazminatın dava dışı şirkete ödenmesine karar verilmesi gerekirken sehven bu hususun kısa kararda davacıya verilmesine şeklinde yazıldığı gerekçe yazım aşamasında fark edilmiş ise de çelişki oluşturmamak adına değiştirilmemiş ve bahsetmekle yetinilmiştir.
Açıklanan gerekçelerle aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM: Gerekçesi Yukarıda Açıklandığı Üzere;
Davanın KISMEN KABULÜNE,
1-Davacının doğrudan zarara ilişkin tazminat talebinin kabulü ile, 605.067,73 TL tazminatın 302.533,86 TL'sinden ..., 302.533,86 TL'sinden ... sorumlu olmak üzere dava tarihi olan 25/04/2014 tarihinden itibaren işleyecek ticari faizi ile birlikte davalılar ..., ... ve ...'dan müteselsilen alınarak davacıya verilmesine,
2-Davacının dolaylı zarara ilişkin tazminat talebinin kabulü ile; 63.573.323,79 TL alacağın 29.294.073,72 TL'sinden ..., 4.985.176,32 TL'sinden ..., 27.385.612,48 TL'sinden ..., 2.493.474,99 TL'sinden ... sorumlu olmak üzere, alacağa dava tarihi olan 25/04/2014 tarihinden itibaren işleyecek ticari faizi ile birlikte davalılar ..., ..., ..., ... ve ...'dan müteselsilen alınarak davacıya verilmesine,
3-Davalı, ... mirasçıları ..., ..., ... ve ... yönünden davanın reddine,
4-Harçlar tarifesi uyarınca alınması gereken 4.384.025,92 TL harç bedelinden peşin alınan 170,80 TL + 803.150,56 TL tamamlama harcı + 297.982,10 TL ıslah harcından oluşan toplam 1.101.303,46 TL harçtan mahsup edilerek bakiye 3.282.722,46 TL harcın 1.513.865,43TL'sinden davalı ..., 254.991,59TL'sinden davalı ..., 1.416.246,17 TL'sinden ..., 127.541,00TL'sinden ... sorumlu olmak üzere, davalılar ..., ..., ..., ... ve ...'dan müteselsilen alınarak hazineye gelir kaydına,
5-Davacı tarafından dava açılırken ve ıslah ile yatırılan toplam 1.101,332,46 TL (170,80 TL peşin harç, 803.150,56 TL tamamlama harcı, 297.982,10 TL ıslah harcından, 25,20 TL başvuru harcı ve 3,80 TL vekalet harcı)'nın davalılardan 507.894,20TL'sinden davalı ..., 85.548,05TL'sinden davalı ..., 475.141,56TL'sinden ..., 42.789,22TL'sinden ... sorumlu olmak üzere, davalılar ..., ..., ..., ... ve ...'dan müteselsilen alınarak davacıya verilmesine,
6-Davacı tarafından yargılama aşamasında yapılan; posta, tebligat, müzekkere ve bilirkişi ücretlerinden oluşan toplam 27.734,50TL yargılama giderinin davalılardan 12.790,08TL'sinden davalı ..., 2.154.32TL'sinden davalı ...,11.965,33TL'sinden ..., 1.077,54TL'sinden ... sorumlu olmak üzere, davalılar ..., ..., ..., ... ve ...'dan müteselsilen alınarak davacıya verilmesine,
7-Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi gereğince hesap olunan 1.249.783,92 TL nispi vekalet ücretinin davalılardan 576.352,30TL'sinden davalı ..., 97.079,29TL'sinden davalı ..., 539.187,12 TL'sinden ..., 48.556,90TL'sinden ... sorumlu olmak üzere, davalılar ..., ..., ..., ... ve ...'dan müteselsilen alınarak davacıya verilmesine,
8-Davalı ... mirasçıları ..., ..., ... ve ... tarafları duruşmalarda vekil ile temsil edildiğinden karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin 13/4 maddesi gereğince hesap olunan 30.000,00 TL maktu vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalı ... mirasçıları ..., ..., ... ve ...'e verilmesine,
9-Taraflarca yatırılan ve kullanılmayarak artan gider avansının karar kesinleştiğinde ilgili tarafa iadesine,
Dair, Davacı vekilinin, Davalı ..., ..., ... vekilinin ve diğer davalılar vekilinin yüzüne karşı; 6100 sayılı HMK'nun 342. ve 345. maddeleri gereğince karşı tarafın sayısı kadar örnek eklenmek suretiyle tebliğden itibaren iki haftalık süre içerisinde mahkememize verecekleri bir dilekçe ile veya başka bir mahkeme aracılığı ile mahkememize gönderecekleri dilekçe ile veya HMK. 348. maddesi gereğince istinaf dilekçesi kendisine tebliğ edilen taraf, başvurma hakkı bulunmasa veya başvuru süresini geçirmiş olsa bile mahkememize verecekleri bir cevap dilekçe ile veya başka bir mahkeme aracılığı ile mahkememize gönderecekleri cevap dilekçesi ile HMK 341. madde uyarınca İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi nezdinde istinaf yolu açık olmak üzere oy birliğiyle verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı. 22/05/2025
Başkan ...
¸e-imzalıdır
Üye ...
¸e-imzalıdır
Üye ...
¸e-imzalıdır
Katip ...
¸e-imzalıdır
"Bu belge 5070 Sayılı Kanun hükümlerince elektronik imza ile imzalanmıştır."