T.C.
İSTANBUL
7. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO : 2024/392
KARAR NO : 2025/456
DAVA : Alacak
DAVA TARİHİ : 15/03/2018
KARAR TARİHİ : 22/05/2025
... 21. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin ... Esas sayılı dosyasında açılan ve görevsizlik kararı sonrası ... 5. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin ... Esas sayılı dosyasına kaydedilen, daha sonra mahkememizin ... Esas sayılı dosyası ile birleştirilen dosyada görülmekte olan alacak davasının yargılaması sırasında 13/06/2024 tarihli celse 2 nolu ara karar ile; "Birleşen ... 5. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin ... esas sayılı dosyasına konu dava 30/06/2013 tarihinde 150.000,00 USD karşılığı borç para verildiği ve buna istinaden bono alındığı, bononun kambiyo vasfını yitirdiği iddiasına dayalı olarak 150.000,00 USD yönünden alacak istemiyle açılmış olup, asıl davada 30/03/2013 tarihli protokol gereği takibe konu bonodan dolayı borçlu olunmadığının tespiti talep edilmiş olduğundan dosyalar arasında iddialar bakımından hukuki irtibat bulunmadığı anlaşılmakla birleşen dosyanın iş bu dosyadan tefriki ile ayrı bir esasa kaydına," dair karar verilmiş olup, dosya tefrik edilerek mahkememizin 2024/392 esas sırasına kaydı yapılarak görülen açık yargılaması sonunda,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin davalıların ihtiyaçları olması sebebiyle 30/06/2013 tarihinde geri ödenmek şartı ile 150.000 USD borç para verdiğini, bu borcun karşılığında bono düzenlendiğini ancak davalıların yakınmaları ve müvekkilinin iyi niyetinden yararlanılarak ödemeyi geciktirmeleri sonucunda tahsile konulmadığını ve nihayetinde kambiyo vasfını yitirdiğini, 30/06/2018 tarihi itibariyle 5 yıllık zaman aşamı süresinin de dolacağını, müvekkilinin defalarca davalılarla irtibat kurmaya çalışmasına rağmen davalıların ifaya yanaşmadıklarını belirterek 150.000 USD nin dava tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte ödeme tarihindeki kur üzerinden davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalılar vekili cevap dilekçesinde özetle; müvekkili ... ile davacının murisi arasında 2012 yılında para alışverişi olduğunu, ancak anılan paranın ödeme şeklinin taraflarca imzalanan protokol ile kararlaştırıldığını, müvekkillerinin alacaklı tarafa borcun tamamını ödediğini, ancak aralarındaki samimiyet ve güven ilişkisine dayalı olarak müvekkillerinin senetlerin geri verilmesine ilişkin ısrarcı olmadıklarını, taraflar arasında düzenlenen protokol örneğinin dosyaya ibraz edildiğini, davalının kötüniyetli olarak elinde bulunan senetler hakkında icra takibine devam ettiğini, davacı tarafından ... 26.İcra Müdürlüğünün ... ve ... 34.İcra Müdürlüğünün ...sayılı dosyası ile takip yapıldığını, davacının haksız ve kötüniyetli takiplerine karşı ... 7.Asliye Ticaret Mahkemesinin ... esas sayılı ve ... 10.Asliye Ticaret mahkemesinin ...esas sayılı dosyası ile menfi tespit davası açtıklarını, müvekkillerinin ödemiş oldukları senet asıllarını davacıdan teslim almamaları sebebiyle birçok icra takibi ve dava ile karşı karşıya kaldıklarını, bu nedenle sundukları protokol gereğince davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
DELİLLER:
... 22. İcra Hukuk Mahkemesi'nin ... Esas sayılı dosyası, ... 1. İcra Hukuk Mahkemesi'nin ... Esas sayılı dosyası, ... 34. İcra Müdürlüğü'nün ... Esas sayılı dosyası, ...'a yazılan müzekkere cevabı, ... 1. İcra Hukuk Mahkemesi ... Esas sayılı dosyası, ... 10. Asliye Ticaret Mahkemesi ...Esas sayılı dosyası, ... İlçe Emniyet Müdürlüğüne yazılan müzekkere cevabı celp edilmiş, taraflarca bildirilen tanıklar dinlenilmiştir.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE:
Dava, alacak istemine ilişkindir.
Davacı, davalılara geri ödenmek üzere verilen borç karşılığında tanzim edilen ve tahsile konulmadığı için kambiyo vasfını yitiren, zamanaşımına uğrayan 150.000 USD bedelli bononun ödeme tarihindeki kur üzerindeki karşılığının dava tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte davalılardan tahsilini talep etmiştir.
Davalılar ise, davalı ... ile davacının murisi arasında 2012 yılında para alışverişi olduğunu, ancak anılan paranın ödeme şeklinin taraflarca imzalanan protokol ile kararlaştırıldığını, alacaklı tarafa borcun tamamının ödediğini, senedin geri alınmadığını belirterek davanın reddini istemiştir.
Taraflar arasındaki uyuşmazlık davaya konu senet bedelinin talep edilip edilemeyeceği, ispat yükünün kimin üzerinde olduğu noktasında toplanmaktadır.
Uyuşmazlığın çözümü açısından öncelikle konuyla ilgili yasal düzenlemelerin açıklanmasında yarar vardır.
Dava alacak davası olarak yargılama usulü bakımından genel hükümlere tabi olup 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 190. maddesi gereğince ispat yükü, kanunda özel düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir.
Bu genel kuralın dışında bazı hâllerde ispat yükü yer değiştirerek davalı tarafa geçer. Bu hâllerden birisi de davalının ödeme savunmasında bulunmasıdır. Davacı ya da davalı iddiasını ya da savunmasını HMK’da belirtilen hükümlere göre ispat etmelidir. Çekişmeli vakıaların ispatı için ise delillere ihtiyaç duyulmaktadır.
Bu noktada kesin deliller arasında sayılan “ikrar” kavramı hakkında açıklama yapılmasında yarar vardır.6100 sayılı Kanun'un 188 inci maddesinde taraflar veya vekillerinin mahkeme önünde ikrar ettikleri vakıaların çekişmeli olmaktan çıkacağı ve ispatının gerekmediği belirtilmiş, ancak ikrarın tanımı yapılmamıştır.Öğretideki tanımlamalara göre ise, ikrar (dar anlamda ikrar), görülmekte olan bir davada, taraflardan birinin, diğer tarafça ileri sürülen ve kendisi aleyhine hukuki sonuç doğurabilecek nitelik taşıyan maddi vakıanın doğruluğunu kabul etmesidir. Yargıtay uygulamasında da, ikrara bu anlam yüklenmektedir. İkrardan söz edilebilmesi için, bir tarafın bir vakıa ileri sürmüş olması, diğer tarafın da bu vakıanın doğru olduğunu bildirmesi gerekir. İkrarın konusu, ancak karşı tarafın ileri sürdüğü vakıalar olabilir.
Öğretide ve uygulamada ikrar, kapsamına ve içeriğine göre türlere ayrılmaktadır. Kapsam yönünden ikrar, çekişmeli olan maddi vakıanın tamamını veya belli bir kesimini kapsayabilir. İlkinde tam, ikincisinde ise kısmi ikrar söz konusudur. İçeriği itibariyle ikrar ise ya basit (adi), ya vasıflı (mevsuf) ya da bileşik (mürekkep) nitelikte olabilir. Vasıflı ikrara, gerekçeli inkâr da denilmektedir. Bir vakıanın aleyhine olduğu kimse herhangi bir ilave yahut nitelik değişikliği yapmaksızın, o vakıanın doğru olduğunu beyan etmişse basit ikrar söz konusu olur. Örneğin davacı davalıya ödünç verdiği 1.000,00 TL'nin iadesi için dava açar, davalı da ödünç olarak aldığını beyan ederse, bu beyan basit ikrar niteliğinde olup, ilişkin olduğu vakıayı çekişmeli olmaktan çıkarır, dolayısıyla bunların ayrıca kanıtlanmasına gerek kalmaz (Murat, Atalı / İbrahim, Ermenek / Ersin, Erdoğan: Medeni Usul Hukuku, Ankara 2022, s.474) Vasıflı ikrarda, (ki buna gerekçeli inkar da denilmektedir) karşı tarafın ileri sürdüğü maddi vakıanın varlığı kabul edilmekle birlikte, onun hukuki niteliğinin (vasfının) ileri sürülenden başka olduğu bildirilir. Örneğin davalının, davacıdan 1.000,00 TL aldığını ikrar etmesi, fakat bu parayı ödünç olarak değil, bağış olarak aldığını bildirmesi hâlinde olduğu gibi. Daha somut bir anlatımla ikrar eden, karşı tarafın talep sonucu açısından dayandığı sonucu/niteliği kabul etmemekte, o vakıadan böyle bir sonuç çıkarıltılmasının mümkün olmadığını belirtmektedir. Birinci bölümde vakıa ikrar edilerek çekişmeli olmaktan çıkmakta, ikinci bölümde ise niteleme ve doğduğu ileri sürülen sonuç ihtilaflı kalmakta ve dolayısıyla bu hususu kimin ispat etmesi gerektiği sorunu ortaya çıkmaktadır. Öğreti ve Yargıtaydaki hakim görüşe göre, vasıflı ikrar bölünemez, vasıflı ikrarda bulunan taraf, ikrar ettiği maddi vakıa ile ilgili hukuki nitelendirmeye ilişkin iddiayı ispat etmesi beklenemez. Dolayısıyla vasıflı ikrar bölünemeyeceğinden paranın ödünç olarak verildiği iddiasının davacı tarafından ispatı gerekmektedir (L. Şanal, Görgün / Levent, Börü / Mehmet, Kodakoğlu: Medeni Usul Hukuku, Ankara 2023, s. 436). Bileşik (mürekkep) ikrarda ise, bir tarafın ileri sürdüğü vakıa karşı tarafça bütünüyle kabul edilmekle; başka bir anlatımla, vakıanın doğru olduğu ve bildirilen vasıfta bulunduğu kabul edilmekle birlikte, ikrara öyle bir vakıa eklenir ki, eklenen bu vakıa, ya ikrar edilen vakıanın hukuksal sonuçlarının doğmasını engeller ya da onu hükümsüz kılar. Bileşik ikrar, ikrara konu olan vakıa ile, ona eklenen vakıa arasında bir bağlantı bulunup bulunmamasına göre, bağlantılı bileşik ikrar ve bağlantısız bileşik ikrar olarak ikiye ayrılır. Bağlantılı bileşik ikrarda ikrar edenin ikrarına eklediği vakıa ile ikrar edilen vakıa arasında doğal bir bağlantı vardır; ikrara eklenen vakıa ikrar olanan vakıanın doğal bir sonucudur. "Davalının davacıdan 1.000TL'yi ödünç olarak aldığını, fakat bu parayı kendisine ödediğini bildirmesi örneğinde olduğu gibi". Bağlantısız bileşik ikrarda ise, ikrar edenin ikrarına eklediği vakıa ile ikrar edilen vakıa arasında hiçbir bağlantı yoktur, başka bir anlatımla ikinci vakıa, ikrar edilen vakıa olmadan da mevcuttur. Örneğin davalının "dava konusu 1.000TL'yi davacıdan ödünç olarak aldım, fakat ben de davacıdan 1.000TL alacaklıyım, bu alacağım ile borcumu takas ediyorum" şeklindeki beyanı bağlantısız bileşik ikrardır (Kuru: s. 2056 vd). Bağlantılı bileşik ikrar, vasıflı ikrara benzemektedir. Bileşik ikrar, ikrar edenin ikrarına, başka bir vakıa eklenmesi suretiyle yapılır. Oysa vasıflı ikrarda ikrara eklenen, ikrar edilen olayın vasfına yöneliktir. Vasıflı ikrarda vakıa tektir, onun vasfı tartışmalıdır, bileşik ikrarda ise ikrar edilen vakıayla bağlantılı ya da bağlantısız yeni bir vakıa eklemesi yapılmaktadır. Başka bir anlatımla vasıflı ikrara eklenen vakıa, asıl vakıa ile aynı andaki veya ondan önceki bir vakıa olduğu hâlde, bileşik ikrara eklenen vakıa asıl vakıadan sonraki tarihte doğmuş olan bir vakıadır (Kuru: s. 2061; Hakan, Pekcanıtez / Muhammet, Özekes / Mine, Akkan / Hülya, Taş Korkmaz: Medeni Usul Hukuku, Cilt II, İstanbul 2017, s. 1639).
Yukarıda yapılan açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; davacı davalılara borç verdiğini ve bunun karşılığında dava konusu senedin düzenlendiğini iddia etmiş, davalılar ise davalı ... ile davacının murisi arasında senedin keşide tarihinde para alışverişi olduğu, paranın ödenme şeklinin protokol ile kararlaştırıldığı ve paranın tamamının ödendiği savunmasında bulunulmuştur. Davalı, borcun başka bir nedene dayandığını ve bu nedenle ödendiğini iddia ettiğine göre olayda vasıflı ikrar (gerekçeli inkar) bulunmaktadır. Vasıflı ikrar bölünemeyeceğinden vasıflı ikrarda bulunan taraftan, ikrar ettiği maddi vakıa ile ilgili hukuki nitelendirmeye ilişkin iddiayı ispat etmesi beklenemez. Dolayısıyla paranın ödünç olarak verildiği iddiasının davacı tarafından ispatı gerekmektedir.
Zamanaşımına uğrayan bono hakkında açıklama yapmak gerekirse; bonoya ilişkin zamanaşımı süresinin geçmesi ile birlikte bonoya dayalı talep hakkı kendiliğinden sona ermemektedir (Öztan, F.: Kıymetli Evrak Hukuku, Ankara, 1997, s. 879; Kendigelen, A./Kırca, İ.: Kıymetli Evrak Hukuku Genel Esaslar Kambiyo Senetleri, İstanbul 2019, s. 264). Bu itibarla hamil, bonoya ilişkin zamanaşımı süresinin geçmesi hâlinde dahi bonoya dayanarak borçluya karşı takip yapabilir veya genel mahkemelerde alacak davası açabilir. Ancak borçlunun zamanaşımı def’inde bulunması hâlinde, alacaklı kambiyo hukukundan kaynaklanan haklarını yitirecektir. Bu durum, bonoya ilişkin zamanaşımı süresinin geçmesi ile değil, borçlunun zamanaşımı def’inde bulunması ile ortaya çıkmaktadır. Borçlu süresi içinde zamanaşımı def’inde bulunmazsa söz konusu bono, hamile zamanaşımına uğramamış bir bononun sağladığı tüm imkânları sağlayacaktır.
Zamanaşımına uğrayan bir bono kambiyo senedi vasfını kaybettiği için kambiyo hukukunun tanıdığı özel imkânlardan yararlanamayacak ve hatta adi senede dahi dönüşemeyecektir. Zira zamanaşımına uğrayan bono fiziki olarak ortada olsa bile maddi hukuk anlamında artık hiçbir şey ifade etmemekte sadece ispat hukuku alanında delil başlangıcı olarak kabul edilmektedir (Öztan, s. 878; Kendigelen/Kırca, s. 264). Bu itibarla zamanaşımına uğrayan bono adi senede dönüşmeyeceği için, alacağın ispatı açısından tek başına yeterli olmayacak, bununla birlikte sadece HMK’nın 202. maddesi kapsamında bir (yazılı) delil başlangıcı olarak kullanılabilecektir.
HMK’nın 202/2 maddesine göre iddia konusu hukuki işlemin tamamen ispatına yeterli olmamakla birlikte, söz konusu hukuki işlemi muhtemel gösteren ve kendisine karşı ileri sürülen kimse veya temsilcisi tarafından verilmiş veya gönderilmiş belge, delil başlangıcı sayılır. Zamanaşımına uğrayan bono, delil başlangıcında bulunması gereken tüm unsurları taşımaktadır. Bu nedenle zamanaşımı nedeniyle kambiyo vasfını kaybeden bonoya dayanma imkânı olmayan hamil, temel ilişkiye dayanarak açılan davalarda, zamanaşımına uğrayan bonodan delil başlangıcı olarak yararlanabilir ve senetle ispatı gereken bir hukuki işlem hakkında iddiasını tanık dinleterek veya başka delillerle ispat etme imkânına sahip olur. (Yargıtay İçtihadı Birleştirme Genel Kurulunun, 25.12.2019 tarihli ve ... E., ... K. sayılı kararı).
Tüm bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; davalılar zamanaşımı def'inde bulunmamış iseler de davacı davaya konu bononun zamanaşımına uğrayacağını, kambiyo vasfını yitirdiğini belirterek temel ilişkiye dayalı olarak eldeki davayı açmıştır. Gerçekten de davaya konu bononun vade tarihi 30.06.2013 olup, dava tarihi olan 15.03.2018 tarihi itibariyle 3 yıllık zamanaşımı süresi dolmuştur.
Zamanaşımına uğrayan bono, yazılı delil başlangıcı teşkil ettiğinden davacı borç verdiği iddiasını tanık dinleterek veya başka delillerle ispat etme imkânına sahip olup tarafların bu hususta bildirmiş oldukları tanıkları dinlenilmiş ve tanıklar davacının borç verdiği iddiasıyla ilgili davayı kanıtlayıcı bir beyanda bulunmamışlardır. Davacı aynı zamanda yemin deliline dayanmış olduğundan, davalılara yemin teklifinde bulunmuş, davalılar yemini eda ederek davacıya borçlu olmadıklarını beyan etmişlerdir. Sonuç olarak, davacı davasını ispat edemediğinden davanın reddine karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM: Gerekçesi Yukarıda Açıklandığı Üzere;
1-Davanın REDDİNE,
2-Karar tarihinde yürürlükte bulunan Harçlar Tarifesi gereğince takdiren 615,40 TL maktu karar ve ilam harcının peşin alınan 9.894,03 TL harçtan mahsubu ile bakiye 9.278,63.TL harcın hüküm kesinleştiğinde ve istek halinde davacıya iadesine,
3-Davacı tarafından yapılan yargılama masraflarının kendi üzerinde bırakılmasına,
4-Davalı ... tarafından yargılama aşamasında yapılan 120,00 TL (tebliğler ve posta) yargılama giderinin davacıdan alınarak davalı ...'ya verilmesine,
5-Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi gereğince hesaplanan 91.131,25TL nispi vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalılara verilmesine,
6-Taraflarca yatırılan ve kullanılmayarak artan gider avansının karar kesinleştiğinde ilgili tarafa iadesine,
Dair, davacı vekilinin ve davalılar vekilinin yüzüne karşı; 6100 sayılı HMK'nun 342. ve 345. maddeleri gereğince karşı tarafın sayısı kadar örnek eklenmek suretiyle tebliğden itibaren iki haftalık süre içerisinde mahkememize verecekleri bir dilekçe ile veya başka bir mahkeme aracılığı ile mahkememize gönderecekleri dilekçe ile veya HMK 348. maddesi gereğince istinaf dilekçesi kendisine tebliğ edilen taraf, başvurma hakkı bulunmasa veya başvuru süresini geçirmiş olsa bile mahkememize verecekleri bir cevap dilekçe ile veya başka bir mahkeme aracılığı ile mahkememize gönderecekleri cevap dilekçesi ile HMK 341. madde uyarınca İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi nezdinde istinaf yolu açık olmak üzere oy birliğiyle verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı. 22/05/2025
Başkan ...
¸e-imzalıdır
Üye ...
¸e-imzalıdır
Üye ...
¸e-imzalıdır
Katip ...
¸e-imzalıdır
"Bu belge 5070 Sayılı Kanun hükümlerince elektronik imza ile imzalanmıştır."