T.C.
İSTANBUL
7. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO:2024/673 Esas
KARAR NO :2025/115
DAVA:Alacak
DAVA TARİHİ:05/11/2024
KARAR TARİHİ:18/02/2025
Mahkememizde görülmekte olan Alacak davasının yapılan açık yargılaması sonunda,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ;
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Davacı Şirket, ana faaliyet konusu yalnızca ithal çay işini yapmakta olduğunu, ... gibi şirketlere ithal çay tedarik etmekte olduğunu, davacı işinde kullandığı paranın 13.600,00 TL'sini; davalı banka, haksız yere peryodik hizmet masrafı adı altında 2019 yılında davacının hesabından aldığını, parayı geri ödememesi nedeniyle aleyhinde açılan davanın görüldüğü .... Asliye Hukuk (Ticaret) Mahkemesinin 13/07/2021 tarih ve .... sayılı kararının 1/d) hükmünde; 13.600,00TL peryodik hizmet masrafının kesinti tarihi olan 04/12/2019 tarihinden itibaren işleyecek ticari faizi ile davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar verildiğini, bu karara karşı davalı bankanın yaptığı istinaf başvurusu, ... Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesinin 13/06/2024 tarihli ve 2021/3077 E., 2024/1713 K. Sayılı kararı ile reddedilmiştir. Bu karara karşı Temyiz başvurusu ise aynı Dairenin 30/07/2024 tarihli ve 2021/3077 E., 2024/1713 K. Sayılı ek kararı ile reddedilmiş olduğunu nihayetinde davanın kesinleştiğini, her ne kadar davalı banka aldığı parayı temerrüt faizi ile birlikte 29.295,31 TL geri ödemişse de, temerrüt faizi davacının uğradığı zararı karşılamaya yetmemiş olduğunu, davalı bankanın haksız yere 13.600,00 TL aldığı dönemde ithal çayın kg alış fiyatı 11,94 TL idi. davacının çay işinde kullandığı parasını hesabından almasaydı, davacı doğal olarak yaptığı işi gereği bu para ile ithal çayı alır 1100 kg çay kaybı olmayacaktı. Başka bir deyişle Davalı banka haksız yere hesabından davacının işinde kullandığı parasına el koymasa davacı bu para ile 1140. Kg ithal çay alabilecek çay kaybı olmayacağını, davalı banka, temerrüt faizi ile birlikte el koyduğu parayı geri ödemesine rağmen davacı daha önce alabildiği 1140 kg çayı alamamadığını, güncel rayiç değeri 838.000,00 TL'inin fiilen ödeneceği gün avans faizi ile geri ödenmesi, şimdilik 100.000 TL'si kısmının 04.12.2019 tarihinden fiilen ödeneceği tarihe kadar avans faiziyle ödenmesini, vekalet ücreti ve tüm yargılama giderlerinin davalıya yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; Bütün dava dilekçesi boyunca kendi yanlı yorumları ile anlatılan olaylar, yanlış yorumlanarak dilekçe içine yerleştirilen yargıtay kararları ve bütün olay kurgusu haksız ve yersiz taleplerini bir zemine oturma çabasından ibaret olduğunu, müvekkil banka ile davacının özgür iradeleri ile imzalamış oldukları Genel Kredi Sözleşmeleri hükümleri ve yasalar davacının iddia ve taleplerine en ufak bir haklılık vermemekte olduğunu, somut olayda müvekkil banka taraflar arasında imzalanan sözleşmeler gereğince davalıdan periyodik hizmet bedeli kesintisi yapmış olduğunu, mahkemenin bu periyodik hizmet bedelinin iadesine karar vermesi üzerine de iadeyi işlemiş faiziyle birlikte davacı hesabına yaptığını, davacı taraf da iadeyi aldığını kabul etmekte olduğunu, bankanın yükümlülüğü mahkeme kararına uymaktan ibaret olup müvekkil banka bu yükümlülüğünü yerine getirmiş olduğunu, davacı afaki iddialarla "bankanın kesintiyi yapmış olduğu tarihte bankanın kestiği para ile x kilo çay alabiliyordum, iade yapılan tarihte ise temerrüt faizine karşın y kilo çay alabiliyorum. Aradaki farkın TL karşılığı munzam zararımdır" gibi bir kurgu kurmuştur. Davasını da bu kurguya dayandırmıştır. Ancak bu kurgunun kabul edilebilir bir tarafı yoktur. Bilindiği gibi spekülatif hisse senetleri de belli dönemlerde onlarca kat değer artışı kazanabilmektedir. Bir borsacının "eski tarihte bu paraya 100 adet hisse senedi alabilirken şimdi 2000 adet hisse senedi alabiliyorum. Borçlunun yapmış olduğu ödemenin 20 katı munzam zararım vardır" gibi bir iddiada bulunması ile aynı türden bir iddia olduğunu,
davacı temerrüt faizi le tahsil etmiş olduğu alacağını "öyle olsaydı böyle olurdu, o zaman şu kadar mal alabiliyordum şimdi malın fiyatı bu kadar. Alamadığım malın bugünkü TL karşılığı munzam zararımdır." gibi kurgularla dava dilekçesi oluşturduğunu, davanın esastan reddini Yargılama gideri ve avukatlık ücretinin karşı tarafa tahmiline karar verilmesini talep etmiştir.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE:
Dava, .... ATM ... esas ve ... karar sayılı ilamı ile karşılanmayan aşkın zarar istemine ilişkindir.
Mahkememizce tüm deliller toplanmış, gerekli inceleme ve araştırmalar yapılmıştır.
098 sayılı TBK'nın 122/1. maddesinde, "Alacaklı, temerrüt faizini aşan bir zarara uğramış olursa, borçlu kendisinin hiçbir kusuru bulunmadığını ispat etmedikçe, bu zararı gidermekle yükümlüdür." düzenlemesine yer verilmiştir.
Munzam Zararın İspatında Yargıtay'ın Tarihsel Yaklaşımı Değerlendirildiğinde; Munzam zarar, borçlunun temerrüdü ile oluşmaya başlayan asıl borcun ifasına kadar zaman içinde artarak devam eden, asıl borçtan tamamen bağımsız yeni bir borç olup bu hukuki niteliği ve karakteri itibariyla, asıl alacak ve faizleri yönünden icra takibinde bulunulması veya dava açılmasıyla sona ermeyeceği gibi, icra takibi veya dava açılması sırasında asıl alacak ve temerrüt faizi yanında talep edilmemiş olması halinde dahi takip veya davanın konusuna dahil bir borç olarak kabul edilemez. Bu nedenle asıl alacağın faizi ile birlikte tahsiline yönelik icra takibinde veya davada munzam zarar hakkının saklı tutulduğunu gösteren bir ihtirazî kayıt dermeyanına da gerek bulunmamaktadır. Ayrı bir dava ile on yıllık zamanaşımı süresi içerisinde her zaman istenmesi mümkündür.
Munzam zararın ispatın somut olarak ispatının gerekip gerekmediği hususu, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ve Özel Dairelerinin birbirinden farklı uygulamaları ile süregelmiştir. Yargıtay uygulamalarındaki bu iki farklı görüş, munzam zararı ispatının sıkı ispat kurallarına bağlanıp bağlanmaması; maruf ve meşhur olayların “karine” olarak kabul edilip, edilemeyeceği ve maddi zararın belirlenmesi yöntemlerinde yoğunlaşmaktadır.
Yargıtay'ın eskiden beri ağırlıklı olarak uyguladığı birinci görüşe göre; munzam zarar talep eden-davacı, temerrüde uğrayan alacağın varlığını, bu alacağın ödenmemesi sebebiyle temerrüt faizini aşan zararı bulunduğunu somut olarak ve yasal delilerle ispatlamak zorundadır. Olumsuz ekonomik veriler (yüksek enflasyon, döviz kurlarındaki artış, piyasa yüksek faiz oranları) davacı-alacaklıyı ispat yükünden kurtarmaz. Geç tahsil edilen alacağın, iştigal konusu ticarette kullanılmasının tabiî olduğu varsayımı yeterli kabul edilip hüküm kurulamaz. Alacaklının, munzam zararını yasal delillerle kanıtlaması halinde borçlu; ya alacaklının bir zarara uğramadığını ya da borç zamanında ifa edilmiş olsaydı bile, alacaklının değeri düşmeyecek bir yatırım yapmayacağını ispat ederek sorumluluktan kurtulabilir.
İkinci görüşe göre; munzam zarar alacaklısı, öncelikle temerrüde uğrayan asıl alacağın varlığını, bu alacağın geç veya hiç ifa edilmemesinden dolayı temerrüt faiziyle karşılanmayan zarar miktarını; zarar ile borçlu temerrüdü arasındaki uygun illiyet bağını kanıtlamalıdır. Munzam zarar alacaklısı, normal durumlar ve fiili karineler ile maruf ve meşhur olaylara dayanıyorsa bunun ispatı istenmemeli, munzam zarar davalarında davacı-alacaklının ispat yükümlülüğü çok sıkı kurallara bağlanmamalı, enflasyonist ortamda, bireyin parasının değerini sabit tutmak ve kazanç sağlamak için bir çaba ve girişimlerde bulunması; örneğin, en azından vadeli mevduat veya kurları devamlı yükselen döviz yatırımlarında değerlendirilmesi, olayların normal akışına, hayat tecrübelerine uygun düşen bir karine olarak kabul edilmelidir. Bu karinenin aksini, kusursuzluğunu ve sorumsuzluğunu ispatlamak borçlunun yükümlülüğündedir.
Yargıtay Daireleri arasında bu yolda oluşan içtihat aykırılığının giderilmesi istemi, Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu’nca reddedilmiştir.
Başından beri birinci görüşü uygulayan Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, daha sonra ikinci görüşü benimsemiş, 2021 ve 2022 yıllarında verdiği kararlar incelendiğinde ise somut ispat kuralına geri döndüğü görülmüştür.
Ekonomik Olumsuzluklar Karine Yönünden Değerlendirildiğinde; Gerek 818 sayılı mülga BK'nın 105.maddesinde ve gerekse 6098 sayılı TBK'nın 122/1. Maddesinde "FAİZ"den değil, "ZARAR"dan bahsedilmektedir. "Günümüz ekonomik koşullarıyla geçmişdeki ekonomik veriler değerlendirildiğinde; ekonomi düzeni içinde yer alan yatırım araçlarının hiçbir zaman istikrarlı gelir getirmediği ve dolayısıyla munzam zararın ispatında “karine” oluşturmadıkları sonucuna varılmaktadır. Örneğin, belli bir zamanda getirisi olan döviz, başka bir zamanda zarar oluşturmaktadır. Borsalardaki yatırımlarda kâr sağlayabildiği gibi, zarara da sebebiyet vermektedir. Enflasyon oranı düştükçe, banka mevzuat faizi de düşmektedir. O halde, ikinci görüşü benimseyen Yargıtay kararları ve hukuksal öğretideki görüşler, “karine” yönünden hukuksal dayanaktan yoksun kalmaktadır." (Yargıtay 15.HD'nin 2013/3885 E-2014/4268 K.sayılı kararı) Yakın bir tarihte yüksek döviz kurlarının bir gecede neredeyse yarı yarıya kadar düştüğü dikkate alındığında, dövize yatırımın her zaman gelir getirmeyeceği, bu nedenle olumsuz ekonomik verilerin karine sayılamayacağı görülmektedir.
Somut Olay ve Güncel Yargıtay Kararları Değerlendirildiğinde; Dava dilekçesinde davacının faizle karşılanmadığı ileri sürülen zararına ilişkin somut bir vakıa ve somut bir vakıaya ilişkin delil bildirilmemiştir. Davacı vekili munzam zarar talebini enflasyon döviz artışı gibi olumsuz ekonomik verilere dayandırmış, alacak hesabının da bu verilen üzerinden hesaplanmasını talep etmiştir.
Yargıtay 4.Hukuk Dairesi 2017/154 E- 2019/5415 K.sayılı kararında;
"Yüksek enflasyon, dolar kurundaki artış, serbest piyasadaki faiz oranlarının yüksek oluşu davacıyı ispat yükünden kurtarmaz. Davacı para alacağını zamanında alması halinde ne şekilde kullanacağını, uğradığı zararın kendisine ödenen temerrüt faizinden fazla olduğunu ispat etmek zorundadır." şeklindeki kararı ile somut ispatı aramıştır.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 2017/(18)5-2800 E- 2021/1629 K.sayılı kararında;
"Uğranılan zarar, yetkili merciin belirlediğinden fazla ve bu nedenle 105. maddeye dayanılarak munzam zarar istenecek ise, artık o merciin, zararın oranını belirlemek için kullandığı/dikkate aldığı/değerlendirdiği ölçülere ve bunların “maruf ve meşhur” oldukları olgusuna değil, davaya özgü somut vakıalara dayanılması gerekir. Bunlar da, elverişli ve geçerli delillerle kanıtlanmalıdır."
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 2021/11-938 E- 2022/401 K.sayılı kararında;
"Davacı tarafından ileri sürülen, ülkemizdeki belirli dönemlerde mevcut olan ekonomik olumsuzluklardan enflasyon, yüksek faiz, para değerindeki düşüş gibi olgulara dayalı aşkın (munzam) zarar talebi, zarar olgusunun delili olarak kabul edilemez. Zira ülkemizdeki belirli dönemlerde var olan ekonomik koşullardaki olumsuzluklar nedeniyle paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma, tek başına davacının temerrüt faizi dışında bir zararının varlığının ispatı değildir. Dolayısıyla ekonomik şartlar sebebiyle ortaya çıkan yüksek enflasyon, döviz kurlarındaki dalgalanma, serbest piyasadaki faiz oranlarının yüksek oluşu, paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma gibi olumsuzluklar, bir karine olarak kabul edilip davacıyı, kendi somut durumuna özgü vakıalarla oluştuğu iddia olunan zararı ispat yükümlülüğünden kurtarmayacağı gibi davacıya bu yönde herhangi bir ispat kolaylığı da sağlamaz. Hâl böyle olunca, TBK’nın 122. maddesinde karşılanması öngörülen faizi aşan aşkın (munzam) zararın, genel ekonomik olumsuzlukların (ülkede cari enflasyon oranı, yüksek ve değişken döviz kurları, mevduat faizleri, paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma) dışında davacının durumuna özgü somut vakıalarla ispatlanması gerekir."
Dosya kapsamı ve deliller birlikte değerlendirildiğinde, davacının alacak ve alacağa işleyen faiziyle karşılanamayan salt olumsuz ekonomik verilere dayanarak munzam zarar talebinde bulunduğu, somut olarak zarara uğradığına dair vakıa ve delil ibraz etmediği, Yargıtay'ın son dönemdeki kararlarına göre, munzam zararın somut olarak ispatının gerektiği, olumsuz ekonomik verilere üzerinden varsayıma dayalı hesap yapılamayacağı anlaşılmakla, ispatlanamayan davanın reddine karar verilmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM: Gerekçesi Yukarıda Açıklandığı Üzere;
1-Davanın REDDİNE,
2-Karar tarihinde yürürlükte bulunan Harçlar Tarifesi gereğince hesaplanan 615,40-TL maktu red harcının davacıdan tahsiline, peşin alınan 1.707,75 TL harçtan mahsubu ile artan 1.092,35-TL harcın hüküm kesinleştiğinde ve talep halinde davacıya iadesine,
3-Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Ücret tarifesi gereğince hesap olunan 30.000,00-TL nispi vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,
4-Davalı tarafından yapılan yargılama gideri olmadığından bu hususta hesaplama yapılmasına yer olmadığına,
5-Arabuluculuk ücreti olan 3.600,00-TL’nin davacıdan alınarak, hazineye GELİR KAYDINA,
6-Taraflarca yatırılan ve kullanılmayarak artan gider avansının karar kesinleştiğinde ilgili tarafa iadesine,
7-Davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,
Dair, tarafların yüzüne karşı gerekçeli kararın taraflara tebliğinden itibaren 2 hafta içinde İstinaf kanun yolu açık olmak üzere verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı.18/02/2025
Katip ...
e-imzalıdır
Hakim ...
e-imzalıdır