T.C.
İSTANBUL
8. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO : 2024/553
KARAR NO : 2025/328
DAVA : Menfi Tespit (Kefalet Sözleşmesinden Kaynaklanan)
DAVA TARİHİ : 24/09/2024
KARAR TARİHİ : 22/05/2025
Mahkememizde görülmekte olan Menfi Tespit (Kefalet Sözleşmesinden Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ :
DAVA :
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkil şirket ile ... Bankası A.Ş arasında 14.08.2014 tarihinde 160.000,00 TL bedelli Genel Nakdi ve Gayrinakdi Kredi Sözleşmesi imzalandığını, müvekkil ....iş bu sözleşmede müvekkil şirket ... Şirketi lehine kefaleti alındığını, ... Bankası A.Ş müvekkil şirketin taksitli ticari kredi borcundan kaynaklanan 133.153,22 TL ve ticari kredili mevduat hesabından kaynaklanan 11.070.50 TL tutarlarını icra takibine konu ederek ... 4. İcra Müdürlüğü ...E. Sayılı takip ile icra başlattığını, iş bu takip daha sonra davalı şirket...A.Ş'ye temlik edilmiş olup alacaklı davalı şirket iş bu takibi yenileterek ... 4. İcra Müdürlüğü ...E. Sayılı dosya ile takibi devam ettirdiğini, her ne kadar genel kredi sözleşmelerinin belirsiz süreli niteliği nedeniyle, verilmesi muhtemel krediler için belirli bir faiz oranını içermemesi doğal olarak görülmekte ve bankalar bahse konu sözleşmelere dercettikleri “tek taraflı temerrüt faiz oranını belirleme” yetkilerine dayanarak bu oranı kararlaştırabiliyor. olsalar da alacaklı bankanın iş bu faiz oranları hususunda ne davacı müvekkili ne de davacı müvekkil şirketi bilgilendirmediğini sadece davacı müvekkil şirketin çekmiş olduğu 5 adet kredinin sözleşme içeriğinde bir faiz oranı kararlaştırıldığını ve bu oranın 1,14 olduğunu, takibe dayanak sözleşmeye ise bu oranlar yazılmamış ve haricen de bildirilmediğini, hal böyle iken asıl alacak üzerinden hayatın olağan akışına aykırı bir faiz tutarı eklenmiş olup dosya borçlusu görünenlerin iş bu tutarları ödemesi güç hale geldiğini, müvekkilin ilk kredi sözleşmelerinde kefalet için 14.08.2014 tarihinde imzasının alındığı fakat sonraki sözleşmelerde imzası alınmadan kefaletinin devam ettirilmesi de usul ve yasaya aykırı olduğunu, tüm bu hususlara rağmen müvekkil 15.09.2023 tarihinde ilgi bir yılı aşkın süredir işlem yapılmaması nedeniyle İİK m. 106 ve m.110 uyarınca dosyada bulunan hacizlerin fekkini ve dosyanın işlemden kaldırılmasını, alacaklı tarafın yenileme talebinde bulunması durumunda ise yeniden tebligat yapılmasını talep etmişse de iş bu talebi de olumsuz sonuçlandığını belirterek, açıklanan nedenlerle; davalının haksız ve yersiz olarak başlattığı icra takibinde müvekkillerin borçlu olmadığının tespitine ve haksız başlatılan takibin iptaline,Sayın Mahkeme aksi kanaate ise kefil olan müvekkil ... yönünden gerek kefalet sözleşmesinin hukuka aykırı olması veya kefalet geçerli kabul edilse dahi kefaletteki miktarla sınırlı sorumluluğu olduğunun tespitine, yine takipten önce ve takipten sonra yapılan ödemeler olduğundan bu miktarda borcun itfası sebebiyle müvekillerin borçlu olmadığının tespitine,davalının kötüniyetli icra takibi nedeniyle %20'den aşağı olmamak üzere takipteki asıl alacak üzerinden kötüniyet tazminatına mahkum edilmesine, yargılama giderleri ile ücreti vekaletin davalı tarafa tahmiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
SAVUNMA VE KARŞI TALEPLER :
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; Davacı ..., davaya konu olan kredi sözleşmesinde, ... Şirketi'nin yetkilisi olarak yer almakta ve aynı zamanda söz konusu ticari krediye kefil olduğunu, bu nedenle davacının ticari nitelikli bir borca ilişkin olarak kefalet verdiği açık olduğunu, Türk Ticaret Kanunu ve Borçlar Kanunu hükümleri Uyarınca, şirket yetkilisinin ticari borçlara ilişkin kefaleti, ticari işlemler kapsamında değerlendirilir ve bu işlemlerin hukuka uygun şekilde gerçekleştirilmiş olduğu açıktır. Davacı ..., dava dilekçesinde kefaletinin geçersiz olduğunu iddia etmiş ve bu iddiayı Türk Borçlar Kanunu'nun 584. maddesine dayandırdığını, ilgili madde, gerçek kişilerin kefalet sözleşmelerinde eş rızasının aranacağını düzenlemekte olup, ancak bu hüküm ticari veya mesleki faaliyetlerle ilgili kefaletler bakımından geçerli olmadığını, ...'ın kefaleti, ticari bir işletmenin yetkilisi sıfatıyla verilmiştir. Ticari kredilerde ve ticari işletmelere verilen kefaletlerde, Borçlar Kanunu'nun 584. maddesi uyarınca eş rızası zorunlu değildir. Bu doğrultuda. ...'ın kefaleti ticari bir borca ilişkin olup, herhangi bir eş rızası aranması gerekmemektedir. Yargıtay 19. Hukuk Dairesi'nin yerleşik içtihatlarında da belirtildiği üzere, ticari faaliyetlerle ilgili verilen kefaletlerde eş rızası aranmamaktadır. Dolayısıyla,...'ın kefaletinin geçersiz olduğu yönündeki iddiaları, hukuki dayanaktan yoksundur ve reddedilmelidir. ...'ın kefil olduğu ticari kredi sözleşmesi, ticari faaliyetler çerçevesinde yapılmış olup, sözleşme kapsamında tüm tarafların irade beyanları usulüne uygun şekilde alınmıştır. Söz konusu kredi borcu, ... Bankası A.Ş. tarafından ... Sanayi ve Ticaret A.Ş.'ye verilmiş olup. ... şirket yetkilisi sıfatıyla bu krediye kefil olduğunu, kefalet sözleşmesi, geçerli ve yürürlükte olan bir sözleşme olup, kefaletin geçerliliğine ilişkin herhangi bir hukuka aykırılık söz konusu olmadığını, müvekil ile ... Bankası A.Ş. arasında 14.08.2014 tarihinde imzalanan 160.000.00 TL bedelli Genel Nakdi ve Gayrinakdi Kredi Sözleşmesi çerçevesinde, müvekkil şirketin borçlarının ödenmemesi sebebiyle ... Bankası A.Ş. tarafından davacı (borçlu ) üzerine olan borçları için ... 5. Asliye Ticaret Mahkemesi'nde 26.04.2016 tarihinde ihtiyati haciz talebinde bulunduğunu ve mahkemece ihtiyati haciz kararı verildiğini, bu kapsamda ... 4. icra Müdürlüğü'nce...E. sayılı dosya ile icra takibi başlatıldığını, müvekilin ileri sürdüğü itiraz gerekçeleri incelendiğinde, icra takibinin, müvekkil şirketin borçları nedeniyle usule uygun bir şekilde başlatıldığı açık olduğunu, takip, yalnızca vadesi gelmiş olan alacaklar için değil, aynı zamanda borcun ödenmemesi durumunda vadesi gelmeyen alacaklar açısından da geçerli bir hukuki süreçte devam ettirildiğini, dolayısıyla, davacı müvekilin itirazı hukuki dayanağı bulunmayan bir başvuru niteliğinde bulunduğunu, Müvekkil ile davalı (borçlu ) ... arasında 28.06.2024 tarihinde imzalanan bir protokol ile taraflar arasında mevcut olan borç İlişkisi haricen 550.000 TL üzerinden mutabakata bağlanmıştır. Bu protokol çerçevesinde davalı, borçlu olduğu meblağın ilk taksiti olan 50.000 TL'yi aynı gün ödemiştir. Protokolün açık hükümlerine göre kalan borç miktarı olan 500.000 TL'nin; 250.000 TL'si 31.07.2024 tarihinde, geri kalan 250.000 TL'si ise 29.08.2024 tarihinde ödenecektir. Ne var ki, davalı ..., söz konusu protokolde taahhüt ettiği ödeme yükümlülüklerini yerine getirmediğini, ilk ödeme olarak 50.000 TL ödeme yapmasına rağmen, 31.07.2024 tarihinde ödemesi gereken 250.000 TL'yi ve 29.08.2024 tarihinde ödemesi gereken 250.000 TL'yi herhangi bir makul sebep olmaksızın ifa edilmediğini, borçlu ..., müvekkilim ile yaptığı protokol neticesinde borcunu kabul etmiş olup, protokolde belirtilen koşullara rağmen yükümlülüğünü yerine getirmediğini, imzalanan protokol, davalının borcunu kabul ettiğinin açık bir kanıtı olduğunu, mahkemenizde açılan bu dava takibi sürüncemede bırakmak amacıyla açıldığını, ayrıca; davacı ..., tamamen kötü niyetli olarak, protokol uyarınca ödeme yapması gereken 31.07.2024 tarihinde müvekkil şirket hakkında BDDK'na şikayette bulunduğunu, temerrüt faizi ise kredi borçlusunun kredi taksitlerini ödeme konusunda gecikmeye düşmesi halinde uygulanacak olan gecikme faizi olup, bu faiz, borcun sözleşmede belirtilen tari durumunda, borçlunun temerrüde düştüğü tarih itibarıyla işlemeye başladığını, temerrüt faizi, borçlu tarafından ödeme yükümlülüğünün yerine getirilmemesi halinde uygulanmakta olduğunu, Davalı borçlu kredi faizlerini ödememiş ve bu sebeple alacaklı banka tarafından davacıya (borçluya ) hesap kat ihtarnamesi gönderildiğini, hesap kat ihtarnamesi, borçlunun sözleşmeye aykırı davranarak borcunu ödememesi nedeniyle borcun vadesinin geldiği ve tüm borcun muaccel hale geldiğini bildiren resmi bir uyarı niteliğinde olduğunu, ihtarnamenin noter aracılığıyla davalıya tebliğ edildiği ve bu tebliğe karşı davacı (borçlu ) herhangi bir yükümlülüğünün kabul edildiğini göstermekte olup, bu durum hukuken zımni kabul anlamına gelir. Açılan icra takibinde, hem kredi faiz oranı hem de temerrüt faizi uygulaması, kredi sözleşmesinin hükümlerine uygun olarak gerçekleştirildiğini, sonuç olarak, davalının ihtarnamede belirtilen borç ve faiz taleplerine itiraz etmemesi, bu talepleri zımnen kabul ettiği şeklinde değerlendirileceğini, tüm bu iddiaların ispatı amacıyla banka kayıtlarının incelenmesi ve İlgili belgelerin mahkemeye sunulması talep edilmiştir. Banka kayıtlarının celbi, hem kredi faiz oranının hem de temerrüt faizi uygulanıasının hukuka uygun bir şekilde yapıldığını ortaya koyulacağını belirterek; hukuki dayanaktan yoksun davanın reddine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davacılar üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
DELİLLER, DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE:
Dosyada delil olarak; dava dilekçesi ve ekleri, cevap dilekçesi ve ekleri, beyan dilekçeleri, Genel Nakdi ve Gayri Nakdi Kredi Sözleşmesi sureti, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamı bulunmaktadır.
Mahkememizde açılan dava öncelikle, görev, yetki, taraf sıfatı ve diğer dava şartları açısından incelenmiş ve mahkememizin görevli ve yetkili olduğu ve ayrıca diğer dava şartlarının da bulunduğu anlaşılmış olduğundan davanın esasına geçilmiştir.
Dava, taraflar arasında akdedilen Genel Nakdi ve Gayri Nakdi Kredi Sözleşmesinden kaynaklanan Menfi Tespit istemine ilişkindir.
Davacı asil ve şirket yetkilisi ... tarafından mahkememize sunulan 05/05/2025 tarihli dilekçe ve ekinde sunulan Feragat ve Sulh Sözleşmesi ile, taraflar arasında sulh sağlanmış olup, feragat ve sulh sözleşmesi doğrultusunda, tarafların karşılıklı feragati dikkate alınarak karar verilmesi şeklinde beyanda bulunulduğu görülmüştür.
Davacı tarafın imza sirkülerinin incelenmesinde, davacı şirketi münferiden temsil ve ilzama yetkili olduğu anlaşılmıştır.
Feragat yapıldığı andan itibaren maddi anlamda "kesin hükmün" tüm neticeleri ile doğuran ve davayı esastan sona erdiren bir hukuki işlemdir. Mahkemenin yaptığı ise bu durumun tespitinden ibarettir. Davacının davasından feragat ettiği, davacı vekili tarafından sunulan vekaletnamede açıkça davadan feragat yetkisinin bulunduğu, davanın da kamu düzenine ilişkin bir dava olmadığı anlaşılmakla, 6100 Sayılı HMK'nın 307 ve devamı maddeleri gereğince, davanın feragat nedeni ile reddine karar verilerek aşağıdaki gibi hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere ;
1-Davacının davasının feragat nedeniyle REDDİNE,
2-Harçlar Kanunu 22.madde gereğince; alınması gereken 205,13 TL karar ve ilam harcının peşin alınan 2.568,58 TL harçtan mahsubu ile fazla yatırılan 2.363,45 TL harcın karar kesinleştiğinde ve talep halinde davacıya İADESİNE,
3-Davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin üzerinde BIRAKILMASINA,
4-Taraflar karşılıklı olarak talep etmediklerinden yargılama gideri ve vekalet ücreti hakkında karar verilmesine yer olmadığına,
5-6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu ve Arabuluculuk Kanunu Yönetmeliği Tarife hükümleri uyarınca Adalet Bakanlığı bütçesinden ödenen 3.120,00-TL arabuluculuk giderinin, davacıdan alınarak HAZİNEYE GELİR KAYDINA,
6-6100 Sayılı HMK'nun 333. maddesi gereğince, taraflarca yatırılan ve bakiye kalan gider avansının kararın kesinleşmesi sonrası talep halinde yatıran tarafa İADESİNE,
7-Yazı İşleri Hizmetlerinin Yürütülmesine Dair Yönetmeliğin 67/1. maddesi gereğince taraflardan birinin talebi üzerine kararın tebliğe ÇIKARTILMASINA,
Dair; tarafların yokluğunda HMK'nun 341/1 vd. maddeleri uyarınca; gerekçeli kararın tebliğinden itibaren iki hafta içerisinde mahkememize ya da mahkememize gönderilmek üzere başka yer mahkemesine istinaf dilekçesi sunulmak suretiyle, İstanbul Bölge Adliyesi Mahkemesi nezdinde istinaf kanun yolu açık olmak üzere karar verildi.22.05.2025
Katip
e-imzalıdır
Hakim
e-imzalıdır
.