T.C.
İSTANBUL
9. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO:2014/923 Esas
KARAR NO :2024/677
DAVA:Tazminat
DAVA TARİHİ:19/09/2014
KARAR TARİHİ:12/11/2024
Mahkememizde görülmekte olan Tazminat davasının yapılan açık yargılamasının sonunda;
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
Davacı vekilinin dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin, davalının tasfiye memurluğunu yaptığı ... A.Ş.'nden, tasfiye memuru davalının imzasını da taşıyan iki adet çek ile alacaklı olup, davalının çeklerin vadesinden önce herhangi bir çağrı ve ilan yapmaksızın ve çeklerdeki imzası nedeniyle varlığını bilmemesinin imkansız olan alacaklarını deftere işlemeksizin şirketi 23/08/2012 tarihinde tasfiye ettiğini, böylece davalının imzasını taşıyan yani davalının varlığını bilmemesinin mümkün olmadığı çeklerin icra takibine rağmen tahsil edilemediğini, davalı tasfiye memurunun söz konusu çeklerin tarihini tasfiye sonrasına ayarlayarak müvekkilinin alacaklının alacağını şirket defterine TTK'nun 541.maddesi hilafına kaydetmeyerek çekteki imzası nedeniyle yaptığını bildiği çeklerin karşılığını notere tevdi etmeyerek ve tasfiyeyi de çeklerin vadesinden önce kapatarak kötüniyetli ve kusurlu davranmış olup, doğan zararın şahsi malvarlığından karşılanması gerektiğini, yukarıda açıklanan nedenlerle; davalının, görevini kanuna uygun olarak yerine getirmemesi nedeni ile şahsi malvarlığı ile sorumlu tutulmasını, davalının kötüniyetli tutumu da göz önüne alınarak tasfiye memurunun taşınmazlarına UYAP marifeti ile ihtiyati tedbir uygulanmasını, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davalı taraf üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep ile dava ettiği görüldü.
Davalı vekilinin cevap dilekçesinde özetle; ... A.Ş.'nin ... ve kardeşlerinin babası tarafından kurulmuş ve İTO internet sitesinden de görüleceği üzere 25/02/1993 tarihinde tescil edilmiş ve ticaret odasına kaydı yaptırılmış bir aile şirketi olduğunu, babanın vefatı sonrasında şirketin varis olan oğullara geçmiş ve Yönetim Kurulu Başkanlığı'na ...'in getirilmiş olduğunu, 15/01/2010 tarihinde ...'in önderliğinde, büyük ortak ... ... San. Ve Tic. A.Ş. (%33 pay sahibi) olmak üzere toplam 5 ortaklı ... A.Ş.'nin kurulduğunu ve ticaret odasına kaydı yaptırılarak tescil ettirildiğini, her iki şirketin de yönetim kurul başkanının ... olduğunu, her iki şirketin de aynı binada olduğunu, dava dışı bahsi geçen şirketin davacı şirketin hemen üst katında olduğunu, her iki şirketin de muhasebe müdürünün aynı kişi ... olduğunu, muhasebe kayıtlarının kendisi ve ekibi tarafından tutulduğunu, şirket alacakları ve ödemelerinin tüm şirketlerde olduğu gibi muhasebe bürosu tarafından takip edilmekte olduğunu, her iki şirketin de mali müşavirliğini ... Mali Müşavirlik Bürosu'nun yürüttüğünü, şirketin varlığını sürdürdüğü dönemde olduğu gibi tasfiye safhasında da tasfiyeye yönelik müşavirlik ve danışmanlık hizmetlerinin anılan büro tarafından verildiğini, tasfiye evraklarının da bu büro ve ortak muhasebe eliyle hazırlandığını, davacının vekilinin de aynı zamanda bahsi geçen şirketin avukatı ve hukuk müşaviri olduğunu, avukatların bu davadaki mevcut durumunun avukatlık etiğine uygun olmadığını, şirketin beklenen karlılığı getirmemesi ve bazı ortakların şirket ortağı olmadan önceki dönemlerden kalan şahsi borçları nedeniyle alacaklıların ... A.Ş.'yi icra takipleri ve hacizlerle taciz etmeleri dolayısıyla şirket genel kurulunun şirketi tasfiye kararı aldığını, tasfiye kararı ile birlikte genel kurulun aldığı karar ile şirket yönetim kurulu başkan yardımcısı olması dolayısıyla ...'ü tasfiye memuru olarak görevlendirmiş olduğunu, şirketin iflas veya alacaklıların talebi veya başka bir nedenle değil TTK 529/d maddesine uygun olarak şirket genel kurulunun aldığı tasfiye kararı sonucu tasfiye edildiğini, dolayısıyla iflas sonucu tasfiyede olduğu gibi bir iflas masası olmadığını, iflası tasfiye memuru nezaretinde şirket yönetim kurulunun yürüttüğünü, hal böyle iken her iki şirket adına da göre yapan yönetim kurulu başkanının, muhasebenin ve mali müşavirin tasfiyeden ve tasfiyenin sonuçlandığı tarihten haberdar olmadıklarını iddia etmenin ve şirketin sermaye şirketi olmasının ardına sığınmanın MK'un 2.maddesine ve TTK.'nun 182/2.maddesine aykırı olduğunu, tasfiye aşamasında da daha önceki uygulamanın devamı olarak muhasebe işlerini ... A.Ş.'nin muhasebe bürosu tarafından yapıldığını, tasfiye bilançosunun hazırlanması, ödeme listesinin düzenlenmesi gibi mali müşavirlik hizmetlerini de ... Mali Müşavirlik Bürosu tarafından yapıldığını, şirket esas sözleşmesi gereği keşide edilecek çeklerde çift imza bulunması gerektiğinden muhasebe bürosunun şirket adına hazırlanıp getirdiği çekleri Ynt. Krl. Bşk sıfatı ile ..., başkan yardımcısı olarak da müvekkilinin imzaladığını, zaman zaman müvekkilinin şehir dışında bulunduğunda şirketin ödemelerinin aksamaması için şehir dışında olduğu süreye ve ihtiyaç durumuna göre birkaç çeki imzalayıp gerektiğinde kullanmak üzere ...'e bıraktığını, karşılıklı güven ilişkileri çerçevesinde bu hususta hiçbir sakınca görülmediğini, şirketin tasfiye edilip ticaret sicilinden silininceye kadar ve hatta bugüne kadar bu konuda bir olumsuzluk yaşanmadığını, dava konusu çeklerin yukarıda arz edildiği üzere müvekkilinin yokluğunda şirket ödemelerinin aksamaması ve şirket itibarının sarsılmaması için ihtiyaç anında kullanılmak maksadı ile müvekkili tarafından boş olarak imzalanıp Ynt. Krl. Bşk. ...'e teslim edilen çekler olduğunu, çeklerin tasfiye işleri ile bir ilgisi olmadığını, bir an için dava dilekçesindeki iddiaları gerçek kabul edilse bile alacaklı olduğunu iddia eden davacının sıradan sade bir vatandaş değil, muhasebesi, mali müşaviri, deneticileri, hukuk müşaviri olan bir tüzel kişilik olduğunu, bir anonim şirket olduğunu ve bu şirketin bir yönetim kutulu olduğunu ve o yönetim kurulunun başkanı tasfiye edilen sözde borçlu şirketin de yönetim kurulu başkanı olduğunu, karşılığı ödenmediği iddia edilen çekin altındaki iki imzadan birisinin de bu iki şirketin de yönetim kurulu başkanı olan ...'in olduğunu, davacı şirketi neredeyse bir yan kuruluşu gibi olan ve muhasebesi bile kendi muhasebe bürosu tarafından tutulan ... A.Ş.'nin tasfiye sürecinden ve tasfiye tarihinden haberinin olmaması, tasfiye halindeki şirketin muaccel borçlarının müeccel hale geldiğini bilmemesi ve alacağını tahsil için kanuni duyurular yapıldığı halde şirkete müracaat etmeyip keşide tarihini beklemesinin çok kötü yazılmış bir senaryo olduğunu, yukarıda açıklanan nedenlerle; iyiniyetle kendisine teslim edilmiş imzalı boş çekleri, alacaklı olarak kendi aile şirketini gösterecek şekilde doldurup, sırf müvekkilini borçlu duruma düşürmek için tasfiyenin sonuçlanıp şirketin ticaret sicilinden silindiği tarihten sonraki tarihi atarak çekleri doldurup, kötü ve art niyetlerine hukuku alet etmek için açılmış bu haksız, mesnetsiz ve tutarsın davanın reddini, davacı tarafın %40'tan az olmamak kaydıyla kötü niyet tazminatı ödemesini, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep ile cevap verdiği görüldü.
DELİLLER VE GEREKÇE;
Dava , TTK 541 ve 553. maddeleri uyarınca usulsüz tasfiye yaptığı iddiasıyla tasfiye memuruna karşı açılan tazminat davasıdır.
6102 sayılı TTK'nun "Alacaklıların Çağrılması ve Korunması" başlıklı 541. maddesinde tasfiye memurunun tasfiye edilen şirket alacaklılarına karşı üstlendiği görevler anlatılmaktadır, maddenin 4. fıkrasında; "Yukarıdaki fıkralarda yazılı hükümlere aykırı hareket eden tasfiye memurları haksız olarak ödedikleri paralardan dolayı 553 üncü madde uyarınca sorumludur." düzenlemesi yer almaktadır.
TTK'nun 553. maddesinde; "Kurucular, yönetim kurulu üyeleri, yöneticiler ve tasfiye memurları, kanundan ve esas sözleşmeden doğan yükümlülüklerini "kusurlarıyla" ihlal ettikleri takdirde, hem şirkete hem pay sahiplerine hem de şirket alacaklılarına karşı verdikleri zarardan sorumludurlar." düzenlemesi yer almaktadır.
.... İcra Müdürlüğünün ...E sayılı takip dosyasının incelenmesinde; alacaklının davacı şirket olduğu, borçlunun dava dışı ... A.Ş. olduğu, takip dayanağı çekin borçlu tarafından keşide edildiği, bedelinin 27.630TL olduğu, keşide tarihinin 25.09.2012 olduğu görülmüştür.
.... İcra Müdürlüğünün ... E sayılı takip dosyasının incelenmesinde; alacaklının davacı şirket olduğu, borçlunun dava dışı ... A.Ş. olduğu, takip dayanağı çekin borçlu tarafından keşide edildiği, bedelinin 200.000TL olduğu, keşide tarihinin 10.10.2012 olduğu görülmüştür.
Ticaret Sicil Müdürlüğü kayıtları incelendiğinde; ... A.Ş.'nin yönetim kurulu başkanının ... olduğu, şirketin merkez adresinin "... mah. ... Bulvarı no:8 ... K.1 ..." olduğu , 16.06.2011 tarihli Genel Kurul Toplantısında TTK'nun 434/2 maddesi uyarınca şirketin kuruluş maksadını kaybetmesi nedeniyle tasfiyesine oy birliği ile karar verildiği, bu toplantıda davalının tasfiye memuru olarak seçildiği, kararın Ticaret Sicil Gazetesinde 07.07.2011 tarihinde ilan edildiği, şirketin tasfiyesinin sona erdiğinin 23.08.2012 tarihinde tescil edildiği, şirketin sicilden terkin edildiği anlaşılmıştır.
Davacı şirkete ilişkin Ticaret Sicil Müdürlüğü kayıtları incelendiğinde; davacı şirketin merkez adresinin "... mah. ... Bulvarı no:8/1 ..." olduğu, yönetim kurulu başkanının ... olduğu, davalının tasfiye memuru olarak atandığı dava dışı ... A.Ş.'nin adresleri ile yönetim kurulu başkanlarının aynı olduğu anlaşılmıştır.
.... Asliye Ticaret Mahkemesinin ... Esas sayılı dosyasında; davacı şirketin aynı iddialarda bulunarak davalıdan şikayetçi olduğu, sanığın tasfiye memuru olarak görev yaptığı sırada bir kusur ve ihmalinin bulunup bulunmadığı yönünde bilirkişi raporu alındığı,bilirkişi heyetinin 21.07.2014 tarihli raporunda çeklerin hangi ticari ilişki nedeniyle alınmış olduğunun belli olmadığı, tasfiyeye giren şirketlerde ticaret ünvanına "tasfiye halinde" ibaresinin ekenmesinin zorunlu olduğu,dava konusu çeklerde bu ibarenin yer almaması nedeniyle çeklerin tasfiyeden önce düzenlenmesinin kabulü gerektiği ve sanık tarafından işlem kolaylığı için imzalanıp bırakılan çeklerin muvazaalı olarak sonradan düzenlenmiş oldukları,çeklerin düzenlenmesine neden olan ticari ilişkinin ticari defterlerde yer almadığı,alacak ve borçlulura ticaret sicil gazetesi ile çağrı yapıldığı halde bu çeklerden kaynaklanan alacağın bildirilmediği,bu haliyle tasfiye memuru olarak görevlendirilen sanığın işlemlerinde bir ihmalinin bulunmadığını belirttiği, Mahkemenin ... K. sayılı 16/12/2014 tarihli kararı ile davalının görevi kötüye kullanma suçundan beraatine karar verdiği , kararın 21/03/2024 tarihinde kesinleştiği görülmüştür.
Tüm deliller toplandıktan sonra, bilirkişiden rapor alınmasına karar verilmiş, mali müşavir bilirkişi ... ve ticaret hukuku konusunda uzman bilirkişi Prof. Dr. ...tarafından hazırlanan 08/03/2016 tarihli bilirkişi raporunda; "...Davacı taraf yönetim kurulu başkanı ve ... A.Ş.'deki temsilcisi ve aynı zamanda ... A.Ş. yönetim kurulu başkanı olan ...'in tasfiye bilançosunun görüşüldüğü toplantıya katılıp bilançoyu onayladığı iddiası karşısında davacı tarafın da kusurlu olduğu düşünülebilir. Gerçekten de dava konusu çeklere ilişkin girişilen icra takiplerinin 03.12.2012 tarihinde, şirketin tasfiyenin bitimi ve durumun tescil ve ilan tarihi olan 23.08.2012 tarihinden sonra başlatılmış olması da çelişkili gözükmektedir. Zira somut olay açısından şirketin tüzel kişiliğinin sona ermiş olduğunun bilinmemesi hayatın olağan akışına aykırı gözükmektedir. Bu nedenle tasfiye memurunun kusurlu olduğu kabul edilse bile karşı tarafın zararın oluşmasında müterafik kusurlu olduğu kabul edilse bile karşı tarafın da zararın oluşmasında müterafik kusurunun bulunup bulunmadığı, varsa bunun oranının ne olacağı konusunda takdir sayın Mahkemenize aittir..." sonuç ve mütalaa edildiği görüldü.
Taraf vekillerinin itirazlarının değerlendirilerek, ek rapor alınmasına ilişkin karar verilmiş, 14/10/2016 tarihli Bilirkişi ek raporunda; " ...
1.Somut olayda davacı tarafın zararın varlığını ve miktarını ispatlaması gerekir. Zararın varlığının araştırılmasında şirket tasfiye aşamasındayken, söz konusu çekler tasfiye bilançosuna dahil edilmiş olsaydı, şirket malvarlığından bu bedelin karşılanıp karşılanmayacağı hususunun da dikkate alınması gerekmektedir.
2.Zararın varlığı ve miktarının ispatlandığı varsayımında, davacı tarafın TTK 553 hükmü uyarınca tasfiye memurunun kusurlu olduğunu da ayrıca ispatlaması gerekmektedir.
3.Kök raporda vurgulandığı üzere, tazminat miktarı belirlenirken TBK 52 hükmü de dikkate alınmalıdır. Buna gören zararı doğuran fiile razı olmuş veya zararın doğmasında ya da artmasında etkili olmuş yahut tazminat yükümlüsünün durumunu ağırlaştırmış ise hakim tazminatı indirebilir veya tamamen kaldırabilir..." sonuç ve mütalaa edildiği görüldü.
Tüm dosya kapsamı, hüküm kurmaya elverişli bilirkişi kök ve ek raporu , .... Asliye Ticaret Mahkemesinin ... Esas ... K. sayılı 16/12/2014 tarihli kararı, Ticaret Sicil Kayıtları incelendiğinde; davalının tasfiye memuru olarak görev aldığı şirket ile davacı şirketin aynı adreste bulunduğu, her iki şirketin yönetim kurulu başkanının aynı kişi olduğu , davacı şirketin tasfiyeden haberdar olmadığı iddiasının TMK 2. maddesinde yer alan dürüstlük kuralıyla bağdaşmayacağı, davacı şirket vekilinin ceza davasında davalıyı şirket varlığının borçlarını ödemeye yetmediğini bildiği halde iflasını istememekle itham ettiği, TTK'nun 541 ve 553. maddeleri uyarınca davalının sorumlu tutulabilmesi için davalının davranışı ile davacının zararı arasında uygun illiyet bağının olması gerektiği, şirketin aktifinde borcu karşılayacak mal yoksa davalının sorumluluğuna gidilemeyeceği göz önüne alınarak davanın reddine, yargılama konusuyla ilgili yasada öngörülmediğinden davalının kötüniyet tazminatının da reddine karar verilmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
H Ü K Ü M : Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;
1-Davanın reddine,
2-Davalının tazminat talebinin reddine,
3-Karar tarihinde yürürlükte bulunan harçlar tarifesine göre hesap edilen 427,60-TL. maktu karar ve ilam harcından peşin olarak alınan 3.730,75-TL. harcın mahsubu ile bakiye 3.303,15-TL. harcın davacıdan alınarak hazineye gelir kaydına,
4-Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi gereğince hesaplanan 40.196,32-TL. vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,
5-Davacının yapmış olduğu yargılama masraflarının kendi üzerinde bırakılmasına,
6-Davalı tarafından yapılan 25-TL. yargılama giderinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,
7-Taraflarca yatırılan bakiye gider avansından arta kalan kısmın karar kesinleştiğinde yatıran tarafa iadesine,
Dair, davacı vekilinin ve davalı vekilinin yüzüne karşı, gerekçeli kararın tebliğinden itibaren 2 hafta içerisinde Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmek üzere mahkememize hitaben yazılmış, mahkememize ya da en yakın Asliye Ticaret Mahkemesine verilecek bir dilekçe ile gidilebilecek İSTİNAF yolu açık olmak üzere verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı.12/11/2024
Katip ...
e-imzalıdır
Hakim ...
e-imzalıdır