T.C.
İstanbul Anadolu 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO: 2023/370 Esas
KARAR NO: 2024/598
DAVA: Tazminat (Kooperatif Üyeliğinden Kaynaklanan)
DAVA TARİHİ: 15/05/2023
KARAR TARİHİ: 10/09/2024
Mahkememizde görülmekte olan Tazminat (Kooperatif Üyeliğinden Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:Davacı vekili dava dilekçesinde özetle;
Davacılar, muris ---------- mirasçıları olup, muris -------- --------- İlçesi ---------- Mevkisi, -------- pafta -------- ada -------- parsel sayılı taşınmazın 4/72 payına sahip olduğunu, söz konusu bu taşınmazın tamamı taşınmaz üzerinde bina yapmak üzere kurulan kooperatife devredildiğini, taşınmazın hissedarlarının tamamı tapudaki payları ile mütenasip olarak kurulan kooperatife hissedar (üye) yapıldığını, taşınmaz üzerinde bina yapılmak ve yapılan binadan bağımsız bölümlerin tapu maliklerine bölüştürülmesi için bu kooperatif kat karşılığı inşaat sözleşmesi yapmak suretiyle üyelerinden herhangi bir ücret almaksızın tapu maliklerinin hak ettikleri daireleri vermek üzere faaliyet gördüğünü, bu kapsamda -------- yüklenici sıfatıyla davalı ---------- ile anlaştığını, davacının da üyesi olduğu ve başlangıçta arsaya ilişkin kurulan --------- daha sonra inşaatı yapmakta olan yüklenici davalı tarafla yapılan anlaşmaya göre TTK eski 451 maddesi uyarınca ----------- tarafından 1.11.2001 tarihinde tüm aktif ve pasifiyle küllü halef olarak devralındığını, yapılan bu devir sözleşmesinde tüm dairelerin anahtar teslimi olmak şartıyla çevre düzenlemesiyle birlikte teslim edilmek üzere 128 adet bağımsız bölüm üzerinde mutabık kalındığını, ancak müvekkile herhangi bir daire teslim edilmediğini, davacılar murisinin davalı kooperatifte 4 adet daireye ilişkin bağımsız bölüm hakkında kooperatif üyeliğinin tespiti, bu durumun mümkün olmaması halinde dairelerin rayiç bedelinin tahsili için 07.04.2004 tarihinde ---------- esas sayılı dosyası ile dava açıldığını, bozma üzerine yapılan yargılamada -------- sayılı ilamı ile muris --------- ait olması gereken 4 daire bedeli olan 332.500 TL tazminatın ıslah tarihi olan 09.03.2021 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte tahsiline karar verildiğini, verilen karar uyarınca hükmedilen asıl alacak ve işleyen faiz alacağı için ---------- İcra Müdürlüğü'nün ---------- esas ve --------- İcra Müdürlüğü'nün --------- esas sayılı dosyaları ile icra takibi başlatılmış olup, 01.12.2022 tarihi itibariyle alacağın tamamı tahsil edildiğini, ancak tahsil edilen bedel müvekkilin zararını karşılamaya yetmemiş olup, bu davayı açtıklarını beyan etmiştir. Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; Dava belirsiz alacak davası olarak açılamayacağını, davacının iddiaları zamanaşımına uğramış olup bu davanın zamanaşımından reddi gerektiğini, bu doğrultuda zamanaşımı itirazında bulunduklarını, davacı yan tarafından 07.04.2004 tarihli dava dilekçesinde kusurlu şekilde faiz talep edilememiş ve dava kasıtlı şekilde düşük bedel üzerinden açıldığını, davacı yanın munzam zarar talebini konut fiyatlarındaki artışlara dayanadırması hukuka aykırı olup kabulü hukuken mümkün olmayıp açıkça sebepsiz zenginleşme itfa ettiğini, bu doğrultuda davacı şirketin haksız ve hukuka aykırı talebinin kabulünün hukuken mümkün olmayacağını, bu nedenle huzurdaki davanın reddine karar verilmesini talep ettiklerini beyan etmiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE:
Eldeki dava, davalılar tarafından --------- İcra Müdürlüğü'nün ---------, --------- İcra Müdürlüğü'nün -------- esas sayılı dosyasındaki borcun geç ödenmesinden kaynaklı davacının munzam zararının oluşup oluşmadığı, oluşmuş ise davalılardan tahsil edilip edilmeyeceği hususlarına ilişkindir.Davada aktif ve pasif taraf husumetinin sağlandığı anlaşılmış olup taraflar arasında bu hususta çekişme yoktur.7155 sayılı Kanun’un 20. Maddesi ile eklenen 5/A maddesi uyarınca arabuluculuk başvurusunda bulunulmuştur. arabuluculuk son tutanağında icra dosya borcunun ödenmesi hususunda anlaşmaya varılamadığına ilişkin arabuluculuk son tutanağı dosya arasına alınmıştır. Dava, munzam zarar talebine ilişkindir. Davacılar vekili dava dilekçesinde, davacının alacağını zamanında tahsil edememesi nedeniyle 10.000-TL'nin mevduata uygulanacak en yüksek faiz ile davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. 6098 sayılı TBK'nın 122/1. maddesinde, "Alacaklı, temerrüt faizini aşan bir zarara uğramış olursa, borçlu kendisinin hiçbir kusuru bulunmadığını ispat etmedikçe, bu zararı gidermekle yükümlüdür." düzenlemesine yer verilmiştir.Munzam Zararın İspatında Yargıtay'ın Tarihsel Yaklaşımı Değerlendirildiğinde;
Munzam zarar, borçlunun temerrüdü ile oluşmaya başlayan asıl borcun ifasına kadar zaman içinde artarak devam eden, asıl borçtan tamamen bağımsız yeni bir borç olup bu hukuki niteliği ve karakteri itibariyla, asıl alacak ve faizleri yönünden icra takibinde bulunulması veya dava açılmasıyla sona ermeyeceği gibi, icra takibi veya dava açılması sırasında asıl alacak ve temerrüt faizi yanında talep edilmemiş olması halinde dahi takip veya davanın konusuna dahil bir borç olarak kabul edilemez. Bu nedenle asıl alacağın faizi ile birlikte tahsiline yönelik icra takibinde veya davada munzam zarar hakkının saklı tutulduğunu gösteren bir ihtirazî kayıt dermeyanına da gerek bulunmamaktadır. Ayrı bir dava ile on yıllık zamanaşımı süresi içerisinde her zaman istenmesi mümkündür.Munzam zararın ispatın somut olarak ispatının gerekip gerekmediği hususu, ----------- ve Özel Dairelerinin birbirinden farklı uygulamaları ile süregelmiştir. Yargıtay uygulamalarındaki bu iki farklı görüş, munzam zararı ispatının sıkı ispat kurallarına bağlanıp bağlanmaması; maruf ve meşhur olayların “karine” olarak kabul edilip, edilemeyeceği ve maddi zararın belirlenmesi yöntemlerinde yoğunlaşmaktadır.Yargıtay'ın eskiden beri ağırlıklı olarak uyguladığı birinci görüşe göre; munzam zarar talep eden-davacı, temerrüde uğrayan alacağın varlığını, bu alacağın ödenmemesi sebebiyle temerrüt faizini aşan zararı bulunduğunu somut olarak ve yasal delilerle ispatlamak zorundadır. Olumsuz ekonomik veriler (yüksek enflasyon, döviz kurlarındaki artış, piyasa yüksek faiz oranları) davacı-alacaklıyı ispat yükünden kurtarmaz. Geç tahsil edilen alacağın, iştigal konusu ticarette kullanılmasının tabiî olduğu varsayımı yeterli kabul edilip hüküm kurulamaz. Alacaklının, munzam zararını yasal delillerle kanıtlaması halinde borçlu; ya alacaklının bir zarara uğramadığını ya da borç zamanında ifa edilmiş olsaydı bile, alacaklının değeri düşmeyecek bir yatırım yapmayacağını ispat ederek sorumluluktan kurtulabilir.
İkinci görüşe göre; munzam zarar alacaklısı, öncelikle temerrüde uğrayan asıl alacağın varlığını, bu alacağın geç veya hiç ifa edilmemesinden dolayı temerrüt faiziyle karşılanmayan zarar miktarını; zarar ile borçlu temerrüdü arasındaki uygun illiyet bağını kanıtlamalıdır. Munzam zarar alacaklısı, normal durumlar ve fiili karineler ile maruf ve meşhur olaylara dayanıyorsa bunun ispatı istenmemeli, munzam zarar davalarında davacı-alacaklının ispat yükümlülüğü çok sıkı kurallara bağlanmamalı, enflasyonist ortamda, bireyin parasının değerini sabit tutmak ve kazanç sağlamak için bir çaba ve girişimlerde bulunması; örneğin, en azından vadeli mevduat veya kurları devamlı yükselen döviz yatırımlarında değerlendirilmesi, olayların normal akışına, hayat tecrübelerine uygun düşen bir karine olarak kabul edilmelidir. Bu karinenin aksini, kusursuzluğunu ve sorumsuzluğunu ispatlamak borçlunun yükümlülüğündedir.
Yargıtay Daireleri arasında bu yolda oluşan içtihat aykırılığının giderilmesi istemi, ---------- reddedilmiştir.Başından beri birinci görüşü uygulayan ----------, daha sonra ikinci görüşü benimsemiş, 2021 ve 2022 yıllarında verdiği kararlar incelendiğinde ise somut ispat kuralına geri döndüğü görülmüştür.
Ekonomik Olumsuzluklar Karine Yönünden Değerlendirildiğinde;Gerek 818 sayılı mülga BK'nın 105.maddesinde ve gerekse 6098 sayılı TBK'nın 122/1. Maddesinde "FAİZ"den değil, "ZARAR"dan bahsedilmektedir. "Günümüz ekonomik koşullarıyla geçmişdeki ekonomik veriler değerlendirildiğinde; ekonomi düzeni içinde yer alan yatırım araçlarının hiçbir zaman istikrarlı gelir getirmediği ve dolayısıyla munzam zararın ispatında “karine” oluşturmadıkları sonucuna varılmaktadır. Örneğin, belli bir zamanda getirisi olan döviz, başka bir zamanda zarar oluşturmaktadır. Borsalardaki yatırımlarda kâr sağlayabildiği gibi, zarara da sebebiyet vermektedir. Enflasyon oranı düştükçe, banka mevzuat faizi de düşmektedir. O halde, ikinci görüşü benimseyen Yargıtay kararları ve hukuksal öğretideki görüşler, “karine” yönünden hukuksal dayanaktan yoksun kalmaktadır." Yakın bir tarihte yüksek döviz kurlarının bir gecede neredeyse yarı yarıya kadar düştüğü dikkate alındığında, dövize yatırımın her zaman gelir getirmeyeceği, bu nedenle olumsuz ekonomik verilerin karine sayılamayacağı görülmektedir.Somut Olay ve Güncel Yargıtay Kararları Değerlendirildiğinde;Dava dilekçesinde davacının faizle karşılanmadığı ileri sürülen zararına ilişkin somut bir vakıa ve somut bir vakıaya ilişkin delil bildirilmemiştir. Davacı vekili munzam zarar talebini enflasyon döviz artışı gibi olumsuz ekonomik verilere dayandırmış, alacak hesabının da bu verilen üzerinden hesaplanmasını talep etmiştir.---------sayılı kararında;"Yüksek enflasyon, dolar kurundaki artış, serbest piyasadaki faiz oranlarının yüksek oluşu davacıyı ispat yükünden kurtarmaz. Davacı para alacağını zamanında alması halinde ne şekilde kullanacağını, uğradığı zararın kendisine ödenen temerrüt faizinden fazla olduğunu ispat etmek zorundadır." şeklindeki kararı ile somut ispatı aramıştır.---------sayılı kararında;"Uğranılan zarar, yetkili merciin belirlediğinden fazla ve bu nedenle 105. maddeye dayanılarak munzam zarar istenecek ise, artık o merciin, zararın oranını belirlemek için kullandığı/dikkate aldığı/değerlendirdiği ölçülere ve bunların “maruf ve meşhur” oldukları olgusuna değil, davaya özgü somut vakıalara dayanılması gerekir. Bunlar da, elverişli ve geçerli delillerle kanıtlanmalıdır."----------sayılı kararında; "Davacı tarafından ileri sürülen, ülkemizdeki belirli dönemlerde mevcut olan ekonomik olumsuzluklardan enflasyon, yüksek faiz, para değerindeki düşüş gibi olgulara dayalı aşkın (munzam) zarar talebi, zarar olgusunun delili olarak kabul edilemez. Zira ülkemizdeki belirli dönemlerde var olan ekonomik koşullardaki olumsuzluklar nedeniyle paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma, tek başına davacının temerrüt faizi dışında bir zararının varlığının ispatı değildir. Dolayısıyla ekonomik şartlar sebebiyle ortaya çıkan yüksek enflasyon, döviz kurlarındaki dalgalanma, serbest piyasadaki faiz oranlarının yüksek oluşu, paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma gibi olumsuzluklar, bir karine olarak kabul edilip davacıyı, kendi somut durumuna özgü vakıalarla oluştuğu iddia olunan zararı ispat yükümlülüğünden kurtarmayacağı gibi davacıya bu yönde herhangi bir ispat kolaylığı da sağlamaz. Hâl böyle olunca, TBK’nın 122. maddesinde karşılanması öngörülen faizi aşan aşkın (munzam) zararın, genel ekonomik olumsuzlukların (ülkede cari enflasyon oranı, yüksek ve değişken döviz kurları, mevduat faizleri, paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma) dışında davacının durumuna özgü somut vakıalarla ispatlanması gerekir." Dosya kapsamı ve deliller birlikte değerlendirildiğinde, davacılarının salt olumsuz ekonomik verilere dayanarak munzam zarar talebinde bulunduğu, somut olarak zarara uğradığına dair vakıa ve delil ibraz etmediği, Yargıtay'ın son dönemdeki kararlarına göre, munzam zararın somut olarak ispatının gerektiği, olumsuz ekonomik verilere üzerinden varsayıma dayalı hesap yapılamayacağı anlaşılmakla, ispatlanamayan davanın reddine karar verilmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle;
1-Davanın REDDİNE--
2-Harçlar kanunu gereğince alınması gereken 427,60 TL harçtan dava açılırken peşin olarak alınan 179,90 TL harcın mahsubu ile bakiye 247,70-TL harcın davacılardan müteselsilen alınarak hazineye irad kaydına,
3-Davacı taraflarca sarf olunan yargılama giderlerinin kendisi üzerinde bırakılmasına,
4-Davalı tarafça sarf olunan yargılama gideri bulunmadığından bu hususta karar verilmesine yer olmadığına,
5-Dava şartı olan arabuluculuk görüşmeleri neticesinde ---------- Arabuluculuk Bürosu'nun ---------- sayılı dosyasında takdir edilen 3.200,00 TL arabuluculuk ücretinin davacılardan müteselsilen alınarak hazineye irad kaydına,
6-Davalı kendisini vekil ile temsil ettirdiginden A.A.Ü.T göre hesaplanan 10.000,00-TL vekalet ücretinin davacılardan müteselsilen alınarak davalıya verilmesine,
7-Artan gider avansının karar kesinleştiğinde yatıran tarafa iadesine,
Dair, taraf vekillerinin yüzüne karşı gerekçeli kararın tebliğden itibaren 2 hafta içinde --------- Bölge Adliye Mahkemesinde istinaf yolu açık olmak üzere açıkça okunup usulen anlatıldı. 10/09/2024