T.C. İstanbul Anadolu 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO: 2024/740 Esas
KARAR NO: 2025/795
DAVA: Tazminat (Haksız Fiilden Kaynaklanan)
DAVA TARİHİ: 07/08/2024
KARAR TARİHİ: 18/09/2025
Mahkememizde görülmekte olan Tazminat (Haksız Fiilden Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:DAVA : Davacı vekili dava dilekçesinde özetle: Müvekkillerinin ortapedi ve travmatoloji alanında hekimlik yaptıklarını, müvekkillerinden ------- -------- ile anlaşmalı olarak çalıştığını, diğer müvekkili --------- ise --------- ve --------- şirketleri ile anlaşması bulunduğunu, gelen hastaların başka sigorta şirketleri ile anlaşmaları olduğunda muayene ve tedavi faturalarını sigorta şirketlerine iletildiğinde hastaların bu tutarları anlaşmalı oldukları şirketlerden sorun yaşamadan alabildiklerini ancak davalı sigorta şirketi tarafından son 4 yıldır ödemeleri iki müvekkilinin de kara listeye alınması sebebi ile reddedildiğini, bu nedenle hastalarla müvekkilleri arasında sorun yaşandığını, bu durumun müvekkillerinin itibarını da zedelediğini, ameliyat öncesi davalıdan provizyon onayı alınmasına rağmen ameliyat sonrasında tedavilere ilişkin ödemelerin reddedildiğini, bu durumun hastalar ile müvekkilleri arasında derin sorunlara yol açtığını, müşteri kaybı yaşanmasına ve müvekkillerinin maddi olarak zarar görmesine sebebiyet verdiğini, davalı şirket tarafından müvekkillerine güçlü bir mobing uygulandığını, müvekkillerinin son 4 yılda bu sebeple çok fazla kazanç kaybı yaşadıklarını belirterek davanın kabulü ile davalının haksız fiiline son verilmesini, haksız fiil nedeniyle uğranılan maddi manevi zararların tazminini, fazlaya dair hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik davacı --------- için 10.000,00-TL, davalı --------- için 10.000,00-TL maddi tazminatın dava tarihinden itibaren bankalarca uygulanan en yüksek faizi ile birlikte tahsiline karar verilmesini, her iki müvekkili yönünden ayrı ayrı 500.000-TL manevi tazminata karar verilmesini, mahkeme masrafları ve vekalet ücretinin davalıya yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
CEVAP : Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; Davacıların dilekçe ekinde yıl yıl ayırarak müvekkili şirket nezdinde sigortalı hastaları gösterir liste sunduklarını, yıl bazında hasta sayısında ne kadar azalma olduğunu belirleyebilecek durumda olduklarını, davanın belirsiz alacak olarak açılmasında hukuki yarar olmadığını, usulden reddini talep ettiklerini, Davacı -------- ile Müvekkil Şirket arasında henüz istinaf incelemesinde olan derdest bir davanın bulunduğu, Davacı ---------- karşı ikame ettikleri rücuen tazminat davasına cevap verirken aynı zamanda karşı dava açtığını, 02/05/2018 tarihli karşı dava dilekçesinin sonuç istem kısmında yine kara listeye alınması gerekçesiyle dava ikame edildiği, davasının reddine karar verildiği, aynı taleplerle ikame edilen dava derdest olduğundan bu davanın da derdestlik sebebiyle reddini talep ettiklerini, Dava her ne kadar haksız fiile dayalı olarak açılmışsa da davacıların talebinin Müvekkili Şirket ile geçmişte akdedilen sözleşmeden kaynaklanmadığı, haksız fiil şartları oluşmadığı, davacı doktorların "geri ödeme alınmayacak doktorlar listesine" alınmasının sebebinin davacı doktorların yanlış tıbbi uygulamaları olduğu, --------- Esas sayılı dosyasıyla da sabit olduğu, ---------Asliye Hukuk Mahkemesince Davacı --------- davasının reddedildiğini, Davacı -------- tarafından davadışı Müvekkili Şirket sigortalısı --------- tanısı konulmamış bir rahatsızlıktan dolayı opere etmesi sebebiyle müvekkil şirket tarafından ödenen tedavi giderinin rücuen tazmininin davacıdan istendiği, yerel mahkemece alınan tüm bilirkişi raporları ve uzman görüşleri doğrultusunda davacı tarafından tıbbi uygulama hatası yapıldığı sabit görülerek davanın kabul edildiği, diğer davacı --------- ise iddia ettikleri gibi sırf ---------- ile birlikte çalıştığından "geri ödeme alınmayacak hekimler" listesine alınmadığını, --------- müvekkil şirket'ten ödeme alamayınca --------- destek istediği ve ---------- ameliyatları ---------- üzerinden şirkete onay gönderildiği tespit edildiğinden --------- de listeye alındığını, davacıların dilekçesinde bu husustan hiç bahsetmemeleri sebebiyle Müvekkil Şirket ile davacılar arasındaki ve Müvekkil Şirket lehine sonuçlanan bir davadan bahsetme zarureti doğduğunu, her ne kadar davacılar bu hususlardan bahsetmese de ---------- AHM tarafından da davacının alındığı "kara listeye (?)" alınması sebebiyle maddi manevi tazminat davasının reddedildiği, bu sebeple mahkeme kararlarında ikilik yaşanmaması sebebiyle bu davanın da reddini talep ettiklerini, somut olayda maddi tazminat talebinin şartlarının oluşmadığı, Müvekkili Şirket’in hukuka aykırı bir fiili bulunmadığı, tüm sigorta şirketleri gibi, Müvekkili Şirketin de hizmet kalitesini arttırabilmek, anlaşmalı olduğu kuruluşlarla oluşturduğu işbirliğini kontrol edebilmek, eksiklikleri veya olumlu yönleri tespit edebilmek adına denetim faaliyetleri yürütmekte olduğu, bu denetimler sırasında Sigortalı’da “halluks valgus deformitesi” olmamasına rağmen Davacı Doktor’un sigortalıyı ameliyat ettiğini ve böylece Müvekkil Şirket’ten haksız yere ücret tahsil ettiğini tespit ettiğini, bu nedenle doğal olarak “Sözleşme Serbesitisi İlkesi” gereği güvenini sarsan doktorla çalışmayı bıraktığını, burada hukuka aykırı bir eylem bulunmadığını, Müvekkili Şirketin sigortalıları dahil isteyen herkesin Davacı Doktorlara tedavi olmakta serbest olduklarını, Müvekkil Şirketin güvenini sarsan doktorla çalışmaya devam ederek, sigortalıları adına davacılara ödeme yapmak zorunda olmadığını, davacıların sırf maddi tazminat talebine dayanak gösteremediği için konuyla ilgisi olmayan bir takım hukuki müesseselere atıf yapmak suretiyle mağdur algısı yaratmaya çalıştıklarını, maddi tazminat taleplerini kabul anlamına gelmemekle birlikte, Davacı Doktorların maddi tazminat talebine konu ettiği 1.000 TL’lik zarar iddiasını kanıtlayacak hiçbir somut delil sunamadıklarını, malvarlığında gerçekleşen azalmayı da ortaya koyamadıklarını, bu nedenle Davacıların haksız ve hukuki dayanaktan yoksun maddi tazminat talebinin reddinin gerektiği, manevi tazminatın, bir kimsenin kişilik haklarına yapılan tecavüz nedeniyle duyulan elem ve ızdırabı telafi etmek amacıyla hükmedilen bir tazminat çeşidi olduğu, olayda ise Müvekkil Şirket’in, Davacıların kişilik haklarına zarar verecek, veya ruh halinde bozulmaya yol açacak herhangi bir davranışı olmadığını, yalnızca güvenini sarsan ve yaptığı işlemlerden şüphe ettiği Davacı Doktorla çalışmayı bıraktığını, “Sözleşme Serbestisi İlkesi” gereği, istediği doktorla çalışmakta özgür olduğunu, Davacı Doktor’la çalıştığı süre içerisinde lehine tahakkuk eden tüm ücretini Davacıya ödediğini, onu mağdur etmediğini, ayrıca Sigortalı/hastalar nezdinde davacının mesleki itibarına zarar verecek herhangi bir açıklamada bulunmadığını, yalnızca provizyon onayı gönderildiğinde artık Davacı Doktor’la çalışılmadığı bilgisi verildiğini, Müvekkil Şirket sigortalıları da dahil, isteyen hastanın Davacı Doktorlar’a tedavi olmakta serbest olduklarını müvekkil şirketin güvenini sarsan doktorlar ile çalışmaya ve ona kâr sağlamaya mecbur olmadığını, davacıların sırf müvekkilinin kendisiyle çalışmayı bıraktığı için haksız ve hukuki dayanaktan yoksun şekilde talep ettiği manevi tazminat isteminin reddini talep ettiklerini, bu nedenlerle öncelikle --------- tarafından aynı taleplerle dava ikame edilmiş ve dava derdest olduğundan derdestlik sebebiyle davanın reddine, Davanın belirsiz alacak olarak açılmasında hukuki yarar bulunmadığından davanın reddine, haksız fiil şartları oluşmadığından haksız fiil hukuki sebebine dayanılarak açılan davanın reddine, Sözleşme serbestisi ilkesi gereği, güvenini sarsan Davacı Doktorlarla çalışmayı bırakan Müvekkil Şirket’ten sırf kendisiyle çalışmayı bıraktığı için haksız ve hukuki dayanaktan yoksun şekilde talep edilen maddi tazminat ve faiz talebinin reddine, müvekkil Şirket’in, davacıların kişilik haklarına zarar verecek veya ruh halinde bozulmaya yol açacak herhangi bir davranışı olmadığından, haksız şekilde talep edilen manevi tazminat ve faiz talebinin reddine, HMK 329. maddesi gereğince Davacı Doktorların disiplin para cezasına mahkûm edilmesine, yargılama giderleri ve vekâlet ücretinin davacılara yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
İNCELEME ve GEREKÇE : Dava, hukuki niteliği itibari ile Doktor olan davacıların hastalarının tedavisi esnasında Davalı sigorta şirketi tarafından ön onay verildiği halde tedavi sonrasında , Ödeme taleplerinin kara listeye alınan hekimlerden olması hasebiyle geri ödeme alınamayacak hekimler- kurumlar kapsam dışıdır gerekçesiyle reddedilmesi, davacıları tamamen sistem dışına iterek kara liste hazırlayarak isim soyisim bilgilerini açıkça paylaşarak bu listeyi tüm sigortalılarına mesaj yoluyla iletilmesi, sigorta sözleşmelerinin ekinde açıkça link paylaşarak hasta ile hiç ilgisi olmayan davacı hekimlerin kimlik ve iletişim bilgileri ile beraber ayrıntılı olarak tek tek ifşa edilmesi uygulamalarıyla KVK ve sair diğer mevzuat hükümlerinin ihlal edildiği iddiasıyla hastaların hekim seçme hakkının engellenmesi gibi haksız uygulamalar ve bu şekilde davacılara mobbing uygulanması sebebiyle HMK 107.madde kapsamında davacıların uğradığı her bir davacı için ayrı ayrı 10.000 TL maddi ve ayrı ayrı 500.000 TL manevi tazminatın davalı sigorta şirketinden tazmini talebinden ibarettir.
--------- sayılı görevsizlik kararı dava dosyasının mahkememize gönderildiği görüldü.
----------, Gelir İdaresi Başkanlığına, ---------- Asliye Hukuk Mahkemesini ve Davalı sigorta şirketine yazılan müzekkerelere cevap verildiği, müzekkere yazı cevaplarının dosya arasına alındığı görüldü.Ticari davalar, mutlak ticari davalar, nispi ticari davalar ve yalnızca bir ticari işletmeyle ilgili olmasına rağmen ticari nitelikte kabul edilen davalar olmak üzere üç gruba ayrılır.Mutlak ticari davalar, tarafların tacir olup olmadığına ve işin bir ticari işletmeyi ilgilendirip ilgilendirmediğine bakılmaksızın ticari sayılan davalar olup, TTK'nın 4/1. maddesinde sayılmışlardır. Ayrıca, Kooperatifler Kanunu (m.99), İcra İflas Kanunu (m.154), Finansal Kiralama Kanunu (m.31), Ticari İşletme Rehni Kanunu (m.22) gibi bazı özel kanunlarda belirlenmiş ticari davalar da bulunmaktadır. Bu guruptaki davaların ticari dava sayılabilmesi için taraflarının tacir olması veya ticari işletmeleriyle ilgili olması gibi şartlar aranmaz. TTK'nın 4/1. bendinde sınırlı olarak sayılan davalar arasında yer alması veya özel kanunlarda ticari dava olarak nitelendirilmesi yeterlidir. Bu davalar kanun gereği ticari dava sayılan davalardır. Nispi ticari davalar, her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili olması halinde ticari nitelikte sayılan davalar olup, iki tarafın ticari işletmesini ilgilendirmesi ve iki tarafın tacir olması gereklidir. Bu şartlar birlikte bulunmadıkça, uyuşmazlık konusunun ticari iş niteliğinde olması veya ticari iş karinesi sebebiyle diğer taraf için de ticari iş sayılması davanın ticari dava olması için yeterli değildir. 6102 sayılı TTK, 6762 sayılı TTK'dan farklı olarak mutlak ticari davalar (kanundan dolayı ticari dava sayılanlar) haricindeki ticari davaları "ticari iş" kriterine göre değil de "ticari işletme" kriterine göre belirlemiştir Üçüncü grup ticari davalar, yalnızca bir tarafın ticari işletmesini ilgilendiren havale, vedia ve fikri haklara ilişkin davalardır. Yukarıda açıklandığı üzere bir davanın ticari dava sayılması için kural olarak ya mutlak ticari davalar arasında yer alması ya da her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili bulunması gerekirken havale, vedia ve fikri haklara ilişkin davaların ticari nitelikte sayılması için yalnızca bir yanın ticari işletmesiyle ilgili olması TTK'da yeterli görülmüştür.
Ticari iş karinesinin düzenlendiği TTK’nın 19/2. maddesi uyarınca, taraflardan biri için ticari iş sayılan bir işin diğeri için de ticari iş sayılması, davanın niteliğini ticari hale getirmez. TTK, kanun gereği ticari dava sayılan davalar haricinde, ticari davayı ticari iş esasına göre değil, ticari işletme esasına göre belirlemiştir. Hal böyle olunca, işin ticari nitelikte olması davayı ticari dava haline getirmez. Mülga 6762 sayılı yasanın 1463. maddesine göre, Bakanlar Kurulu’nca 18.06.2007 tarihinde kararlaştırılıp, 21.07.2007 tarih ve --------- sayılı --------yayımlanan, -------- sayılı Bakanlar Kurulu Kararında esnaf - tacir ayırımının nasıl yapılacağı belirlenmiş, 6103 sayılı Türk Ticaret Kanununun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun'un 10. maddesinde ticari işletmeler hakkında 6102 sayılı TTK'nın 11/2 madde ve fıkrasında öngörülen Bakanlar Kurulu kararı çıkarılıncaya kadar yürürlükte bulunan düzenlemelerin uygulanacağı belirtilmiş olduğundan Bakanlar Kurulu kararının uygulanmasına devam edilerek esnaf ve tacir ayrımının anılan kararda belirtilen kıstasların değerlendirilmesi suretiyle yapılması gerekmektedir. Bir kimsenin vergi mükellefi olması, TTK yönünden de tacir kabul edilmesini gerektirmez. Ticaret siciline ya da Oda'ya kayıtlı olmamak da tacir olmamanın kesin bir kanıtı olmadığı gibi, vergi mükellefi olup olmamak da tacir ve esnaf ayrımında kesin bir ölçüt olarak kabul edilemez. Haksız fiilden kaynaklanan davalarda görevli mahkemenin Asliye Hukuk Mahkemesi olduğu, Somut uyuşmazlığın sigorta hukukundan değil davalı tarafın haksız uygulamaları ve davacılara mobbing uygulandığı iddiasından kaynaklandığı uyuşmazlık TTK'da düzenlenen veya TTK'da sayılan hususlara ilişkin olmadığından ticari dava niteliğinde değildir. Bu nedenlerle somut uyuşmazlığın genel hükümler uyarınca HMK 2.maddesi gereği Asliye Hukuk mahkemesinde görülmesi gerekmektedir.6335 Sayılı Yasanın 2. Maddesi ile 6102 Sayılı TTK'nun 5. Maddesinin 3 ve 4 nolu fıkraları değiştirilerek Ticaret Mahkemeleri ile Asliye Hukuk Mahkemeleri arasındaki iş bölümü ilişkisi görev ilişkisine dönüştürülmüştür. Görev hususu HMK'nun 114/1-c maddesi uyarına dava şartlarından olup yargılamanın her aşamasında re'sen dikkate alınır.
6335 Sayılı Yasanın 2. Maddesi ile 6102 Sayılı TTK'nun 5. Maddesinin 3 ve 4 nolu fıkraları değiştirilerek Ticaret Mahkemeleri ile Asliye Hukuk Mahkemeleri arasındaki iş bölümü ilişkisi görev ilişkisine dönüştürülmüştür. Görev hususu HMK'nun 114/c maddesi uyarına dava şartlarından olup yargılamanın her aşamasında re'sen dikkate alınır.
Mahkememizce açıklanan nedenlerle görevsizlik kararı verilmesi gerekmiş, HMK'nun 21. maddesi gereğince, Mahkememizce verilen işbu kararın kanun yoluna başvurulmayarak kesinleşmesi halinde ---------Asliye Hukuk Mahkemesi ile mahkememiz arasında olumsuz görev uyuşmalığı nedeniyle görevli mahkemenin tayini (merci tayini) için dosyanın -------- Bölge Adliye Mahkemesi'nin ilgili Hukuk Dairesi Başkanlığı'na gönderilmesine dair aşağıdaki şekilde karar verilmiştir.
H Ü K Ü M: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere:
1-HMK.' nun 114/1-c ve 115 maddeleri gereğince göreve ilişkin dava şartı yokluğu nedeniyle davanın USULDEN REDDİNE, Mahkememizin görevsizliğine,
2-HMK'nun 21. maddesi gereğince, Mahkememizce verilen işbu kararın kanun yoluna başvurulmayarak kesinleşmesi halinde--------Asliye Hukuk Mahkemesi ile mahkememiz arasında olumsuz görev uyuşmazlığı nedeniyle görevli mahkemenin tayini (merci tayini) için dosyanın --------- Bölge Adliye Mahkemesi'nin ilgili Hukuk Dairesi Başkanlığı'na gönderilmesine,
3- HMK'nun 20. maddesi gereği, ---------Asliye Hukuk Mahkemesinin yargı yeri olarak belirlenmesine dair merci kararı verilirse bu kararın tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içinde taraflardan birinin mahkememize başvurularak dosyanın görevli ve yetkili ----------Asliye Hukuk Mahkemesi gönderilmesini talep etmemesi halinde, dava dosyasının re'sen ele alınarak davanın açılmamış sayılmasına karar verilmesine,
4-Davaya görevli ----------Asliye Hukuk Mahkemesinde devam edilmesi halinde, yargılama harçları, vekalet ücreti ve yargılama giderlerinin görevli mahkemede değerlendirilerek hüküm altına alınmasına,
Dair tarafların yokluğunda dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda tebliğ tarihinden itibaren iki haftalık süre içinde --------- Bölge Adliye mahkemesi'nde istinaf yasa yolu açık olmak üzere ile karar verildi. 18/09/2025