T.C. İstanbul Anadolu 10. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO: 2025/190 Esas
KARAR NO: 2025/1030
DAVA: Tazminat (rekabet yasağına aykırılıktan)
DAVA TARİHİ: 13/03/2024
KARAR TARİHİ: 10/12/2025
Mahkememizde görülmekte olan Tazminat (rekabet yasağına aykırılıktan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
DAVA:Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin, davalı --------birlikte ---------- kurarak ---- kaydettirdiklerini, daha sonra --- bir kısım hisselerini ------bir kısım hisselerini de müvekkiline devrederek şirketten ayrılmasıyla, şirkette müvekkilinin ve ---------müdür sıfatıyla %50 hisse ile ortaklığa devam ettiklerini, ------ tarafından verilen ---------- istinaden, ---isimli markanın ---- tarihinden itibaren kesintisiz on yıl süre ile ----tarihinde tescil edilmiş hak sahibi olduğunu, ------------ adresinde faaliyet göstermeye başlayan ---------markasıyla tanındığını ve çevrede uzun bir süre faaliyetlerine devam ettiğini, müvekkili ile ortağı -------, birlikte işi yürütemeyecekleri ortak kanaatiyle, ---------sözlü olarak ayrılma kararı aldıklarını, ancak ticari çıkarlar ve hesaplar nedeniyle şirketin kapanışını yapamadıklarını, müvekkili ile ----------- şirketi sonlandırma kararı aldıktan sonra, müvekkilinin --------- tarihinde eski ortağı ve eski şirket yetkili müdürü ----------- haksız rekabet yaptığını, şirketlerinin markasını kendi markası gibi kullandığını ve bu şekilde şahsi çıkarları için bu markayı kullanarak kazanç elde ettiğini öğrendiğini, müvekkilinin iş yaptığı bir şahıstan aldığı mesajla -------- şirket ünvan değişikliği yaptığını,-------tarafından -----------ünvanının, personel -----------olarak değiştirilmesi kararı alındığı bilgisini öğrendiğini, bu kararı tek başına aldığını ve uyguladığını, -------önüne logosunda basit bir değişiklik yaparak, şirket merkezindeki-----------adresinde tabelasını astırdığını, ürünleri bu şekilde pazarlamaya devam ettiğini ve halen ürünleri kendi yararına pazarlamaya devam etmekte olduğunu, --------------- iş yaptığı herkese şirketin ünvan değişikliği duyurusunu gönderdiğini, ticari çevresini haberdar ettiğini,eski logo ve eski marka üzerinden satış ve pazarlama yaptığını, şirket devam ediyor olsa bile ünvan değişikliğini müvekkilinin imzası olmadan yapamayacağının açık olduğunu, şirkette çift müdür olduğundan, yapılan tüm işlemlerin çift imza ile yapılmasının gerektiğini, davalı ------------- müvekkiline şirketi sona erdirme kararı almalarına rağmen --------markasını kullanarak ürün pazarladığını, haksız rekabet yaptığına ilişkin ----------------- Değişik İş dosyası ve bilirkişi raporu----------- tespit tarihinde halen----markasını kullandığını, ----------tarihli sevk irsaliyesinden de görüldüğü üzere ürünlerin halen pazarladığını ve pazarlamaya devam ettiğini, levhanın önüne basit ayırt edilemeyecek bir logo koyduğunu, ancak paketlerden de görüldüğü üzere, şirketin marka ve logosu üzerinden üretim ve satış yaptığının tespit edildiğini, davalının------------markasını halen üretip, pazarladığının mahkemece bilirkişi raporuyla da tespit edildiğini, müvekkili davalının satış yaptığı firma isimlerini, yaptığı araştırmayla tespit ettiğini, mahkemece bu firmalarla davalının iş yapıp yapmadığı, ---------markasıyla ürünlerini bu firmalara satıp satmadığı ve hangi tarihlerde bu ürünlerin alındığının tespiti bakımından ------- araştırması yapılmasını talep ettiklerini, müdürlerin Rekabet Yasağı TTK'nın 626/f.2 hükmünde; şirket sözleşmesinde aksi öngörülmemiş ya da diğer tüm ortaklar yazılı şekilde izin vermemiş ise, müdürlerin şirketle rekabet oluşturan bir faaliyette bulunamayacağının belirtildiğini, tüm bu sebeplerden dolayı, zararın artmasını önlemek için davalının faaliyetinin durdurulması için gerekli ihtiyati tedbir kararının verilmesini, davalının yasalara aykırı olarak yapmakta olduğu haksız rekabetin önlenmesini, mevcut malların bulunduğu yerden ve bayilerden toplattırılarak imha edilmesini, müvekkiline ait tescilli markanın kullanıldığı tabelaların sökülmesini, reklam vasıtası, basılı evrak ve ürünlerin toplatılmasını, masrafı davalıdan alınarak hükmün tirajı en yüksek 5 gazeteden biri ile ilanını, davalının bilirkişi tarafından defterlerinin incelenerek -------- markasını halen üretip pazarlamasıyla elde ettiği kazancın tespit edilerek, bu kazancı şirket hesabına yaptığının kabulüyle, bedelin yarısının müvekkiline verilmesini, masrafı davalıdan alınarak hükmün tirajı en yüksek gazetesinde ilan ettirilmesini, karar verilmesini, ---------Değişik İş dosyasındaki yargılama giderlerinin ve bu dosya kapsamındaki yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davalı tarafa yükletilmesini talep ve dava etmiştir.
CEVAP:Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davacı yanın davalı müvekkili şirket müdürüyken doğrudan ve dolaylı olarak uğrattığı zararların tazminini de talep ettiğini bu talebin haksız , hukuka ve usule aykırı olduğunu, davacı yanın ıslak imzasının da ---------- toplantı tutanağında mevcut olduğunu, İbranın "menfi borç ikrarı" anlamına gelmekte olduğunu bu kararın alınmasıyla şirketin ve genel kurulda ibra kararına olumlu rey veren ortağın zararlarına dayanan sorumluluk davasını açmasına TMK Md.2 engel olduğunu, söz konusu belgenin varlığı sabitken davacı yanın ıslah dilekçesiyle müvekkilinin tasfiyeden önceki zararlardan sorumluluğuna, somut bir zararın var olmadığı halde, gitme çabasının iyiniyetten oldukça uzak olduğunu ve dürüstlük kuralına aykırı olduğunu, davalı müvekkili şirketin müdürlüğü yaptığı dönemde her iki ortağın birlikte karar aldığını, birlikte faaliyetleri sürdürdüklerini, bu durumda elde ettikleri karın ortak olması gibi doğan zararların da ortak olduğunu, her ne kadar karşı tarafın haksız ve dayanaktan yoksun bir şekilde müvekkilinin haksız rekabet yaptığını, henüz sonlandırmadıkları şirketlerinin markasını kendi markası gibi kullandığını iddia etmiş olsa da müvekkilinin sadece kısa bir süre ---------------- markası altında ticari işlerini sürdürdüğünü, tespite konu adreste yapılan incelemelerden görüleceği üzere müvekkili---- ait firmanın imza sirkülerinde ve sevk irsaliyesinde de ----- markasıyla herhangi bir ticari iş ve işlem yapılmadığının ve kazanç sağlanmadığının açık olduğunu, müvekkilinin ------------markasıyla faaliyetlerini kısa süre sürdürdüğünü, ayrıca şirketin logosunun da eski logo ile farklılık gösterdiğini, üzerinde --------------yazılı olan karton,poşetler ve bazı ürünlerin hiçbir ticari kazanç gayesi taşımamakta olduğunu, ve hiçbir suretle müvekkil kendi markası gibi bu ürünleri kullanmadığını, bu ürünlerin ortaklık süresinden kalma satışı yapılamayan ürünler olduğunu, müvekkili ile karşı tarafın ortaklıklarını sonlandırdıklarında her iki tarafın da bahse konu etiketli ürünlerin bir kısmının ellerinde bulunduğunu bilmekte olduğunu, aynı ürünlerden davacı tarafta da bulunmakta olduğunu, dolayısıyla karşı tarafın haksız taleplerinin dürüstlük kurallarına aykırı, haksız ve hukuksuz olduğunu, şirketi sözlü olarak sonlandırdıkları tarihte ellerinde kalan mevcut malları ortakların kendi aralarında eşit olarak ayırdıklarını, müvekkilinin kısa bir süre şirket ismini ------------- olarak kullansa da sonrasında bu ismi de değiştirdiğini, şirketinin ticari ünvanının şuan ------ olduğunu, mahkeme tarafından yapılacak keşif ve bilirkişi incelemesi ile bu durumun netliğe kavuşacağını, müvekkilinin ticari faaliyeti kapsamında-----------bulunmakta olduğunu, dolayısı ile şirketin ünvanı isminde iş elbiselerinin yazmayacak olmasının hayatın olağan akışına aykırı olduğunu, müvekkilinin ticaret unvanının tescilli olduğunu, tescilli bir ticaret unvanının sicilden terkin edilinceye kadar kullanılmasının bir hukuka aykırılık oluşturmayacağını, bu dönem içerisinde haksız rekabet iddiasına dayalı tazminatın istenemeyeceğini, davacının tescilli markanın izinsiz ,haksız ve hukuka aykırı şekilde kullanıldığı iddiası ile vekili aracılığı ile savcılığa suç duyurusunda bulunduğunu,-------------- Soruşturma Numaralı dosyasından soruşturmanın gerçekleştiğini ve dosyadan takipsizlik kararının verildiğini, müvekkili şirket yetkilisinin bahse konu firmanın tasfiye aşamalarında tasfiye memuru olarak atandığını, ve akabinde şirketin tasfiye olduğunu, davacı tarafla özdeşleşen bir ibarenin ya da ayırt edici işaretin ürünle birlikte kullanılmak suretiyle iş ürünleri ve buradan hareketle her iki ürünü pazarlayan firmalar arasında iltibasa yol açılması gerekmekte olduğunu, farklı sektörlerdeki farklı faaliyette bulunan taraflar arasında bir haksız rekabetten de söz edilemeyeceğini, öte yandan, ancak tescilli tasarım koruması ile ve sınırlı süre ile elde edilecek hukuki korumanın, haksız rekabet kurallarıyla süre sınırsız olarak elde edilmesinin de mümkün olmadığını, tüm bu sebeplerden dolayı davanın reddini, ıslahla genişletilen davalı müvekkilinin şirket müdürlüğü yaptığı dönemde uğranılan zararların davacı yana ödenmesi talebinin ibranın varlığı uyarınca reddini, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davacı yana bırakılmasını, talep etmiştir.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE:Tarafların iddia ve savunmaları yukarıda özetlenmiştir. Davacı davayı açarken davalı ile ortak oldukları dava dışı---------- isimli markanın davalı tarafından haksız bir şekilde kullanmaya devam edildiğini,aynı adreste ----------------- kurup sözlü anlaşmaya aykırı şekilde ticari faaliyete devam ettiğini eski logo ve eski marka üzerinden satış yapmaya devam ettiğini öğrendiğini belirtmiş, müdürün rekabet yasağına aykırı eylemleri nedeni ile haksız rekabetin önlenmesi, markanın logosu olan malların toplatılması ve davalının giyimiş markasını halen üretip pazarlaması ile elde ettiği kazancın tespit edilerek bu kazancı şirket adına yaptığının kabulü ile yarsının kendisine ödenmesini talep etmiştir. Dava ilk olarak Fikri sınai haklar hukuk mahkemesinde açılmış davacı -------- tarihli ıslah dilekçesi ile netice-i talebinde davalının giyimiş markası ile yada personel giyimiş markası ile yaptığı tüm ticari işlemlerden elde ettiği kazancın ------------adına yapıldığının kabul edilerek hissesi oranında kednisine ödenmesine, davalının iki ortaklı şirket müdür olarak davacıyı uğrattığı doğrudan zararın tazimine ve görevsizlik kararı verilerek dosyanın görevli ticaret mahkemesine gönderilmesini talep etmiştir. Davacının davasını ıslah etmesi üzerine görevsizlikle dosya mahkememize tevzii edilmiştir. Davacının ıslah dilekçesinden sonraki dilekçelerindeki beyanları iddia ve savunmanın genişletilmesi mahiyetindedir. Örneğin davacı----- tarihli dilekçesinde ne dava ne de ıslah dilekçesine konu ettiği taleplerde bulunmuştur Bu dilekçede davacının davalıyı tasfiye memuru olarak tayin etmediği, davalının şirket hesabına gelmesi gereken paraları kendi hesabına aktardığı, ---------------- davacı ile birlikte çekip davacıyı kanbdırarak bu paraları bankalara aktarmayıp kendi hesabına aktardığı, şirket hesabına gelmesi gereken vergi iadelerini kendi hesaplarına yönlendirdiği vs gibi iddiaların tamamı iddianın genişletilmesi mahiyetindedir. Mahkemece dosya heyete tevcdii edilmeden önce anlaşıldığı kadarı ile davacının sürekli taleplerini genişletmesi nedeni ile neticei talebinin ne olduğu, talebini somutlaştırması istenmiş bunun üzerine davacı -------- tarihli dilekçesinde yine az önce sayılan ve ne dava ne de ıslah dilekçesinde olmayan iddia ve savunmalarını tekrar etmiştir. Davacının dava ve ıslah dilekçeisndeki talepleri dışındaki dilekçelerindeki istemleri iddia ve savunmanın genişletilmesi mahiyetinde olduğundan bunlara itibar edilmemiştir. Davacının dava ve ıslah dilekçesindeki neticei talebi davalının rekabet yasağına aykırı davranışları, şirket adına kayıtlı olan --------- markasının kendi adına kullanılması ve bundan elde edilen paranın yarısının davacıya ödenmesine ilişkindir. TTK'nın 626/f.2 hükmünde, "Şirket sözleşmesinde aksi öngörülmemiş ya da diğer tüm ortaklar yazılı şekilde izin vermemiş ise, müdürlerin şirketle rekabet oluşturan bir faaliyette bulunamayacağı" belirtilmiştir. İlgili hüküm uyarınca, rekabet yasağı emredici nitelikte olmamakla birlikte, kanuni bir yasak olarak belirlenmiş ancak aksinin öngörülebileceği de ifade edilmiştir.Müdürler bakımından kanunen getirilmiş olan rekabet yasağının, görev süresi ile sınırlı olduğu kabul edilir. Dolayasıyla, görev süresi sona eren müdürler bakımından, rekabet yasağının devamının tesisi, ancak yeri, süresi ve konusu bakımından esaslı noktaları amaca uygun nitelikte belirlenmiş olan bir sözleşme ile mümkün olabilir. Müdür sıfatına sahip olmayan ortaklar bakımından, kanuni bir rekabet yasağı düzenlenmediğinden, şirket sözleşmesiyle de böyle bir yasak açıkça öngörülmemişse, müdür olmayan ortakların rekabet yasağına tabi olmadıkları kabul edilir. TTK m. 613/2'nin gerekçesin de açıkça ifade edildiği üzere bağlılık yükümlülüğünün sınırı rekabet yasağıdır. Dolayasıyla, şirket sözleşmesinde ortaklar bakımından açık bir yasak düzenlenmemiş ise, ortakların şirketle rekabet eden işlemleri, bağlılık yükümlülüğüne aykırılık kapsamında değerlendirilemeyecek, diğer bir değişle sırf bağlılık yükümlülüğünden hareketle ortakların rekabet yasağına tabi olduğu sonucuna varılamayacaktır.Limited şirketin fiilen faaliyet göstermiş olduğu işlerle birlikte, TTK m. 626/2'ye ilişkin gerekçede de belirtildiği üzere, rekabet yasağı oluşturan faaliyetlerin TTK m. 547 de öngörülen hallerin dışında, dolaylı ve gereğinde etkisi duyulan komşu alan rekabetini de kapsadığı açıktır. Bu manada kanımızca şirketin faaliyet alanı ile yakın bir ilişki kurulabilen alanların da yasak kapsamında değerlendirilebileceği söylenebilir. Anonim şirketler bakımından rekabet yasağını ihlal eden yönetim kurulu üyelerine uygulanacak yaptırımları düzenleyen TTK m. 396/1 hükmü ile anılan hükümle benzer nitelikte olan rekabet yasağını ihlal eden kolektif şirket ortaklarına uygulanacak yaptırımları düzenleyen TTK m. 231/1 hükmünün de limited şirketlere kıyasen uygulanabileceği yönünde görüşlerin ağırlıkta olduğu görülmektedir. Rekabet yasağının müdür tarafından ihlali halinde şirket, ihlal nedeniyle uğramış olduğu zararını, yasağı ihlal eden müdür/müdürlerden talep için tazminat davası açabilecektir. -------------Sayılı ilamında "....Yine TTK.396/4. maddesine göre, yönetim kurulu üyelerinin sorumluluğuyla ilgili hükümler saklı tutulmuştur. Yani, yönetim kurulu üyelerinin rekabet yasağına aykırı eylemleri nedeniyle davacı ortakların doğrudan doğruya bir zararları oluşursa, ortaklar, doğrudan doğruya kendilerine ödenmek üzere tazminat davası açabilirler. Olayımızda ise, iddia edilen zarar şirketin zararı olup davacıların doğrudan doğruya zararları söz konusu değildir. TTK'nın 396/4. maddesinde, yönetim kurulu üyelerinin sorumluluklarıyla ilgili hükümlerin saklı olduğu belirtilerek TTK'nın 553. ve 555.maddelerine atıfta bulunmuştur. Bu durumda, şirketin uğradığı zararların tazminini şirket ve her bir pay sahibi isteyebilir. Davalı şirkete yönelik talep ise, TTK'nın haksız rekabete ilişkin 55 vd. maddelerine dayalı olup, dava dilekçesinin açıklamalara ilişkin 3. maddesinde, şirkete ait stokların yönetici tarafından davalı şirkete devir edildiği veya satılarak, şirket zararına neden olunduğu ileri sürülmesine göre, davacı ortakların TTK'nın 396/son maddesi yollamasıyla 355.maddesine göre, şirketin uğramış olduğu zararların şirkete ödenmesini talep edebilecekleri anlaşılmakla.." belirtmiştir. TTK nın 553. Maddesi gereği kanundan yada esas sözleşmeden doğan yükümlülüklerini kusurlu işlem ve eylemleri ile ihlal eden ------ üyeleri verdikleri zarardan dolayı şirkete, ortaklara ve şirket alacaklılarına karşı sorumludur. Sorumluluğun müeyyidesi tazminattır. Eski TTK da olduğu gibi Yeni TTK da da ------- üyelerinin sorumluluğu bir kusur sorumluluğudur. Yk üyeleri ancak şirkete zarar veren işlem ve eylemlerin YK üyelerinin kusurundan kaynaklandığını kanıtlandığı taktirde sorumlu tutulabilirler. Eski TTK 56 ve Yeni TTK nın ilk halinde ------ üyelerinin kusurlu olduğu karine olarak kabul edilmişti. Yani sorumluluktan kurtulmak için kusursuzluğunu ispat yükü ----- üyelerine düşüyordu. TTK da 26.06.2012 tarihinde kabul edilen 6335 sayılı kanunla yapılan tadilata TTK nın 553. Maddesi değiştiilmiş ve kusur karinesi kaldırılmıştır. Yeni sistemde zarar doğurucu işlem yada eylemin------ üyesinin kusurundan kaynaklandığını ispat yükü davacıya aittir. Yani artık yeni sistemde önce davacı ------ üyesine kusur yüklenmesinin mümkün olduğunu ispat edecektir. Bu halde -------- üyesi zarar doğuran işlemde kendisinden beklenen özeni gösterdiğini ispat ederek sorumluluktan kurtulacaktır. Yönetim kurulu üyelerinin sorumlu tutulabilmesi için hukuka aykırı eylem, kusur, zarar ve illiyet bağı kavramlarının bir arada bulunması gerekir. Burada zarar kavramı açılmalıdır. Doktrinde ve yargıtay kararlarında doğrudan ve dolayısı ile zarar olmak üzere iki kavramdan bahsedilmektedir. Doğrudan doğruya zarar------ üyelerinin fiilleri sonucuna ortakların veya alacaklıların ortaklığın zararından bağımsız olarak gördükleri zarardır.Bu fiillerin ayrıca ortaklığı zarara sokmuş olup olmadığı önem arz etmez. Ortaklığın doğrudan zararı ortakların dolayısıyla zararını oluşturur. Örneğin gerçek olmayan kar dağıtımı,gereksiz yatırımlar yapılması, ortaklık vasıftalarının şirket amacı dışında kullandırılması gibi eylemler. Ortaklık mal varlığındaki eksilmeler alacaklıların başvurabilecekleri değerler yığınında bir azalma teşkil edecektir. Bu nedenle alacaklılara da dava hakkı verilmiştir. Ortaklar veya alacaklılar burada tazminatın kendilerine değil şirkete verilmesini talep edebilir. Doğrudan zarara örnek olarak bir kimsanin kanuna aykırı olarak düzenlenmiş bilançoya güvenerek pay sahibi olması veya paylarını elden çıkarması, sermaye arttırımında ortakların yeni pay alma haklarının ihlal edilmesi, bir ortağın payının kanuna aykırı şekilde iptal edilmesi gösterilebilir.6762 sayılı Türk Ticaret Kanununda çokça tartışılan doğrudan zarar ve dolaylı zarar kavramlarına 6102 sayılı Türk Ticaret Kanununda yer verilmemiştir. Ancak yeni Kanunda da şirkete, pay sahiplerine ve alacaklılara uğradıkları zararlar için dava açma hakkı tanınmıştır. Bu kişiler, uğradıkları doğrudan zararların tazmini için kusurlu yönetim kurulu üyelerine yönelebilirler. Ayrıca şirketin uğradığı zararlardan yansıma yoluyla zarar gören yani dolaylı zarara uğrayan pay sahibi ve alacaklılar da belli koşullarda sorumluluk davası açabilirler (TTK 553, 556).Doğrudan ve dolaylı zararlar, yönetim kurulu üyelerine karşı açılacak sorumluluk davasında pay sahipleri ve alacaklılar bakımından önemli kavramlardır. Yönetim kurulu üyelerinin kusurlu davranışlarının şirketin, pay sahibinin veya alacaklının alanında doğrudan yol açtığı zararlara doğrudan zarar denir. Yönetim kurulu üyelerinin kusurlu davranışlarının şirketin malvarlığına zarar verdiği ve bu zararın pay sahiplerini veya alacaklıları etkilediği zararlara da dolaylı zarar denir.Doğrudan zarara istinaden dava hakkı her bir ortağa ve alacaklıya direk ve kişisel olarak tanınmıştır. Diğer ortakların, alacaklıların veya şirketin tazminat talebinden tamamen bağımsızdır. Zararın doğrudan zarar olması halinde, ortak bu davayı hem yönetim kurulu üyelerine hem de şirkete yöneltebilir.Dolayısıyla zarar olarak nitelendirilen zarar ile kastedilen, ortakların veya alacaklıların, yönetim kurulu üyelerinin ortaklık malvarlığını kötüleştiren davranışlarından şirketin zarara uğraması neticesinde uğradıkları zarardır----------- Burada doğrudan zarar gören şirket olmakla birlikte, onun malvarlığında azalma meydana getiren bütün işlemler, ortaklar ve alacaklılar bakımından dolayısıyla zarar teşkil etmektedir, çünkü bu zarar nedeniyle şirketin ödeme gücünde meydana gelen azalma, alacaklıların ve ortakların taleplerinde bir kayba yol açmaktadır.6102 s. TTK mülga TTK md. 309 dan farklı olarak dolaylı zarar kavramını kullanmamış, şirketin uğradığı zararın şirket ve ortaklar tarafından talep edilebileceğini belirterek dolaylı zarara üstü kapalı olarak yer vermiştir. Ortakların ve alacaklıların dolayısıyla zararından ancak şirketin zarara uğraması ve bu zararın ortakların ve alacaklıların malvarlığında bir azalmaya sebep olması halinde bahsedilebilir.Şirketin zararı ortakların ve alacaklıların dolayısıyla zararının “olmazsa olmaz/conditio sine qua non” şartıdır.Dolaylı zararın talebi halinde ise davanın şirkete yöneltilmesi mümkün değildir. Zira bu durumda asıl zarara uğrayan şirketin kendisidir. Ortak ile alacaklı, şirketin zararının giderilmesi talebiyle bu davayı açmaktadır.Dava ehliyeti, kişinin bizzat bir davayı açabilme veya davada davalı olarak yer alabilme yetkisini ifade eder ve medeni hukuktaki fiil ehliyetinin usul hukukundaki karşılığıdır. Haliyle eldeki davada davacının dava ehliyeti bulunmaktadır. Buna karşın husumet ise tarafın, dava konusu maddi hukuk ilişkisinin süjesi olup olmamasıyla ilgilidir. Taraf sıfatı (husumet), maddi hukuka göre belirlenen, bir sübjektif hakkı dava etme yetkisini ya da bir sübjektif hakkın davalı olarak talep edilebilme yetkisini gösteren bir kavramdır.Dava şartı olan taraf ehliyeti, dava ehliyeti ve davayı takip yetkisi, davanın taraflarının kişilikleriyle ilgili olduğu halde, taraf sıfatı dava konusu sübjektif hakka ilişkindir.Pay sahipleri ve alacaklıların doğrudan zararları; yöneticilerin kanun ve esas sözleşmeden doğan yükümlerine aykırı olarak kusurlu fiil ve işlemleri sonucunda pay sahipleri ve şirket alacaklılarının bizzat ve bireysel, doğrudan doğruya zarara uğramalarıdır. Bu zararlar şirketin zararından bağımsız olduğundan ayrıca şirketin zarara uğrayıp uğramadığının da önemi yoktur. Bu zararlar ortak ve şirket alacaklısı sıfatı sonucu olarak görülmüş zararlardır------------ Sayılı ilamında "...Davacı talepleri incelendiğinde talebinin, davacı ve davalı --- dava dışı -----------ortakları olduğu, şirketin Yönetim Kurulu başkanının---- olduğu, davalı ----ortak oldukları -------- zarar verdiği, davacının, azınlık pay sahibi haklarına dair gerekli işlemlerin yapılmaması, dava dışı ------------ iş ve işlemleri hakkında bilgi verilmemesi, şirketin genel kurulunun son dört yıldır toplanmaması, kar dağıtımının süresinde ve usulüne uygun yapılmaması, şirketin önemli nitelikte ve miktardaki varlıklarının satılması, devredilmesi ve kullandırılması, fahiş mahiyette huzur hakkı ve prim alınması ve ayrıca şirketin piyasa değerinin düşmesi ve mali yapısının bozulması hususunda herhangi bir tedbirin alınmaması, tek kişiden müteşekkil yönetim kurulunun üyesi olan ve aynı zamanda yönetim kurulu başkanı sıfatını da haiz bulunan davalının yükümlülüklerini gereği gibi yapmayarak görev ve yetkilerini kötüye kullanması, özen ve bağlılık yükümlülüğü ve rekabet yasağına aykırılık sebepleri ile açılan yöneticinin sorumluluğu ve davalıların haksız rekabette bulundukları gerekçesi ile belirsiz alacak olarak 150.000,00 TL nin davalılardan alınarak dava dışı şirkete ödenmesi talep etmiştir.Bu haliyle dava dışı şirketin zarara uğratılması nedeniyle meydana gelen zarar, davacının doğrudan zararı olmayıp, dolaylı zararıdır. TTK’nın 626/2. maddesine aykırı olarak şirketle rekabet oluşturan eylemler nedeniyle sorumluluğunda aktif husumet ehliyetinin şirkete ait olduğu ancak TTK'nın 553/1. maddesi uyarınca, kurucular, yönetim kurulu üyeleri, yöneticiler ve tasfiye memurları, kanundan ve esas sözleşmeden doğan yükümlülüklerini kusurlarıyla ihlal ettikleri takdirde, hem şirkete hem pay sahiplerine hem de şirket alacaklılarına karşı verdikleri zarardan sorumludurlar. Bu durumda şirketin uğradığı zararı şirket veya pay sahibi isteyebilir. Pay sahipleri açtıkları davada tazminatın ancak şirkete ödenmesini isteyebileceğinden ve davacı dolaylı zararlar nedeniyle oluşan tazminatın dava dışı şirkete ödenmesi talep etmiş olmakla eldeki dava yönünden aktif husumet ehliyetini haiz olduğundan davanın aktif husumet nedeniyle reddine karar verilmesi isabetsiz olmuştur..." Belirtmiştir. ----------Sayılı ilamında "...Somut olayda, davacı ortağın müdürün haksız rekabeti, haksız rekabet ve haksız fiil iddiası ile dava açma hakkı bulunmamaktadır. Müdürün sorumluluğuna dayalı açılan davada ise tazminatın ancak şirkete ödenmesi istenecek olup, davacı dava dilekçesinde açıkça "maddi kayıplarımızın tazmini için" şeklindeki ifade ile tazminatın kendisine ödenmesini istemiş olup, dolaylı zarar halinde bu mümkün değildir. Bu nedenlerle davacının eldeki davayı açmakta aktif husumet ehliyeti bulunmamakta olup, ilk derece mahkemesince davanın aktif husumet yokluğu nedeniyle reddine karar verilmesinde bir isabetsizlik görülmemiştir..." belirtmiştir. ----------Sayılı ilamında "...TTK’nın 626/2. maddesine aykırı olarak şirket müdürlerinin şirketle rekabet oluşturan eylemler nedeniyle aktif husumet ehliyeti şirkete aittir. Bununla birlikte TTK'nın 644. maddesi yollaması ile limited şirketler hakkında da uygulanması gereken TTK'nın 553. ve 555. maddesine göre şirket ortağı da dava hakkına sahiptir. Ancak bu hükümlere göre ortak, tazminatın şirkete ödenmesini isteyebilir. Somut olayda da davalılar şirket müdürü olup rekabet etmeme yükümlülüğüne uymaması nedeniyle ----------zarar verildiği, davalıların kurdukları ---------- tarafların ortağı olduğu ---- karşı haksız rekabete giriştikleri, dolayısıyla müşterek eylemleriyle -----zarara uğrattıkları iddia edilmekte, tazminatın davacılara değil şirkete ödenmesi istenmektedir. Bu durumda, iddianın ileri sürülüş biçimi ve tazminatın şirkete ödenmesi talep edilmesi nedeniyle davacı şirket ortağının eldeki davada aktif husumetinin bulunduğu kabul etmek gerekir ---------- belirtmiştir.
Somut olayda davacı şirket tüzel kişiliğine ait bir markanın usulsüz kullanımı nedeni ile haksız rekabet hükümleri kaynaklı tazminatın doğrudan doğruya kendisine ödenmesini talep etmiştir. Davacının yukarıda ifade edildiği üzere dava ve ıslah dilekçesindeki talepleri geçerlidir. Kaldı ki talebin genişletilmesi, iddia ve savunmanın genişletilmesi kapsamındaki iddiaları dahi nazara alındığında yani davalının şirkete ait vergi iadesi paralarını kendi hesabına geçirmiş olması, şirkete ait paraların şirket hesabına değil de kendi hesabına geçirilmiş olması, tasfiyenin usulsüz yapılması vs. Dikkate alınması halinde de durum değişmemektedir. Bu zararların tamamı yine şirketin zararıdır. Yukarıda ifade edildiği üzere şirketin doğrudan zararı ortakların dolaylı zararıdır. Ortaklara dava hakkı bahşedilmekle birlikte zararın şirket tüzel kişiliğine ödenmesi istenmelidir. Somut olaydaki iddialar yani davalı ortağın şirkete ait markayı usulsüz kullanımı ve haksız rekabet eylemleri nedeni ile zarar gören şirket tüzel kişiliğidir. Dava dışı tarafların ortak oldukları şirketin ticaret sicil kayıtları incelendiğinde dava tarihinden sonra --------- tarihinde sicilden terkinine karar verildiği görülmektedir. Davacının tazminatın kendisine ödenmesini istemiş olması, doğrudan bir zararının olmaması nazara alındığında aktif dava ehliyeti yoktur. Şirketin sicilden tasfiye edilmiş olması durumu değiştirmeyecektir. Zira davacı iddialarına göre tasfiye de usulsüz yapılmıştır. Şayet şirket bir zarara uğratılmış ise ortak, şirketin terkin edildiğinden bahisle şirkete ait bir parayı kendisine verilmesini talep edemez zira tasfiyenin nasıl yapılacağı TTK'nın 529 vd. maddelerinde belirtilmiştir. Bu şekilde şirkete ait bir paranın ortağa doğrudan verilmesi halinde şirketin kamusal borçlarından kaynaklı alacaklıları, keza şirketten alacaklıların da zarar göreceği, ortağa doğrudan verilen para kadar şirketin zarar göreceği açıktır. Tüm bu anlatılan hususlar bir bütün olarak değerlendirilmiş davanın aktif husumet yokluğu nedeni ile reddine dair aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir.
HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere ;
1-Davanın Aktif Husumet Yokluğu nedeniyle USULDEN REDDİNE,
2-492 Sayılı Harçlar Kanununa göre alınması gereken 615,40 TL maktu harcın peşin alınan 427,60 TL harçtan mahsubu ile eksik yatırılan 187,80 TL harcın davacıdan alınarak hazineye irad kaydına,
3-Davalı kendisini vekille temsil ettirdiğinden yürürlükte olan A.A.Ü.T tarifesi gereği 45.000,00 TL maktu vekalet ücretinin davacıdan tahsili ile davalıya ödenmesine,
4-Davacı tarafından yapılan yargılama giderinin üzerinde bırakılmasına,
5-6100 Sayılı HMK'nun 333. maddesi gereğince var ise bakiye gider/delil avansının taraflara veya ahzu kabza yetkili vekillerine iadesine,
6- Adalet bakanlığı bütçesinden karşılanan 3.600,00 TL arabuluculuk ücretinin davacıdan alınarak hazineye irat kaydına,
Dair karar, 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun İstinafa ilişkin hükümleri doğrultusunda, kararın tebliğ tarihinden itibaren iki (2) haftalık süre içerisinde (HMK'nın 345. maddesi), mahkememize veya başka bir yer mahkemesine dilekçe ile başvurmak (HMK'nın 343. maddesi) ve istinaf harcı ile gerekli giderlerin tamamen ödemek (HMK'nın 344. maddesi) suretiyle---------------Adliye Mahkemesi nezdinde İstinaf yolu açık olmak üzere, taraf vekillerinin yüzüne karşı oy birliği ile açıkça okunup usulen anlatıldı. 10/12/2025