T.C. İstanbul Anadolu 10. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO : 2023/376
KARAR NO : 2025/833
DAVA : Alacak (Ticari Satımdan Kaynaklanan)
DAVA TARİHİ : 26/05/2023
KARAR TARİHİ : 07/10/2025
Mahkememize tevzi edilen dava dilekçesi mahkememiz esasının yukarıda belirtilen sırasına kaydedilip incelendi
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
DAVA:
Davacı vekili dilekçesinde özetle; Müvekkil ile davalı arasındaki ticari ilişki gereği davalının verdiği siparişlere konu ürünlerin teslim edildiğini, davalının da belirli vadelerde ödeme yaptığını, belirlenen vadede ödeme yapılmaması durumunda ödeme yapılan tarihteki süt fiyatının değişmiş olması halinde ödeme yapılan tarihteki süt fiyatı dikkate alınarak fiyat farkı düzenleneceğinin belirtildiğini, bu duruma davalı şirketin yazılı onaylar verdiğini, sonrasında davalının vadesinde ödeme yapmadığını, taraflar arasında geçen mail yazışmalarında fiyat farkı düzenleneceğine dair mutabakat sağlandığını, bunun üzerine 23.11.2021 tarihinde 601.164,16 TL tutarlı fiyat farkı düzenlendiğini, bedelin 03.12.2021 tarih ve ----- yevmiye numaralı noter ihtarnamesi ile talep edildiğini ancak davalının faturayı iade ettiğini, anılan nedenlerle ticari ilişki kapsamındaki alacaklardan dolayı şimdilik 50.000 TL’nin vade tarihinden itibaren işleyecek ticari avans faizi ile birlikte davalıdan tahsilini iddia ve talep etmiştir.
CEVAP:
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; Müvekkil ile davacı arasında sürekli bir ilişki bulunmadığını, her bir alım satım için sipariş ve fatura bazında bir ilişki bulunduğunu, taraflar arasında imzalanan bir sözleşme bulunmadığını, buna göre tarafların irade açıklaması ya da bağlanma taahhüdü bulunmadığını, müvekkilin süt ihtiyacı oldukça tarafların işlem bazında ticaret yapmaya karar verdiğini, tarafların sipariş bazında birbirlerini doğrulayarak ticaret yaptığını, ödeme vadelerini belirtir nitelikte açık bir anlaşma olmadığını, taraflar arasındaki ticari teamüle göre davacının düzenlediği faturaların 90+15 gün içerisinde ödendiğini, davacının bu uygulamaya ilişkin bir itirazının bulunmadığını, buna göre uyuşmazlık tarihine kadar davacıya 4.132.498,46 TL tutarlı olarak yapılan ödemede bir uyuşmazlık yaşanmadığını, faturada belirtilen vadenin belirli bir vade olmadığı, yalnızca taraflar arasındaki ödemelerin gerçekleştirilmesi için iyi niyet göstergesi niteliğinde bağlayıcı olmayan tavsiye mahiyetindeki bir tarih olduğunu, müvekkil ile davacı arasında fiyat farkı faturasının tüm hesap bakiyesi üzerinden hesaplanacağı konusunda irade uyuşmasının olmadığı, müvekkilin fiyat farkı faturasını reddetmesiyle ortaya çıktığını, davacının 13.09.2021 tarihinden sonra kesilen fatura bedellerine ilişkin vadesi geldiği halde ödenmemiş olan bakiye için fiyat farkı uygulamasına dair talebini, vadesi gelmemiş olan alacaklarını da etkiler şekilde muhasebe kaydında görülen tüm cari hesap bakiyesi üzerinden, bu konuda tarafların irade beyanı olmaksızın genişleterek huzurdaki davaya konu ettiğini, davacının 13.09.2021 tarihinde müvekkile gönderdiği maile verilen cevaba göre, 13.09.2021 tarihinden sonra kesilecek faturaların ödemelerinde gecikme yaşanması halinde mailde bahsi geçen fiyat farkının uygulanacağının kabul edildiğini, diğer taraftan davacının tahsil ettiği bedellerde %8’lik kdv tutarının bulunduğunu ve süt fiyatı için tahsil edilmediğini, davacının bu tutarı devlete ödemekle yükümlü olduğu, bu nedenle %8’lik Kdv oranının süt zammından etkilenmesinin mümkün olmadığını, bu nedenle 601.164,16 TL olarak düzenlenen fiyat farkı içerisindeki 44.530,68 TL’lik kdv tutarının müvekkil üzerinde bırakılmaya çalışıldığını, davacının talep ettiği fiyat farkı faturası için müvekkilin 4.007.761,00 TL tutarlı gecikmiş ödemesinin bulunması gerektiğini ancak böyle vadesi geçmiş böyle bir ödemenin bulunmadığını ileri sürerek davacının fiyat farkı faturası talebinin reddine karar verilmesini savunmuştur.
DELİLLER:
Ticari defter ve belgeler, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamı.01.10.224 tarihli ara karar ile dosyanın bir mali müşavir bilirkişisine tevdi edilerek bilirkişi raporu alınması yönünde ara karar kurulmuş ve 12.11.2024 tarihli bilirkişi raporu mahkememize teslim edilmiştir.
Bilirkişi raporunda özetle; Davalıya ait Yasal defterlerin Vergi Usul Kanunun 183-184-185 maddeleri ve 6102 Sayılı TTK’nın 64.maddesinde belirtilen usul ve esaslara uygun olarak tutulduğu, kayıtların usulüne uygun olarak gerçekleştirildiği, Vergi Usul Kanunu 223-224-225 maddeleri ile TTK’nın ilgili hükümlerine uygun olarak noter açılış tasdikleri ile GIB onaylı e-beratların yasal süresi içerisinde alındığı, dolayısıyla ticari defterlerin delil niteliğine haiz olduğu, Davacının davalı adına 23.11.2021 tarihinde 601.164,16 TL tutarlı fiyat farkı faturası düzenlediği, davalının ise 29.11.2021 tarih ----- yevmiye nolu noter ihtarnamesi ile faturayı 8 günlük itiraz süresi dahilinde iade ettiği, Ödemelerin hangi şart ve koşullarda gerçekleşeceğine dair taraflar arasında akdedilmiş yazılı bir sözleşmenin bulunmadığı, ticari teamül haline gelmiş tarafların daha önce birbiri adına düzenledikleri herhangi bir fiyat yada vade farkı faturasının bulunmadığı ancak, davacının davalıya gönderdiği mail içeriğinde ödemelerin belirtilen vadelerde gerçekleşmemesi durumunda %15 fiyat farkının uygulanacağının belirtildiği, davalı tarafın bu maile onay verdiği, bu noktada davalıdan fiyat farkı istenip istenemeyeceği yönündeki hukuki nitelemenin Sayın Mahkemenizin takdirinde olduğu, Taraflar arasındaki ticarette fatura ödemelerinin 90 günlük vadede gerçekleştiği, hususla ilgili davacının 13.09.2021 tarihinde gönderdiği mail içeriğinde vadesinde ödenmediği belirtilen fatura vadelerinin mail içeriğinde yer alan tabloda 90 gün olarak belirtildiği, Davacının henüz ödeme vadesi gelmemiş cari hesap bakiyesinin tamamı için düzenlediği 601.164,16 TL tutarlı fiyat farkı faturasına iştirak edilemediği, ancak işbu raporda yer verilen tespitlere göre vadesi geçen faturalar bakımından davalıdan fiyat farkı istenebileceği kanaatinin Sayın Mahkemenizde hasıl olması halinde, davalının 90 günü aşar nitelikte gerçekleştirdiği fatura bedelleri için kdv dahil toplamda 41.964,80 TL fiyat farkının hesaplandığı şeklinde tespitte bulunduğu görülmüştür.
16.01.2025 tarihli ara karar ile dosyanın bir mali müşavir bilirkişisine tevdi edilerek bilirkişi ek raporu alınması yönünde ara karar kurulmuş ve 02.03.2025 tarihli bilirkişi raporu mahkememize teslim edilmiştir.
Bilirkişi ek raporunda özetle;.Alternatif Hesaplama: Buna göre birinci alternatif hesaplamada 97 günü aşar şekilde gerçekleştirilen faturalar yönünden %15 oranı üzerinden toplam fiyat farkı 18.344,64 TL olarak hesaplanmıştır. 2.Alternatif Hesaplama: 27/10/2021 tarihine kadar vadesi geçmiş fatura (90+1 hafta/7 gün eklenerek) bulunmakta ise vadesi gelen ve ödenmesi gereken fatura bedeli üzerinden fiyat/vade farkının hesaplanmasının istenilmesine, bilirkişiden 10/07/2021 ve 28/07/2021 tarihli faturalar için ortalama ödeme vadesinin dikkate alınmayarak ödenen kısım bakımından ödemenin yapıldığı tarihin ödeme vadesi olarak değerlendirme yapılmasının istenilmesine, bir başka deyişle 2.alternatif hesabında faturaların vadesinde ödenip ödenmediği bakımından ortalama ödeme vadesi yerine ödemenin yapıldığı tarihin ödeme vadesi olarak esas alınarak süresinde ödenmeyen ödemelerin tespit edilmesi: Görev tanımından anlaşılan: 97 gün içerisinde ödenmeyen tüm faturaları oluşturan tutarların %15’i oranında hesaplama aşağıdaki gibi gerçekleştirilerek takdire sunulmuştur. Yukarıda yer verilen hesaplamaya göre 90+7 gün süre içerisinde ödenmeyen tüm faturalara %15 oranının uygulanması neticesinde davalıdan istenebilir fiyat farkı tutarı 508.798,77 TL olarak hesaplanmıştır.08.04.2025 tarihli ara karar ile dosyanın bir mali müşavir bilirkişisine tevdi edilerek bilirkişi ek raporu alınması yönünde ara karar kurulmuş ve 23.05.2025 tarihli bilirkişi raporu mahkememize teslim edilmiştir.
Bilirkişi ek raporunda özetle; 13.09.2021 tarihi sonrasındaki bir kısım faturaların 97 günü aşar şekilde ödendiği, buna göre birinci alternatif hesaplamada davacı ticari defterlerinde kayıtlı bulunan 601.164,16 TL tutarlı cari hesap alacağının tamamı için %15’i oranındaki vade farkının 90.174,62 TL olarak hesaplandığı, İkinci alternatif hesaplamada; 13.09.2021 tarihi sonrasında ödeme vadesi gelen faturalara 90+7 gün sürenin eklenmesi neticesinde, sadece geciken fatura bedellerinin %15’ine tekabül eden vade farkının 264.345,35 TL olarak hesaplandığı görülmüştür.
DAVANIN HUKUKİ NİTELİĞİ ve GEREKÇE:
Dava, faturaya dayalı fiyat farkından kaynaklı alacak istemine ilişkindir. Uyuşmazlığın çözümü için öncelikle "İrade beyanı" ile bir sözleşmenin kurulmasını amaçlayan "İcap" ve "Kabul" kavramlarının açıklanmasında yarar vardır.
Hemen belirtilmelidir ki, irade beyanı, bir ruhî hâdiseden bir başkasını haberdar etmek üzere yapılan ve bununla özel hukuk alanındaki ilişkilerde değişiklik yapılması, yeni ilişkiler yaratılması veya bu gibi ilişkilerin ortadan kaldırılmasının istendiği, hayatta edinilen tecrübelere, örf ve âdete göre hâlin icaplarından anlaşılan iradenin hareket ve faaliyeti olarak tanımlanabilir ----- Hemen belirtilmelidir ki, irade beyanı, bir ruhî hâdiseden bir başkasını haberdar etmek üzere yapılan ve bununla özel hukuk alanındaki ilişkilerde değişiklik yapılması, yeni ilişkiler yaratılması veya bu gibi ilişkilerin ortadan kaldırılmasının istendiği, hayatta edinilen tecrübelere, örf ve âdete göre hâlin icaplarından anlaşılan iradenin hareket ve faaliyeti olarak tanımlanabilir ------ İrade beyanları açık (sarih) olabileceği gibi, örtülü (zımnî) de olabilir (Mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu (BK) m.1/II. fıkra). Beyanın anlam ve konusu hiçbir yoruma ve karışıklığa meydan vermeyecek şekilde beyan vasıtalarından, yani kullanılan söz, yazı veya işaretlerden anlaşılıyorsa, bu, açık bir irade beyanıdır. Zımnî irade beyanı ise, iradenin varlığını gösteren davranışı ifade eder. Bu anlamda, açık olmayan her türlü irade beyanı, zımnî irade beyanıdır. İrade beyanının anlamının, yani sonuç iradesinin doğrudan doğruya söz veya işaretlerden çıkmaması, anlaşılmaması hâlinde, zımnî irade beyanı söz konusu olur. Başka bir deyişle, zımnî irade beyanlarında beyan sahibinin davranışı, işlem iradesini dolaylı bir şekilde ifade eder; onun davranışından, dolaylı olarak işlem iradesine sahip olduğu sonucu çıkar ------ İcap, bir akdi meydana getirmek amacı ile bir şahsın teklifini ihtiva eden ve karşı tarafa yöneltilen bir irade beyanıdır. Kabul ise, yapılan bir öneriye karşılık karşı tarafça önerene yöneltilen ve sözleşmeyi öneriye uygun olarak meydana getirme arzusunu kesin olarak ifade eden irade beyanıdır. Kanunun veya tarafların anlaşması ile, yapılacak sözleşme için bir şekil öngörülmüş olmadıkça ya da önerene kabul için bir şekle uyulmasını şart kılmış olmadıkça, kabul beyanı bir şekle bağlı değildir; sözle, yazı ile veya kanaat verici bir davranışla yapılabilir (-----. Bu bağlamda, taraflar arasında öteden beri mevcut iş ilişkileri dolayısıyla, o tarihe kadarki uygulama çerçevesinde içlerinden birinin yaptığı siparişi diğer tarafın ayrıca bir kabul beyanında bulunmaksızın bir süre sonra malı göndererek cevaplandırmış bulunması, durumun bundan sonra da böyle olacağı hususunda bir güven olgusunun gerçekleşmesine yol açacağı belirtilmektedir ------. Öte yandan, taraflar arasındaki somut uyuşmazlığın çözümünde etkili olduğu düşünülen “güven ilkesi”, “güven kavramı” ve “güven sorumluluğu” hakkında açıklamalarda bulunulması yararlı görülmüştür.
Hukukun evrensel ve genel ilkelerinden olan “dürüstlük ilkesi” bazı alt ilkelerin doğmasına sebep olmuştur. Bu ilkelerden birisi “ahde vefa ilkesi”, bir diğeri de “güven ilkesi”dir.
Yine dürüstlük ilkesini temel alan bir akım da, irade beyanlarının yorumunda ve dolayısıyla sözleşmelerin kurulup kurulmadığını tespitte “korunmaya layık haklı güveni” esas alan “güven ilkesi”dir. Bu güven ilkesi de, “hukukî görünüşe güvenin korunması” alt ilkesini doğurmuştur. Güven kavramı, anlam itibariyle sadece etik ve moral beklentilerin mevcut olduğu bir kavram değildir. O, aynı zamanda, toplum içerisindeki bireylerin iletişiminde çok ciddi rol oynayan ve bazı durumlarda eksik kalmış, tamamlanamamış ya da üstü kapalı olarak geçirilmiş, bazı irade beyanlarının yorumlanması ve tamamlanmasında önemli derecede etkisi olan psikolojik-sosyolojik bir kavramdır. Bilgilendirme gereksinimi içinde, güven kavramının, ekonomik, sosyal ve kültürel anlamları da mevcuttur. Bir görüşe göre güven kavramı, toplum içerisinde, bir bireyin diğer bireylerle olan ilişkilerini tamamlayan; bu ilişkilerin yorumlanmasında kullanılan; ya da o bireyin geleceği ile ilgili olan olaylarda yol gösterici bir rol oynayan, tamamen insanın kendi iç dünyasıyla ilgili bir davranış, bir ruh hâli, bir zihniyet, bir anlayıştır. Güven kavramının temelinde; doğruluk, dürüstlük, açık sözlülük, içtenlik, gerçeklik, haklılık gibi anlamlar yatmakta; güven kavramının anlamı da sayılan bu ilkelere dayanmaktadır. Bu anlamda güven, iki taraflıdır. Bir birey, ya karşısındakine güvenir, ya da karşısındaki o bireye güven verir. Bir kimsenin çevresine verdiği güven, aynı derecede bir karşılık ve hukukî olarak korunma gerektirmektedir. Özel bir ilişkiye girmiş taraflardan biri, hukuka ve güven ihlâli söz konusu olduğunda da hukukun öngördüğü yaptırıma güvenerek karşı tarafa güvenmiştir. Karşı taraf omuzlarına da bu güvenden dolayı doğru ve dürüst davranmak ve sadakatli olmak yükümlülüğü yüklenmiştir. Kendisine güvenilen taraf da yapmış olduğu kendi davranışları ile bu güven olgusunu meydana getirdiği için, güvenen tarafa kendisine neden güvendiği hususunda bir itiraz hakkı söz konusu olmayacağı öğretide ileri sürülmüştür. Gerçekten de, her iki tarafın menfaatlerini korumak ve dengelemek için ileri sürülen güven ilkesine göre, bir irade beyanını anlamak ve değerlendirmek için, beyan muhatabınca bilinen ve bilinmesi gereken bütün hâl ve şartları dürüstlük ilkesi gereğince değerlendirmek gerekecektir. Böylece, beyana ne anlam verilmesi gerektiği ortaya çıkacaktır. Bu ilkeye göre korunan karşı tarafın, beyan muhatabının haklı güvenidir. Beyan muhatabının gerekli dikkat ve özeni göstermeksizin beyanı nasıl anladığına bakılmayacaktır. Beyan muhatabı, kendisine ulaşan beyanı, dürüstlük ilkesi gereği, bildiği veya bilmesi gereken tüm unsurları dikkate alarak anlamalıdır. Yani, onun bu beyanı o şekilde anlaması dürüstlük kuralı gereğince haklı görünmelidir. İşte bu ilke, meydana gelen adaletsizliği ve taraflar arasında gerçekleşen sorunu çözmüş olmaktadır. Zira, güven ilkesi “karşılıklı birbirini gözetme” ve “bağlılık” esaslarına dayanmaktadır. Bu ilkeye göre, hem beyan sahibinin hem de beyan muhatabının menfaatleri dengede tutulmuş olmaktadır. Bir yandan beyan muhatabının dürüstlük kuralına göre, bildiği ve bilebileceği bütün olguları değerlendirerek beyana vermesi gereken anlama olan haklı güveni korunmakta; diğer yandan ise, beyan sahibinin yaptığı beyanının, makûl ve dürüst bir sözleşen insan tarafından anlaşılması olağan biçimde anlaşılacağına dair haklı güveni teminat altına alınmaktadır. Güven sorumluluğunun gerçekleşebilmesi için, bir kimsede hukuken korunmaya layık bir güvenin olması, bu güvene dayanılarak bir tasarruf işleminde bulunulması, tüm bunların da bir kişiye isnat edilebilmesi gerekir.Güven sorumluluğunun Türk pozitif hukukunda özel bir kanuni düzenlemesi bulunmamakla birlikte; Türk hukuk öğretisinde dürüstlük kuralından hareketle bir olayda güven sorumluluğunun gerçekleşebilmesi için şu şartlar aranmaktadır: Olayda bir “güven” unsuru bulunmalı, zarar gerçekleşmeli, yaratılan hukukî görünüme güvenin pozitif olarak korunması anlamında geçerlilik sonucu bağlanmamalı, zarar ile yaratılan hukukî görünüş arasında nedensellik bağı söz konusu olmalı, başka hukukî kurumların uygulama alanına giren herhangi bir durum söz konusu olmamalı, hukukî görünüşü yaratan kimse kusurlu olmalı, kişinin haklı güveni, yani olayda iyi niyeti bulunmalıdır. Nitekim aynı ilkeler Hukuk Genel Kurulunun 30.01.2013 tarihli ve-----sayılı ve 02.12.2020 tarihli ve ------ sayılı kararlarında da vurgulanmıştır.Taraflar arasındaki uyuşmazlık faturadan kaynaklı davacının alacağının ödemesine ilişkin davalı yanca gecikmesinin bulunup bulunmadığı, ödemede gecikme olması halinde fiyat farkına ilişkin davalı yanca mail üzerinden onay verilip verilmediği, buna bağlı olarak davacının fiyat farkından kaynaklı alacağının bulunup bulunmadığı, bulunuyorsa miktarının tespit edilmesine ilişkindir.
6098 sayılı Borçlar Kanunu'nun 1. maddesinde “ Sözleşme, tarafların iradelerini karşılıklı ve birbirine uygun olarak açıklamalarıyla kurulur. İrade açıklaması, açık veya ör olabilir” hükmüne, 12. maddesinde, “Sözleşmelerin geçerliliği, kanunda aksi öngörülmedikçe, hiçbir şekle bağlı değildir.” hükmüne nazaran, taraflar arasındaki kurulan sözleşmenin şekle tabi olmadığı anlaşılmaktadır. Tarafların birbirine uygun karşılıklı irade açıklamaları sözleşmenin temel kurucu unsurunu oluşturur.
Taraflar arasındaki iletişimin elektronik posta vasıtasıyla gerçekleştirildiği görülmüştür. Hazır olmayanlar arsaındaki öneride öneren normal bir süre beklemek zorundadır. Bu süre içerisinde öneren önerisi ile bağlıdır. Bu süre zamanında ve usulüne uygun olarak gönderilmiş bir yanıtın ulaşmasının beklenebileceği ana kadar olan süredir.Elektronik posta iletişiminin işleyişinde taraflar arasında doğrudan doğruya bir iletişim bulunmadığından, elektronik posta ile yapılan irade beyanı hazır olmayanlar arasında yapılmış bir irade beyanı olduğu; elektronik posta vasıtasıyla iletişimde yazılı metnin muhatabın elektronik posta adresine gönderilip muhatabın elektronik posta kutusuna kaydedilmekle öneri (irade beyanı) muhatabın hakimiyet alanına girdiği; öneriyi kabul beyanının elektronik posta yolu ile yapıldığı;Hazır olmayanlar arasında yapılan sözleşmelerde ise icabı yapan, usulüne uygun şekilde ve zamanında gönderilen cevabın varmasını beklemesi gereken ana kadar icabıyla bağlıdır. (6098 sayılı TBK.m.5/1) Bu durumda sözleşme muhatabın kabul haberini gönderdiği andan itibaren hüküm ve sonuçlarını doğurmaya başlar. Bir başka anlatımla, kabul haberinin icapçıya vardığı anda da sözleşme kurulmuş sayılır. ((609/8 sayılı TBK.m.11)
6098 sayılı TBK'nin “Önerinin ve Kabulün Geri Alınması” kenar başlıklı 10. maddesinde “ Geri alma açıklaması, diğer tarafa öneriden önce veya aynı anda ulaşmış ya da daha sonra ulaşmakla birlikte diğer tarafça öneriden önce öğrenilmiş olursa, öneri yapılmamış sayılır. Bu kural, kabulün geri alınmasında da uygulanır. “ düzenlemesi bulunduğu;Taraflar arasındaki mail yazışmalarının davacı tarafından 13.09.2021 tarihli e-postasında ------ merhaba; aşağıdaki kalan bakiyemizin ödemelerinin ödeme gününde yapılmadığı taktirde ödemeniz gereken bakiyenizin üzerinden süte gelen %15 zammın tarafınıza kesilecek olan fiyat farkı ve katılım bankalardan kullanacağımız fon bedeli faturalarının kabul edileceğini teyit etmnizi rica ederim. İyi çalışmalar." şeklinde olduğu, davalı yanca ise "13.09.2021 tarihinde "---- Bey iyi günler. ----- Gıda'nın eski sahibi firmadan devir işlemlerinde yaşanan bazı sorunlardan dolayı gecikmelerimiz olmuştur. Bundan sonraki ödemelerde gecikme olmaması adına gerekli tedbirler alınacaktır. Kabul edilebilir (max. 1 hafta) gecikmelerin dışında oluşacak gecikmelerde aşağıdaki oranlarda birim fiyat artışları kabul edilecektir. Gecikme yaşanmaması adına kesilen her faturanın bu grup üzerinden paylaşılmasını rica ederiz. Bilgilerinizi rica ederiz. Saygılarımızla." şeklinde cevap verildiği, devamında davacı tarafından "------ Bey merhaba; ödeme vadesi gelen havalenin max. 1 hafta (7gün) içerisinde yapılmaması durumunda kalan bakiyenizin tümü üzerinden tarafınıza kesilecek fiyat farkı ve fon bedeli faturalarının aşağıdaki şartlarda kabul ettiğinizin teyidine istinaden yarın sevkiyatımız yapılacaktır. İyi çalışmalar" şeklindeki lduğu, son olarak davalı tarafından "----- Bey merhaba, aşağıdaki şartlar uygundur. Yükleme yaparak araçların sevk edilmesini rica ederiz. Saygılarımızla." , 14/09/2021 tarihi itibarıyla sözleşmenin kurulduğu sonucunun ortaya çıktığı sonucuna varılmıştır. Davacının fiyat farkı alacağının miktarının belirlenmesinde ise davacı defterlerinin incelenmesinde talimat yoluyla alınan bilirkişi raporunda fiyat farkına ilişkin alacağının 601.164,16 TL olduğu tespit edilmiş, bu alacağın denetlenmesinde 3.710.889,90 TL açık hesap bakiyesi üzerinden %15 + KDV dahil edilmesi üzerine 601.164,16 TL bulunduğu görülmüştür.
Davalı defterleri bakımından da yapılan incelemeyle alınan 11/11/2024 tarihli raporda; davalı defterlerinin delil niteliğinde olduğu, davacı tarafından düzenlene fiyat farkı faturasının davalı tarafından davacıya iade edildiği, davalı defterinde kayıtlı olmadığı, taraflar arasındaki açık hesap incelenerek gecikme yapılan faturalar üzerinden fiyat farkı hesaplaması yapılmıştır. 13/09/2021 tarihi itibarıyla sözleşmenin kurulduğu sonucuna varıldığından sözleşme tarihi öncesinde gecikme yaşanan ve ödemesi yapılan faturalar bakımından da hesaplama yapılması dosya kapsamına uygun bulunmamıştır.Mahkememizce alternatifli hesaplama yapılması amacıyla ek rapor tanzim edilmesi için dosyanın bilirkişi gönderildiği, bilirkişi tarafından hazırlanan ek raporun görevlendirme ara kararını karşılamadığı, yeniden dosyanın bilirkişiye tevdi edildiği, 2.ek raporda 13/09/2021 tarihi sonrasında 90+7 günü aşan ödemelerin 10/07/2021, 15/07/2021 , 28/07/2021 tarihli faturalar olduğu, birinci hesaplama olarak 601.164,16 TL üzerinden %15 fiyat farkının bilirkişi tarafından hesaplandığı görülmüştür. Gecikme yaşanan faturaların vade tarihleri kontrol edildiğinde davacının kayıtlı hesap bakiyesinin miktarının 3.710.889,90 TL olduğu görülmektedir. Bilirkişi 2.ek raporunda 2.altenatif hesaplamada ; 13/09/2021 tarihi sonrasında 90+7 günü aşan ödemelerin 10/07/2021, 15/07/2021 , 28/07/2021 tarihli faturalar olduğu, bu faturalar üzerinden fiyat farkı hesaplamasının yapıldığı, hesap tablosu incelendiğinde 15/07/2021 tarihli faturaya ilişkin 456.273,00 TL ödeme bedeli bakımından kök rapordaki hesaplama tekniğinin kullanıldığı, 28/07/2021 faturaya ilişkin 768.357,90 TL bakımından hesaplamada maddi hata bulunduğu, mahkememizce hesap yapıldığında 320.673,73 TL hesaplama yapılmıştır.Davalı yanca taraflar arasındaki yazışma tarihinden sonra düzenlenen faturalar bakımından yazışmaların geçerli olduğunu savunmuş ise yazışma içeriği gözetildiğinde bu savunmaya itibar edilmemiştir.
Bu açıklamalar ışığında değerlendirme yapıldığında; taraflar arasında vadesi gelen ödemelerde 90+ 1 hafta gecikme olması halinde davacının kalan bakiyesinin tümü üzerinden fiyat farkı uygulanacağının kararlaştırıldığı, davalı yanca kabul edildiği, 10/07/2021, 15/07/2021 , 28/07/2021 tarihli faturalar bakımından 90+ 1 hafta gecikme yaşandığı, gecikmenin olduğu tarihte davacının kalan bakiyesinin 3.710.889,90 TL olduğu, tüm açık hesap bakiyesi üzerinden %15 + KDV dahil edilmesi üzerine 601.164,16 TL olduğunun mahkememizce anlaşıldığı, davacının talebinin yerinde olduğu, davalının savunmalarının dosya kapsamı itibariyle yerinde görülmediği anlaşılmakla davanın kabulüne dair aşağıdaki şekilde karar verilmiştir.
H Ü K Ü M: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;
1-Davanın KABULÜ ile, Toplam 601.164,16 TL alacağın, 50.000,000 TL sinin 08.12.2021 tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile, bakiye 551.164,16 TL'sinin ıslah tarihi olan 17.07.2025 tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya VERİLMESİNE,
2-Harçlar yasası uyarınca alınması gereken 41.065,52 TL harçtan, peşin yatırılan 853,88 TL harç ile ıslah harcı olarak alınan 9.412,51 TL'nin düşümü ile geri kalan 30.799,13 TL harcın davalıdan alınarak hazineye İRAD KAYDINA,
3-Davacı tarafından yapılan 853,88 TL peşin harç, 179,90 TL başvuru harcı, 9.412,51 TL ıslah harcı, 8.000,00 TL bilirkişi ücreti ve 229,50 TL posta gideri olmak üzere toplam 18.675,79 TL yargılama giderinin davalıdan alınarak davacıya VERİLMESİNE,
4-Davacı kendisini bir vekil ile temsil ettirdiğinden yürürlükte bulunan A.A.Ü.T. uyarınca 94.174,62 TL vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacıya VERİLMESİNE,
5-Artan gider avansının karar kesinleştiğinde ve talep halinde davacıya İADESİNE,
6-3.120,00 TL Arabulucu ücretinin davalıdan tahsiliyle hazineye İRAD KAYDINA,Dair; Gerekçeli mahkeme kararının taraflara tebliğinden itibaren 2 hafta içerisinde istinaf yolu açık olduğuna dair davacı ve davalı vekilinin yüzüne karşı verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı..