T.C. İstanbul Anadolu 10. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO : 2024/396
KARAR NO : 2025/806
DAVA : Tazminat (Rücuen Tazminat)
DAVA TARİHİ : 03/06/2024
KARAR TARİHİ : 30/09/2025
Mahkememize tevzi edilen dava dilekçesi mahkememiz esasının yukarıda belirtilen sırasına kaydedilip incelendi
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
DAVA:
Davacı vekili dilekçesinde özetle; 28.09.2013 Tarihinde meydana gelen iş kazası sonucu cismani vefat ettiği bildirilen ----- ölümü sonucunda geride kalan hak sahipleri tarafından ------ Asliye Hukuk Mahkemesi ( İş Mahkemesi Sıfatıyla) 20.01.2022 tarih ve ---- Esas, -------. Sayılı kararının verildiği, İlk derece mahkemesi kararının İstinaf edildiği, ----- Bölge Adliye Mahkemesi -----. Hukuk Dairesi’nin 26.12.2022 tarih ve ----- Esas, ----- Sayılı kararının verildiği, İlamın -----. İcra Müdürlüğü------ Esas sayılı dosyasından tatbik edildiğini, Dava sonucunda başlatılan cebri icra dosyasına, müteveffanın hak sahiplerine 23.01.2023 tarihinde 675.183,78 TL. ödeme yapıldığını, Davacı şirketi ile davalı sigorta kuruluşu arasında akdilen 22.09.2012- 22.09.2013 tarihlerini kapsayan sözleşmenin yapılan zeyilname ile kapsamının 22.09.2012 – 24.05.2024 tarihleri arası uzatıldığını, ------ numaralı poliçe ile üçüncü şahısların uğramış olduğu zararları teminat altına alındığını, Davacı tarafından yapılan ödemenin rücuan tazmini için davalı tarafa ihtarname göndermelerine rağmen ödeme yapılmadığını, Davacı şirket tarafından icra dosyasına yapılan ödemeler ile birlikte dava sebebiyle toplam yapılan ödeme miktarının 727.744,88 TL. olduğunu, Taraflarca akdedilen poliçede tenzili muafiyet bedelinin 10.000,00 USD olarak belirtildiğini, 23.01.2023 ödeme tarihi itibariyle döviz satış kuru esasına göre muafiyet miktarının TL. karşılığının 188.183,00 TL. olduğunu, Muafiyet bedelinin tenzilinden sonra davacının davalı yandan talep edebileceği alacak miktarının 539.561,88 TL. olduğunu, bu miktarın 23.01.2023 ödeme tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte tahsilini talep ve dava etmiştir.
CEVAP:
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; Tarafımıza yöneltilen dava konusu talep, davacı yanın ödediği tazminatın müvekkil şirket nezdinde -------. adına düzenlenen 22/09/2012 - 22/09/2013 vade tarihli Üçüncü Şahıs Mali Mesuliyet Sigorta Poliçesi kapsamında rücuen tazminine ilişkindir. Dilekçemizde ayrıntısı ile açıklanan sebeplerle davanın reddi gerekmektedir;Konu dava, görevsiz mahkeme nezdinde açılmıştır. Dava konusu olan hukuki ilişki, dava dışı kazalının haksız fiil sorumlularına karşı taleplerine dayanmaktadır. Davacının, kazalının haklarının halefi sıfatıyla sigorta şirketine karşı açtığı dava da söz konusu temel ilişkiye dayanmaktadır. açıklanan sebeple davada görevli mahkeme, asliye hukuk mahkemesi olup mahkemeniz nezdinde görevsizlik kararı verilmesini talep ediyoruz.dava konusu talepler zamanaşımına uğramıştır;
öncelikle talebin sigorta teminatı içinde olup olmadığının tespiti gerekmektedir;
üçüncü şahıs sorumluluk sigorta poliçesinde sigortalının kusuru ile sınırlı olarak teminat sağlanmaktadır;poliçede manevi zararlar için teminat verilmemiştir; sigortalının kusuruna denk gelen tazminat tutarı, poliçe ile belirlenen 10.000 usd muafiyetin altında kalmaktadır;
kabul anlamına gelmemek üzere müvekkil şirketin faiz ve feriler yönünden sorumluluğu bulunmamaktadır.kabul anlamına gelmemek üzere aleyhe hüküm kurulması halinde uygulanacak faiz, yasal faiz olmalıdır.
Davanın, görevsizlik nedeniyle usulden reddine,
Davanın esastan reddine,
Davanın reddi talebimizin kabul edilmemesi halinde; sorumluluğumuzun poliçe limiti ve teminatları dahilinde incelenmesine,
Müvekkil şirket dava açılmasına sebebiyet vermemiş bulunmakla; tüm dava masrafları, faiz ve sair fer'i taleplerinin reddine, vekaletin ve masrafların davacı tarafa tahmiline karar verilmesini talep etmiştir.
DELİLLER:
-----Asliye Hukuk Mahkemesi ( İş Mahkemesi Sıfatıyla) 20.01.2022 tarih ve ----- Esas-----. Sayılı kararının---- İcra Müdürlüğü ----- Esas sayılı dosyası, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamı.
17/10/2024 tarihli ara karar ile dosyanın bir sigorta bilirkişisine tevdi edilerek bilirkişi raporu alınması yönünde ara karar kurulmuş ve 22/11/2024 tarihli bilirkişi raporu mahkememize teslim edilmiştir.Bilirkişi raporunda özetle; Dava dosyasında mevcut bilgi ve belgeler, davalı sigorta kuruluşunun sorumlu olduğu poliçe kapsamına göre davacı ---- davalı ------ rücuna talep edebileceği alacak miktarı 383.507,80 TL olduğu, Davacı vekilinin dava dilekçesinde talebi, davalı sigorta kuruluşunun maddi tazminattan sorumlu olduğu manevi tazminat sorumluluğu olmadığı durumuna göre, davacı ------rücuna talep edebileceği alacak miktarı 475.450,36 TL olduğu, Davalı ------ cevabına göre değerlendirme yapılması gerektiğinin kabulü halinde ise, bu taktirde, davacı ------rücuna talep edebileceği alacağı bulunmadığı şeklinde tespitte bulunduğu görülmüştür.
20.02.2025 tarihli ara karar ile dosyanın bir sigorta bilirkişisi ve nitelikli hesaplama uzmanı bilirkişisine tevdi edilerek bilirkişi raporu alınması yönünde ara karar kurulmuş ve 22/11/2024 tarihli bilirkişi raporu mahkememize teslim edilmiştir.
Bilirkişi Sigortacı raporunda özetle; Davalı -----. tarafından sigortacı sıfatı ile davacı ----- ve------ ile tüm taşeronlarının, tüm alt taşeronlarının tüm müteahhitlerinin ve tüm alt müteahhitlerinin sorumluluğu kapsamında üçüncü şahıslara verebilecekleri zararların teminat altına alınması maksadıyla 22.09.2012 başlangıç 24.05.2014 bitiş tarihlerini kapsayacak şekilde ----- numaralı Üçüncü Şahıs Mali Sorumluluk Sigorta Poliçesinin tanzim edildiği; Davalı ------. tarafından tanzim edilen Üçüncü Şahıs Mali Sorumluluk Sigorta Poliçesinin Üçüncü Şahıs Sorumluluk Teminat limitinin olay başına 500.000,00-USD, olduğu davalı ------, poliçe teminat limiti tutarına kadar gerçekleşen toplam tazminat tutarından sorumlu olduğu; artan bakiyenin poliçe teminatı kapsamında değerlendirilemeyeceği; Davalı-----tarafından davacı -------ile tüm taşeronlarının, tüm alt taşeronlarının tüm müteahhitlerinin ve tüm alt müteahhitlerinin sorumluluğu kapsamında üçüncü şahıslara verebilecekleri her türlü maddi ve bedeni zararların teminat altına alındığı, dosya münderecatında farklı hükümleri içeren, PC Poliçe ve Sistem Poliçesi olmak üzere 2 ayrı versiyonun bulunduğu; 5684 sayılı Sigortacılık Kanunu, sigorta sözleşmelerinde kapsam dahiline alınmış olan riskler haricinde, kapsam dışı bırakılmış riskler açıkça belirtilmesi gerektiği, teminat kapsamında bulunmadığı belirtilmeyen risklerin teminat kapsamında sayılacağı prensibini benimserken; 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu, rizikonun sözleşmede öngörülmesi prensibinin benimsendiği; Davalı------. tarafından düzenlenen PC poliçenin 1’nci sayfasına derç edilen İSTİSNALAR başlıklı maddesinde bulunan şartlar incelendiğinde, birçok istisna halinin mevcut olduğu, ancak Manevi Tazminat Talepleri ile ilgili herhangi bir istisnanın mevcut olmadığı, diğer taraftan Manevi Tazminat yönünden husule gelecek zararların teminat kapsamına dahil edildiğine ilişkin de herhangi bir şartın poliçede yer almadığı, bu suretle Manevi Tazminat talebinin poliçe teminatı kapsamında sayılıp sayılmayacağına ilişkin nihai değerlendirme ve takdir Sayın Mahkemeye ait olduğu;Davalı ------ tarafından düzenlenen her iki poliçe üzerinde de 10.000-USD tutarında muafiyet uygulanacağının yer aldığı, tazminat ve muafiyet hesabında yeknesaklığın, olay tarihi itibari ile çevrim kurunun baz alınması veya tazminat ödenme tarihindeki kurun baz alınacak olması durumunda ise öncelikle olay tarihi itibariyle TL cinsinden hesaplanmış olan tazminat bedelinin, yine olay tarihindeki kur üzerinden muafiyet döviz cinsine çevrilmesi suretiyle elde edilen döviz cinsinden tazminat tutarının, daha sonra ödeme tarihindeki kur üzerinden muafiyet ile beraber aynı kur çarpanı kullanılarak Türk Lirasına çevrilmesi durumunda sağlanabileceği; 28.09.2013 tarihinde meydana gelen kaza sonucunda oluşan zararın, poliçenin başlangıç ve bitiş tarihleri arasındaki vadesi içerisinde gerçekleştiği; Sayın Mahkemenin Manevi Tazminatın poliçe teminatı kapsamında bulunduğu yönünde kanaate sahip olması durumunda, davacı tarafından talep edilebilecek tazminat kalemlerinin Maddi ve Manevi Tazminata ilişkin yapılan ödemelerden muafiyet tutarının tenzil edilmesi ve genel şartların “Bu sigorta, sigorta ettirenin, sigorta konusu olaylar sonucunda kendisine yöneltilebilecek haksız taleplere karşı savunmasını da temin eder.” hükmü gereği dava masraflarının ilave edilmesi suretiyle elde edilen tutar olacağı, Sayın Mahkemenin Manevi Tazminatın poliçe teminatı kapsamında bulunmadığı yönünde kanaate sahip olması durumunda, davacı tarafından talep edilebilecek tazminat kalemlerinin Maddi Tazminata ilişkin yapılan ödemelerden muafiyet tutarının tenzil edilmesi ve genel şartların “Bu sigorta, sigorta ettirenin, sigorta konusu olaylar sonucunda kendisine yöneltilebilecek haksız taleplere karşı savunmasını da temin eder.” hükmü gereği dava masraflarının ilave edilmesi suretiyle elde edilen tutar olacağı değerlendirilmiştir. Kusur durumu, zaman aşımı, ihbar yükümlülüğü vb. şartların değerlendirilmesi ile davacının masraf, vekâlet ücreti, faiz ve benzeri diğer istemleri ile ilgili taleplerinin değerlendirilmesine ilişkin takdirin münhasıran Sayın Mahkemeye ait olduğu; şeklinde tespitte bulunmuştur.
Bilirkişi Nitelili hesaplama uzmanı ek raporunda özetle; 28.09.2013 Tarihinde meydana gelen iş kazası sonucu cismani vefat ettiği bildirilen ------ölümü sonucunda geride kalan hak sahiplerine, davacı tarafından yapılan ödeme sebebiyle, davacı yanın rücuan talep edebileceği tazminat miktarının tespiti için Sayın Mahkemece bilirkişi olarak tayin olunmam hasebiyle tarafıma tevdi olunan dava dosyası ve ekleri incelenmiş olup tarafımdan tanzim olunan 22.11.2024 tarihli rapor Sayın Mahkemeye taktim kılınmıştır. Davalı ------. Vekili tarafından dosyaya mübrez 11.12.2024 tarihli dilekçeleri ile bilirkişi raporuna itiraz edilmiştir. Davacı ------. Vekili tarafından dosyaya mübrez 27.01.2025 tarihli dilekçeleri ile bilirkişi raporuna itiraz edilmiştir. Tarafımdan tanzim olunan 22.11.2024 tarihli kök raporun ilgili kısımlarında tarafların itiraz ve talepleri ayrıntılı şekilde değerlendirilerek 3 seçenekli rapor Sayın Mahkemenin taktirine bırakılmıştır. Kök raporun tanzimindan sonra, kök raporda değişiklik gerektirecek herhangi bir husus bulunmamaktadır. Bu itibarla tarafımdan tanzim olunan 22.11.2024 tarihli kök raporda herhangi bir değişiklik yapılmasının mümkün olmadığı şeklinde tespitte bulunduğu görülmüştür.
DAVANIN HUKUKİ NİTELİĞİ ve GEREKÇE:
Dava, dava dışı şahsın vefat etmesi nedeniyle yapılan yargılama nedeniyle yapılan ödemenin kendi sigortacısına yönelik üçüncü şahıs mali sorumluluk sigorta poliçesinden kaynaklanan alacak istemine ilişkindir.
Taraflar arasında 22/09/2012 ile 22/09/2013 tarihleri kapsayın sorumluluk sigorta poliçesi bulunmakta olup, üçüncü şahıs sorumluluğun poliçe teminatı kapsamında olduğu, 10.000 USD muafiyet tutarının bulunduğu görülmektedir. Üçüncü şahıslara karşı mali mesuliyet sigortasının gerçek ya da tüzel kişilerin, kendilerinin veya çalışanlarının üçüncü şahıslara verebilecekleri her türlü bedeni ve maddi zararlar nedeniyle kendisine yöneltilebilecek tazminat talepleri ile ilgili sorumluluklarını teminat altına alan sigorta türü olduğu, üçüncü şahısların vefatı, yaralanması veya sakat kalması nedeniyle ortaya çıkan tazminat talepleri ile üçüncü şahıslara ait malların zarara uğraması neticesinde oluşacak tazminat taleplerini kapsamaktadır.Mahkememizce çözülmesi gereken uyuşmazlık, davacı sigortalının poliçeden kaynaklı tazminat istemine ilişkin olarak hasarın hangi sebepten kaynaklandığı, hasarın meydana geliş şekline göre rizikonun sigorta teminatı kapsamında olup olmadığı, teminat kapsamında ise davacının ödediği bedelin yerinde olup olmadığı, rizikoya ilişkin gerçek zararının tespit edilmesi, zarardan davalının sorumlu olup olmadığı, davacının ödediği manevi tazminatın poliçe teminatı kapsamında olup olmadığı, davanın zamanaşımına uğrayıp uğramadığı, davacının kusur oranının teminatı etkileyip etkilemediği, davacının ihbar yükümülüğüne aykırı davranıp davranmadığı, poliçede düzenlene muafiyetin hangi kur üzerinden indirileceği hususlarında toplandığı görülmektedir.
Üçüncü şahıs mali sorumluluk sigorta poliçesinden kaynaklanan tazminat istemlerine ilişkin Yüksek Mahkeme kararları incelendiğinde; Yargıtay ----Hukuk Dairesi'nin ----- Esas ve ----- Karar sayılı ilamında: "Ancak, yukarıda açıklandığı gibi zarar gören davacının işçisi olmadığı gibi davacı ile arasında genel şartta söz edildiği gibi bir sözleşme ilişkisi de bulunmayıp üçüncü kişi konumundadır. Dolayısıyla sigorta poliçesinde yer alan vinçlerin faaliyet halinde bulundukları zamanda üçüncü kişilere verilebilecek maddi ve manevi zararların teminata dahil olduğu yönündeki özel şart ile sigorta konusu, genel şartlara ilişkin hükümler nazara alındığında dava konusu talebin sigorta teminatı içinde olduğunun kabulü ile sonucuna göre karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde davanın reddine karar verilmesi doğru olmamış, bozmayı gerektirmiştir." şeklinde açıklanmıştır. (Yargıtay -----Hukuk Dairesi'nin ------ Esas ve----- Karar sayılı ilamı bkz.) Somut olayda zarar görenin 3.kişi konumundadır.
Yargıtay -----Hukuk Dairesi'nin ----- Esas ve ------ Karar sayılı ilamında: "Dava, işveren Mali Mesuliyet ve ------ Sigorta poliçesinden kaynaklanan tazminat istemine ilişkindir.
Sigorta ilişkisi tam iki tarafa borç yükleyen başka bir değişle sinallagmatik bir sözleşme olan Sigorta Sözleşmesinin kurulmasıyla meydana gelir. Bu sebeple, sigorta sözleşmesinden doğan borçlar ve haklar sözleşmesel nitelik taşır.Türk Ticaret Kanunu (TTK) madde (m) 1409/1'de yer alan; "Sigortacı, sözleşmede öngörülen rizikonun gerçekleşmesinden doğan zarardan ve bedelden sorumludur." hükmünden anlaşılacağı üzere sigortacının teminat borcunun kapsamı, sigorta sözleşmesi hükümlerine göre tayin edilir. Sayılan riskler prensibi dolayısıyla TTK'da sigorta teminatının kapsamının, sözleşme ile belirlenmesi esası benimsenmiştir. O halde hükmün mefhumu muhalifinden, sözleşmede yer almayan rizikolar bakımından sigortacının teminat borcundan söz edilemeyeceği neticesi doğmaktadır. Ancak Sigortacılık Kanunu (SK) m. 11/4'te yer alan; "Sigorta Sözleşmelerinde kapsam dahiline alınmış olan riskler haricinde, kapsam dışı bırakılmış riskler de açıkça belirtilir. Belirtilmemiş olan riskler teminat kapsamında sayılır." hükmü ile Türk Ticaret Kanunu'ndan farklı bir esasın benimsendiği görülmektedir.Bu durumda SK m.11/4 hükmü ile TTK. m. 1409/1 hükmünün çeliştiği aşikârdır. SK'ya göre; Sigorta Sözleşmesinde teminat kapsamında sayılan rizikoların yanı sıra TTK'dan farklı olarak teminat kapsamında olmayan rizikoların da belirtilmesi gerektiği hükme bağlanmıştır. Belirtmek gerekirse böylece Sigortacılık Kanunu ile aksi ispat edilemeyen bir kanun karineye yer verilmiştir. Bu durum karşısında TTK hükümlerine üstünlük tanınırsa, teminat kapsamında sayılmayan bir rizikonun gerçekleşmesinden dolayı sigortacının sorumlu olmayacağı sonucuna varılır. Sigortacılık Kanunu'na üstünlük tanındığı halde ise sigortacının, sözleşmede öngörülmeyen bir riziko sebebi ile sigortalanan olayın meydana gelmesinden de sorumlu olacağı ortaya çıkacaktır. Zira Sigortacılık Kanunu uyarınca teminat dışında olan rizikoların da tek tek sayılması gerekir ve teminat dışında sayılmayan bir riziko teminat kapsamında kabul edilir. Böylece ortaya çıkan çelişkili durumun çözüme kavuşturulmasında, normlar çatışması halinde uygulanacak ilkeler yol gösterici olabilir. Ancak her ne kadar Türk Ticaret Kanunu, Sigortacılık Kanunu'na nazaran genel kanun niteliğinde olsa da özel kanun olan Sigortacılık Kanunu'ndaki bir husus, yeni tarihli olan genel kanunda özel hüküm ile yeniden düzenlendiğinden sonraki tarihli olan TTK. m.1409 hükmünün önceki tarihli özel kanun niteliğindeki SK. m. 11 hükmünden üstün tutulması gerekir. -----. Ayrıca SK. m.11/4, sigorta koruması kapsamında olmayan hallerin sigorta sözleşmesinde "açıkça" belirtilmiş olması gerektiğini öngörmektedir. Bunun "sayım yöntemiyle" yapılabilirliği bulunmamaktadır. Kaldı ki, bir şey ismiyle belirtildiği takdirde, aynı zamanda olmayan her şeyde belirtilmiş olur. Kısaca yalnızca teminata giren hususların belirtilmesi aynı zamanda teminata girmeyen hususlarında belirtilmiş olması anlamını taşır. Böylece TTK. m.1409 sadece sözleşmede kararlaştırılan rizikoların teminata dahil olacağını belirtmiş olmakla, SK. m.11/4 uygulama yeteneğinin kalmadığı ve hiç dikkate alınmaması gerekir. (------Bu durumda, teminat kapsamına alınan rizikoların belirlenmesinde TTK. m. 1409 esas alınacağı sonucuna varılmaktadır. Bu açıklamalar sonucunda somut olaya gelindiğinde, davacı ile davalı sigorta şirketi arasında düzenlenen işveren Mali Mesuliyet Sigorta Poliçesi ile ----- Sigorta poliçesinde, TTK. m.1409 uyarınca sigortacının sözleşmede öngörülen rizikonun gerçekleşmesinden doğan zararlardan ve bedelden sorumlu olacağı, Sigortacılık Kanunu'nun 11/4 maddesine göre değerlendirilme olanağı bulunmadığı sonucuna ulaşılmaktadır." şeklinde açıklanmıştır.---- Bölge Adliye Mahkemesi ------. Hukuk Dairesi'nin ---- Esas ve ----- Karar Sayılı İlamında: "Somut olayda açılan davalarda davacıların davalı sigorta şirketinden sigorta ettiren davacının olaydaki sorumluluk durumuna göre zararını talep etmesinin bir başka deyişle haksız fiilden doğan zararını diğer sorumlularla birlikte davalı sigorta şirketinden de sorumluluk limiti ile sınırlı olmak üzere müteselsilen talep etmesinin mümkün bulunmasına göre 3. kişinin zararını kesinleşmiş mahkeme kararına göre mütesilsilen ödeyen davacının ödediği maddi tazminatı ve fer’ilerini poliçe limiti dahilinde davalıdan isteyebileceği ve davalının da ödedikten sonra kusur oranları nisbetinde diğer sorumlulara yönelebileceği gözetildiğinde, davacının müteselsil sorumluluk kapsamında ödemek durumunda kaldığı tüm tazminatı sigorta poliçesi şartları ve muafiyet hükümleri ile poliçe limitleri gözetildiğinde davalının karşılaması gerektiği, buna göre mahkemece davacının olaydaki kusur oranı dikkate alınmadan verilen karar usul ve yasaya uygun olup davalı vekilinin davacı sigortalısının kusur oranınından fazlasından sorumlu olmadığına yönelik istinaf sebebi yerinde görülmemiştir. (Yargıtay -----Hukuk Dairesinin ----Esas------ Karar sayılı ilamı da benzer mahiyettedir.)" şeklinde açıklanmıştır. (Yargıtay ----Hukuk Dairesi'nin ----- Esas ve ----- Karar sayılı ilamı ile belirtilen karar onanmıştır. )
----- Bölge Adliye Mahkemesi -----. Hukuk Dairesi'nin ----- Esas ve ------ Karar Sayılı İlamında: "Üçüncü Şahıslara Karşı Mali Mesuliyet Sigortası Genel Şartları'nın birinci maddesine göre; bu sigorta gerçek ya da tüzel kişilerin, kendilerinin veya çalışanlarının üçüncü şahıslara verebilecekleri her türlü bedeni ve maddi zararlar nedeniyle kendilerine yöneltilebilecek tazminat talepleri ile ilgili sorumluluklarını teminat altına alan sigorta türüdür. Dava konusu poliçenin yukarıda açıklanan kapsamına göre, üçüncü şahısların zararına sebep olan kaza poliçede sayılan rizikolar kapsamında olup, davalının savunmasının aksine poliçede sigortalıya yüklenecek hukuki ve mali sorumluluğun teminat altındaki kısmının yalnızca sigortalının kusur orana denk düşecek tutar ile sınırlı tutulduğuna dair açık bir düzenleme bulunmadığı, buna göre davacının, dava dışı üçüncü kişilere gerçekleşen riziko kapsamında yaptığı tüm maddi tazminat ödemelerini fer'ileri ile birlikte poliçe kapsamında davalıdan talep edebileceği, davalının sigortalısına ödeme yaptıktan sonra halef sıfatıyla rizikonun gerçekleşmesinde ve zararın doğmasında sorumluluğu bulunan üçüncü kişilere rücu edebileceği, yine davalı savunmasının aksine manevi tazminat taleplerinin de fahiş olmamak kaydıyla teminat kapsamına alındığı, somut olayda dava dışı üçüncü kişilerce açılmış davalarda manevi tazminat tutarının mahkemece takdir edildiği, buna göre ilk derece mahkemesinin kazadaki kusur oranını dikkate almaksızın ve manevi tazminatın da teminat kapsamında olduğu gerekçesi ile, davanın kabulüne karar vermesinde isabetsizlik bulunmadığı, aksi yöndeki istinaf sebeplerinin yerinde olmadığı anlaşılmıştır ( bk. tarafları ve konusu itibariyle aynı doğrultuda Yargıtay ----- Hukuk Dairesi'nin ----- esas,------ karar sayılı ilamı) " şeklinde açıklanmıştır.
----- Bölge Adliye Mahkemesi ---- Hukuk Dairesi'nin ----- Esas ve ------ Karar Sayılı İlamında; "Davalı sigorta şirketi sigortalının kanunun emredici hükümlerine aykırı davrandığı gerekçesi ile sigorta poliçesinin TTK'nın 1404 maddesi kapsamında geçersiz olduğunu, yine sigortalının raftinge izin belgesini usulüne aykırı olarak başkasına devretmesi gerekçesi ile Üçüncü Şahıs Mali Mesuliyet Genel Şartlarının 10. maddesine göre sigorta sözleşmesinin sona erdiğini ileri sürmüş ise de; sözleşmenin nispiliği ilkesi gereğince ve olay tarihinde geçerli bir sigorta poliçesinin bulunması sebebiyle söz konusu iddiaların ancak sigortalıya karşı ileri sürülebileceği, üçüncü kişi konumundaki davacılara karşı ileri sürülemeyeceğinin aşikar olduğu, davacının maddi tazminat taleplerinin sigorta teminatı kapsamında olduğu ve poliçe süresi içerisinde rizikonun gerçekleştiği ve davacılar tarafından ödenen bedellerin belgelendirildiği ve Mahkemece maddi tazminat ve yargılama giderlerinden poliçe limiti ile sorumlu tutulduğu anlaşılmakla Mahkemece verilen karar usul ve yasaya uygun olup, davalı sigorta şirketi vekilinin aksi yöndeki istinaf sebepleri yerinde görülmemiştir." şeklinde açıklanmıştır.
Yargıtay ------.Hukuk Dairesi'nin ------ Esas ve ----- Karar sayılı ilamında: "Buna göre, sigorta ettiren/sigortalının sorumluluğunun temeli haksız fiile ilişkin olup, 6098 sayılı Kanun'un 72 nci maddesine göre, tazminat istemi, zarar görenin zararı ve tazminat yükümlüsünü öğrendiği tarihten başlayarak iki yılın ve her halde fiilin işlendiği tarihten başlayarak on yılın geçmesiyle zamanaşımına uğrayacaktır. Ancak, tazminat ceza kanunlarının daha uzun bir zamanaşımı öngördüğü cezayı gerektiren bir fiilden doğmuşsa, bu zamanaşımı uygulanır. O halde, somut olayda taksirle öldürme kapsamında “cezayı gerektiren bir fiil” in söz konusu olduğu, ceza davasının 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 66 ncı maddesinin birinci fıkrasının (d) bendi uyarınca onbeş yıllık zamanaşımı süresine tabi olduğu, davanın 06.03.2011 olay tarihi üzerinden onbeş yıl geçmeden açılmış olduğu, ceza kanunlarının öngördüğü daha uzun zamanaşımı süresinin, halef sıfatıyla davada yer alan sigortacı yönünden de uygulanacağı dikkate alındığında, somut olayda zamanaşımının gerçekleşmediği açıktır. O halde, işin esasına girilerek bir değerlendirme yapılması ve sonucuna göre karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçelerle davanın usulden reddine karar verilmesi doğru olmamış, bozmayı gerektirmiştir. " şeklinde açıklanmıştır. (Yargıtay ------.Hukuk Dairesi'nin ---- Esas ve ----- Karar sayılı ilamı da aynı yöndedir.)Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; davacının zarar gören 3.kişinin mirasçılarına kesinleşmiş mahkeme kararı nedeniyle maddi ve manevi tazminat ile ferilerine ilişkni ödeme yaptığı, yapmış olduğu ödemeleri davalıdan talep etmesi nedeniyle huzurdaki davayı açmış olduğu, taraflar arasındaki poliçe hükümlerinde manevi tazminatın poliçe kapsamına alındığına dair kloz bulunmadığından manevi tazminatın poliçe teminatı kapsamında olmadığı, davacının ödemiş olduğu maddi tazminat ve ferilerini davalıdan poliçe limiti dahilinde talep edebileceği, davalının da ödedikten sonra kusur oranları nisbetinde diğer sorumlulara yönelebileceği gözetildiğinde, davacının müteselsil sorumluluk kapsamında ödemek durumunda kaldığı tüm tazminatı sigorta poliçesi şartları ve muafiyet hükümleri ile poliçe limitleri gözetildiğinde davalının karşılaması gerektiğinden davalının sigortalısının kusur oranınından fazlasından sorumlu olmadığına yönelik itizarının yerinde görülmediği anlaşılmıştır.Davacının talep edebileceği maddi tazminat ve ferilerinin tespit edilmesi hususunda dosya kapsamında bilirkişi raporları alınmıştır . Bilirkişi raporları incelendiğinde; Nitelikli hesaplama uzmanı ----- 22/11/2024 tarihli kök raporunda; teminat limitin 500.000 USD olduğu, 10.000 USD'nin olay tarihindeki kur üzerinden TL'ye çevrilmesiyle 20.409,00 TL bulunduğu, manevi tazminat talebinin hesaplama dışı bırakıldığı, ödemeye konu mahkeme ilamındaki hükmedilen maddi tazminat (168.192,57 TL) üzerinden muafiyet indirimi (20.409,00 TL) yapıldığı, indirimin yapılması ile tespit edilen bu bedel (147.783,57 TL) üzerinden pay hesabı yapılarak ferilerinin hesaplandığı, muafiyet indirimi yapılmak suretiyle tespit edilen bedel üzerinden davalının payına isabet eden maddi tazminat ve ferisi ile birilikte yapılan ödemelerin toplanmasıyla davacının talep edebileceği miktarın 383.507,80 TL olarak tespit edildiği, alternatif olarak davacının talebine göre yapılan ödemelerden manevi tazminat ödemesi ve vekalet ücreti ödemesinin çıkarıldığı, akabinde ödeme tarihindeki kur üzerinden hesaplana muafiyet indiriminin yapılarak 475.450,36 TL hesaplama yapıldığı, davalı beyanına göre davacının talep edebileceği bedelin bulunmadığının bildirilmiştir. Bilirkişinin yaptığı hesaplamaların denetlenmesinde davacı beyanına göre yapılan hesaplamada maddi hata bulunduğu, toplam ödeme miktarından indirilecek tutarın 475.450,36 TL olup, mahsup edildiğinde 252.294,52 TL olarak mahkememizce tespit edilmiştir. Bilirkişinin ek raporunda kök raporun tekrarı mahiyetinde olup, ek raporda da aynı yönde maddi hata bulunmaktadır. Sigortacı------ tarafından tanzim edilen 02/09/2025 tarihli raporda; taraflar arasında üçüncü şahıs mali sorumluluk poliçesi tanzim edildiği, PC poliçe ve Sistem Poliçesi genellikle olmak üzere 2 versiyonu bulunduğu, PC poliçesinin müşteriye teslim edildiği, sistem poliçesinin iş takibi amacıyla oluşturulan müşteriye teslim edilmeyen poliçe olduğu, dosyadaki PC poliçesinde bir çok isitsanaların mevcut olduğu, manevi tazminatın istisnalar kapsamında olmadığı fakat teminat kapsamında olduğuna ilişkin hüküm bulunmadığı, nihai takdirin mahkemede olduğu, muafiyet indirimi bakımından tazminat ve muafiyet hesabında yeknesaklığın, çözümüne ilişkin birinci hesabın olay tarihi itibari ile ---baz alınması, ikinci hesap türünün ise tazminat ödenme tarihindeki kurun baz alınacak olması durumunda ise öncelikle olay tarihi itibariyle TL cinsinden hesaplanmış olan tazminat bedelinin, yine olay tarihindeki kur üzerinden muafiyet döviz cinsine çevrilmesi suretiyle elde edilen döviz cinsinden tazminat tutarının, daha sonra ödeme tarihindeki kur üzerinden muafiyet ile beraber aynı kur çarpanı kullanılarak Türk Lirasına çevrilmesi durumunda sağlanabileceği bildirilmiştir.
Somut olayın değerlendirilmesinde: mahkememizce yukarıda benimsendiği üzere TTK. m.1409 uyarınca sigortacının sözleşmede öngörülen rizikonun gerçekleşmesinden doğan zararlardan ve bedelden sorumlu olacağı, manevi tazminat ve ferilerine ilişkin ödemenin poliçe teminatı kapsamında olmadığı, davacının maddi tazminat ve ferilerine ilişkin yapmış olduğu ödemeyi kusuruna bakılmaksızın davalıdan talep edebileceği, davacının yapmış olduğu ödemenin toplam 727.744,88 TL olduğu, yapılan bu ödemeden bilirkişi raporunda da hesaplanan manevi tazminatın dışlanması gerektiği, mahkememizce dosyada yeterli hesaplamalar bulunduğundan ek rapora gönderilmesi gerekli bulunmadığı, manevi tazminat ve ferilerinin 248.071,99 TL, vekalet ücreti (ilam ve icra) 39.195,37 TL, vekalet ücreti bakımından stopajın 8.524,97 TL olduğu, toplam dışlanacak bedelin 295.792,33 TL bulunduğu görülmektedir.
Muafiyet indirimi bakımından hangi tarihteki kurun hesap alınacağı ve hesaplamalarda hangi aşamada mahsup edileceği noktasına gelindiğinde ise, dava konusu destekten yoksun kalma tazminatına ilişkin hesaplamalar olay tarihinde doğan zarara göre aktüerya bilirkişi tarafından hesaplama yapılmış ve verilen kararın kesinleştiği de görülmekle, olay tarihi itibari ile çevrim kurunun baz alınmasının dosya kapsamına uygun olacağı, her ne kadar dava dilekçesinde ödeme tarihindeki kurun esas alınarak hesaplama yapılmış ise de hangi tarihteki kurun hesap alınacağı somut olaya göre yukarıda izah edilen bilirkişi raporundaki seçenekli yöntemlerden birinin uygulanacağı, somut olayda ödeme hesabı olay tarihindeki verilere göre yapıldığından muafiyetin de olay tarihindeki kurun esas alınmasının uygun olduğu, ödeme tarihindeki kurun esas alınabilmesi için bilirkişi raporunda ikinci yöntem olan tazminat ödenme tarihindeki kurun baz alınacak olması durumunda ise öncelikle olay tarihi itibariyle TL cinsinden hesaplanmış olan tazminat bedelinin, yine olay tarihindeki kur üzerinden muafiyet döviz cinsine çevrilmesi suretiyle elde edilen döviz cinsinden tazminat tutarının, daha sonra ödeme tarihindeki kur üzerinden muafiyet ile beraber aynı kur çarpanı kullanılarak Türk Lirasına çevrilmesi gerektiği fakat yukarıda açıklandığı üzere her iki yöntemin de amacı yeknesaklığı gidermek olduğu, somut olayda muafiyetin de olay tarihindeki kurun esas alınmasının uygun olduğu, somut uyuşmazlıkta muafiyetin yapılması gerektiği hususunda uyuşmazlık bulunmadığı, muafiyet indiriminin hangi kur üzerinden yapılacağı yöntemine mahkememizce karar verileceğinden taleple bağlılık ilkesine aykırı davranılmadığı kanaatine varılmıştır. Muafiyetin hesaplamalarda hangi aşamada mahsup edilmesi gerektiğinde ise bilirkişi maddi tazminat ve ferileri üzerinden önce mahsup ederek davalı payı hesabı yapmış ise de bu yöntem usule uygun bulunmamış olup, davacının talep edebileceği nihai miktardan en son muafiyetin indirilmesi gerektiği anlaşılmıştır.
Bu açıklamalar ışığında; toplam ödeme bedelinden 727.744,88 TL'den manevi tazminat bedeli olan 295.792,33 TL ve 20.409,00 TL muafiyetin sırasıyla mahsup edilerek bulunan bakiye bedel 411.543,55 TL'yi davacının talep edebileceği olduğu sonucuna varılarak davanın kısmen kabulüne karar verilerek aşağıdaki şekilde karar verilmiştir.Davalı yanın görevsizlik itirazı dava konusu poliçeden kaynaklanan alacak istemine ilişkin olup, tarafları tacir olduğundan mahkememiz görevli olduğu anlaşılmıştır.Davalı yan zamanaşımı nedeniyle davanın reddi gerektiğini savunmuş, davacı yan ise ödemeye konu davanın ihbar edildiği, üçüncü kişiye ödeme tarihinden itibaren 2 yıllık sürede davanın açıldığından eldeki davanın zaman aşımı süresi içinde açıldığının kabulü gerektiğini ile sürmüştür. Kanuni düzenlemelere bakıldığında; TTK'nın 1420. maddesine göre; "Sigorta sözleşmesinden doğan bütün istemler, alacağın muaccel olduğu tarihten başlayarak iki yıl ve 1482 nci madde hükmü saklı kalmak üzere, sigorta tazminatına ve sigorta bedeline ilişkin istemler her hâlde rizikonun gerçekleştiği tarihten itibaren altı yıl geçmekle zamanaşımına uğrar."
TTK'nın 1427. maddesinde ''...(2) Sigorta tazminatı veya bedeli, rizikonun gerçekleşmesini müteakip ve rizikoyla ilgili belgelerin sigortacıya verilmesinden sonra sigortacının edimine ilişkin araştırmaları bitince ve her hâlde 1446 ncı maddeye göre yapılacak ihbardan kırkbeş gün sonra muaccel olur. Can sigortaları için bu süre onbeş gündür. Sigortacıya yüklenemeyen bir kusurdan dolayı inceleme gecikmiş ise süre işlemez... (4) Borç muaccel olunca, sigortacı ihtara gerek kalmaksızın temerrüde düşer.'',TTK 1482. maddesine göre; " Sigortacıya yöneltilecek tazminat istemleri, sigorta konusu olaydan itibaren on yılda zamanaşımına uğrar." şeklinde düzenleme getirilmiştir.
Dava konusu olayın niteliği itabariyle ceza zamanaşımı hükümlerinin uygulanıp uygulanmayacağı noktasında ise sigorta ettiren/sigortalının sorumluluğunun temeli haksız fiile ilişkin olup, 6098 sayılı Kanun'un 72 nci maddesine göre, tazminat istemi, zarar görenin zararı ve tazminat yükümlüsünü öğrendiği tarihten başlayarak iki yılın ve her halde fiilin işlendiği tarihten başlayarak on yılın geçmesiyle zamanaşımına uğrayacaktır. Ancak, tazminat ceza kanunlarının daha uzun bir zamanaşımı öngördüğü cezayı gerektiren bir fiilden doğmuşsa, bu zamanaşımı uygulanır. O halde, somut olayda taksirle öldürme kapsamında “cezayı gerektiren bir fiil” in söz konusu olduğu, ceza davasının 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 66 ncı maddesinin birinci fıkrasının (d) bendi uyarınca onbeş yıllık zamanaşımı süresine tabi olduğu, davanın 28/09/2013 olay tarihi üzerinden onbeş yıl geçmeden açılmış olduğu, ceza kanunlarının öngördüğü daha uzun zamanaşımı süresinin, halef sıfatıyla davada yer alan sigortacı yönünden de uygulanacağı dikkate alındığında, somut olayda zamanaşımının gerçekleşmediği anlaşılmıştır.
Davacının ihbar yükümülüğü yerine getirilmediği savunulmuş ise yargılamanın yapıldığı dava dosyasında ihbar edildiği ve zararın artırılmasına neden olunduğuna ilişkin delil sunulmadığından bu itiraz yerinde görülmemiştir.Dava, poliçeye dayalı alacak davasıdır. Diğer ifade ile davacı, poliçe ile teminat altına alınan riskin gerçekleştiğini, kendisinin prim ödeme borcunu yerine getirdiğini belirterek, davalıdan poliçeden/sigorta sözleşmesinden doğan borcunun ifasını talep etmektedir. Her iki tarafın tacir olduğu davada, davalı sigorta şirketinin poliçeden doğan borcu da TTK'nun 19/1 maddesi uyarınca ticari mahiyette olup, talep gibi avans faize hükmedilmesi gerekmektedir.Davacı yanca faiz başlangıcı ödeme tarihi olarak talep edilmiş ise de; temerrüt taihinden itibarin faiz talep edebileceği, davalı ya 01/12/2023 tarihinde ihtarın tebliğ edildiği, verilen süre bitimi 04/12/2023 tarihinden itibaren faiz talep edilebileceği anlaşılmıştır.
H Ü K Ü M: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;
1-Davanın KISMEN KABULÜ ile 411.543,55-TL tazminatın temerrüt tarihi olan 04/12/2023 tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya VERİLMESİNE, fazlaya ilişkin talebin REDDİNE,
2-Harçlar yasası uyarınca davanın kabul edilen 411.543,55 TL lik kısım yönünden alınması gereken 28.112,53 TL harçtan peşin alınan 9.214,37 TL harcın mahsubu ile bakiye 18.898,16 TL karar harcının davalıdan tahsiliyle hazineye İRAD KAYDINA,
3-Davacı kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden kabul edilen miktar üzerinden hesaplanan A.A.Ü.T.'ye göre alınması gereken 65.731,53 TL vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacıya VERİLMESİNE,
4-Davalı kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden reddedilen miktar üzerinden hesaplanan A.A.Ü.T.'ye göre alınması gereken 30.000,00 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya VERİLMESİNE,
5-Davacı tarafından yapılan 9.214,53 TL peşin harç ve 427,60 TL başvuru harcın davalıdan alınarak davacıya VERİLMESİNE,
6-Davacı tarafından yapılan 12.000,00 TL bilirkişi ücreti ve 1.925,00 TL posta gideri olmak üzere toplam 13.925,00 TL yargılama giderinden kabul-red oranına göre belirlenen 10.620,60 TL yargılama giderinin davalıdan alınıp davacıya VERİLMESİNE, geri kalan bakiyenin davacı üzerinde BIRAKILMASINA, kalan gider avansının karar kesinleştiğinde ve talep halinde davacı tarafa iadesine,
7-Davalı tarafından yapılan 400,00 TL yargılama giderinden kabul-red oranına göre belirlenen 95,00 TL yargılama giderinin davacıdan alınıp davalıya VERİLMESİNE, geri kalan bakiyenin davalı üzerinde BIRAKILMASINA,
8-Kabul red oranına göre belirlenen 2.745,85 TL Arabulucu ücretinin davalıdan tahsiliyle hazineye İRAD KAYDINA, Yine Kabul red oranına göre belirlenen 854,15 TL Arabulucu ücretinin davacıdan tahsiliyle hazineye İRAD KAYDINA,
Dair; Gerekçeli mahkeme kararının taraflara tebliğinden itibaren 2 hafta içerisinde istinaf yolu açık olduğuna dair taraf vekillerinin yüzüne karşı verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı.