T.C. İstanbul Anadolu 10. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO : 2023/198
KARAR NO : 2025/763
DAVA : Ticari Şirket (Genel Kurul Kararının hükümsüzlüğü-paydaş olduğunun tespiti)
DAVA TARİHİ : 20/03/2023
KARAR TARİHİ : 17/09/2025
Mahkememizde görülmekte olan Ticari Şirket (Genel Kurul kararının hükümsüzlüğü-paydaş olduğunun tespiti) ) davasının yapılan açık yargılaması sonunda,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
Davacı vekilinin dava dilekçesinde özetle; Davalı şirket her biri 25 TL değerinde 60.000 adet payı olmakla beraber toplam sermayesi 1.500.000,00 TL olduğunu, davacı, davalı şirket ortağı davalı ...'ın eşi olan ------ 15.000 adet payı 03.04.2014 tarihinde devren iktisap ettiğini, pay sahipliği mevkisine mukim davacı genel kurula katılma ve oy kullanma gibi haklara sahip olduğunu, bu kapsamda en son 03.04.2019 tarihinde yapılan olağan genel kurul toplantısına katılım sağladığını, davalı ... davalı şirkete temsile yetkili kişi olarak atandığını, davacı tarafından şirket hissesi üzerinde hiçbir tasarrufta bulunulmadığını, ancak tesadüfi biçimde ortaklıktan çıkarıldığını öğrenmesi üzerine yoklukla malul olan kararın tespiti için dava açma zarureti hasıl olduğunu, davacı ne kurul toplantısına davet edilmiş ne de payı üzerinde bir tasarrufta bulunduğunu, davacının ne suretle pay defterinden adının silindiğini hakkında bilgisi olmadığı gibi şirketten de bir bilgi alamadığını, davalı şirketin payların 15.000 adeti davacının mülkiyetinde olduğunu, ortaklıktan çıkarılma söz konusu olmadığını, davacının paylarının pay defterinden hukuka aykırı biçimde silinmesi ve ortaklıktan bu şekilde çıkarılmış olmasının iptali gerektiğini, davacının şirket ortaklığından çıkarılmasındaki amaç işlemlerin davalı ... tarafından hızlıca yapılması ve şirket mevcudunun bu şekilde üzerinde tasarruf yapılmak isteminden kaynaklandığı düşünüldüğünü, açıklanan nedenlerle ----- Noterliğinin 25.10.2022 tarih ------ yevmiye ile tasdikli 24.10.2022 tarihli 2 sayılı genel kurulu kararı, ---- Noterliğinin 27.10.2022 tarih ------- yevmiye sayılı ile tasdikli yönetim kurulu kararının yoklukla malul olduğunun tespiti ile iptaline, 01.11.2022 tarihli -- sayılı yönetim kurulu kararının iptaline, davalı şirket paylarının pay defterine düzeltilerek davacının payının adına tesciline karar verilmesini...” talep ve dava etmişlerdir.
Davalı vekilinin sunduğu cevap dilekçesinde özetle; Davalı şirket ortaklarından ------- ile davacı arasında 01.04.2014 tarihli İnançlı Hisse Satış ve Devir Sözleşmesi yapıldığını, mezkur sözleşme davacının davalı şirkete borç olarak vermeyi taahhüt ettiği 3.500.000,00 TL'nin 35 ayda ve aylık 100.000 TL'lik tutarlar halinde geri ödenmesi, buna karşılık davacıdan alınan bu borç karşılığında davalı şirketin 9625 hissesinin davacıya 3.500.000,00 TL bedelle devredilmesi, borcun ödenmesi halinde hisselerin davalıya iadesi, borcun ödenmemesi halinde ise hisselerin davacının mamelekine geçmesi ve anılan geri ödeme tutarının ise hisse evir bedeline sayılması hakkında olduğunu, sözleşmeye istinaden de dava dışı-------davalı şirkette bulunan her biri 25 TL değerinde 60.000 adet payını davacıya devir ettiğini, devir karşılığı olarak sözleşmenin tarafı olan davacı ödemesi gereken bedeli ödemediğini, davacı tarafından davalı şirket aleyhine açılan ----- ATM tarafından bilirkişi raporu alındığını, raporda davacının hisse bedellerini dava dışı ------- ödemiş olduğuna dair bir belge bulunmadığı sonucuna varıldığını, akabinde tarafların ortak arkadaşı vasıtasıyla uzlaşma sağladığını, uzlaşma uyarınca davacı uhdesinde bulunan 375.000 TL'ye tekabül eden 15.000 adet hisseyi gayrikabili rücu olarak ...'a 25.07.2022 tarihli devir sözleşmesi ile devir ve temlik ettiğini, davacının dava dilekçesinde yoklukla malul olduğu iddia olunan bir yönetim kurulu kararı olmadığını, davacı her ne kadar genel kurula katılma ve oy kullanma gibi haklara sahip olduğu iddiasında ise de açıklandığı üzere davacı paylarını 25.07.2022 tarihli pay devri sözleşmesi ile devrettiğini, bu sebeple davacının 24.10.2022 tarihli 2 sayılı genel kurula çağırılmamış olması hukuka uygun olduğunu, çünkü davacı 24.10.2022 tarihinde şirket ortağı olmadığını, açıklanan nedenlerle davanın reddine karar verilmesini..." talep etmişlerdir.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE:
Dava davalı şirketin 24.10.2022 tarihinde icra edilen genel kurul toplantısında alınan kararların ve davalı şirket yönetim kurulunun 05.10.2022 tarih 3 ve 04.11.2022 tarih 4 sayılı Yönetim kurulu kararlarının mutlak butlan ile batıl olduğunun tespitine ve aynı zamanda davacının şirkette hissedar olmadığına dair kaydın düzeltilmesi ile 15.000 Adet payın davacıya ait olduğunun tespitine ilişkindir.
Tarafların dava ve cevap dilekçeleri yukarıda özetlenmiştir.
Yargıtay Hukuk genel kurulunun ----- esas, ------- karar sayılı ilamında yokluk butlan ve iptal kavramları detaylı olarak anlatılmış olup konunun önemine binaen aşağıda aynen alıntılanacaktır. Yargıtay Hukuk genel kurulu bu kararında ".... 13. Uyuşmazlığın çözümü için öncelikle genel kurul kararlarının hükümsüzlüğü hakkında açıklama yapılmasında yarar bulunmaktadır.
14. Hukukî işlem, bir veya birden çok kişinin hukuk düzeninin öngördüğü sınırlar içinde gerektiğinde diğer unsurlarla birlikte hukukî sonuçlar doğurmaya yönelik irade açıklamasından oluşan hukukî bir olgudur. İrade açıklamasının yönelmiş olduğu hukukî sonuç, bir hakkın veya hukukî ilişkinin kurulmasından, değiştirilmesinden, devredilmesinden veya ortadan kaldırılmasından ibaret olabilir. Bir hukukî işlemin meydana gelmesi, hüküm ve sonuçlarını doğurabilmesi, birden çok kişinin irade beyanına bağlı ise bu hukukî işlemlere iki veya çok taraflı hukukî işlem denir. Çok taraflı hukukî işlemler, sözleşme ve karar olmak üzere ikiye ayrılmaktadır. Karar, aynı gruba dâhil kişilerin ortak bir iş veya amaca ilişkin olarak başkana yöneltilmiş irade beyanıdır. Dolayısıyla hukukî işlemlerin hükümsüzlük hâlleri “karar” için de geçerlidir. Dolayısıyla karar şeklindeki bir hukukî işlemin hükümsüz olması, onun yöneldiği hukukî sonucu gerçekleştirme gücünün olmadığı anlamına gelmektedir.
15. Sermaye şirketlerinde genel kurul kararlarının doğrudan veya dolaylı etkilerini gösterebilmeleri her şeyden önce hukuk kurallarına aykırı bulunmamalarına, hukuken mevcut ve geçerli olmalarına bağlıdır. Kararların mevcudiyet ve geçerlilik şartları, kanun koyucu tarafından şirketin, azınlığın, şirket alacaklılarının ve müstakbel pay sahiplerinin hak ve çıkarları ile kamu düzeninin diğer gerekleri göz önünde bulundurulmak suretiyle çeşitli kanun hükümleriyle tespit edilmiştir. Meydana gelişi veya içeriği bakımından bu hükümlere ve bunların ışığında düzenlenmiş olan şirket esas sözleşmesine aykırı bulunan kararlar hukuken hükümsüz olurlar. Genel kurul kararlarında bu hükümsüzlük, ihlâl edilen hukuk kuralının niteliğine göre iptal edilebilirlik, butlan veya yokluk olarak karşımıza çıkmaktadır.
16. Genel kurul kararlarının hükümsüzlük hâllerinden iptal edilebilirlik anonim şirketlere yönelik olarak somut olaya uygulanması gereken 6762 sayılı TTK’nın 381. (6102 sayılı TTK’nın 445.) maddesinde ayrıntılı olarak düzenlenmiştir. 6762 sayılı TTK’nın 536. (6102 sayılı TTK’nın 622.) maddesi yollamasıyla anonim şirket genel kurul kararlarının iptali hakkındaki hükümlerin limited şirket için de uygulanması gerekecektir. 6762 sayılı TTK’nın 381. (6102 sayılı TTK’nın 445.) maddesi gereğince kanun veya esas sözleşme hükümlerine ve özellikle dürüstlük kuralına aykırı olan genel kurul kararları aleyhine, karar tarihinden itibaren üç ay içinde şirket merkezinin bulunduğu yerdeki asliye ticaret mahkemesinde iptal davası açılabilecektir. İptal davasına konu bir genel kurul kararı, şekil veya içeriği bakımından sakat olsa bile iptaline dair hüküm kesinleşinceye kadar geçerli bir karar olarak kabul edilir. Süresinde ve usulüne uygun olarak açılan bir iptal davasında verilen iptal kararı kesinleşirse, bu karar geçmişe etkili olarak hüküm doğurur. Kararın alınmasından itibaren üç ay içinde dava açılmazsa veya açılan dava reddedilirse söz konusu aykırılık ve bu nedenle kararın iptal edilebilirliği artık ileri sürülemez.
17. Genel kurul kararlarının hükümsüzlük hâllerinden butlan, 6762 sayılı TTK’da ayrıca düzenlenmemiştir. Ancak 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun 20. maddesinde düzenlenen butlan yaptırımı, genel kurul karalarının butlanı hakkında da uygulanmaktadır. Bu itibarla emredici hukuk kurallarına, ahlaka aykırı veya imkânsız olan genel kurul kararları da batıl sayılmaktadır. Öte yandan 6102 TTK’nın 447. maddesi ile genel kurul kararlarının butlanı açıkça düzenlenmiştir. Buna göre genel kurulun, özellikle; pay sahibinin, genel kurula katılma, asgari oy, dava ve kanundan kaynaklanan vazgeçilemez nitelikteki haklarını sınırlandıran veya ortadan kaldıran; pay sahibinin bilgi alma, inceleme ve denetleme haklarını, kanunen izin verilen ölçü dışında sınırlandıran; anonim şirketin temel yapısını bozan veya sermayenin korunması hükümlerine aykırı olan kararları batıldır. 6102 sayılı TTK’nın 447. maddesinde genel bir düzenleme yapılmamış, sadece örnek niteliğinde butlan sebepleri sayılmakla yetinilmiştir. Dolayısıyla 6102 sayılı TTK’nın 447. maddesinde sayılmayan durumlarda 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 27. maddesi uygulanacak; emredici hukuk kurallarına, ahlaka, kamu düzenine ve kişilik haklarına aykırı veya konusu imkânsız olan genel kurul kararları da batıl sayılacaktır.
18. Batıl bir hukukî işlem, unsurları itibariyle şeklen ve fiilen mevcut olmakla birlikte, konusu ve içeriği bakımından amaçlanan hukukî hüküm ve sonuçları daha başlangıçtan itibaren kesin olarak hükümsüzdür. Bu kesin hükümsüzlük kural olarak düzeltilemez nitelikte olup hukukî yararı bulunan herkes tarafından bir süre ile sınırlı olmaksızın ileri sürülebilir. Mahkemeye sunulmuş olan olaylardan anlaşılmak koşuluyla hâkim tarafından res’en göz önünde tutulur.
19. Genel kurul kararlarının hükümsüzlük hâllerinden olan yokluk, ne 6762 sayılı TTK’da ne de 6102 sayılı TTK’da düzenlenmemiştir.Yokluk yaptırımının kanunlarda düzenlenmemiş olması, yokluk yaptırımının hukukî işlem niteliğinde olan genel kurul kararları hakkında uygulanamayacağı anlamına gelmemektedir. Bir hukukî işlem, meydana gelişi bakımından emredici hukuk kurallarına aykırı ise o işlem yok hükmündedir. Meydana gelişe ilişkin olan emredici hukuk kuralları, hukukî işlemin unsurlarını oluşturan, onun mevcudiyet şartlarını belirleyen kurucu-şekli nitelikteki hükümlerdir. İçeriğe ilişkin emredici hukuk kurallarına aykırılık hâlinde butlan söz konusu olup hukukî işlem şeklen mevcut olmakla birlikte konusu ve içeriği bakımından amaçlanan hüküm ve sonuçları, daha başlangıçtan itibaren hiç kimseye karşı meydana gelmez. Kurucu-şekli nitelikteki emredici hukuk kurallara aykırılık hâlinde ise yokluk söz konusu olup kurucu unsurların veya kanuni şeklin eksikliği sebebiyle hukukî işlem şeklen meydana gelememektedir. Dolayısıyla butlanda hukukî işlemin meydana gelmesi için gerekli olan içerik unsurları vardır; fakat hukuk düzeni bu içerik bakımından amaçlanan sonuçların meydana gelmesini kesinlikle reddetmektedir. Yoklukta ise hukukî işlem için gerekli olan içerik şekli bakımdan dahi meydana gelmiş değildir --------
20. Görüldüğü üzere yokluk ve butlan arasında, sebepleri yönünden bir farklılık olmakla birlikte ayrıca bu iki kavrama bağlanan hukukî sonuçlar da, sınırlı da olsa, farklıdır. Bu farklardan birisi hukukî tahvil müessesesidir. Hukuken yok olan bir işleme hiçbir sonuç bağlanması mümkün değilken şeklen mevcut ancak batıl olan hukukî işleme hukukî tahvil yoluyla bir hukukî sonuç bağlanması mümkündür. Yokluk ile butlan arasındaki en önemli fark ise TMK’nin 2. maddesi gereğince hakkın kötüye kullanılması yasağı bağlamında ortaya çıkar. Butlan durumunda şekli anlamda bir genel kurul kararı mevcut olduğundan bu kararı ve butlan sebeplerini bilen bir kişinin aradan uzun bir süre geçtikten sonra dava veya itiraz yoluyla genel kurul kararının butlanına dayanması hakkın kötüye kullanılması niteliğinde olabilir. Hâkim butlanın ileri sürülmesinin dürüstlük kuralına aykırı veya hakkın kötüye kullanılması niteliğinde olup olmadığını her olayda re’sen ve ahval ve şartların heyeti umumiyesini göz önünde tutarak serbestçe takdir edecektir------ Oysa yokluk durumunda, ortada şekli bakımdan dahi bir genel kurul kararı bulunmadığından bunun yokluğunun tespit edilmesinin istenmesi hiçbir şekilde hakkın kötüye kullanılması kapsamında değerlendirilemeyecektir -----." belirtmiştir.
6102 sayılı TTK'nın 447. Maddesi " (1) Genel kurulun, özellikle;
a) Pay sahibinin, genel kurula katılma, asgari oy, dava ve kanundan kaynaklanan vazgeçilemez nitelikteki haklarını sınırlandıran veya ortadan kaldıran,
b) Pay sahibinin bilgi alma, inceleme ve denetleme haklarını, kanunen izin verilen ölçü dışında sınırlandıran,
c) Anonim şirketin temel yapısını bozan veya sermayenin korunması hükümlerine aykırı olan, kararları batıldır." hükmüne haizdir. Keza 6102 sayılı TTK'nın 391. Maddesi " (1) Yönetim kurulunun kararının batıl olduğunun tespiti mahkemeden istenebilir. Özellikle;
a) Eşit işlem ilkesine aykırı olan,
b) Anonim şirketin temel yapısına uymayan veya sermayenin korunması ilkesini gözetmeyen,
c) Pay sahiplerinin, özellikle vazgeçilmez nitelikteki haklarını ihlal eden veya bunların kullanılmalarını kısıtlayan ya da güçleştiren,
d) Diğer organların devredilemez yetkilerine giren ve bu yetkilerin devrine ilişkin, kararlar batıldır. " hükmüne haizdir.Dosyada mübrez ticaret sicil kayıtları incelendiğinde davacının davalı şirkete ait 15.000 adet payı 03.04.2014 tarihinde iktisap ettiği, şirketin 03.04.2019 tarihli genel kurul toplantısına da iştirak ettiği görülmüştür. Davacı halen şirkette paydaş olduğunu, pay devrinden haberi olmadığını iddia etmiş davalı ise davacının paylarını devraldığını ileri sürmüştür.Genel kurul ve YK kararının hükümsüzlüğü istemleri bakımından davalı şirketin , Payın devrinin hükümsüzlüğü, ortak olduğunun tespiti istemleri yönünden ise davalı ortağın hasım gösterilmesi mümkündür.
Davalı yan fotokopi evrak mahiyetinde 25.07.2022 tarihli hisse devir sözleşmesi ve ibraname ibraz etmiştir. Davacının pay sahibi olup olmadığı önem arz etmektedir. Şayet ortak değilse genel kurula çağrılmamış olmasında bir usulsüzlük yoktur ve bu nedenle bu genel kurula istinaden alınan yönetim kurulu kararları bakımından da usulsüzlük yoktur. Davalı şirket paylarının senede bağlandığına dair delil olmadığından payların alacağın temliki hükümlerine göre devredilebileceği açıktır. Bilindiği üzere fotokopi mahiyetindeki evrakla karar verilemeyeceği açıktır. Davalının ibraz ettiği belgeyi davacı kabul etmemiştir. Evrak aslını davalı yan ihtarlı ara karara rağmen ibraz edememiştir. Mahkememizce 10.01.2024 tarihli celsede davacının isticvabına karar verilmiş davacı isticvap beyanında " Bana gösterilen 25.07.2022 tarihli hisse devir sözleşmesi, tarihi okunamayan pay defteri ve tescil dilekçesi ve 25.07.2022 tarihli ibraname başlıklı belgelerde bulunan imzalar bana ait değildir, benim bu belgelerden haberim yoktur, bu belgelerin aslı benim yedimde değildir, ben hisselerimi ... a hiçbir zaman devir ve temlik etmedim. Bu belgeleri kabul etmiyorum " şeklinde beyanda bulunmuştur.
Davalı tanığı ...ın beyanları muğlak olup beyanlardan davacının hisselerini davalıya devir ettiğine dair kanaate varılamamıştır. Keza her ne kadar davalı tanığı ... 3.500.000 TL mukabilinde davacının hisselerini devir etmesi karşılığında aracı olduğunu, davacının parayı aldığını beyan etmiş ise de tek bir tanık beyanı ile davanın reddine karar verilmesinin hakkaniyete aykırı olduğu sonucuna varılmıştır. Öte yandan davacı yanca bu tanığın sadece ------- ilinde hakkında bir çok soruşturma olduğuna dair yazılı beyanda bulunduğu görülmüştür. Tanığın UYAP sisteminde hakkındaki davalar sorgulandığında hakkında bir çok soruşturma ve kovuşturma olduğu görülmüştür. Esasen tanığın geçmişte başka suçlar işlemiş olması yalan beyanda bulunduğu şeklinde yorumlanamaz. Paya bağlanmamış nama yazılı anonim şirket paylarının nasıl devredileceği kanunda yazılmış olup davalı yanca payları usul ve yasaya uygun şekilde devir aldığına dair pay devir sözleşmesi aslı ibraz edilememiştir. Neticede Davacının usul ve yasaya uygun şekilde paylarını davalıya devir ettiği ispat edilememiştir.Bilindiği üzere bir davada ispat külfeti altında olan ve başkaca delillerle iddiasını ispat edemeyen tarafa dava veya cevabında dayanmış olması halinde yemin teklif etme hakkı hatırlatılır. Davalının şirket hisselerinin devri hususunda ispat külfeti altında olduğu açık olup cevabında açıkça yemin deliline de dayanmadığı görülmüştür. Şirketin icra ettiği 24.10.2022 tarihli genel kurul toplantı tutanağı incelendiğinde davacının genel kurula davet dahi edilmediği davalının tek paydaş olarak toplantı icra edip kendisini yönetici seçtiği, bilanço gelir tablolarının kabulüne karar verdiği, kedisini ibra ettiği keza kendisine TTK 395 ve 396. Maddelerinde belirtilen izinleri verdiği görülmüştür. TTK'nın 447. Maddesi gereği Pay sahibinin, genel kurula katılma, asgari oy, dava ve kanundan kaynaklanan vazgeçilemez nitelikteki haklarını sınırlandıran veya ortadan kaldıran ve Anonim şirketin temel yapısını bozan veya sermayenin korunması hükümlerine aykırı olan, kararları batıldır. Davacının genel kurula davet edilmesi halinde bu kararların alınamayacağı açıktır. TTK'nın 436. Maddesi gereği zaten davalı oydan yoksun olacak ve ibra ve TTK 395 ve 396. Madde oylamalarında zaten oy dahi kullanamayacaktır. Davacının şirkette halen paydaş olmasına karşın genel kurula davet dahi edilmeden bahsi geçen kararların alındığı, alınan kararın davacının genel kurula katılma, asgari oy, dava ve kanundan kaynaklanan vazgeçilemez nitelikteki haklarını sınırlandıran veya ortadan kaldıran mahiyette olduğu keza bu genel kurul kararına istinaden alınan yönetim kurulu kararlarının da TTK'nın 371. Maddesi gereği batıl olduğu sonucuna varılmış davanın kabulüne bahsi geçen kararların mutlak butlan ile batıl olduğunun tespitine ve davacının halen şirkette 15.000 adet payın sahibi olduğunun tespitine dair aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;
1-Davanın kabulüne;
2-Davalı şirketin 24.10.2022 tarihli genel kurul toplantısında alınan kararların ve davalı şirketin 05.10.2022 tarih 3 sayılı Yönetim kurulu kararı ile şirketin 04.11.2022 tarih 4 sayılı Yönetim kurulu kararlarının mutlak butlan ile batıl olduğunun tespitine,
3- Davalı şirketin pay defterindeki davacının hissedar olmadığına dair kaydın düzeltilmesi ile 15.000 adet payının davacıya ait olduğunun tespiti ile şirket pay defterine tesciline,
4-492 Sayılı Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 615,40 TL harçtan peşin alınan 179,90 TL harcın mahsubu ile bakiye 435,50 TL harcın davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak hazineye irat kaydına,
5-Davacı yanca yapılan 179,90 TL başvuru harcı, 179,90 TL peşin harç, 700,25 TL posta ve müzekkere masrafları, 7.000,00 TL bilirkişi ücreti toplamı 8.060,05 TL yargılama giderinin davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya ödenmesine,
6-Davalılar tarafından yapılmış yargılama giderlerinin üzerlerinde bırakılmasına,
7-Davacı vekille temsil edildiğinden yürürlükte olan avukatlık asgari ücret tarifesi gereği 30.000,00 TL maktu vekalet ücretinin davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya ödenmesine,
8-6100 Sayılı HMK'nun 333. maddesi gereğince var ise kalan gider avansının karar kesinleştiğinde taraflara iadesine,
Dair karar, davacı ve davalı vekilinin yüzüne karşı verilen gerekçeli mahkeme kararının taraflara tebliğinden itibaren 2 hafta içerisinde ----- Bölge Adliye Mahkemesi nezdinde istinaf yolu açık olmak üzere oy birliği ile verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı.