T.C. İstanbul Anadolu 10. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO : 2024/662
KARAR NO : 2025/415
DAVA : İtirazın İptali (Hizmet Sözleşmesinden Kaynaklanan)
DAVA TARİHİ : 16/09/2024
KARAR TARİHİ : 08/05/2025
Mahkememizde görülmekte olan İtirazın İptali (Hizmet Sözleşmesinden Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
DAVA: Davacı vekilinin dava dilekçesinde; "Davalı Tarafın Yetki İtirazı Haksız ve Hukuki Dayanaktan Yoksundur. Öncelikle borçlu şirket tarafından borca itiraz dilekçesinde işbu icra takibinde ----- İcra Müdürlüklerinin yetkili olduğu iddia edilmiştir. Ancak dava konusu olay fatura borçlarının ödenmemesinden kaynaklı itirazın iptali davası olup, para borcunu içerdiği sabittir. Bilindiği üzere Türk Borçlar Kanununun 89. Maddesi; “Borcun ifa yeri, tarafların açık veya örtülü iradelerine göre belirlenir. Aksine bir anlaşma yoksa, aşağıdaki hükümler uygulanır; 1. Para borçları, alacaklının ödeme zamanındaki yerleşim yerinde, 2. Parça borçları, sözleşmenin kurulduğu sırada borç konusunun bulunduğu yerde, 3. Bunların dışındaki bütün borçlar, doğumları sırasında borçlunun yerleşim yerinde, ifa edilir.” hükmünü amirdir. Bu haliyle alacaklıya genel yetki kuralları dışında seçimlik yetki tanınmış olup, davanın müvekkil şirketin yerleşim yeri ----- Mahkemelerinde açılmasında hukuka aykırılık bulunmamaktadır. Nitekim Yargıtay -----. Hukuk Dairesinin 24/04/2023 tarih ve --- sayılı kararında; “Somut olayda, davanın -----. Asliye Hukuk Mahkemesinde açıldığı, davacının yerleşim yerinin; ----- olduğu, 6098 sayılı Kanun'un 89 uncu maddesi uyarınca para alacağına ilişkin davalarda aksi kararlaştırılmadıkça para borcunun alacaklının yerleşim yerinde ödenmesi gerektiğinden alacaklının bulunduğu yer mahkemesi de yetkili olup davacı tercih hakkını bu yönde kullandığından, uyuşmazlığın -----. Asliye Hukuk Mahkemesinde görülerek sonuçlandırılması gerekir.” şeklinde karar verilmiştir. Bu nedenle işbu davanın konusunun para borcunu içerdiği açık olduğundan müvekkil şirketin yerleşim yeri olan ----- icra dairelerinde takip başlatılması usul ve yasaya aykırılık teşkil etmemektedir. Tüm bu nedenlerle davalı tarafın yetki itirazının hukuki bir mesnedi olmadığından, YETKİ İTİRAZININ REDDİNE karar verilmesini, davanın kabulüne karar verilmesini talep ederiz. Mahkemece Aksi Kanaatte Olunması Halinde Yetkiye ve Borca İtiraz Durumunda Merkezi Takip Sisteminde Sistemsel Olarak Yetkili İcra Müdürlüğüne Gönderilemediğinden Ancak Mahkemece Verilecek Karar Neticesinde Takip Dosyasının ----- İcra Müdürlüğüne Gönderilmesi Mümkündür. T.C Merkezi Takip Sistemi -----. sayılı dosyaları ile icra takibinde yetkiye ve borca ayrı ayrı itiraz edilmiştir. Belirtmek gerekir ki Merkezi Takip Sistemi Yönetmeliğinin 11. Maddesi “…(7) Sadece yetkiye itiraz hâlinde, alacaklı avukatı MTS üzerinden yetki itirazının kabulü seçeneğini seçerek, UYAP üzerinden entegre bilişim sistemleri vasıtasıyla borçlunun mal, hak veya alacağı olup olmadığını sorgulayabilir veya yetki itirazında gösterilen icra dairesinde haciz işlemlerini başlatabilir. Yetki itirazını kabul eden avukatın, icra dairesinde takibe devam edebilmesi için; MTS üzerinden “Yetki İtirazının Kabulü” seçeneğini seçerek işlem yapması ve varsa harçları ikmal etmesi zorunludur. Bu işlemleri tamamlaması durumunda MTS dosyası kapatılır. (8) Takip talebinde belirtilen icra dairesinde haciz işlemlerinin başlatılabilmesi için bu dairenin bağlı bulunduğu mahkemede yetki itirazının kaldırılması şarttır. Mahkeme, yetki itirazını dosya üzerinden inceleyip kesin olarak karara bağlar. Mahkemenin yetkili gördüğü icra dairesinde haciz işlemlerinin başlatılabilmesi için yeniden ödeme emri tebliği gerekmez. Yetki itirazı kaldırıldıktan sonra avukatın, icra dairesinde takibe devam edebilmesi için; MTS üzerinden “Yetki İtirazının Kaldırılması” seçeneğini seçerek işlem yapması ve varsa harçları ikmal etmesi zorunludur. …” şeklinde düzenlenmiştir. Bu kapsamda Merkezi Takip Sistemi Yönetmeliğinde borçlu tarafından hem borca hem de yetkiye itiraz durumunda izlenecek yol düzenlenmemiş olup, hem yetki hem de borca itiraz durumunda yetkili icra dairesine gönderme gibi kullanılacak bir buton veya seçenek bulunmamaktadır. Kaldı ki borçlunun yalnızca yetkiye itiraz ettiği MTS dosyalarında, borçlunun bildirdiği yetkili icra dairesinin yetkisi kabul edilerek takibe devam edildiği halde, borca ve yetkiye aynı anda itiraz edilmesi halinde sistemsel olarak MTS Portal’dan yetki itirazını kabul etme imkânı bulunmakta olup, yetki itirazını kabul etmek istenildiğinde sistemsel hata uyarısı alınmaktadır. (EK-2: MTS Portal Hatası Ekran Görüntüleri) Nitekim Merkezi Takip Sistemi, icra takiplerinin sistem üzerinden, fiziki dosya oluşturulmaksızın yürütülmesini amaçlayan ve sistem üzerinden seçeneklerle işlem gerçekleştirilen bir yapıda olup; borçlunun yetkiyle birlikte borca itiraz etmesi durumunda tek seçenek İİK ve genel hükümler dikkate alınarak itirazın iptali davası açılması, mahemece verilecek karara istinaden dosyanın yetkili icra müdürlüğüne gönderilerek takibe devam edilmesidir. Bu hususta MTS portal hatası ile ilgili olarak Adalet Bakanlığı Bilgi İşlem Genel Müdürlüğü’ne yapılan 22/04/2022 tarihli başvuru üzerine tarafımıza verilen cevabi yazıda “Yetki itirazını kabul etmeniz için borçlunun sadece yetki itirazı yapması gerekmekle, borçlu hem yetki hem borca itiraz etmiş olduğundan bu nedenle direkt dava açılması gerektiği hususunu, Bilgilerinize sunar, iyi çalışmalar dileriz. “ şeklinde ifade edilerek doğrudan dava açılması gerektiği bildirilmiştir. (EK-3:Başvuru maili ve cevabi yazı ekran görüntüsü-Emsal dosya örneği) Bu sebeple yetki itirazını kabul etmemekle birlikte, mahkemenizce yetki itirazının geçerli görülmesi halinde merkezi takip sisteminden kaynaklı bu durumun mahkemenizce göz önünde bulundurulmasını talep ederiz. Müvekkil Şirket Tarafından Mobil Telefon Kurumsal Abonelik Hizmeti Sağlanmış Olup, Davalı Tarafından Hizmet Bedeli Ödenmemiştir. Müvekkil --- - Şirketi ile ----- Şirketi arasında, Mobil Telefon Kurumsal Abonelik Sözleşmesi imzalanmış olup, konu sözleşme uyarınca uyuşmazlığın karşı tarafı olan müvekkil şirketten kurumsal mobil telefon hatları kullanmıştır. Devamında imzalanan sözleşmelere istinaden, uyuşmazlığın karşı tarafı olan şirket, kullanılan kurumsal mobil telefon hatlardan kaynaklanan fatura borçlarını ödememiştir. İmzalanan bu sözleşmelere istinaden, davalı kurumsal mobil telefon hatları kullanmış olup, kullanılan hatlara ilişkin ayrıntılı bilgiler ekte sunulmuştur.Tablodan da görüleceği üzere borçlu şirket tarafından kurumsal telefon hattı kullanılmış olup, konu hatlardan kaynaklanan 9.691,10 TL asıl alacak tutarındaki fatura borcu ve cayma bedelleri ödenmemiştir.
Hali hazırda takibe konu fatura dökümlerini dilekçemiz ekinde sunuyoruz. (EK-4: Fatura dökümleri)
Borçlu şirket tarafından belirtilen fatura borçlarının ödenmemesi üzerine borçlu aleyhine T.C. Merkezi Takip Sistemi ----- sayılı icra dosyası ile icra takibi yapılmış, ancak borçlu şirketin borca itiraz etmesi üzerine icra müdürlüğü tarafından takibin durdurulmasına karar verilmiştir. (EK-5: Takip talebi, ödeme emri ve tebliğ mazbatası, EK-6: Borçlunun itiraz dilekçesi, EK-7: İtiraz alındı belgesi)Tüm bu verilerle, davalının İTİRAZININ İPTALİ İLE TAKİBİN DEVAMINA karar verilmesi gerekmektedir. Davalı İtirazında Haksız ve Kötüniyetli Olduğundan, Lehimize İcra İnkar Tazminatına Hükmedilmesi Gereklidir.
Bilindiği üzere İcra İflas Kanunun 67/2. maddesi takibin haksız olarak durdurulması ve talep halinde itiraz eden aleyhine icra inkar tazminatına hükmedilebileceğini düzenlemiştir.
Buna göre İ.İ.K Madde 67/2 “Bu davada borçlunun itirazının haksızlığına karar verilirse borçlu; takibinde haksız ve kötü niyetli görülürse alacaklı; diğer tarafın talebi üzerine iki tarafın durumuna, davanın ve hükmolunan şeyin tahammülüne göre, red veya hükmolunan meblağın yüzde yirmisinden aşağı olmamak üzere, uygun bir tazminatla mahkum edilir” hükmünü amirdir.
Tüm bu verilerle davalının kullanımında olan kurumsal mobil telefon hatlarından kaynaklı olarak likit olan fatura alacağı için takip başlatıldığı açık olup haksız, hukuki mesnetten yoksun olarak ve kötü niyetle takibe itiraz eden davalının itirazının iptaline karar verilmesini ve ayrıca alacağın %20’si oranında icra inkar tazminatının davalıdan alınarak tarafımıza verilmesini vekaleten talep ediyoruz.Yukarıda izah edilen nedenlerle;
Davalı/borçlunun, aleyhine açılmış T.C. Merkezi Takip Sistemi ------sayılı dosyası ödeme emrinde yazılı borca ve tüm ferilerine ilişkin İTİRAZININ İPTALİ İLE TAKİBİN DEVAMINA,
Davalı/Borçlunun takip konusu alacağın %20’sinden aşağı olmamak üzere İCRA İNKAR TAZMİNATINA mahkum edilmesine,
Yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davalıya yükletilmesine karar verilmesi vekaleten talep olunur. " şeklide talep ve dava etmiştir.
CEVAP: Davalı vekilinin cevap dilekçesinde; "usul yönünden itirazlarımız: yetki itirazımız bulunmaktadır. Öncelikle belirtmek isteriz ki; Sayın mahkemeniz yetkisizdir. İİK.’nın 50. maddesinin atfı neticesinde uygulanacak olan HMK’nın yetkiye ilişkin hükümlerinden 6 maddesinde yer alan; “Genel yetkili mahkeme, davalı gerçek veya tüzel kişinin davanın açıldığı tarihteki yerleşim yeri mahkemesidir” şeklindeki genel yetki kuralı gereğince icra takibinin borçlunun ikametgahının bulunduğu yer icra dairelerinden başlatılması zorunludur. Müvekkil şirketin ticari ikametgahı ---- olup, anılan bölge ----- adli yargı çevresine dahildir. Açıklanan sebeplerle, müvekkil hakkında açılan davada yetkili mahkeme de ---- Asliye Ticaret mahkemesi olacaktır. ------ Mahkemelerinin yetkisi dahilinde olmadığı kanısındayız. Yetkisiz mahkemeden açılan davanın reddini talep etmek gerekmiştir. Her ne kadar davacı tarafça yetki sözleşmesi olduğu iddia edilmişse de ortada bir yetki sözleşmesi yoktur. Ortada geçerli bir yetki sözleşmesinden bahsedilemeyeceğinden davanın yetkisiz mahkeme açıldığının kabulü gerekmektedir. “Genel yetkili mahkeme, davalı gerçek veya tüzel kişinin davanın açıldığı tarihteki yerleşim yeri mahkemesidir. Yukarıdaki yasal düzenlemeler göz önüne alındığında, eldeki davanın derdest bulunduğu mahkemenizin işbu dava bakımından yetkili olmadığı ortadadır. Zira, davacı taraf, işbu davayı, yukarıdakilerden hiçbirine dahil olmayan kendi yerleşim yerinde açmış bulunmaktadır. Bu nedenle, yetki ilk itirazında bulunmak zorunluluğu doğmuştur. uyuşmazlık konusu, davacının iddasına göre ödenmeyen fatura bedeli olduğundan uyuşmazlık tüketici mahkemelerinde görülmelidir. Huzurdaki davaya bakmaya sayın mahkemeniz görevli olmayıp, davayı görmeye ----- tüketici mahkemeleri görevli ve yetkilidir. Emsal bir kararda;
“Bir hukuki işlemin 4077 sayılı yasa kapsamında kaldığının kabul edilmesiiçin yasanın amacı içerisinde yukarıda tanımları verilen taraflar arasında malve hizmet satışına ilişkin bir hukuki işlemin olması gerekir. Somut uyuşmazlıkta davalının (satıcı) davacıya (alıcı) elektrik sattığı ve taraflar arasındaki ilişkinin 4077 sayılı yasa kapsamında kaldığı anlaşılmaktadır. 4077 sayılı yasanın 23. maddesi bu kanunun uygulanması ile ilgili her türlü ihtilafa tüketici mahkemelerinde bakılacağını öngörmüştür. Taraflar arasındaki uyuşmazlık Tüketicinin Korunması Hakkındaki Kanun kapsamında kaldığına göre davaya bakmaya tüketici mahkemesi görevlidir. Görevle ilgili düzenlemeler kamu düzenine ilişkin olup taraflar ileri sürmese dahi yargılamanın her aşamasında re’sen gözetilir. Görevle ilgili hususlarda kazanılmış hak söz konusu olmaz. Mahkemece ayrı bir tüketici mahkemesi varsa görevsizlik kararı verilmesi yok ise davaya tüketici mahkemesi sıfatıyla bakılarak karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm tesisi usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirir.” (Yargıtay----- HD, 06.11.2008-----) denmektedir. İzah ettiğimiz üzere yasalar ve içtihatlar sebebiyle ; huzurdaki dava görevsiz yetkisiz mahkemede ikame edilmiş olup işbu davanın usulden reddi gerekmektedir. her ne kadar tarafımızca huzurdaki davanın öncelikle usul yönünden reddi talep edilmekteyse de mahkemenin aksi kanaatte olması ihtimaline binaen esasa ilişkin açıklamalarda bulunma zorunluluğu doğmuştur. esasa yönelik cevaplarımız; davacı taraf ile müvekkil şirket arasında telefon aboneliğine istinaden bir sözleşme imzalanmış ise de tarafımızca imzalanan sözleşme davacı tarafça ibraz edilmemiştir. dilekçe ekinde sunulan sözleşmedeki imza tarafımıza ait değildir. davacı tarafça taraflar arası abonelik ilişkisini ispatlayan veya şartları ortaya koyan müvekkil tarafından imzalanan sözleşme ibraz edilmemiştir. sunulan sözleşmedeki imza müvekkil şirket yekilisine ait değildir. Davacı tarafça tarafımızca imzalanan sözleşme sunulmaktan kaçınılmaktadır. Bunu sebebi ise birim fiyat, sözleşme fesih şartları gibi sözleşmenin ana unsurlarının tek taraflı olarak değiştirilmesidir. Müvekkil şirket ticaretle uğraşmakta olup iletişim ticaretinin devamlılığı için temel unsur olduğu göz önüne alındığında faturalarını ödememiş olması düşünülemez. Tüketim birim fiyatları davacı tarafından tek taraflı olarak değiştirildiğinden fatura bedelleri usule aykırı hesaplanmıştır. Ancak burada sağlayıcı konumunda olan davacı taraf bu yetkisini kötüye kullanıp müvekkil şirkete mağduriyet yaşatmaktadır. Faturaların tek taraflı olarak tanzim edildiği göz önüne alındığında faiz konusundaki talebin dayanağının belli olmadığı keza icra takip dosyasına yapılan itirazın haklı olduğu ortadadır. Dava konusu ödenmeyen fatura bedeli olarak açıkça belirtilmiştir. Müvekkilin davacı tarafa kullanmış olduğu telefon için herhangi bir borcu yoktur. Bu husus kayıtlar tetkik edildiğinde ortaya çıkacaktır. Davacı tarafın tek taraflı ve keyfi uygulamasıyla tanzim ettiği veya edeceği faturalarla alacak talebinde bulunamayacağı, hizmetin sağlanmış olduğunun ispat yükünün davacıda olduğu tartışmasızdır. Kaldı ki huzurdaki dava kullanılmış ve ödenmeyen telefon bedeli olarak açılmıştır. İş bu kayıtlara da itiraz ettiğimizi bildirmekle, dava konusu ödenmeyen fatura bedeli hakkında davacının alacağını ispat etmesi gerekmektedir. Kurum kayıtları sonrasında belge ibraz etme ve delil sunma hakkımızı saklı tutmaktayız. Alacaklı olduğunu iddia eden tarafça sözleşme aslının ibrazından kaçınılmakta, iletişim şifketi olduğundan bahisle güven olgusu oluşturarak gerçekte varolmayan borçların haksız yere tahsiline çalışıldığı anlaşılmaktadır. Ekteki sözleşme müvekkil şirket yetkilisince imzalanmamıştır. Bu sözleşmeye dayalı alacak talebine itiraz etmekte olduğumuzu, sözleşme aslı ibraz edildiğinde imzaya dair itirazımızı sunma hakkının saklı olduğunu bildirmek isteriz. Dava dilekçesinde alacağın varlığının hangi yıl veya aya, hangi sözleşme maddesine dayalı olduğunun bildirilmediği, yapılan icra takibinde keza bu yönde herhangi bir dayanak belge sunulmadığı görülmektedir. Bu yönüyle alacağın yargılama gerektirmekte olduğu tartışmasız hale gelmişken, davacının kötü niyet tazminatı abesle iştigal haldedir. Bir diğer taraftan faturaların tebliğ edilmediği ( varlığı davacı tarafça ispatlanmamıştır) , davacının cari kayıtlarında alacak bulunduğu belirtilmiş ise de alacağın gerçekte var olmayan , haksız şekilde düzenlenen faturalara dayalı olduğu ve tahsil edilmeye çalışıldığı aşikardır. Taraflar arasında hesap mutabakatı dahi sunulmamıştır. “… Faturanın, onu teslim alan tarafı borç altına sokabilmesi için her şeyden evvel borç doğurucu bir hukuki ilişkinin mevcudiyeti ve faturanın da bu ilişki nedeniyle düzenlenmiş olması gerekir. Borç ilişkisi olmaksızın düzenlenen ve adına fatura düzenlenen tarafından teslim alınan faturaya sekiz gün içerisinde itiraz edilmemiş olmasının onu borç altına sokacağı şeklindeki bir görüş hem mantıki hem de hukuksal dayanaktan yoksundur…” (Y. HGK. ----- Emsal olarak sunduğumuz içtihat nazarında ispata muhtaç alacak için karşı tarafın tek taraflı beyanlarını kabul etmediğimizi bildirir ve ispatlanamamış haksız davanın reddine karar verilmesini talep ederiz. Davacının haksız kazanca yönelik bu iddialarını kabul etmediğimizi, müvekkilin davacıya borcunun bulunmadığını beyan ederiz. Her ne kadar davacı taraf dava dilekçesinde müvekkil şirketin borçlu olduğunu iddia etmişse de bu iddianın kabulü mümkün değildir. Bir diğer taraftan davacının cari kayıtlarında alacak bulunduğu belirtilmiş ise de alacağın gerçekte var olmayan , haksız şekilde ve tek taraflı iradeyle belirlenen tutarlar üzerinden düzenlenen faturalara dayalı olduğu ve tahsil edilmeye çalışıldığı da aşikardır. Dava dilekçesinde alacağın varlığının hangi yıl veya aya, hangi sözleşme maddesine dayalı olduğunun bildirilmediği, yapılan icra takibinde keza bu yönde herhangi bir dayanak belge sunulmadığı görülmektedir. Bu yönüyle alacağın yargılama gerektirmekte olduğu tartışmasız hale gelmişken, davacının kötü niyet tazminatı abesle iştigal haldedir. Keza davacının bu tutumu gerçekte var olmayan borçların haksız yere müvekkilden tahsiline çalışıldığını ispatlar niteliktedir.
ALACAK KABUL ANLAMINA GELMEMEKLE BİRLİKTE DAVACI TARAF TAKİP TARİHİNDEN ÖNCE MÜVEKKİL ŞİRKETİ TEMERRÜDE DÜŞÜRMEDİĞİNDEN FAİZ TALEP ETMESİ MÜMKÜN DEĞİLDİR. Sayın Mahkeme'ce bilindiği üzere TTK 10. Maddesinde "Aksine sözleşme yoksa ticari bir borcun faizi, vadenin bitiminden ve belli bir vade yoksa ihtar gününden itibaren işlemeye başlar." hükmü bulunmaktadır. Bu hükümler gereğince, davacı alacaklının takip tarihi itibariyle işlemiş faiz talep edebilmesi için müvekkil şirketi icra takibinden önce temerrüde düşürmüş olması gerekirdi. Ancak davacı taraf takip tarihinden önce müvekkil şirkete karşı bir ödeme ihtarında bulunmadığı ve fatura üzerinde de herhangi bir ödeme vadesi bulunmadığı için takip talebi ile talep edilen faiz alacağının reddi gerekecektir. Takibe konu alacak likid alacak olmadığından icra inkar tazminatı talebi hukuka uygun bir nitelik arz etmemektedir. Bilindiği üzere yerel mahkemece icra inkar tazminatına hükmedilebilmesi için itirazda bulunan borçlunun haksız olması ve takip konusu alacağın likid yani borçlu tarafından tüm unsurlarıyla bilinebilir olması nitelikte olması gerekmektedir. Ancak davacı taraf ile müvekkil şirket arasında işbu faturadan kaynaklı ticari bir ilişki bulunmaması sebebi ile borcun tüm unsurlarıyla bilinebilir olması da mümkün olmayacaktır. Öğretinin ve Yüksek Mahkeme'nin likid alacak bakımından aradığı; "borçlunun, talep edilen alacağı veya alacağın bütün unsurlarını bilmesi veya bilmek (kolayca hesap edebilmek) durumunda olması; bu bağlamda alacağın miktarının belirlenmesi için tarafların ayrıca mutabakata varmasına veya mahkemenin tayin edeceği bilirkişi eliyle bir değerlendirme yapılmasına ihtiyaç bulunmaması, daha da özet bir anlatımla, borçlunun yalnız başına ne kadar borçlu olduğunu tespit edebilir durumda olması" ölçütleri somut olayda bulunmadığından icra inkar tazminatı talebi hukuka aykırı bir nitelik taşımaktadır. Yukarıda arz ve izah edilen nedenlerle cevaplarımızın kabulü ile davacı tarafın haksız ve hukuka aykırı davasının reddi ile haksız ve kötü niyetli olarak alacak talebinde bulunan davacının takip tutarının %20'sinden aşağı olmamak üzere kötü niyet tazminatına hükmedilmesine karar verilmesini talep etme zorunluluğu hasıl olmuştur. Davacının haksız kazanca yönelik bu iddialarını kabul etmediğimizi, davacıya faturadan kaynaklı borcun bulunmadığını beyan ederiz. Yukarıda arz ve izah edilen ve Sayın Mahkemece re'sen gözetilecek sebeplere binaen; Öncelikle yetki ve görev itirazımızın kabulü ile davanın USULDEN REDDİNE , aksi halde esas yönünden haksız davanın REDDİNE; yargılama giderleri ve vekalet ücretinin karşı tarafa tahmiline, haksız ve kötüniyetli icra takibi yapan davacı alacaklı aleyhine İcra İflas Kanunu 67 /2 maddesi kapsamında %20 den aşağı olmamak üzere kötü niyet tazminatına hükmedilmesine karar verilmesini" şeklinde talep etmiştir.
RAPOR: Bilirkişi raporunda özetle;"TEKNİK AÇIDAN ÖZETLE: Dosyaya sunulan belgelerden taraflar arasında dava konusu GSM hattı dahil 4 adet numara için Kurumsal Tip Abonelik Sözleşmesi imzalandığı görülmekle birlikte, dosyada ödemediği iddia edilen faturalara ait dökümler bulunmamaktadır. Mahkeme tutanaklarında taraflara dilekçelerinde belirtilen ancak sunulmayan belgeleri mahkemeye sunmak veya başka yerden getirilecek belgelerin getirilmesi amacıyla gereken açıklamayı yapmak üzere kesin süre verilmesine, aksi halde o delile dayanmaktan vazgeçmiş sayılacağının ihtar edildiğinden, inceleme dosyaya sunulan belgelerle sınırlı kalarak yapılmıştır, bu durmda MTS takip talebinin dayanağı görülmemiş olmaktadır. MALİ AÇIDAN ÖZETLE Davacı ve Davalı tarafların bilirkişi incelemesi talebimize bu güne kadar da bilirkişiye veya Sayın Mahkemenize bu yönde herhangi bir cevap verilmediği görülmüştür. Kayıtlarını ibraz etmeyen tarafın defter ibrazından kaçınmış ve karşı tarafın delillerini kabul etmiş sayılacaktan ve haklarında 28.07.2020 tarihli ----- Gazetede yayımlanan 7251 sayılı kanunun 23. Maddesi ile değişik 6100 sayılı HMK'nın 222. Maddesinin 3. Fıkrası uyarınca ticari defterlerin sunulmaması halinde sunan tarafın kayıtlarına delil olarak dayanılacağı hususundaki takdirin Sayın Mahkemeye ait olduğu " şeklinde sonuç ve kanaatine varıldığı beyan edilmiştir.
DAVANIN HUKUKİ NİTELİĞİ ve GEREKÇE:
Dava, fatura bedeline dayalı genel haciz yolu ile takipte ödeme emrine itirazın iptali ve takibin devamı istemine ilişkindir. İtirazın iptali davası İcra İflas Kanunun 67. Maddesinde “Takip talebine itiraz edilen alacaklı, itirazın tebliği tarihinden itibaren bir sene içinde mahkemeye başvurarak, genel hükümler dairesinde alacağının varlığını ispat suretiyle itirazın iptalini dava edebilir.Bu davada borçlunun itirazının haksızlığına karar verilirse borçlu; takibinde haksız ve kötü niyetli görülürse alacaklı; diğer tarafın talebi üzerine iki tarafın durumuna, davanın ve hükmolunan şeyin tahammülüne göre, red veya hükmolunan meblağın yüzde yirmisinden aşağı olmamak üzere, uygun bir tazminatla mahkum edilir.İtiraz eden veli, vasi veya mirasçı ise, borçlu hakkında tazminat hükmolunması kötü niyetin sübutuna bağlıdır.Birinci fıkrada yazılı itirazın iptali süresini geçiren alacaklının umumi hükümler dairesinde alacağını dava etmek hakkı saklıdır.Bu Kanunda öngörülen icra inkar tazminatı, kötü niyet tazminatı ve benzeri tazminatların tespitinde, takip talebi veya davadaki talep esas alınır.” şeklinde düzenlenmiştir. İcra dosyası fiziken celp edilmiş, borçlunun ödeme emrine süresi içerisinde itiraz ederek takibi durdurduğu tespit edilmiştir.
4721 sayılı Türk Medeni Kanununun (TMK) 6. maddesi uyarınca kural olarak, aksi kanunca belirlenmedikçe iki taraftan her biri iddiasını ispata mecburdur. Bu hüküm, kaynak İsviçre Medeni Kanunu’ndaki şekli gibi, “bir vakıadan kendi lehine haklar çıkaran taraf, o vakıayı ispat etmelidir” şeklinde anlaşılmalıdır. Davacı taraf, bedeli ödenmeyen marka hisse devir bedellerine dayalı alacak talebinde bulunmaktadır. Davacı taraf abonelik sözleşme, taahhütname, ödeme ve fatura bilgilerine delil olarak dayanmıştır. Davalı yan davanın reddini savunmuştur.
Taraflarca dosyaya sunulan tüm bilgi ve belgeler incelenmesi için dosyanın bilirkişiye tevdi edildiği, 18/03/2025 tarihli bilirkişi raporunda özetle;
"Dosyaya sunulan belgelerden taraflar arasında dava konusu GSM hattı dahil 4 adet numara için Kurumsal Tip Abonelik Sözleşmesi imzalandığı görülmekle birlikte, dosyada ödemediği iddia edilen faturalara ait dökümler bulunmamaktadır." şeklinde tespit ve değerlendirmelerde bulunulduğu anlaşılmıştır.
Mezkur rapora karşı davacı vekili itirazda bulunarak, mahkememizce müvekkili şirkete müzekkere yazılarak faturaların, tüm sözleşmelerin, tüm taahhütname örneklerinin, tahhhütname başlangıç ve bitiş tarihlerinin belirtir raporun celbedilmesini akabinde ek rapor alınmasını talep etmiştir. Ancak davanın niteliği itibariyle basit yargılama usulüne tabi olması, 17/09/2024 tarihli tensip zaptında açıkça davacı yana HMK nun 139. maddesi uyarınca taraflar adına ön inceleme gününü bildirir davetiye çıkarılmasına, davetiyeye 7251 kanun ile eklenen HMK 140/5 maddesi gereği HMK 139. Madde uyarınca yapılan ihtara rağmen dilekçelerinde gösterdikleri belgeleri 2 haftalık kesin süre içerisinde sunmayan veya belgelerin getirtilmesi için gerekli açıklamayı yapmayan tarafın bu delillere dayanmaktan vazgeçmiş sayılacağına ilişkin ihtaratın yapıldığı, aynı şekilde 28/11/2025 tarihli 1 nolu celsenin 4 nolu ara kararı uyarınca taraflara ait tüm defter ve kayıtlar ile tüm evrakların 18/12/2024 günü saat 11:00'da bilirkişi incelenmesine esas teşkil etmek üzere mahkememizde hazır etmeleri hususunda ihtarat yapıldığı,
Taraflar bilirkişiye yerinde inceleme yetkisi verilmesini talep ediyor ise; 2 haftalık kesin içerisinde taraflar arasındaki uyuşmazlık konusu ticari defterler ve kayıtların (defteri kebir, yevmiye defteri ve envanter defterinin) bulunduğu yer ile inceleme sırasında muhatap alınacak yetkili kişinin iletişim kaydı ile e-mail adresinin dosyaya yazılı olarak açıklanmasına, kayıtları ibraz etmedikleri takdirde defter ibrazından kaçınmış sayılacakları karşı tarafın delillerini kabul etmiş sayılacakları ve haklarında 28/07/2020 tarihli ----- Gazetede yayımlanan 7251 sayılı kanunun 23. Maddesi ile değişik 6100 sayılı HMK'nın 222. Maddesinin 3. Fıkrası uyarınca ticari defterlerin sunulmaması halinde sunan tarafın kayıtlarına delil olarak dayanılacağının ihtar edildiği, hal böyle olunca inceleme gün ve saatinde davanın ispatına yarar bilgi ve belgeleri dosyaya sunmayan davacı vekilinin bilirkişi raporu dosyaya sunulduktan sonra müvekkili şirkete müzekkere yazılarak delil toplanmasını talep etmesinin yerinde olmadığı, zira mahkemelerce tarafların delillerinin toplanması yönünde bir sorumluluğunun bulunmadığı, taraflarca mahkemeye sunulan delillerin takdir ve değerlendirmesinin gerektiği buna rağmen hak kaybına sebebiyet verilmemesi amacıyla davacı şirkete davacı vekilinin delil olarak ileri sürdüğü bilgi ve belgelerin celbi için 24/09/2024 tarihli müzekkere yazıldığı, müzekkereye cevap verilmediği hususları hep bir arada değerlendirilerek KVKK öne sürülerek davacı vekilinin taraflarca getirilme ilkesine aykırı şekilde hareket ettiği, delillerini süresinde mahkemeye ibraz etmediği değerlendirilmekle bu yönde yeniden delil toplanması talebinin usul ekonomisine aykırılık teşkil edeceği anlaşılmakla talebin reddine karar verilmiştir.
Sonuç olarak; iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamı hep bir arada değerlendirildiğinde, davacı yanca fatura bedeline dayalı alacağının tahsili amacıyla Merkezi Takip Sistemi nezdinde ----- esas sayılı dosya üzerinden takip başlatıldığı, davalı borçlunun süresinde itirazda bulunarak takibin durdurulduğu, davacı yanın süresinde itirazın iptali davası açtığı, yapılan bilirkişi incelemesi neticesinde ihtilafa konu fatura alacağının davacı yanca ispatlanamadığı, davacı bakımından ispatlanamayan davanın reddi gerektiği anlaşılmakla aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
Her ne kadar davacı taraf alacak iddiasının kanıtlayamadığı sabit ise de davanın kötüniyetle açıldığının da sabit olmaması nedeniyle davalı yanın kötü niyet tazminatı isteminin reddi gerektiği anlaşılmakla koşulları oluşmadığından davalının kötü niyet tazminatı isteminin reddine karar verilmiştir. (Yargıtay ---- Hukuk Dairesi -----
Davada hükmolunün miktarın 2025 yılı kesinlik sınırı olan 40.000,00 TL nin altında kalması nazara alınarak kesin olarak karar verilmiştir. Zira ----- Bölge Adliye Mahkemesinin ----. Hukuk Dairesi'nin ---- esas ve ------ karar sayılı ilamında benzer konuya ilişkin; " ... Dosyanın yapılan incelemesinde, yerel mahkeme tarafından kabul edilen miktar 20.678,00 TL olup kabul edilen ve davalı tarafça istinaf edilen miktarın 2024 yılı için belirlenen kesinlik sınırının (28.250,00-TL) altında kaldığı, verilen kararın kesin mahiyette olduğu anlaşılmaktadır." şeklinde karar verildiği görülmüştür.
HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;
1-Davacının itirazın iptali davasının REDDİNE,
2-Davalı tarafından talep edilen kötü niyet tazimatının yasal şartları oluşmadığından talebinin REDDİNE,
3-Alınması gereken 615,40 TL maktu karar ve ilam harcının, peşin alınan 427,60 TL harçtan mahsubu ile eksik kalan bakiye 187,80 TL harcın davacıdan tahsili ile hazineye İRAD KAYDINA,
4-Yargılama giderlerinin davacı taraf üzerinde BIRAKILMASINA,
5-Davalı taraf kendisini vekil ile temsil ettirdiği için karar tarihinde yürürlükte bulunan A.A.Ü.T.ye göre tespit edilen 9.691,10 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya VERİLMESİNE,
6-Taraflarca dosyaya yatırılan ve sarf edilmeyen gider avansının karar kesinleştiğinde talep halinde yatırana İADESİNE,
7-3.600,00 TL arabuluculuk ücretinin davacıdan alınarak hazineye irad kaydına,Dair, davacı vekilinin yüzüne karşı, davalı tarafın yokluğunda, dava değeri kesinlik sınırının altında kalması nazara alınarak KESİN olmak üzere verilen karar açıkça okunup anlatıldı.