T.C. İstanbul Anadolu 10. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO : 2023/800
KARAR NO : 2025/257
DAVA : Alacak (Satım Sözleşmesinden Kaynaklanan)
DAVA TARİHİ : 14/11/2023
KARAR TARİHİ : 19/03/2025
Mahkememizde görülmekte olan Alacak (Satım Sözleşmesinden Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
DAVA :Davacılar vekili dava dilekçesinde özetle;04/09/2023 tarihinde ----- Arabuluculuk bürosuna başvuru yaptıklarını, ----- Dosya No'lu arabuluculuk görüşmesinin 13/09/2023 tarihinde sonuçlandığını, müvekkili ile davalı tarafların anlaşmaya varamadıklarını, bu sebeple huzurdaki davayı açma zorunluluklarının doğduğunu, müvekkili şirketin ----- bölgesinde uzun yıllardır ticaret yapan bir şirket olduğunu, şirket'in tek ortağı olan ...'nın uzun yıllardır ----- bölgesinde ticaret yapan bir iş insanı olduğunu, müvekkili şirketin ağır yükleri kaldırıp bu yükleri özellikle bir araca ya da rafa yükleme işlerinde kullanılan forklift adı verilen iş makinelerinin kiralanması suretiyle ticari faaliyetlerini devam ettirmekte olduğunu, müvekkilinin,elindeki envanteri yenilemek amacıyla filosuna yeni forklift araçları ekleme kararı aldığını, bunun üzerine de çağın gereği olarak konuyla alakalı internet ilanlarını araştırmaya başladığını, mevzu bahis araştırma esnasında müvekkili şirketin tek ortağı ...'nın, davalılardan ----- firmasının ilanlarına denk geldiğini, ilandaki güncel araçları araştırmış ve bilgi almak adına zaman zaman birlikte iş yaptıklarını, ... ile birlikte davalı ---- şirketi ile iletişime geçtiğini, bu iletişim sonrasında da davalı şirketin müvekkilini "İç Anadolu Bölge Satış Sorumlusu" sıfatıyla davalı ----- şirketi çalışanı olan diğer davalı ...'ya yönlendirdiğini,
06.02.2023 tarihinde müvekkilinin şirketin tek ortağı ve yetkilisi ... ile ...'nun yüz yüze görüştüğünü, bu görüşmede de araçlarla alakalı teknik bilgi alışverişi ve incelemelerde bulunduğunu, bu görüşmenin sonunda müvekkili şirketin davalı ------- şirketinden 7 adet forklift almaya karar verdiğini, 13.02.2023 tarihinde davalılardan ...'nun şirket bilgilerini isteyerek bu ticari eylemin cari açılışını yaptığını, ilk aşamada 1 adet 2 tonluk, 2 adet de 2.5 tonluk forkliftin proforma faturasını kesildiğini, müvekkili şirket yetkilisi ...'nın hem ----- firmasının kurumsal ve büyük bir firma olmasından dolayı hem de ...'nun bu şirkette İç Anadolu Bölge Satış Sorumlusu olmasından dolayı ve de ----- Şirketinin işlemlere satış temsilcisi ... ile devam edebilirsiniz demesi vesilesiyle işlemlere ... ile devam etmeye başlandığını, ...'nun fiyatları sabitleyebilmek ve siparişi verebilmek için bir miktar kapora talep ettiğini ve bu kaporanın belirteceği banka hesabına yatırılmasını söylediğini, verilen hesap numarasının ...nun hesabı olduğunun anlaşıldığını, sonrasında bu durumdan ...'ya bahsedildiğinde ''ben zaten satış temsilcisiyim tahsilat yetkim bulunmaktadır burada işler böyle yürüyor şirket hesabında daha çok masraf çıkıyor ''gibi söylemlerde bulunduğunu, hem ...'nun şirketin satış temsilcisi olması hem de Müvekkili şirketin içerisinde bulunduğu sektör itibarıyla satış temsilcilerine veya şirket çalışanlarına ödeme yapılmasının yaygın bir teamül olduğundan müvekkili şirket yetkilisi ...'nın durumu garipsemediğini,kesilen faturalara istinaden müvekkilinin 105.000 TL kapora gönderdiğini, ayrıca ---- forklift şirketinin elindeki forkliftlerden ikisini de yeni alacağı forkliftlere mahsuben peşinat olarak vermek istediğini, bu aşamada ...'nun peşinata verilen forkliftlerin satıldığını ve karşı tarafa fatura karşılığında devir edilmesi gerektiğini söylediğini , bir süre sonra ----- forklift şirketinin kapora olarak sayılmak üzere kendi forkliftlerini ...'nun belirttiği dava dışı 3. Kişiye devrettiğini ve bu devirden sonra ...nun forklift bedellerinin kapora olarak kalan bakiyeden düştüğünü belirttiğini, bu işlemin sonunda davalılardan ...'nun, şirket yetkilisi olduğunu iddia ettiği bir kişi ile ...'nın yanında telefon görüşmesi yaptığını, forkliftlerin 50 gün içerisinde Türkiye'de olacağını, akabinde de ---- gelen araçların 10 gün içerisinde çıkartılabileceğini, velhasıl iki ay içerisinde tüm teslimatın gerçekleşeceğini beyan ettiğini, araçların gelmesinin beklenileceği iki aylık sürecin başlangıcından itibaren davalılardan ...'nun, neredeyse gün aşırı şekilde müvekkilinin iş yerine ziyaretler düzenlemeye başladığını,bu ziyaretlerde de müvekkili ile bir dostluk ilişkisi kurduğunu kanıtlamak adına çalıştığı ve satış temsilcisi olduğu ----- şirketinin envanterinden uygun fiyatlı ürünleri müvekkili şirkete sağlayabileceğini ifade etmeye başladığını, öyle ki bu ziyaretlerde Müvekkil şirketin 40 takım olmak üzere 160 adet lastiği parasını ödemek suretiyle satın almak istediğini, bu alıma ek olarak 3 adet forklift çatalını, 3 adet forklift kabinini ve başta hava filtrelerini, yağ ve yağ filtreleri olmak üzere forklift bakım ürünlerinin parasını ödeyerek siparişinin verildiğini lakin ürünlerinin bedellerinin tamamen ödenmesine karşın yalnızca 2 takım lastiği teslim alabildiğini, müvekkilinin güvenini tamamıyla kazanan ...'nun, ----- çevre esnaflarından ... ve ...'ın da şahit olduğu istisnasız her görüşmede müvekkili ile yaptıkları bütün ticari iş ve faaliyetleri şirket bünyesinde değerlendirdiklerini, tüm bu eylemlerin şirketin sorumlusu sıfatıyla kendisi tarafından şirketinin namına yapıldığının sık sık altını çizdiğini, olayların başlamasına vesile olan olayda davalı ---- şirketinin ''siz ----- iseniz bizim iç anadolu bölge satış sorumlumuz ...'dur bundan sonra onunla irtibat kura-ı başlattığını, davalı ----- şirketinin alımlar için diğer davalı ...'ya yönlendirmesiyle tüm bu yaşanan olayların meydana geldiğini, davalılardan ----- şirketi'nin Türk Borçlar Kanununda adam çalıştıranın sorumluluğunun düzenlendiği madde 66'ya göre müvekkili şirketin uğradığı zarardan sorumlu olduğunu,davalı ------ Şirketi'nin alacağı basit tedbirlerle zararın doğmasını önleyebilecekken bunu yapmadığını,müvekkili'nin iş hacmini arttırmak için kullanacağı parayı veya almak istediği forkliftleri geri alamayınca işlerinde küçülmeye gittiğini ve ciddi bir kardan mahrum kaldığını,davalılar arasında müteselsil sorumluluk ilişkisinin olduğunu, müvekkil Şirketin ve ...'nın davalılardan ...'ya ödediği paranın karşılığında herhangi bir mal veya hizmet alamadığından dolayı ödemiş olduğu meblağ tutarında alacağının olduğunu fakat bu alacaktan müteselsil bir şekilde adam çalıştıranın sorumluluğu gereği ...'nun İç Anadolu Bölge Satış Sorumlusu olarak çalıştığı ----- şirketinin de sorumlu olduğunu, müvekkili şirketinin alacağının davalılardan tahsilini,davanın kabulünü, müvekkil şirketin ve şirket ortağı ...'nın davalılardan ...'ya ödemiş olduğu 1.017.000 TL alacağının 19.07.2023 tarihinden itibaren işletilecek avans faizi ile davalılardan tahsilini, mahrum kalınan kar sebebiyle 200.000 TL alacağın dava tarihinden itibaren işletilecek avans faizi ile davalılardan tahsilini, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin karşı tarafa yükletilmesini, hüküm altına alınacak alacağın tahsil edilememe riskine karşılık davalıların taşınır taşınmaz malları ile üçüncü kişilerdeki ve bankalardaki hak ve alacakları üzerine cebri icra yoluyla satışı ve 3. Şahıslara devri engelleyici nitelikte “İhtiyati Tedbir” şerhi konulmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
CEVAP :Davalı ------vekilinin cevap dilekçesinde özetle; davalı ...'nun müvekkili nezdinde sigortalı olarak çalışan bir işçi olduğunu davalı ...'nun şirket adına borçlanmaya yetkisi bulunmadığını, davalı ... temsil ve ilzam yetkisinin de bulunmadığını, müvekkiline husumet yöneltilmesinin mümkün olmadığını, davacıların haksız ve hukuka aykırı ve somut delilden uzak iddialarının aksine davalı ...'nun şirketi borca sokmaya yönelik herhangi bir yetkisinin olmadığını, yetkisiz gerçekleştirilen işleme ilişkin şirketin verdiği bir icazet de olmadığı gibi söz konusu davalı ... ile davacılar arasında para transferlerinden müvekkilinin bir bilgisi bulunmadığını, dava konusu işlerin yetkisiz temsil ile yapıldığını davalı ...'nun şirketi temsil etmesinin mümkün olmadığını, davacının da bu hususu bilmesine karşın müvekkilinden maddi çıkar elde etmek için müvekkiline karşı da dava ikame etttiğini söz konusu durumdan müvekkilinin sorumlu olmasının mümkün olmadığını, husumetin müvekkiline yöneltilemeyeceğini davacıların basiretli bir tacirin göstermesi gerektiği asgari özeni dahi göstermediklerini, ürünleri düşük fiyattan alabilmesi için şirketin tüzel kişiliğinin dışında birine para gönderdiklerini, davacının iddialarının asla kabulü anlamına gelmemek kaydı ile müvekkili şirket ile davacı arasında kurulan ticari ilişkinin mevcut olduğunu, ve müvekkilinin bu işleme ilişkin tüm borcunu yerine getirdiğini ürünü teslim edip kaporayı iade ettiğini, davacının iddialarının asla kabulü anlamına gelmemek kaydı ile yetkili olmayan birinin menfaat elde etme kastı ile yaptığı eylemlerin mevcut olduğunu ve şirketin hiçbir halde bu işlemlere icazet vermediğinden işlemlerin hükümsüz olduğunu,müvekkilinin davalı ...'ya temsil ve ilzam yetkisi vermediğini ispatladığını, bununla birlikte davalı ...'nun kendi nam ve hesabına aldığı ödemelerin şirketi borçlandırmasının hukuken de mümkün olmadığını ve hükümsüz olduğunun sabit olduğunun, davalının işlemlerinin geçerlilik şartlarını sağlamadığından hükümsüz olduğunu, yine davacının iddialarının asla kabulü anlamına gelmediğinin kaydı ile davacılar ile müvekkili arasında kurulan sözleşmede davacıların ürün bedelini müvekkilinin nam ve hesabına gönderdiğini, tüm bu hususların dahi müvekkilinin icazet vermediğini ispatladığını, davacılarının müvekkiline yönelttiği tüm iddia ve taleplerin kesin hükümsüz olduğunu, müvekkili açısından borç doğurmasının mümkün olmadığını, davacı tarafların dava dilekçesinde de açıkça ikrar ettiği üzere ucuza ürün alma ümidi ile paralarını gönderdiklerini,davacıların kusurlu ve kötüniyet ile hareket ettiğinin ortada olduğunu adam çalıştıranın sorumluluğuna gidilmesinin mümkün olmadığını, dava dilekçesinde açık şekilde geçtiği üzere davacıların tek gayesinin belirsiz kur durumundan etkilenmeden sabit kur ile ürün alıp kar elde etmeye çalışmakta olduğunu, davacıların iyiniyet ve dürüstlük kurallarına aykırı davranmakta olduklarını, davanın usulden reddine karar verilmesini, taleplerinin kabul görmemesi halinde esastan reddine karar verilmesini, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin karşı tarafa yüklenmesine karar verilmesini talep etmiştir.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE;
Dava, davacının davalı şirket ve çalışanı ile arasında meydana geldiği iddia olunan ticari satım sözleşmesi nedeni ile davalı şirket çalışanının eylemleri nedeni ile karşılığında herhangi bir mal almadığını belirttiği 1.017.000 TL ile kazanç kaybı zararı talep edip edemeyeceği, davalı şirketin adam çalıştıranın hukuki sorumluluğu kapsamında davacıya karşı mesul olup olmadığı, davacı gerçek kişi ...'nın aktif husumet ehliyeti olup olmadığı ve netice itibarı ile davacının alacaklı olup olmadığı, varsa miktarına ilişkindir.Mahkememizce taraf tanıkları dinlenmiş, tarafların ticari defter ve kayıtları incelenmiş, bankadan ilgili eft/havale evrakları celp edilmiş tüm deliller toplanmıştır.
Baştan ifade etmek gerekir ki 31.10.2024 tarihli bilirkişi heyeti raporu içeriği ve değerlendirmeleri itibarı ile denetime uygun bulunmuştur. Raporun 8. Sayfasında belirtildiği üzere banka ekstrelerinin incelenmesinde davacı şirketin ---- ve ----- bankası hesaplarından davalı ...'ya toplamda 1.048.150,00 TL ödeme yapıldığı, davacı şirket yetkilisinin de ---- nezdindeki hesaplarından davalı ...'ya 194.750,00 TL para gönderildiği davacı yanca bazı havale eftlerin dava konusu edilmediği dava dilekçesinde davalıdan 1.017.000 TL talep edildiği görülmüştür. Bu miktarın içinde 23.03.2023 tarihinde davacı şirket yetkilisinin davalı ...'ya göndermiş olduğu 24.000 TL tutarındaki havale de bulunmakta olup bu bedelin talep edilen bedelden neden mahsup edildiği aşağıda ayrıca izah edilecektir.
Davalı ...' nin davalı şirket çalışanı olduğu, davacının forklift alımı için internetten yaptığı araştırma sonucu davalı şirket ile temasa geçtiği, ilk alımının sorunsuz gerçekleştiği, sonrasında davalı çalışanı olan ----- gönderdiği paralara karşılık mal alamadığı hususu ihtilafsızdır. Davacı şirket adam çalıştıranın hukuki sorumluluğu kapsamında davalı şirketin de mesul olduğunu ileri sürmüş, davalı şirket ise ----- işine şirket aracını gece yoğun şekilde kullanması nedeni ile son verildiğini, bu davalının şirketi borçlandırıcı işlem tesis etme yetkisi olmadığı, yetkisiz gerçekleştirilen işlere icazet de vermediğini, bu para havalelerinden haberinin olmadığını,davacının basiretli tacir gibi davranmadığını ileri sürmüştür.
Bilirkişi heyeti raporunda "....Davalı ...'nin diğer davalı ----- Şirketi'nde çalışmaya başlamadan önceki işyerinde 04.04.2022 tarihinde işe başladığı ve 4.5 ay sonra 19.08.2022 tarihinde işten ayrıldığı; yukarıda da gösterildiği üzere işten çıkış kodunun “46” (İşçinin; işverenin güvenini kötüye kullanmak, hırsızlık yapmak, işverenin meslek sırlarını ortaya atmak gibi doğruluk ve bağlılığa uymayan davranışlarda bulunması) olduğunun görüldüğü, Keza sonuç verenden önceki yukarıda sayfa 12'de gösterilen diğer işverenlerinin fesih sebeplerinin de işçinin davranışlarına bağlı işveren tarafından haklı fesih olarak gösterildiği; İşten ayrıldıktan yaklaşık 4.5 ay sonra davalı ----- Şirketi'nde 28.12.2022 tarihinde pazarlama uzmanı tanımıyla işe girişinin yapıldığı; 18.07.2023 tarihinde işten çıkarıldığı; Adam çalıştıran, çalışanı seçerken, çalışanın mesleki (yetenek, bilgi, tecrübe), fiziki (vücut yapısı, yaş, cinsiyet) ve ahlâki (dürüstlük, güvenilirlik) özellikleri bakımından göreceği işe elverişli olduğuna kin gerekli inceleme ve araştırma yapmalıdır. Bu kapsamda, adam çalıştıranın, çalışanın (varsa) önceki işverenlerinden bilgi almak suretiyle tutum ve davranışları hakkında bilgi edinmeli, çalışmalarına ilişkin bilgi almalı (tavsiye mektupları), çalışanın mesleki bilgi ve tecrübe açısından işe uygunluğunu gösteren belgeleri (diploma, sertifika, ehliyet, teorik ve/veya uygulamalı sınavlar vb.) incelemeli, hatta gerekirse ek araştırma yapmalı; çalışanın daha önce, adam çalıştıranın ya da bir başkasının yanında uzun süredir aynı işte yetkin bir şekilde çalışmış olması durumunda, çalışanın seçiminde gerekli özenin gösterildiği kabul edilir. Çalışanın daha önce de zarara neden olmuş ise, seçimde özen gösterilmediğinin bir belirtisi olarak değerlendirilir. Yukarıda davalı ... yönünden önceki işverenin işten çıkışına ilişkin bildiriminin dikkate alındığında TBK.m.66 hükmü uyarınca davalı adam çalıştıranın zararın doğması engellemek için gerekli özeni göstermediği sonucunun Sayın Mahkemece benimsenmesi halinde, davalı şirketin diğer davalı haksız fiili icra eden ----- ile birlikte sorumluluğunun gündeme geleceği;Öte yandan, davacı ile davalı ... arasında diğer davalı şirketi zarara sokmak kaydıyla birlikte hareket ettikleri hususunun da dosyaya yansımadığı; B) Buna karşılık, muhtelif tarihlerde toplamı 1.000.000,00 TL'yi aşan parasal işlemlerin şirket çalışanı ------ gönderilmesine yönelik hareket tarzı, davacı şirket ve yetkilisi açısından basiretli davranış olarak değerlendirilemeyeceği; 6102 sayılı TTK'nın 18/2'nci maddesi gereğince; tacir, ticaretine ait bütün faaliyetlerinde basiretli iş adamı gibi hareket etmesi gerektiği; Binnetice, davacıların zararın doğmasına ve devam eden işlemlerin nedeniyle zararının miktarının artmasına sebebiyet verdiği hususunun ve buna göre TBK.m.52 hükmü uyarınca indirim yapılması gerekip-gerekmediğinin takdirinin Sayın Mahkeme'ye ait olduğu...." şeklinde rapor düzenlemiştir.TBK'nın 66. Maddesi "Adam çalıştıran, çalışanın, kendisine verilen işin yapılması sırasında başkalarına verdiği zararı gidermekle yükümlüdür.
Adam çalıştıran, çalışanını seçerken, işiyle ilgili talimat verirken, gözetim ve denetimde bulunurken, zararın doğmasını engellemek için gerekli özeni gösterdiğini ispat ederse, sorumlu olmaz.
Bir işletmede adam çalıştıran, işletmenin çalışma düzeninin zararın doğmasını önlemeye elverişli olduğunu ispat etmedikçe, o işletmenin faaliyetleri dolayısıyla sebep olunan zararı gidermekle yükümlüdür.
Adam çalıştıran, ödediği tazminat için, zarar veren çalışana, ancak onun bizzat sorumlu olduğu ölçüde rücu hakkına sahiptir.
" Hükmüne haizdir.
TBK'nın 52. Maddesi " Zarar gören, zararı doğuran fiile razı olmuş veya zararın doğmasında ya da artmasında etkili olmuş yahut tazminat yükümlüsünün durumunu ağırlaştırmış ise hâkim, tazminatı indirebilir veya tamamen kaldırabilir.
Zarara hafif kusuruyla sebep olan tazminat yükümlüsü, tazminatı ödediğinde yoksulluğa düşecek olur ve hakkaniyet de gerektirirse hâkim, tazminatı indirebilir." hükmüne haizdir.
Davacı ve davalı yan 6102 sayılı TTK'nın 16. maddesi uyarınca tacirdir. 18/II maddesi uyarınca her tacirin ticaretine ait faaliyetlerinde basiretli bir işadamı gibi hareket etmesi gerekir. Basiretli bir işadamı gibi davranma yükümü aslında objektif bir özen ölçüsü getirmekte ve tacirin ticari işletmesiyle ilgili faaliyetlerinde, kendi yetenek ve imkânlarına göre ondan beklenebilecek özeni değil aynı ticaret dalında faaliyet gösteren tedbirli ve öngörülü bir tacirden beklenen özeni göstermesinin gerekli olduğunu vurgulamaktadır . Tacir özellikle ticari işletmesiyle ilgili sözleşmeleri yaparken ve bu sözleşmelerden doğan borçlarını yerine getirirken basiretli bir işadamı gibi davranmak zorundadır. Tacir, ister icapta bulunan, isterse kabul eden durumunda olsun akdin kurulmasından önce ve kurulması sırasında ticaretinin özelliğini gözönünde tutan tedbirli ve ileriyi makul ve mutad bir oranda gören bir tacir gibi davranmak zorundadır. Araştırma yapmaksızın ve tedbirsiz bir şekilde hareket ederek icapta ve kabul beyanında bulunan tacir basiretli bir işadamı gibi davranma mükellefiyetini yerine getirmemiş sayılır.
Davalı ... T.C. Kimlik numaralı ...nun 28.12.2022 tarihinde----- sigorta sicil no'lu davalı şirkette işe başladığı, Sigortalı İşe Giriş Bildirgesinin Meslek Adı ve Kodu bölümünde “-----Pazarlama Uzmanı” tanımının bulunduğu,Sigortalı İşten Ayrılış Bildirgesinde işten ayrılış tarihinin 18.07.2023, Sigortalının İşten Ayrılış bölümünde “46” (İşçinin; işverenin güvenini kötüye kullanmak, hırsızlık yapmak, işverenin meslek sırlarını ortaya atmak gibi doğruluk ve bağlılığa uymayan davranışlarda bulunması) kodunun bulunduğu,
...'nun Hizmet Dökümünün incelenmesinde;
a) ilgilinin ------ sigorta sicil no'lu önceki işyerinde 04.04.2022 tarihinde işe başladığı, 19.08.2022 tarihinde ayrıldığı, işten çıkış kodunun “-” (İşçinin; işverenin güvenini kötüye kullanmak, hırsızlık yapmak, işverenin meslek sırlarını ortaya atmak gibi doğruluk ve bağlılığa uymayan davranışlarda bulunması) olduğunun görüldüğü,
b) İlgilinin ---- sigorta sicil no'lu işyerinde 08.02.2021 tarihinde işe başladığı, 06.092021 tarihinde ayrıldığı, işten çıkış kodunun “----” (Belirsiz süreli iş sözleşmesinin işveren tarafından haklı sebep bildirilmeden feshi) olduğunun görüldüğü,
c) ilgilinin ----- sigorta sicil no'lu işyerinde 18.07.2018 tarihinde işe başladığı, 01.05.2020 tarihinde ayrıldığı, işten çıkış kodunun “----” (İşveren tarafından işçinin ahlak ve iyiniyet kurallarına aykırı davranışı nedeni ile fesih) olduğu görülmüştür.
Adam çalıştıranın sorumluluğu 6098 sayılı TBK'nın 66'ncı maddesinde “Adam çalıştıranın sorumluluğu” kenar başlığı altında düzenlenmiştir. Anılan maddede; “Adam çalıştıran, çalışanın, kendisine verilen işin yapılması sırasında başkalarına verdiği zararı gidermekle yükümlüdür. Adam çalıştıran, çalışanını seçerken, işiyle ilgili talimat ver gözetim ve denetimde bulunurken, zararın doğmasını engellemek için gerekli özeni gösterdiğini ispat ederse, sorumlu olmaz” düzenlemesi bulunduğu;Bu madde gereğince adam çalıştıranlara genel nitelikte objektif bir özen yükümlülüğü tahmil edilerek, adam çalıştıranın bir özel hukuk ve bağımlılık ilişkisi içerisinde çalışanlarının kendilerine bırakılan işleri gördükleri sırada hukuka aykırı bir fiille üçüncü kişilere vermiş oldukları zarardan sorumluluğu düzenlenmiştir. Buna göre adam çalıştıranın sorumluluğu, kusursuz sorumluluk türlerinden özen sorumluluğudur. Başka bir deyişle adam çalıştıranın sorumluluğunun kaynağı, adam çalıştıranın çalışanlarını seçerken ve onları çalıştırırken çalışanlar üzerindeki denetim ve gözetim ödevini yerine getirmemesine, kanun tarafından kendisine yükletilen bu tür objektif bir ödevi ihlal etmesine dayanmaktadır ------
Adam çalıştıranın sorumluluğu bir kusur sorumluluğu olmadığı için sorumluluk, kendisinin veya emrinde çalışan yardımcı kişinin kusurlu olup olmamasına bakılmaksızın, kusurdan bağımsız olarak doğmaktadır. Sorumluluğun doğması için objektif özen yükümlülüğünün ihlaliyle meydana gelen zarar arasında, uygun illiyet bağının bulunması yeterlidir (-- maddesinde ayrıca adam çalıştırana sorumluluğu kaldıracak nitelikte bir kurtuluş kanıtı getirme imkânı tanınmıştır. Buradaki kurtuluş kanıtı niteliği itibariyle bir kusursuzluk kanıtı olmayıp, sorumluluktan kurtulma kanıtıdır. Bu nedenle adam çalıştıran zararın meydana gelmemesi için somut durumun gerektirdiği her türlü objektif dikkat ve özeni göstermiş olduğunu ispat ederse sorumluluktan kurtulacaktır.
Adam çalıştıranın sorumluluğunda 818 sayılı BK’nın 55’inci (6098 sayılı TBK’nın 66’ncı) maddesinin uygulanması için çalışanın (yardımcı kişi) üçüncü kişiye sözleşme dışı sorumluluk çerçevesinde zarar vermesi gerekmektedir. Başka bir deyişle zarar gören üçüncü kişi ile adam çalıştıran arasında hiçbir hukuki, özellikle de sözleşmeye dayalı ilişki bulunmaması gerekir. Zarar gören ile adam çalıştıran arasında kurulmuş bir sözleşme ilişkisi mevcutsa 818 sayılı BK’nın 100’üncü (6098 sayılı TBK’nın 116’ncı) maddesinin uygulanması gerekir. 818 sayılı BK’nın 100’üncü (6098 sayılı TBK’nın 116’ncı)maddesinde düzenlenen sorumluluk da yardımcı kişinin davranışından sorumluluk olmakla birlikte sadece bir borcun yerine getirilmemesi, yani borca aykırılık hâlinde uygulanacaktır (-----). Şayet borcun ifasına yardımcı olan çalışanın fiili hem borca aykırılık hem de genel davranış kurallarına aykırılık, yani bir haksız fiil teşkil ediyorsa bu kişiyi çalıştıran borçlunun 818 sayılı BK’nın 55’inci (6098 sayılı TBK’nın 66’ncı) maddesine tabi sorumluluğu ile 818 sayılı BK’nın 100’üncü (6098 sayılı TBK’nın 116’ncı) maddesine tabi sorumluluğu yarışacaktır (----).
Bu aşamada maddi tazminatın indirilmesi sebepleri arasında yer alan müterafik (ortak) kusur kavramından bahsedilmesi yararlı olacaktır.
Sorumluluk şartları gerçekleştiği takdirde, zarar veren, zarar görenin malvarlığında meydana gelen eksilmeyi gidermek zorundadır. Maddi tazminatın amacı, zarar verici olay meydana gelmese idi, zarar gören hangi durumda bulunacak idiyse o durumun yeniden kurulmasıdır. Başka bir deyişle maddi tazminat zarar görenin malvarlığında meydana gelen eksilmeyi karşılamalı ve zararın tamamını gidermelidir. Zira tazminatın amacı, zarar vereni cezalandırmak veya zarar göreni zenginleştirmek değildir. Ancak zararlı sonucun doğmasına zarar veren yanında zarar görenin kusuru veya bazı durum ve davranışları ya da umulmayan olaylarda katkıda bulunmuşsa tazminattan belirli bir indirim yapılması hakkaniyete daha uygun düşmektedir. Bu düşünce ile tazminattan indirim sebepleri 818 sayılı BK ve diğer bazı özel kanunlarda düzenlenmiştir. Tazminattan indirim sebeplerinin en önemlileri 818 sayılı BK’nın 43’üncü ve 44’üncü (6098 sayılı TBK’nın 51’inci ve 52’nci) maddelerinde belirtilen sebeplerdir. Tazminattan indirim sebepleri, özel hükümler mevcut olmadıkça akdi sorumlulukta da uygulanacaktır. Zira 818 sayılı BK’nın 98’inci (6098 sayılı TBK’nın 114’üncü) maddesi delaletiyle haksız fiil sorumluluğuna ilişkin hükümler kıyas yoluyla sözleşmeye aykırılık hallerinde de uygulanacaktır.818 sayılı BK’nın 44’üncü (6098 sayılı TBK’nın 52’nci) maddesinin birinci fıkrası; “Mutazarrır olan taraf zarara razı olduğu yahut kendisinin fiili zararın ihdasına veya zararın tezayüdüne yardım ettiği ve zararı yapan şahsın hal ve mevkiini ağırlaştırdığı takdirde hâkim, zarar ve ziyan miktarını tenkis yahut zarar ve ziyan hükmünden sarfınazar edebilir.” hükmünü haizdir. Görüldüğü üzere bu fıkra daha çok zarar görenle ilgili olup “hiç kimsenin kendi kusurundan yararlanamayacağı” yönündeki genel hukuk ilkesinin etkisiyle düzenlenmiştir. Buna göre zarar görenin rızası ile zarar görenin kendi kusuru tazminattan indirim sebebi olarak öngörülmüştür.
Zarar görenin kendi kusurunda, kişinin kendisine zarar veren bir hareket tarzı söz konusudur. Zarar görenin kendi kusuru, akıllıca iş gören, mantıklı bir kişinin, kendi yararı gereği zarara uğramamak için kaçınacağı veya kaçması gereken bir eylemi olarak nitelendirilmelidir. Zarar görenin kusuruna ortak kusur, birlikte kusur veya müterafik kusur da denilmektedir (-----Müterafik (ortak) kusur, makul bir kimsenin kendi yararına sakınmak zorunda olduğu düşüncesiz, dikkatsiz bir hareket tarzıdır. Müterafik (ortak) kusur kasdi olabileceği gibi ihmal şeklinde de ortaya çıkabilir. Zarar görenin müterafik (ortak) kusuru tespit edilirken, aynen zarar verenin kusurunda olduğu gibi objektif kusur kriterlerine başvurulmalı, yani objektifleştirilmiş kusur kavramı esas alınmalıdır. Zarar görenin müterafik (ortak) kusuru illiyet bağını kesecek yoğunlukta ise zarar veren sorumluluktan kurtulacak ve tazminat ödemeyecektir. Buna karşılık zarar görenin müterafik (ortak) kusuru bu yoğunlukta değilse ortak sebep olarak tazminattan indirim sebebi teşkil edecektir. Zira bu halde zarar görenin kusuru, diğer ortak sebepler arasında kısmi bir sebep olarak zararın doğmasına veya artmasına katkıda bulunmuştur (-----). Başka bir deyişle zarar görenin davranışının illiyet bağını kesecek yoğunlukta olup olmadığı tespit edildikten sonra zarar görenin müterafik (ortak) kusuru belirlenerek sorumluluk paylaştırılıp tazminattan indirim yapılacaktır.
818 sayılı BK’nın 44’üncü (6098 sayılı TBK’nın 52’nci) maddesinin birinci fıkrası zarar görenin sadece kusurundan söz etmekte ise de bazı hâllerde zarar görenin kusursuz davranışı da zararın ortak sebebi olabilmektedir. Örneğin çalışanını iyi seçmeyerek objektif özen borcunu ihlal eden adam çalıştıranın bu fiili zararın doğmasına veya artmasına ortak sebep olarak katkıda bulunursa, bu durum adam çalıştıranın uğramış olduğu zararın tazmininde indirim sebebi olabilecektir.Yargıtay HGK -----Sayılı ilamında "..Somut olayda davalı banka, davacının bankayı dolandırmak amacıyla sahte belgelerle çek hesabı açan ------ ile el ve iş birliği yaptıklarını ne iddia etmiş, ne de bu konuda bir delil ibraz edebilmiştir. Bu nedenle objektif özen yükümlülüğüne açıkça aykırı davranan davalı bankanın üçüncü kişi konumundaki davacının oluşan zararından sorumlu olduğunun kabulü gerekmektedir.Bununla birlikte basiretli bir tacir gibi davranması gereken davacının akidi aleyhine yaptığı icra takibinde akidin adresinin boş olması ve akidine hiçbir şekilde ulaşamaması nedeniyle davacının akidinden tahsilat yapamadığı göz önüne alındığında yukarıda bahsedildiği üzere zararın meydana gelmesinde akidini iyi seçmeyen ve ticari ilişkiye girdiği kişiler ile alacağı çeki yeterince araştırmayan davacının da bu suretle müterafik (ortak) kusurunun bulunduğunun kabulü gerekmektedir. Zira davacı şirketin gerekli araştırmaları yapmadan çeki kabul etmesi kendi zararının doğmasına veya artmasına ortak sebep olarak katkıda bulunmuştur. Bu durumda davacı şirketin müterafik (ortak) kusurunun bulunduğu kabul edilip müterafik (ortak) kusur oranı belirlendikten sonra kendi uğramış olduğu zararın tazmininde bu kusur oranında indirim yapılması gerekmektedir. Bu itibarla yerel mahkemenin davacının müterafik (ortak) kusurunun bulunmadığı ancak taleple bağlı kalınarak oluşan zararın yarısına karar verilmesi gerektiği şeklindeki gerekçesi doğru bulunmamıştır.Ancak davacı vekili yargılama sırasında müvekkilinin %50 oranında müterafik (ortak) kusurunun bulunduğunu kabul etmiş ve müvekkilinin oluşan zararından %50 oranında indirim yapılarak karar verilmesini talep etmiştir. Buna göre davacı vekilinin müterafik (ortak) kusuru kabul ederek oluşan zarardan %50 oranında indirim yapılmasını talep etmesi karşısında somut olay çerçevesinde ayrıca müterafik (ortak) kusur oranı tespitine gerek bulunmadığının ve yukarıda anlatılanlar gözetildiğinde davacıya yüklenecek %50 müterafik (ortak) kusurun somut olaya ve hakkaniyete uygun olduğunun kabulü gerekmektedir..." belirtmiştir.
Yargıtay ---HD. ------ Sayılı ilamında "..Yukarıda yapılan özetten anlaşılacağı üzere davacı, birikimlerini davalı şirkette değerlendirmek amacıyla davalı şirketin müdürü davalı ---- ile işlemlerini yürütmüştür. Dosya kapsamından anlaşıldığı üzere davalı ----, davacıya ----- no.lu hesap açma formu, aynı numarayı taşıyan sermaye piyasası araçlarının alım satımına aracılık ve repo-ters repo işlemleri çerçeve sözleşmesi, elektronik işlem hizmetleri sözleşmesi, teslim edilen paralar karşılığında nakit alındı belgeleri ve müşteri portföy belgeleri vermiş olmasına rağmen söz konusu ------ no.lu hesap numarası ile davacı adına davalı şirket nezdinde bir hesap açılmadığı,----- no.lu hesabın davalı şirketin başka bir müşterisine ait olduğu anlaşılmıştır. 3.Buna göre davalı -----, davacıdan almış olduğu paralar için düzenlediği belgeler oranında sebepsiz zenginleşmiş bulunmaktadır. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 77 nci maddesinin birinci fıkrası uyarınca tümünü geri vermekle yükümlü olup Mahkemece bu husus nazara alınmaksızın davalı şirketin kusuru oranında hüküm altına alınan rakamın davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesi doğru görülmemiş, davacı vekilinin davalı ----- yönelik temyizlerinin kabulü ile kararın bu yönden bozulması gerekmiştir. .." belirtmiştir. Yargıtay ----HD. -----Sayılı ilamında "..Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; taraflar arasında yer alan protokolün 5 inci ve 6 ncı maddeleri uyarınca davalının kendisine gönderilen personel maaş ödeme bilgilerini içeren listeyi ve manyetik ortamdaki bilgileri (disket, e-posta) toplam ödeme tutarı, personel sayısı ve ödeme tarihi açısından karşılaştırma yükümlülüğünün bulunması nedeni ile davalı banka çalışanının bu yükümlülüğe aykırı hareket ederek sadece e-posta yoluyla gönderilen listeler uyarınca ödeme yapmış olması nedeniyle davacının zarara uğramasına sebebiyet vermesi, diğer yandan bilirkişi ve teftiş raporlarından anlaşıldığı üzere davacı kurum çalışanlarının da suç teşkil eden eylemler ile zararın oluşmasına sebebiyet verdikleri gibi adam çalıştıran sıfatında olan davacının çalıştırdığı kişiyi (mutemedini) seçmede ve denetlemede üzerine düşen sorumluluğu yerine getirmediği, bu nedenle zararın oluşumuna ve artmasına sebebiyet verdiği, bu haliyle müterafik kusurunun bulunduğu, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 51 inci ve 52 nci maddeleri uyarınca yapılan değerlendirme neticesinde davacının kusur oranının %50 olarak belirlenmesinin somut olaya ve hakkaniyete uygun olduğu gerekçesi ile davalı vekilinin istinaf başvurunun kabulü ile ilk derece mahkemesi hükmünün kaldırılmasına, yeniden esas hakkında hüküm kurularak davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. ....Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun’un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA.." belirtmiştir. Yargıtay -----.HD. ----- Sayılı ilamında ".. Davacı muhasebe elemanı olarak çalışan davalı şahsın şirket müdürünün imzasını başka evraktan kopyalayarak oluşturduğu talimatları fax ile davalı bankaya göndererek hesaptan paralar çektiğini ileri sürmüş, Mahkemece davanın kabulüne karar verilmiştir. Ancak davacının kendi çalışanının suç oluşturan eylemleri sonucu zararın meydana gelmiş olması nedeniyle adam çalıştıran sıfatında olan davacının da çalıştırdığı kişiyi seçmede ve denetlemede üzerine düşen sorumluluğu yerine getirmemek suretiyle özen yükümlülüğüne aykırı davrandığı gözetildiğinde davacının müterafik kusurlu olduğunun kabulü gerekir. Ayrıca usulsüz işlemlerin yaklaşık bir yıl sürmüş olması nedeniyle de davacının uzun bir süre yapılan işlemleri takip etmemesi de hatalıdır. Bu itibarla Mahkemece, davacının müterafik kusur oranı belirlenerek sonucuna göre hüküm kurulması gerekirken, yazılı şekilde karar verilmesi doğru olmamış, kararın davalı banka yararına bozulması gerekmiştir..." belirtmiştir. Yargıtay ----. HD. ----- Sayılı ilamında "..Mahkemece, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, davacı taraf iyi adam çalıştırmama nedeniyle kusurlu ise de, davalı bankanın da kendisine ibraz edilen belgeleri yeterince kontrol etmemesi ve hafif kusurlarından dahi sorumlu bulunması nedeniyle müterafik kusurlu olduğu, zararın meydana gelmesinde davacı ile birlikte sorumlu bulunduğu, tarafların 1/2 oranında kusurlu olduğu gerekçesiyle, talep de nazara alınarak davanın kabulüne karar verilmiştir. Kararı, davalı vekili temyiz etmiştir. Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, davalı vekilinin tüm temyiz itirazları yerinde değildir. Yukarıda açıklanan nedenlerden dolayı, davalı vekilinin bütün temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun bulunan hükmün ONANMASINA.." belirtmiştir.
Yargıtay ---- HD. ----- Sayılı ilamında "...Dairemizin 17.06.2020 tarih, ------ sayılı kararıyla davalı bankanın asıl kusurlu olduğu nazara alınarak zarardan sorumlu tutulması, davacının da müterafik kusuru nedeniyle somut uyuşmazlığın gerçekleştiği tarih itibariyle yürülükte olan 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun 44 üncü maddesi uyarınca kusurunun ağırlığı dikkate alınarak tazminattan indirim yapılması gereğine işaret edilerek bozulmuştur.Mahkemenin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile gerekçesiyle müterafik kusur nedeniyle tazminattan indirilen miktar, yasal düzenlemelerden kaynaklanan hakkaniyet ve takdiri indirim mahiyetinde olduğundan, davalılar lehine bu kısım üzerinden vekâlet ücreti takdir edilemeyeceği, indirim oranının uygulamada Yargıtay’ın içtihatlarıyla %20 olarak kabul gördüğü, davalı bankanın asıl kusurlu ve zarardan sorumlu olduğu, davacının müterafik kusuru sebebiyle %20 indirim yapılacağı gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne, 30.400,00 USD'nin 6.000,00 USD'nin dava tarihi olan 13.01.2009 tarihinden bakiye 24.400,00 USD'nin ıslah tarihi olan 06.07.2012 tarihinden itibariyle devlet bankalarının dolar ile açılmış bir yıl vadeli mevduat hesabına ödediği en yüksek faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili ile davacıya ödenmesine, fazlaya ilişkin isteminin reddine karar verilmiştir. ....Davalı banka vekilinin yerinde görülmeyen tüm temyiz itirazlarının reddi ile usul ve kanuna uygun olan kararın ONANMASINA.. " belirtmiştir.
Tüm dosya kapsamı dinlenen tanık beyanları davalının celp edilen SGK hizmet dökümü nazara alındığında davacının internetten forklift alımı hususunda davalı şirket ile irtibata geçtiği, davalıdan ilk etapta sorunsuz bir alım gerçekleştirdiği, sonrasında davalı çalışanı olan ...'nun hesabına farklı tarihlerde gönderiği paralara mukabil herhangi bir mal alamadığı, bu çalışanın geçmiş SGK kayıtları nazara alındığında önceki iş yerlerinden de işine doğruluk ve bağlılığa uymayan nedenlerden son verildiği, TBK'nın 66. Maddesi gereği davalının çalışanını seçerken ve denetlerken gösterdiği ihmal neticesinde meydana gelen zararlardan mesul olduğu, davalının şirket karviziti ve şirket adına davacı ile muhatap olduğu, aksi halde davacının davalı gerçek kişi ile böyle bir ilişkiye girmesinin mümkün olmadığı, davalı şirket adından faydalanıldığı, davalının bu çalışanın temsil yetkisi olmadığı ve şirket aracını gece kullandığı gerekçeleri ile işine son verildiğini savunarak sorumluluktan kurtulmaya çalıştığı ne var ki TBK'nın 66. Maddesinin buna mani olduğu, bu maddedeki sorumluluğun bir kusur sorumluluğu da olmadığı,davalı tanık beyanlarından davalı çalışanın bir kısım başkaca kişileri de dolandırdığının ortaya çıktığı, anlaşıldığı kadarı ile davalı gerçek kişinin bu işi alışkanlık edindiği, davalı gerçek kişinin tüm zarardan mesul olduğu, davalı şirketin de çalışanını seçerken önceki iş yerlerinden gerekli araştırmaları yapmadığı, SGK hizmet dökümüne ve işten çıkış bildirgelerine dahi bakmadığının anlaşıldığı, davalının çalışanını uzun süre de denetlemediği, davacının da basiretli tacir gibi davranmak zorunda olan kimselerden olduğu, yukarıda basiretli tacir ibaresinden neyin anlaşılması gerektiğinin ifade edildiği, basiretli tacir gibi davranmak zorunda olan davacının da davalı şirket çalışanına bu kadar uzun süre mal almadan para havale-eftlerinde bulunduğu, durumun basiretli tacir ilkesine aykırılık teşkil ettiği, nitekim şirketlerin temsile yetkili kişilerinin herkese açık ticaret sicil kayıtlarında ilan da edildiği, zarar görenin müterafik kusurunun olduğu, ancak bu kusuru illiyet bağını kesecek yoğunlukta olmadığı, zarar görenin müterafik (ortak) kusurunun bu yoğunlukta olmadığı bu nedenle tazminattan indirim nedeni olabileceği sonucuna varılmış davacının meydana gelen olayda basiretli tacir ilkelerine kısmen uymayacak şekilde davranmış olması nedeni ile hesaplanan tazminattan %50 oranında müterafik kusuru oranında indirim yapılmıştır. Zarar veren ... tüm zarardan mesuldür. Yukarıda Yargıtay ---- HD. ------ Sayılı ilamına atıf yapılmış olup burada da belirtildiği üzere zarar veren ... davacıdan almış olduğu paralar için sebepsiz zenginleşmiş bulunmaktadır. Davacının tüm zararından mesuldür. Davalı şirket için uygulanan müterafik kusur indiriminden faydalanamayacaktır. Davacı her ne kadar davacı olarak şirket yetkilisini de göstermiş ise de bilindiği üzere şirketler organları aracılığı ile temsil edilirler. Davacı şirket yetkilis her ne kadar şahsına ait hesaptan davalı ...'ye para havaleleri yapmış ise de bu havalelerin işlem açıklamaları nazara alındığında mevcut forklift alımları için yapıldığı açık olup öte yandan davacı şirket yetkilisi ile davalılar arasında ayrıca başka bir hukuki ilişki de olduğu iddia edilmediğinden davacı gerçek kişinin bu davada aktif husumeti yoktur. Bu kişinin şahsi hesabından davalıya yapılan havaleler şirket hesabından yapılanlara eklenmiştir. Davacı yanca dava dilekçesinde toplam 1.017.000 TL para geri istenmiş olup bu para içerisinde davalının açıkça itiraz ettiği 23.03.2023 tarihli 24.000 TL bedelli havale de bulunmaktadır. Söz konusu işlem açıklaması incelendiğinde "elden alınan borç " açıklaması bulunmaktadır. Yerleşik yargıtay kararları gereği davacı havale işleminde gösterdiği sebep ile bağlı olup davacı alacağı olarak talep edilen 1.017.000 TL alacaktan bu havale miktarı mahsup edilmiştir. Keza sözleşmelerin haksız feshi halinde istenebilen kar kaybının iş bu uyuşmazlığın bağlandığı sorumluluk kuralları ile bağdaşmadığı anlaşılmış davacının bu talebi de red edilmiştir.Müterafik kusur indiriminden kaynaklı red edilen kısım yönünden yukarıda aynen alıntılanan emsal Yargıtay kararı nedeni ile davalı lehine bu kısımdan vekalet ücreti verilmemiştir. Tüm bu anlatılan nedenler bir bütün olarak değerlendirilmiş aşağıdaki şekilde hüküm verilmesi gerektiği sonucuna varılarak buna uygun hüküm tesis edilmiştir.
HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;
1-Davacı ... yönünden davanın aktif husumet yokluğu nedeni ile reddine,
2-Davanın Kısmen kabul ve kısmen reddi ile;
A-Davacının mahrum kalınan kar talebinin REDDİNE,
B-993.000 TL tazminatın 19.07.2023 tarihinden itibaren davalı ... yönünden yasal faizi ile , diğer davalı şirket bakımından aynı tarihten başlamak kaydı ile avans faizi ile birlikte müştereken ve müteselsilen tahsili ile davacıya ödenmesine ( Davalı şirketin sorumluluğu 993.000 TL tazminata TBK'nın 52. Maddesi uyarınca %50 oranında müterafik kusur indirimi uygulanmak sureti ile belirlenen 496.500,00 TL ile sınırlıdır)
3-Alınması gereken 67.831,83 TL harçtan peşin alınan 20.783,32 TL harcın mahsubu ile bakiye 47.048,51 TL harcın davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili ile hazineye irat kaydına ( Davalı şirketin sorumluluğu 33.915,91 TL ile sınırlıdır)
4-Davacılar tarafından 269,85 TL başvurma harcı, 20.783,32 TL peşin harç olmak üzere toplam 21.053,17 yargılama gideri mahiyetindeki harcın davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya ödenmesine,
5- Davacı yanca yapılan 14.000,00 TL bilirkişi ücreti, 1.846,50 TL tebligat, posta gideri ve diğer yargılama giderleri toplamı 15.846,50 TL yargılama giderinin kabul ve red oranına göre hesaplanan 12.929,80 TL sinin davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili ile davacıya verilmesine,
( davalı şirketin sorumluluğu 6.464,90 TL ile sınırlıdır)
6- Karar tarihinde yürürlükte bulunan Av. Asg. Ücr. Trf.'ne göre 151.020,00 TL nispi vekalet ücretinin davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiliyle davacıya verilmesine, ( Davalı şirketin sorumluluğu 78.475,00 TL ile sınırlı olmak üzere )
7- Davalı şirket vekille temsil edildiğinden müterafik kusur indirmi hariç red edilen 24.000 TL ve 200.000 TL toplamı olan 224.000 TL üzerinden hesaplanan 35.840,00 TL nispi vekalet ücretinin davacı şirketten tahsili ile davalı şirkete ödenmesine,
8-Red sebebi farklı olan davacı gerçek kişi yönünden; Yürürlükte olan avukatlık asgari ücret tarifdfesi gereği maktu 30.000 TL vekalet ücretinin davacı ...'dan tahsili ile davalı şirkete ödenmesine,
9-6100 Sayılı HMK'nun 333. maddesi gereğince var ise kalan gider/delil avansının karar kesinleştiğinde taraflara iadesine,
10- Adalet bakanlığı bütçesinden karşılanan 3.120,00 TL arabuluculuk ücretinin 2.545,74 TL sinin davalılardan, 574,26 TL sin davacılardan tahsili ile hazineye irat kaydına, Dair karar, 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun İstinafa ilişkin hükümleri doğrultusunda, kararın tebliğ tarihinden itibaren iki (2) haftalık süre içerisinde (HMK'nın 345. maddesi), mahkememize veya başka bir yer mahkemesine dilekçe ile başvurmak (HMK'nın 343. maddesi) ve istinaf harcı ile gerekli giderlerin tamamen ödemek (HMK'nın 344. maddesi) suretiyle, ---- Bölge Adliye Mahkemesi nezdinde İstinaf yolu açık olmak üzere, taraf vekillerinin yüzüne karşı verilen karar, oy birliği ile açıkça okunup usulen anlatıldı.