T.C. İstanbul Anadolu 10. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO : 2023/327
KARAR NO : 2024/817
DAVA : Tazminat (Haksız Fiilden Kaynaklanan)
DAVA TARİHİ : 06/05/2023
KARAR TARİHİ : 05/12/2024
Mahkememize tevzi edilen dava dilekçesi mahkememiz esasının yukarıda belirtilen sırasına kaydedilip incelendi
DAVA: Davacı vekili 06/05/2023 harç tarihli dava dilekçesinde özetle; "Müvekkile ait ---- plakalı araç ile davalı tarafından ---- numaralı poliçe ile sigortalanan ----- plakalı araç arasında 18.11.2022 tarihinde maddi hasarlı trafik kazası meydana gelmiş olup bu kaza neticesinde, bağımsız sigorta eksperi ---- tarafından düzenlenen raporla sabit olduğu üzere, müvekkile ait araçta 55.471,80 TL tutarında hasar meydana gelmiş ve bu bedelin tespiti için düzenlenen rapora müvekkil 440,00 TL ücret ödemiştir. Yukarı paragrafta bahsi geçen kaza, davalı tarafından ---- poliçe numaralı ZMMS ile sigortalanan ----- plakalı araç sürücüsünün kusuru neticesinde meydana gelmesine karşın davalı tarafından müvekkile aksi yönde beyanlarda bulunarak müvekkilden haksız ve hukuka aykırı olacak şekilde, müvekkil aldatılarak ibraname alınmıştır. Zira; Bilindiği üzere; 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun "Aldatma" başlıklı 36. maddesi uyarınca; "Taraflardan biri, diğerinin aldatması sonucu bir sözleşme yapmışsa, yanılması esaslı olmasa bile, sözleşmeyle bağlı değildir. Üçüncü bir kişinin aldatması sonucu bir sözleşme yapan taraf, sözleşmenin yapıldığı sırada karşı tarafın aldatmayı bilmesi veya bilecek durumda olması hâlinde, sözleşmeyle bağlı değildir."Kanunda hilenin tanımına doğrudan yer verilmemiş ise de aldatma (hile); genel olarak, bir kimseyi irade beyanında bulunmaya, özellikle sözleşme yapmaya sevk etmek için onda kasten hatalı bir kanı uyandırmak veya esasen var olan hatalı bir kanıyı korumak yahut devamını sağlamak şeklinde tanımlanır. Hilenin varlığının kabulü için bazı şartların gerçekleşmesine ihtiyaç vardır: Birinci şart "aldatma fiili"dir. Aldatan şahıs diğerini yanıltmış (hataya düşürmüş) olmalıdır. Fakat karşı tarafın düştüğü bu yanılmanın esaslı olması gerekmez (TBK. m.36/1). Çünkü aldatan hiçbir surette korunmaya layık değildir. Aldatan, sözleşmenin yapılması ve özellikle görüşmeler sırasında, belirli konu ve hususlarda doğru olmayan bilgiler vermekte veya bazı hususları dürüstlük kuralına göre açıklaması gerekirken kasten gizlemektedir. İkinci şart; "aldatma kastı"dır. Aldatan, karşı tarafı sözleşme yapmaya ikna etmek için ona bilerek ve isteyerek (kasten) gerçek dışı beyanda bulunmuş olmalıdır. Başka bir deyişle, yalan söyleyende karşı tarafı aldatmak ve onun gerçeği bilmesi hâlinde yapmayacak olduğu bir sözleşmeyi yapmaya sevk etmek niyeti bulunmalıdır. Eğer bir kimse, bilmemesi ağır bir kusur teşkil etmesine rağmen, durumu bilmeden bir beyanda bulunmuş ise aldatma kastı yoktur. Üçüncü şart ise "illiyet bağı"dır. Sözleşme aldatma sonucu, onun etkisi ile yapılmalıdır. Aldatılan yapmış olduğu sözleşmeyi, aldatma olmasıydı ya hiç yapmayacak ya da daha iyi şartlarda yapacak idiyse, illiyet bağı gerçekleşmiş olur. Aldatma fiili, sözleşmenin kurulmasının asli şartı olmalı, aldatma ile sözleşmenin kurulması arasında tabi bir illiyet bağı bulunmalıdır. Yukarı paragrafta yer alan hukuki açıklamaları müvekkil nezdinde irdeleyecek olursak: Ek-3'teki ibraname; davalının müvekkili, kendilerinin gerçeği bilmesine rağmen, dürüstlük kuralına aykırı olacak şekilde bilerek ve isteyerek, kazanın oluşumunda kusurlu olan tarafa dair doğru olmayan bilgiler vermek suretiyle aldatması sonucunda, müvekkilde kazanın oluşumunda kendisine ait araç sürücüsünün kusurlu olduğu yönünde bir kanı uyandırarak, müvekkil yanıltılarak ve hataya düşürülerek müvekkilin gerçeği bilmesi halinde yapmayacağı bir sözleşmeyi yapmaya sevk ederek, aldatma sonucunda, aldatmanın etkisi ile imzalatılmıştır, müvekkilin bu sözleşme ile bağlı olması hukuken kabul edilebilir bir durum değildir. Müvekkile ait araçta oluşan hasar bedeli ile bu bedelin tespiti amacıyla düzenlenen ekspertiz raporu ücretinin tazmini 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun "...Kusurlu ve hukuka aykırı bir fiille başkasına zarar veren, bu zararı gidermekle yükümlüdür..." hükmünü haiz 49. maddesi uyarınca, yukarı paragraftaki açıklamalarımız uyarınca davalının sorumluluğunda olmasına karşın davalı ile yapmış olduğumuz arabuluculuk görüşmelerinin anlaşamama ile sonuçlanması üzerine işbu davayı açma gereği hasıl olmuştur." denmiştir.
CEVAP: Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; "6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 107. maddesi uyarınca; alacağın miktarının belli olmaması halinde belirsiz alacak davası açılabilir :Somut olayda ise, Davacı taraf, araç hasarı zararı yönünden talep konusunu belirlemiş ve fakat davasını yine de belirsiz alacak davası olarak ikame etmiştir. Kabul anlamına gelmemek kaydıyla; davacı tarafın dava konusu tamamen ve açık şekilde belirli olduğunu iddia etmesine rağmen davanın belirsiz alacak davası olarak açılması hukuka aykırıdır. Bu nedenle davacının belirsiz alacak davası açmakta menfaati bulunmadığından, Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 107. maddesi uyarınca davanın esasına girmeden doğrudan ve usulen reddini talep etmekteyiz. Belirtilmiştir. buna göre, huzurdaki davanın usulden reddini talep etmekteyiz.
müvekkil şirketin sorumluluğu sigortalısının kusuru ve bakiye poliçe limiti ile sınırlıdır.huzurdaki uyuşmazlıkta ---- plakalı araç sahibi davacı taraf müvekkil şirkete karşı alacaklarından feragat ettiğini yazılı olarak tarafımıza bildirmiştir. Ekte sayın mahkeme'ye davacıdan alınan feragatname yazısını sunmaktayız. davanın reddine karar verilmesini talep ederiz. Kabul anlamına gelmemek kaydıyla araç hasarı talebine ilişkin karşı yanın yokluğumuzda aldırmış olduğu tespit raporu veya faturalar varsa bunun kabulü mümkün değildir. Fahiş hesaplamanın yer aldığı, herhangi bir amortismanın mahsup edilmediği ve ıskonto uygulanmadan hesaplamanın yapıldığı raporun/faturanın hükme esas alınmaması gerekir. Bu konuda mahkemece yeni bir rapor tanzim ettirilmesini talep ediyoruz.Kabul anlamına gelmemek kaydıyla somut uyuşmazlıkta, dosyaya bakiye ödeme ve onarıma ilişkin de herhangi bir fatura sunulmamıştır. Türk Medeni Kanunu’nun 6. Maddesine göre; “Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlüdür.” Bu noktada karşı yandan aracın onarılıp onarılmadığı konusunda bilgi sorulmasını, aracın onarılması halinde onarıma ilişkin fatura ve diğer belgelerin dosyaya sunulmasının istenmesini talep ederiz. Yokluğumuzda tanzim ettirilen ekspertiz raporu için istenen tespit gideri poliçe kapsamında karşılanabilecek bir meblağ niteliğinde değildir. kaldı ki, karşı taraf ekspertiz raporu aldırmasına karşın bu rapordaki meblağa dayanarak davasını açmamıştır.Kabul anlamına gelmemekle birlikte, 6100 sayılı kanunun 266. maddesi gereği konusu teknik veya özel bilgi gerektiren hallerde bilirkişi incelemesi yaptırılması gerekmektedir. bu durumda, fuzuli bir masrafa sebebiyet verebilecek nitelikteki tespit masrafının müvekkil şirkete yükletilmesi 6100 sayılı hmk'nın 31. maddesine de aykırıdır. Davacının başvuru aşamasında tek taraflı olarak düzenletip dosyaya sunduğu tespit raporunun kabulü mümkün değildir. dolayısıyla, yargıtay kararı gereği kullanılması mümkün olmayan eksper raporu için ödenen ücretin de “makul gider” olarak değerlendirilemeyeceği ortadadır. davacının bu raporu aldırmak için yaptığı giderden müvekkil sigorta şirketinin sorumlu tutulmaması gerekmektedir. Kabul anlamına gelmemek kaydıyla, davacı yanın avans faiz talebine itiraz ediyoruz. Mağdur aracın müvekkil şirket ile arasındaki ilişki ticari bir nitelik arz etmemekte ve tazminat talebi de haksız fiilden kaynaklanmaktadır. KTK’nın tazminatın biçimi ile ilgili borçlar kanunun haksız fiil hükümlerine yollama yaptığı ve borçlar kanununda düzenlenen haksız fiil sorumluluğunda uygulanacak faizin yasal faiz olduğu, ayrıca müvekkil şirketin işletenin hukuki sorumluluğunu üstlenmiş olduğu dikkate alındığında davacı vekilinin avans faizi isteminin haksızlığı ortadadır. Bu nedenle, avans faiz talebinin reddini talep ederiz." denmiştir.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE:
Dava; TBK'nın 49.maddesi kapsamında trafik kazasından kaynaklanan maddi tazminat (hasar bedeli) talebine ilişkindir.
Davalı ...--- plakalı aracın ZMM (05.10.2022-05.10.2021) sigortacısıdır.
Kural olarak haksız fiilden kaynaklanan tazminat davalarında gerçek zarar ilkesi geçerlidir. Zarar gören ancak haksız fiil sebebiyle uğradığı gerçek zararını haksız fiil sorumlularından isteyebilir.Zarar bir eksilmeyi ifade eder. Haksız fiilin borç doğurmasının sebebi doğan zararı giderme yükümlülüğünden kaynaklanır. Haksız fiil faili bu fiili ile yaratmış olduğu eksilmeyi gidermek, zarar gören kişiyi fiilden önceki durumuna getirme borcu altına girmiştir. Haksız fiil failinin borcu doğan bu zararı tazmin etmeye dayanır. Buna göre haksız fiilden doğan tazminat borcunun üst sınırını doğan zarar oluşturur. (----) Zarar belirlenirken, uğranılan gerçek zararın dışına taşılamaz. Zarar görenin zararla ilgisi saptanamayan giderleri zarar kapsamının dışında tutulmalıdır.
KTK m.111 ‘Bu Kanunla öngörülen hukuki sorumluluğu kaldıran veya daraltan anlaşmalar geçersizdir. Tazminat miktarlarına ilişkin olup da, yetersiz veya fahiş olduğu açıkça belli olan anlaşmalar veya uzlaşmalar yapıldıkları tarihten başlayarak iki yıl içinde iptal edilebilir.’ Şeklinde düzenleme bulunduğu görülmekle 06.01.2023 tarihli düzenlenen ibranameye yönelik açılan elde ki dava iptal talebi olarak görülmüştür.Tüm dosya kapsamı bir arada değerlendirildiğinde; 18/11/2022 tarihinde meydana gelen trafik kazasında---- plaka sayılı araç sürücüsü trafik kazasının oluşumunda kusurlu olmadığı, davalı ... şirketine sigortalı---- plakalı araç sürücüsünün kazanın oluşumunda %100 kusurlu olduğunun bilirkişi incelemesi ile tespit edildiği, mahkememizce hükme esas alınan 17/09/2024 tarihli bilirkişi incelemesi ile dava konusu kaza nedeniyle ---- plaka sayılı araçta 39.244,44 TL hasar bedeli belirlenmiş olduğu kusur oranı dikkate alındığında ıslah talebine konu toplam 39.244,44 TL hasar bedelinin davalıdan tahsiliyle davacıya verilmesine dair aşağıdaki şekilde davanın kabulüne karar vermek gerekmiştir.
Hüküm; Ayrıntısı ve yasal gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;
1-Davanın Kabulüne; 39.244,44 TL hasar onarım bedeli tazminatının (1.000,00 TL yönünden dava tarihi olan 06/05/2023 tarihinden, 38.244,44 TL yönünden ıslah tarihi olan 13/11/2024 tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte) davalıdan alınarak davacıya verilmesine,
2-440,00 TL eksper masrafının yargılama giderleri içinde ele alınmasına
3-Harçlar yasası uyarınca alınması gereken 2.680,78 TL harçtan, peşin yatırılan 179,90 TL harç ile 668,50 TL ıslah harcının toplamı olan 848,40 TL 'den düşümü ile geri kalan 1.832,38 TL harcın davalıdan alınarak hazineye İRAD KAYDINA,
4-Davacı tarafından yapılan 179,90 TL Peşin harç, 668,50 TL ıslah harcı ve 179,90 TL başvurma harcı 4.500,00 TL bilirkişi ücreti, 440.00 TL eksper ücreti ve 163,25 TL posta gideri olmak üzere toplam 6.131,55 TL yargılama giderinin davalıdan alınarak davacıya VERİLMESİNE,
5-Davacı kendisini bir vekil ile temsil ettirdiğinden yürürlükte bulunan A.A.Ü.T'ye göre 30.000,00 TL vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacıya VERİLMESİNE,
6-Artan gider avansının karar kesinleştiğinde davacıya İADESİNE,
7- 3.120,00 TL Arabulucu ücretinin davalıdan tahsiliyle hazineye irad kaydına,Dair karar, 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun İstinafa ilişkin hükümleri doğrultusunda, kararın tebliğ tarihinden itibaren iki (2) haftalık süre içerisinde (HMK'nın 345. maddesi), mahkememize veya başka bir yer mahkemesine dilekçe ile başvurmak (HMK'nın 343. maddesi) ve istinaf harcı ile gerekli giderlerin tamamen ödemek (HMK'nın 344. maddesi) suretiyle, ----- Bölge Adliye Mahkemesi nezdinde İstinaf yolu açık olmak üzere, davacı vekilinin yüzüne karşı davalı tarafın yokluğunda verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı.