T.C. İstanbul Anadolu 11. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO:2021/447 Esas
KARAR NO:2024/864
DAVA: Tazminat (Haksız Fiilden Kaynaklanan)
DAVA TARİHİ: 13/07/2021
KARAR TARİHİ: 13/11/2024
Mahkememizde görülmekte olan Tazminat (Haksız Fiilden Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:Davacı vekili verdiği dava dilekçesinde özetle;-----sayılı dosyası ile davacı avukat ------ arasında karşı tarafa yüklenecek vekâlet ücreti alacağı davası görülmekte iken davalı şirketin -----tarihli tasfiye kararını ------- ilan ettirdiğini ve bunu takiben tasfiye işlemlerini tamamlayarak, ---- tarihi tasfiye sonu kararını ------ tarihinde ilan ettirdiğini, anılan davanın -----tarihinde açılmış olduğunu, yargılama devam etmekte iken davalı şirketin sicilden terkin edildiğini, mahkemeden şirketin ihyası davası açmak için yetki ve süre verilmesinin talep edildiğini, Mahkemenin ----- tarihli celsesinin | no.lu ara kararı uyarınca “Davacı vekiline davalı ----hakkında ihya davası açmak üzere yetki ve süre verilmesine” şeklinde karar verildiğini,------ tarihinde ihya davası ikame edildiğini, anılan Mahkemenin -------- sayılı kararı uyarınca, “Davanın kabulü ile, tasfiye halindeki --------sayılı dosyası yönünden geçerli olmak üzere TTK. nun 547. Maddesi uyarınca ihyasına” karar verildiğini, dava dışı şirketin ------sayfa numarası ile ek tasfiye haline girdiğini, tasfiye memurluğuna tescil tarihinden aksi karar alınana kadar davalı------------atanmasına karar verildiğini, davalı tasfiye memurunun “düzenli ve görevinin bilincinde bir yönetici” ilkesine aykırı şekilde tasfiye sürecini kusurlu şekilde yürüt! dava dışı şirketin kurucu ortaklarının da, “tedbirli bir yönetici” ilkesine aykırı şekilde kusurlu yönetimi nedeniyle alacaklı davacının zarara uğramasına sebebiyet verdiklerini, dava dışı şirket ile davacı arasında görülmekte olan -------- sayılı alacak davasının davalılar tarafından bilindiğini, davacının alacaklı olduğu tespit edilmesine karşın bu alacağın ödenmeden ve teminat ayrılmadan tasfiyenin sonlandırılıp, ortaklığın ticaret sicilinden terkin edilmesinin davacıyı zarara uğrattığını, davacının uğradığı bu zarar sebebi ile işbu davayı ikame ettiğini belirterek, davacı avukat tarafından ----- tarihinde dava dışı ---- aleyhine-----------kapsamında avukatlık ücret alacağına ilişkin ikame edilen dava devam ederken, davalılar tarafından bu alacak ödenmeden ve teminat ayrılmadan dava dışı şirketin tasfiyesinin sonlandırılması ve sicilden terkin edilmesi, davalı tasfiye memuru ve diğer davalı şirket ortaklarının kusurlu ve yanıltıcı eylemleri sonucu davacının ortaklıktan alacağını tahsil edememesi sebebiyle uğranılan belirsiz alacak olmak üzere şimdilik 6,000.00 TL zararın 6102 sayılı TTK. m.553/1 madde hükmü uyarınca tazminine, yargılama gideri ve vekâlet ücretinin davalılar üzerine bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir. Davalı ---- ve diğer davalı----- vekili ---- tarihli cevap dilekçesinde özetle; Huzurdaki davanın hukuki yarar yokluğundan reddi gerektiği, davacı TTK m. 553 gereğince işbu davayı ikame etmişse de 553. madde hükmünün unsurlar ıbakımından dava konusu olayda uygulanamayacağını, davaya konu----------dosyasının halihazırda derdest olup İstinaf aşamasında olduğunu, davacı bakımından dava konusu edilebilecek somut bir zararın mevcut olmadığını, davacının davalılar hakkındaki iddialarının asılsız olduğunu, bu nedenle davanın hukuki yarar yokluğundan reddi gerektiğini, Sayın Mahkeme aksi kanaatteyse öncelikle --------- sayılı dosyasının işbu dava açısından bekletici mesele yapılmasını talep ettiklerini, davanın Türk Borçlar Kanunu'nun 72. Maddesi kapsamında zamanaşımına uğradığını, davalı ------ tasfiye memuru olarak tüm iş ve işlemlerini hukuka uygun olarak yaptığını, --------- dosyasından davalıların haberdar olmadığını, haberdar olmasının da beklenemeyeceğini, davalılara kusur izafe edilemeyeceğini, TTK 553. Madde gereği tasfiye memurunun sorumluluğundan bahsedilebilmesinin mümkün olamayacağını, davalıların TTK m. 536 vd maddelerine uygun olarak tasfiyeyi başlattığını, davalının dava dışı Tulip şirketinin tasfiye kararını 15.12.2017 tarihinde tescil ettirdiğini, TTK m. 41 gereğince 11.01.2017 tarihinde şirket alacaklılarına ilan yoluyla duyuru yapıldığını, davacı tarafından bir başvuru olmadığını, 18.01.2017 tarihinde ve akabinde 25.01.2017 tarihinde aynı şekilde şirket alacaklılarının var ise tasfiye memuruna başvurmaları gerektiğinin ---------- ilan yolu ile duyurulduğunu, davacı söz konusu ilanlara karşı hiçbir başvuruda bulunmadığını, davalının davacıyı zarara uğratma saikiyle hareket etmesinin mümkün olamayacağını, şirketin tasfiye kararının 25.01.2017 tarihinde 3. Kez ilanen tebliğ olunduğunu, söz konusu kararın ilanen tebliğ edilmesine müteakip 6 aylık yasal süre içinde alacaklı olduğunu iddia eden davacının tasfiye memurluğuna müracaat etmesi gerekeceğini, ancak davacı tarafın alacağını almak için tasfiye memurluğuna başvurmadığını, davalının sorumlu tutulabilmesi yasa gereği söz konusu zararın oluşmasıyla, müvekkillerinin eylemleri arasında nedensellik bağı olması gerektiğini, davanın illiyet bağı yokluğundan da reddi gerektiğini, ----- şirketinin tasfiye süreci sonlandırıldığında mevcutta herhangi bir malvarlığı olmadığını, dolayısıyla davacı tarafın iddia ettiği gibi tasfiye memurunun iş ve işlemlerinin dava dışı--------------- şirketinden alacaklı olan hiç kimseye somut bir zarar vermesi mümkün olmadığından illiyet bağı yokluğundan huzurdaki davanın reddedilmesi gerektiğini, davacı tarafın dava dilekçesinde davalının tasfiye sürecini kusurlu şekilde yürütmesi nedeniyle zarara uğradığını iddia ettiğini, oysaki davalıların bir kusurunun dava konusu olayda mevcut olmadığını, davalıların yasanın kendilerine yüklediği tüm yükümlülükleri yerine getirdiğini, buna rağmen davacının henüz kesinleşmemiş bir dava dosyasına konu alacağını tasfiye memurundan tahsile çalışmasının kötüniyetinin bir göstergesi olduğunu, davalıların yükümlülüklerini yerine getirmediği düşünülse bile bu davranışından dolayı somut bir zararın oluşması gerektiğini, somut bir zararın bulunmaması nedeniyle davanın reddi gerektiğini belirterek, davanın öncelikle hukuk yarar yokluğundan reddine, davacının uğramış olduğu somut bir zarar bulunmadığından davanın esasa girilmeden usulden reddine, Mahkeme aksi kanaatte ise -----------dosyanın bekletici mesele yapılmasına karar verilmesini, davacının tasfiye işleminin sona erdiği tarihi öğrenmesinden itibaren 2 yıllık zamanaşımı süresi geçtiği için davanın esasa girmeden usulden reddine, davacının yasal süresi içinde başvuru yapmamış olması ve davacı tarafın avukatlık ücreti alacağına ilişkin açmış olduğu-------sayılı dava dosyasından davalıların haberdar olmamasından dolayı müvekkilinin TTK 553. maddesine aykırı davranması söz konusu olmadığından huzurdaki davanın reddine, aksi kanaatte olunması halinde, dava dışı ------- şirketinin aktif malvarlığı bulunmaması nedeniyle alacaklı olduğunu iddia eden davacının davalıların iş ve işlemlerinden ötürü zarara uğratamayacağından davanın reddine karar verilmesini, davanın esastan reddi ile yargılama giderleri ile vekâlet ücretinin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
DELİLLER VE DEĞERLENDİRME:Dava tasfiye memuru ve şirket yetkilisinin sorumluluğu davasıdır.Dava, davacı vekilinin dava dışı şirketten olan vekalet ücreti alacağının şirketin tasfiye edilmesi nedeniyle tahsil edilemediği iddiasına dayalı olup, şirketin tasfiyesinde tasfiye memuru ile davalıların kusurlu olup olmadığı, kusurlu olmaları halinde davacı nezdinde oluşan zararın doğrudan zarar olup olmadığı ve buna bağlı olarak aktif dava ehliyeti bulunup bulunmadığı hususlarına ilişkindir. Mahkememizce uyuşmazlık konularında inceleme ve değerlendirme yapmak üzere dosya bilirkişi heyetine tevdi edilmiş ve 08.08.2024 tarihli bilirkişi heyet raporu dosyay sunulmuş, rapor dosya kapsamına uygun ve hüküm kurmaya elverişli görülmüşütür.Davalı tarafça zamanaşımı definde bulunulmuş, ---- tarihli celsede zararı öğrenme tarihinin ------- sayılı dosyasının karar tarihinde 2022 yılında belirlenebilir olduğundan zaman aşımının dolmadığından reddine karar verilmişir.----- yer alan ilana göre; -------- kararında şirketin faaliyetlerinin devamına bir fayda görülmediğinden tasfiye haline girmesine, şirket müdürü ---- tasfiyeye girinceye kadar yapılan iş ve işlemlerden ibrasına, tasfiye işlemlerini yürütmek üzere -------- tasfiye memuru olarak atanmasına, tasfiye ile ilgili olarak münferit imza ile şirketi temsil etmesine oybirliği ile karar verildiği, kararda ----kendi adına asaleten ve ----- bulunduğu görülmektedir.
----- yayınlanan ilana göre, Tasfiye Halinde----- ek tasfiye için ihyası, ------ tarihli kararına dayanarak ---- tarihinde tescil edilmiş olup, ek tasfiyeye------ görülüp sonuçlandırılması ve infazı işlemleriyle sınırlı olmak kaydıyla karar verilmiş, ek tasfiye işlemlerini yerine getirmesi için ---- tasfiye memuru olarak atanmıştır. Limited şirketlerin sona ermesi TTK m. 636, 637 ve 643 hükümlerinde düzenlenmekte olup, TTK m. 636/1-b'ye göre genel kurul kararı ile limited şirketin sona ermesine karar verilebilir. TTK m. 636/5'e göre ise sona ermenin sonuçlarına anonim şirketlere ilişkin hükümler, TTK m. 643 hükmüne göre de, tasfiye usulü ile tasfiyede şirket organlarının yetkileri hakkında anonim şirketlere ilişkin hükümler uygulanır. Anonim şirketlere ilişkin TTK m. 540 hükmüne göre; “(1) Tasfiye memurları görevlerine başlar başlamaz, şirketin tasfiyenin başlangıcındaki durumunu incelerler; gerekirse şirket mallarına değer biçmek için uzmanlara başvurarak, şirketin malvarlığına ilişkin durumu ile finansal durumunu gösteren bir envanter ile bilanço düzenler ve genel kurulun onayına sunarlar. Envanter ve bilançonun onaylanmasından sonra, tasfiye memurları şirketin envanterde yazılı bütün malları ile belgelerine ve defterlerine el koyarlar.” Alacaklıların çağrılması ve korunmasına ilişkin TTK m. 541 hükmüne göre; Alacaklı oldukları şirket defterlerinden veya diğer belgelerden anlaşılan ve yerleşim yerleri bilinen kişiler taahhütlü mektupla, diğer alacaklılar ------- ve şirketin internet sitesinde ve aynı zamanda esas sözleşmede öngörüldüğü şekilde, birer hafta arayla yapılacak üç ilanla şirketin sona ermiş bulunduğu konusunda bilgilendirilirler ve alacaklarını tasfiye memurlarına bildirmeye çağrılırlar. (2) Alacaklı oldukları bilinenler, bildirimde bulunmazlarsa alacaklarının tutarı Bakanlığınca belirlenecek bir bankaya depo edilir. (3) Şirketin, henüz muaccel olmayan veya hakkında uyuşmazlık bulunan borçlarını karşılayacak tutarda para notere depo edilir; meğerki, bu gibi borçlar veterli bir şekilde teminat altına alınmış veya şirket varlığının pay sahipleri arasında paylaşımı bu borçların ödenmesi şartına bağlanmış olsun.
Yukarıdaki fıkralarda yazılı hükümlere aykırı hareket eden tasfiye memurları haksız olarak ödedikleri paralardan dolayı 553. madde uyarınca sorumludur. TTK m. 542 vd. hükümlerine göre, şirketin süregelen işleri tamamlandıktan, alacakları tahsil edildikten, aktifleri paraya çevrilerek borçları ödendikten, pay bedelleri geri verildikten ve geriye bir şey kalmışsa pay sahipleri arasında tasfiye payları dağıtıldıktan sonra tasfiye memuru kesin bilançoyu düzenleyerek genel kurula sunacak, şirketin alacağı, borcu ve dağıtılmayan bir malvarlığı kalmadığının bu bilançodan anlaşılması üzerine şirkete ait ticaret unvanının sicilden silinmesi için genel kurul kararına dayanarak sicil müdürlüğünden talepte bulunacaktır. Eldeki davada, yukarıda da belirtildiği üzere, davacı ile dava dışı ----- arasında dava ve icra takibi konusu bir alacak söz konusudur. -------tarihli gerekçeli kararında; “Davanın kısmen kabulüne, davalıların ------ sayılı takip dosyasına yaptığı itirazın kısmen iptaline, takibin davalı ------ üzerinden, ------- (her iki davalıdan tahsil edilecek miktarlar birbiriyle tahsilde tekerrür olmamak kaydıyla) takipte belirtilen şartlarla kaldığı yerden devamına, ----- Davacının bu dava nedeniyle yapmış olduğu 120,67 TL peşin harç, 27.70 TL başvurma harcı olmak üzere toplam 148,37 TL'nin davalılardan (davalı -------- karar ve ilam harcı olmak üzere toplam 108,40 TL ile sınırlı olmak kaydıyla) alınarak davacıya verilmesine, Davacı kendisini vekille temsil ettirdiğinden karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret tarifesine göre davanın kabul edilen miktarı yönünden hesaplanan 1.756,00 TL nispi vekâlet ücretinin davalılardan (davalı------- sorumluluğunun 36,00 TL ile sınırlı olmak kaydıyla) alınarak davacıya verilmesine, ------Davacı tarafından yapılan ------- üzerinden tespit edilen bilirkişi ücreti, yargılama ve yazışma giderleri toplamı 1.149,05 TL ile 4,10 TL vekâlet harcı olmak üzere toplam 1.153,15 TL yargılama giderinin davalı şirketlerin sorumluluk oranları dahilinde davanın kabul ve ret oranına göre hesap edilen 286,57 TL'nin davalılardan (davalı ----- sorumluluğunun 5,88 TL ile sınırlı olmak kaydıyla) alınarak davacıya verilmesine ---- taraf vekillerinin yüzlerine karşı, davalı ------ yokluğunda miktar itibariyle kesin olmak üzere verilen karar açıkça okunup anlatıldı...” şeklinde karar verilmiştir. Mahkeme kararında belirtilen tutar davacının dava dışı şirketten alacağı olup, bu alacağını dava dışı şirketten tahsil edememesi durumunda da doğrudan zararı oluşacaktır. Yukarıda açıklandığı üzere, dava dışı şirketin ------ tarihli ortaklar kurulu kararında şirket müdürü ------ ibrası ile tasfiye işlemlerini yürütmek üzere---- tasfiye memuru olarak atanmasına karar verilmiş, kararı ------- kendi adına asaleten ve -----temsilen imzalamıştır. Davacı tarafın dava dışı şirketten alacaklı olduğuna karar veren ------ kapsamında görülen davanın açılış tarihi ------- olup, iş bu davanın açılış tarihi, dava dışı şirketin tasfiyeye girmesine karar verilen ---- tarihli ortaklar kurulu kararından önce olduğu görülmektedir.----- tarihli kararının ilk sayfasında davalılardan Tasfiye Halinde ----- tasfiye memuru------ ismi kayıtlı olduğu fakat ---- adresi hakkında ilk araştırmanın -------- celse ara kararıyla başlatıldığı ve tasfiye memuruna dava hakkında ilk defa 26/10/2021 tarihinde tebliğ evrakı düzenlendiği, buna göre davalı tasfiye memurunun bahsi geçen Asliye Hukuk dosyasından en erken 26/10/2021 tarihinde haberdar olduğunun kabulü gerektiği, bu tarihten önce haberdar olduğuna dair dosyada herhangi bir kanıt bulunmadığı, dosyadaki sicil kayıtlarına göre tasfiye halinde ------- tasfiye sonu kapanışının ise 15/12/2017 tarihinde tescil ve ilan edildiği anlaşılmıştır.TTK m. 541/3 hükmü uyarınca tasfiye sürecinin tamamlanmasından önce hakkında uyuşmazlık bulunan borçları karşılayacak tutarda paranın notere depo edilmesi veya bu gibi borçların yeterli bir şekilde teminat altına alınmış olması ya da şirket varlığının pay sahipleri arasında paylaşımının bu borçların ödenmesi şartına bağlanması gerekir. Son ihtimalin tercih edilmesi durumunda, borç ödeninceye kadar şirketin -------- silinmemesi de gerekecektir. Tasfiye memuru açıklanan bu yükümlülüklerine aykırı hareket ederse, TTK m. 541/4 uyarınca sorumlu olacaktır. TTK m. 541/4 hükmüne göre; “Yukarıdaki fıkralarda yazılı hükümlere aykırı hareket eden tasfiye memurları haksız olarak ödedikleri paralardan dolayı 553 üncü madde uyarınca sorumludur.” TTK m. 553 hükmüne göre ise; “(1) Kurucular, yönetim kurulu üyeleri, yöneticiler ve tasfiye memurları, kanundan ve esas sözleşmeden doğan yükümlülüklerini kusurlarıyla ihlal ettikleri takdirde, hem şirkete hem pay sahiplerine hem de şirket alacaklılarına karşı verdikleri zarardan sorumludurlar. (2) Kanundan veya esas sözleşmeden doğan bir görevi veya yetkiyi, kanuna dayanarak, başkasına devreden organlar veya kişiler, bu görev ve yetkileri devralan kişilerin seçiminde makul derecede özen gösterme- iklerinin ispat edilmesi hâli hariç, bu kişilerin fiil ve kararlarından sorumlu olmazlar. Hiç kimse kontrolü dışında kalan, kanuna veya esas sözleşmeye aykırılıklar veya yolsuzluklar sebebiyle sorumlu tutulamaz; bu sorumlu olmama durumu gözetim ve özen yükümü gerekçe gösterilerek geçersiz kılınamaz.” Bu düzenlemeler çerçevesinde davalı tasfiye memurunun ve diğer davalı şirket müdürünün TTK m. 541 ve 553 hükümleri uyarınca sorumlulukları kusur sorumluluğu olup, davalılarının kusurunun ispat yükü kendisine düşen davacı tarafça kusurun kanıtlanması gerekmektedir.
Davalıların, dava konusu alacaktan sorumlu olduklarından bahsedebilmek için, dava konusu alacağın varlığını bilmelerine rağmen yükümlülüklerini kusurlarıyla ihlal ederek, şirket mevcudunu haksız olarak dağıtmak ve tasfiyeyi sonlandırmak suretiyle davacıya zarara vermiş olmaları gerekmektedir. Dosya kapsamına göre, davalı tasfiye memurunun yukarıda açıklandığı üzere dava konusu alacaktan şirketin tasfiyesinden sonra haberdar olduğu, bunun aksine bir kanıtın dosyaya sunulamadığı gibi, tasfiye sürecinde TTK m. 541/4 uyarınca şirket mevcudundan haksız olarak ödedikleri bir tutarın bulunup bulunmadığının da tespit edilemediği görülmektedir. Tasfiye memurunun sorumluluğu haksız olarak pay sahiplerine veya şirketin diğer alacaklılarına ödenen tutar kadardır. Dava konusu alacak da tasfiye sürecinde yapılan paylaştırmaya dahil edilseydi, davacı alacaklı tasfiye sürecindeki şirketin malvarlığından ne ölçüde alacağını alabilecektiyse, tasfiye memurunun o ölçüde davacı alacaklıya karşı sorumluluğu söz konusu olabilecektir.
Yukarıda yapılan açıklamalar ışığında davalı tasfiye memurunun ve diğer davalı şirket müdürünün TTK m. 541 ve 553 hükümleri uyarınca sorumluluklarından bahsedebilmek için, dava konusu alacağın varlığını bilmelerine rağmen yükümlülüklerini kusurlarıyla ihlal ederek şirket mevcudunu haksız olarak dağıtmak ve tasfiyeyi sonlandırmak suretiyle davacıya zarar vermiş olmaları gerektiği, yukarıda açıklandığı üzere, davalı tasfiye memurunun tasfiye sırasında ve tasfiye sonu öncesinde dava konusu alacaktan haberdar olduğunun kanıtlanamadığı, buna ilişkin davacı tarafça dosyaya bir delil sunulamadığı, aynı şekilde diğer davalı şirket yetkilisinin sorumluluğunun tasfiye memurunun seçiminde özensiz ve kusurlu davranışından kaynaklanabileceği , fakat davalı şirket yetkilisinin tasfiye memuru seçiminde kusurlu yada özensiz davrandığına ilişkin dosyada bir delilin bulunmadığı, yine aynı şekilde tasfiye sürecinde TTK m. 541/4 uyarınca haksız olarak ödenen bir tutarın bulunup bulunmadığının da dosya kapsamından tespitinin mümkün olmadığı, dosyada davalı tasfiye memuru tarafından haksız ödeme yapıldığına dair davacı tarafçada her hangi bir delil sunulamadığı, bu kapsamda davalılarının tasfiye sürecindeki işlemlerde kusurlulukları, yine yukarıda açıklandığı üzere tasfiye de, başka alacaklılara haksız yapılan bir ödeme nedeniyle davacı nezdinde bir zararın gerçekleştiğinin kanıtlanamadığı, HMK 107/2 maddesi kapsamında dava sürecinde dava değeri, ------- sayılı dosyasında belirlenebilir hale gelmesine rağmen talep belirlenmediğinden dava tarihindeki değerin baz alınması gerektiği kanaatine ulaşılmakla davanın miktar yönünden kesin olarak reddine karar vermek gerekmiş ve aşağıdaki gibi karar verilmiştir.
H Ü K Ü M : Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;
1-Kanıtlanamayan davanın REDDİNE
2-Alınması gereken 427,60.- TL harcın peşin alınan 102,47.- TL harçtan mahsubu ile kalan 325,13.- TL harcın davacıdan alınarak Hazineye gelir kaydına,
3-Davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına,
4-Dava reddolduğundan AAÜT'ye göre 30.000.-TL maktu vekalet ücretinin davacıdan alınarak kendilerini vekille temsil eden davalıya verilmesine,
5-Ara buluculuk Kanunu'nun 18/A-(13) maddesi ve Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Yönetmeliğinin 26/2 maddeleri ile Arabuluculuk Asgari Ücret Tarifesi uyarınca --------- bütçesinden ödenen 1.360.- TL arabuluculuk ücretinin davacıdan tahsili ile Hazineye Gelir Kaydına,
6-Taraflarca yatırılan gider avansından kullanılmayan kısmın kararın kesinleşmesinden sonra talep halinde taraflara iadesine,
Dair; taraf vekillerinin yüzüne karşı KESİN olmak üzere oybirliğiyle verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı. 13/11/2024