T.C. İstanbul Anadolu 12. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO: 2020/904
KARAR NO: 2023/831
DAVA: Tazminat (Ölüm Ve Cismani Zarar Sebebiyle Açılan Tazminat)
DAVA TARİHİ: 27/11/2020
KARAR TARİHİ: 23/11/2023
Mahkememizde görülmekte olan Tazminat (Ölüm Ve Cismani Zarar Sebebiyle Açılan Tazminat) davasının yapılan açık yargılaması sonunda,
DAVA:
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkili ... gebelik takibini dava dışı ----yaptığını, Dr. ---Tıbbi Kötü Uygulamaya İlişkin Zorunlu Mali Sorumluluk Sigorta Poliçesinin 11/01/2020-11/01/2021 tarihlerinde geçerli olmak üzere---- numarası ile davalı sigorta şirketi tarafından düzenlendiğini, sigortalı doktorun gebelik takibinde davacı anneyi down sendromunu tespit eden testler, doğruluk oranları, alternatif tespit seçenekleri ve bunların reddedilmesi halinde ortaya çıkacak riskler konusunda usulünce aydınlatmadığını, küçük ...' ın down sendromlu olarak doğmasına sebebiyet verdiğini bildirdiğinden bahisle küçük ... için 430.000,00 TL işgöremezlik (bakıcı ücreti dahil maddi) tazminatı, 40.000,00 TL manevi tazminat ve müvekkili anne ... için 20.000,00 TL, müvekkili baba ... için 20.000,00 TL olmak üzere toplam 40.000,00 TL manevi tazminattan ibaret 510.000,00 TL tazminatın davalıdan alınarak müvekkillerine ödenmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
CEVAP:
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davacının gebelik takibinde sigortalı hekim tarafından takip edildiği döneme ilişkin tüm test ve tetkiklerin eksiksiz yaptırıldığını, down sendromu gibi anormalilerin %100 tespitinin mümkün olmadığını, davanın hekime ihbarının gerektiğini, hasta dosya notlarında görüldüğü üzere test ve tetkiklerin çoğunlukla dış merkezlerde yapıldığını, davacı tarafın tazminat taleplerinin dayanaksız ve fahiş olduğunu beyanda davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
İNCELEME ve GEREKÇE:
Dava, tıbbi kötü uygulamaya ilişkin zorunlu mali sorumluluk sigorta poliçesine dayalı maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir.
20/07/2010 yürürlük tarihli Tıbbi Kötü Uygulamaya İlişkin ZMMS Sigortası Genel Şartlarında; "bu sigorta poliçesinin 1219 sayılı kanunun Ek 12. maddesi çerçevesinde, serbest ya da kamu veya özel sağlık kurum ve kuruluşlarında çalışan tabipler, diş tabipleri ve tıpta uzmanlık mevzuatına göre uzman olanların poliçe kapsamındaki mesleki faaliyeti ifa ederken, sözleşme tarihinden önceki on yıllık dönemdeki veya sözleşme süresi içinde mesleki faaliyeti nedeniyle verdiği zararlara bağlı olarak, sözleşme süresi içinde kendisine yapılan tazminat taleplerine, bu taleple bağlantılı yargı gideri ile faize ve sigortalı aleyhine ileri sürülen tazminat talebine ilişkin makul giderlere karşı poliçe limiti dahilinde teminat sağlayacağı, ancak on yıllık dönemin başlangıcının 30.07.2009’u geçemeyeceği ve bir aydan fazla sigortasız kalınan dönemlerde meydana gelen olaylara bağlı olarak sigortalı dönemlerde yapılan ihbarlar için sigorta korumasının bulunmadığı" düzenlenmiştir.
6102 sayılı TTK'nın 1482. Maddesine göre, sigortacıya yöneltilecek tazminat istemleri, sigorta konusu olaydan itibaren on yılda zamanaşımına uğrar. Tıbbi Kötü Uygulamaya İlişkin Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası Genel Şartlarının B.1. maddesine göre, sigorta sözleşmesinin konusuna ilişkin olarak sigortalının kendisine tazminat talebinde bulunulduğunu öğrendiği ya da zarar görenin doğrudan doğruya sigortacıya başvurduğu anda riziko gerçekleşmiş sayılır. Genel şartların C.9. maddesine göre ise, sigorta sözleşmesinden doğan bütün istemler, alacağın muaccel olduğu tarihten başlayarak iki yıl ve sigorta tazminatına ilişkin istemler her hâlde rizikonun gerçekleştiği tarihten itibaren on yıl geçmekle zamanaşımına uğrar. Somut olayda davacı küçük ...' ın doğum tarihi 07/03/2018 olup, down sendromu nedeniyle alınmış ilk engelli sağlık kurulu raporu ise 11/07/2019 tarihlidir. İşbu dava ise 16/12/2020 tarihinde açılmış olmakla, dava zamanaşımına uğramamıştır.
Sigorta poliçesi, hasar dosyası, hastane kayıtları ve raporları, ----- raporu, küçüğün iş göremezliğine ilişkin celp ve ibraz edilmiş, bilirkişi incelemesi yapılmıştır.
Mahkememizce ----- aldırılan 04/08/2022 tarihli rapor ile 30/03/2013 tarih ve ---- sayılı ----- yayımlanan Özürlülük Ölçütü Sınıflandırması ve Özürlülere Verilecek Sağlık Kurulu Raporları hakkında yönetmeliği dikkate alındığında; küçüğün kendisinde mevcut Down Sendromu Hastalığına yönelik listede yer alan bulgulara göre; Zihinsel, Ruhsal, Davranışsal Bozukluklar, A-Zeka İşlev Bozuklukları, 3-Orta, özürlülük oranı %70 Kas İskelet Sistemi, Santral Ve Periferik Sinir Sistemi Hastalıklarına Bağlı Bozukluklar, Ayakta durabilme, yürüme ve hareket bozukluklar, Tablo 4.1’e göre Hafif, özür oranı %20, Kas İskelet Sistemi, Santral Ve Periferik Sinir Sistemi Hastalıklarına Bağlı Bozukluklar, Her iki üst ekstremite bozuklukları, Tablo 4.2b’ye göre, özür oranı Hafif-Orta %40 olup Balthazard yöntemi ile toplandığında; kişinin Tüm Vücut Engellilik Oranının %86(yüzdeseksenaltı) olduğu, başka birisinin sürekli bakımına muhtaç durumda olduğu sonuç ve kanaati bildirilmiştir.
Mahkememizce aldırılan 20/06/2023 tarihli -----Kurumu raporu ile Gebelik takiplerinde Down Sendromlu olduğu tespit edilemediği iddia edilen ----- oğlu, 07/03/2018 doğumlu ... hakkında düzenlenen ---- belgelerin tetkikinde; kişinin gebelik takiplerinin 21/07/2017 tarihinden itibaren----- Devlet Hastanesinde yapıldığı, ancak takiplerine ilişkin tıbbi kayıtların dava dosyasında olmadığı, küçüğün 07/03/2018 tarihinde Down Sendromlu olarak doğduğu anlaşılmakla; Genel tıbbi bilgiye göre, vücut hücrelerindeki kromozom sayısındaki fazlalıktan kaynaklanan genetik bir anormallik olan Down Sendromunda tarama testlerinin Sağlık Bakanlığı tarafından uygulanması zorunlu bir tetkik olarak bildirilmediği, bu testlerin tarama niteliğinde olduğu, risk değerlendirmesi yapılan bu testler ile doğacak bebekte Down Sendromu vardır veya yoktur şeklinde kesin bir sonuca gitmenin mümkün olmadığı, tarama testlerinde annenin yaşı, hormonal değerleri ve testin özelliğine göre sonografik görüntüleme sonuçları göz önüne alınarak bir risk oranı belirlendiği, test sonuçlarının risk sınırı üzerinde çıkmasının bebekte mutlaka Down Sendromu olduğu anlamına gelmeyeceği gibi, risk sınırının altında olduğu durumlarda dahi bebekte Down Sendromu görülebileceğinin bilindiği, test sonucunun söz konusu hastalığın kaç gebenin birinde karşılaşılabileceğini gösterdiği, oranın istatistikler ışığında risk sınırının üstünde bir değer göstermesi durumunda amniyosentez gibi ileri tetkikler önerilebileceği, tanı koydurucu olan bu ileri girişimsel tetkiklerde %1 oranında düşük riski bulunduğu, bebekte doğumdan sonra tespit edilen Down Sendromu’nun intrauterin rutin yapılan obstetrik ve/veya ilgili uzmanlar tarafından yapılabilen ikinci düzey ultrasonografi tetkiklerinde de tespit edilemeyebileceğinin tıbben bilindiği, bununla birlikte Kurulumuzun 22/02/2023 tarih, -----karar numaralı Müzekkeresinde istenen tıbbi kayıtların gönderilmediğinin anlaşıldığı, dolayısıyla; sorulan hususlar hakkında değerlendirme yapılamadığı sonuç ve kanaati bildirilmiştir.
Mahkememizce aldırılan 03/10/2023 tarihli bilirkişi raporu ile
davalı ----Sigorta Şirketi ya da dava dışı---- tarafından davacıya Sürekli Bakıcı
Gideri + Sürekli İş Göremezlik Zararı yönünden yapılan herhangi bir ödeme tespit edilmemiş olup, davacının
hesaplanan Sürekli Bakıcı Gideri + Sürekli İş Göremezlik Zararlarından yapılan ödeme kaynaklı herhangi bir tenzil yapılmadığı,
taktir mahkemeye ait olmak üzere örnek teşkil etmesi açısından; Pasif Dönem Hesaplarında
2022 yılı sonrası dönemler için Vergi İstisnası Dâhil Asgari Ücretler de dikkate alınarak alternatifli hesaplama
yapıldığı,dosya kapsamında kusur oranı gösterir herhangi bir rapor ve de mahkemenin görevlendirmesi
yer almadığından kusur oranlaması olmadan hesaplama yapıldığı,davacı ... ‘ın hesaplanan Sürekli Bakıcı Gideri zararının 10.979.876,10 TL olduğu,
davacı ... hesaplanan Sürekli İş Göremezlik zararının;2022 Sonrası Pasif Dönemlerde eski adıyla AGİ ‘ye karşılık gelen Vergi İstisnası Hariç Asgari Ücrete
Göre 7.561.994,37 TL olduğu,
2022 Sonrası Pasif Dönemlerde eski adıyla AGİ ‘ye karşılık gelen Vergi İstisnası Dâhil Asgari Ücrete göre 8.011.325,92 TL olduğu sonuç ve kanaati bildirilmiştir.
20/07/2010 yürürlük tarihli Tıbbi Kötü Uygulamaya İlişkin ZMMS Sigortası Genel Şartlarının B.5. maddesinde, zarar görenin, uğradığı zararın sigorta bedeline kadar olan kısmının tazminini doğrudan sigortacıdan isteyebileceği açıkça hüküm altına alınmış olmakla, davacılar tarafından doğrudan davalı sigorta şirketine dava açılması mümkündür.Hekim ile hasta arasındaki ilişki vekalet sözleşmesine dayalı olup, hekimin kamu hastanesinde çalışan kamu görevlisi olması da hukuki ilişkinin vekalet sözleşmesi niteliğinde bulunduğu gerçeğini değiştirmeyecektir. Uyuşmazlığın temelini teşhis ve tedavi hizmetini üstlenen doktorun bu kapsamda mevcut sorumluluğu ve özen borcu oluşturmaktadır. Buna göre vekil, vekalet görevini yerine getirirken yöneldiği sonucun elde edilememesinden sorumlu değil ise de, bu sonuca ulaşmak için gösterdiği çabanın, yaptığı işlemlerin, eylemlerin ve davranışlarının özenli olmayışından doğan zararlardan sorumludur. O nedenle vekil konumunda olan ve tedavi işlemlerini yapanların bilim ve teknolojinin getirdiği bütün imkanları kullanmak suretiyle söz konusu özen borcunu yerine getirmeleri gerekir. Vekil özenle davranmak zorunda olup, en hafif kusurundan bile sorumludur. Doktor hastasının zarar görmemesi için, mesleki tüm şartları yerine getirmek, hastanın durumunu tıbbi açıdan zamanında ve gecikmeksizin saptayıp, somut durumun gerektirdiği önlemleri eksiksiz biçimde almak, uygun tedaviyi de yine gecikmeden belirleyip uygulamak zorundadır. Asgari düzeyde dahi olsa, bir tereddüt doğuran durumlarda bu tereddütünü ortadan kaldıracak araştırmalar yapmak ve bu arada da koruyucu tedbirleri almakla yükümlüdür. 04.04.1997 tarihinde imzalanan ve 09.12.2003 tarihinde yürürlüğe giren Avrupa Biyotıp Sözleşmesi, ---- sayılı Türk Tabipleri Birliği Kanununun 59/g maddesi uyarınca çıkarılan Hekim Etiği Yönetmeliği ile Hasta Hakları Yönetmeliği hükümlerinde de belirtildiği üzere, hasta tıbbi müdahaleyi gerçekleştirecek hekim tarafından tıbbi müdahale konusunda bilgilendirilmelidir. Bu kapsamda sağlık hizmetinin verilmesinde tıbbı gereklere uygun teşhis, tedavi ve bakımı özenle yapma görevi hekime ait olup, hastanın uygulanan ve diğer tanı, tedavi seçenekleri ve bu seçeneklerin getireceği fayda ve riskler ile hasta sağlığı üzerindeki muhtemel etkileri, komplikasyonları ve reddetme durumda ortaya çıkabilecek muhtemel fayda ve riskleri konusunda bilgi edinme hakkı bulunmaktadır. Bu bilgilendirme, hekim tarafından hastanın sosyal ve kültürel düzeyine uygun olarak anlayabileceği şekilde yapılması gerekmektedir. Hastayı bu şekilde aydınlatma yükümlülüğü bulunan hekim, bu yükümlülüğünü mevzuata ve usule uygun şekilde yerine getirdiğini kanıtlamakla yükümlüdür. Özetle, hekim görevini özenle yerine getirmeli ve hastanın bilgi alma hakkı kapsamında onu aydınlatmalıdır.
Somut olayda; davacı annenin gebelik döneminde takibinin davalının sigortalısı hekim tarafından gerçekleştirildiği, bu kapsamda sigortalı hekim tarafından davacının muayene edildiği, küçüğün doğumunun 07/03/2018 tarihinde gerçekleştiği, o tarih itibariyle 40 yaşında olup yaşı itibariyle risk taşıyan davacıya amniyosentez veya kordosentez yapılmadığı gibi bu hususta bir bilgilendirme de yapılmadığı, maternal yaş dolayısıyla hastaya invazif tanı yöntemlerinin önerilmesinin beklendiği, ancak dosyada buna yönelik bir tıbbi belge bulunmadığının tespit edildiği, doğum sonrasında davacı çocuğa down sendromu teşhisi konulduğu ve çocuğun %86 oranında sürekli işgöremez halde ve sürekli bakıcı ihtiyacının bulunduğunun tespit edildiği anlaşılmaktadır. Çocuğun down sendromlu olarak doğduğu tespit edilmiş olup, sigortalı hekimin aydınlatma yükümlülüğünü yerine getirdiğine dair herhangi bir hastane kaydı bulunmadığı gibi bu hususta hiçbir delil sunulmamıştır.
Yargıtay----. Hukuk Dairesinin ----- esas ----karar sayılı ilamında; üçlü tarama testi sonucunda elde edilen düşük risk oranına rağmen bebeğin down sendromlu olma ihtimali bulunmakta olup, bebeğin down sendromlu olup olmadığının tespiti için kesin tanı yöntemlerine başvurulmasının gerektiği, ancak bu yöntemlerin de düşük gibi riskleri beraberinde getirdiği, bu durumda hekimin, üçlü tarama testi sonucunda elde edilen düşük risk oranına rağmen bebeğin down sendromlu olabileceğini, kesin tanı için başvurulabilecek yöntemleri, bu yöntemlerin risklerini usulünce anne-babaya açıklaması, onları aydınlatması gerektiği, aydınlatma yükümlülüğünün yerine getirildiğini ispat yükünün ise hekimde olduğu belirtilmiştir. Bu kapsamda davacının düşük risk grubunda bulunması halinde dahi hekimin yine de çocuğun down sendromlu olabileceğini ve kesin tanı için yapılması gerekenler ile bunların risklerini davacılara usulünce açıklayarak onları aydınlatması gerektiği kabul edilmelidir. Kaldı ki annenin yaşı itibariyle yüksek risk taşıması nedeniyle invazif tanı yöntemlerinin (amniyosentez, kordosentez) önerilmesinin beklendiği de sabittir. Ancak somut olayda davalının sigortalısı hekim tarafından davacıdan, down sendromunun teşhisine yönelik ileri düzeyde tetkikler istenilmediği gibi, davacı annenin down sendromu konusunda bilgilendirildiğine dair yazılı bir belge (aydınlatma formu) de düzenlenmediği anlaşılmaktadır.Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun ----- esas -----karar sayılı ilamında; Türk hukukunda girişimsel bazı müdahalelerde hastanın yazılı rızasının alınması gerektiği öngörülmüş ise de aydınlatma yükümlülüğünün yazılı olarak yapılması gerektiğine ilişkin bir düzenleme yer almadığı, dolayısıyla hastanın aydınlatılmasının sözlü ya da yazılı şekilde gerçekleştirilebileceği, başka bir deyişle hekimin hastasını aydınlatma yükümlülüğü kapsamında yazılı aydınlatma belirli ölçüde ispat kolaylığı sağlasa da, şekil serbestisinin söz konusu olduğu, o hâlde aydınlatma yükümlülüğünün yerine getirildiği hususunun hekim tarafından her türlü delille ispatlanabileceği belirtilmiş olup, somut olayda bu kapsamda davacının aydınlatıldığına dair herhangi bir delil veya bir hastane kaydı da bulunmamaktadır. Davalı tarafça sigortalı hekime davanın geç ihbarı nedeniyle savunma hakkının kısıtlandığı ileri sürülmüşse de, sunulan hastane kayıtlarında gerekli aydınlatmanın yapıldığına dair herhangi bir kayıt bulunmadığı gibi, yargılama sürecinde ve istinaf aşamasında dahi bu hususta hiç bir delil ibraz edilmemiştir. Bu nedenle davalının savunma hakkının kısıtlanmasından söz edilemeyeceği gibi, ıslah dilekçesinin tebliğ edilmiş olması karşısında, salt aktüer bilirkişi raporunun tebliğ edilmemiş olması da savunma hakkının kısıtlandığını kabule elverişli değildir. Bu durumda uygulanan ve diğer tanı, tedavi seçenekleri ve bu seçeneklerin getireceği fayda ve riskler ile hasta sağlığı üzerindeki muhtemel etkiler, komplikasyonlar ve reddetme durumda ortaya çıkabilecek muhtemel fayda ve riskler konusunda bilgilendirmenin, davalının sigortalısı olan ihbar olunan hekim tarafından davacı annenin sosyal ve kültürel düzeyine uygun olarak anlayabileceği şekilde yapıldığının, davacı anneyi bu şekilde aydınlatma yükümlülüğü bulunan hekimin, bu yükümlülüğünü mevzuata ve usule uygun şekilde yerine getirdiğinin geçerli delillerle ispatlanamadığı, davalının sigortalısı hekimin aydınlatma yükümlülüğünü yerine getirmediği anlaşılmaktadır. Bu itibarla teşhis ve tedavi hizmetini üstlenen sigortalı hekim, davacı çocuğun down sendromlu olarak doğmasından dolayı değil, bu kapsamda aydınlatma yükümlülüğünü yerine getirmeyerek vekalet sözleşmesinden kaynaklanan özen borcuna aykırı davranışından dolayı sorumludur. Bu doğrultuda mahkemece yaptırılan bilirkişi incelemesi sonucunda tespit edilen maddi ve davacıların olay nedeniyle uğradıkları manevi zarar kapsamında manevi tazminata poliçe limitleri ile sınırlı olarak değerlendirilmiştir.
Dava konusu olayda davacı taraf dava dışı hekimin kusurlu davranışı sebebiyle anne karnındaki bebekte var olan down sendromunun tespit edilmediğini, riskli gebeliği sonlandırma hakkının elinden alındığını ileri sürmektedir.Bebeğin down sendromlu olup olmadığının tespiti için kesin tanı yöntemlerine başvurulması gerekmekte, ancak bu yöntemler de düşük gibi riskleri beraberinde getirmektedir. Bu durumda hekim, test sonucunda elde edilen verileri, kesin tanı için başvurulabilecek yöntemleri, bu yöntemlerin risklerini açıklanan mevzuat hükümleri gereğince ve usulünce anneye açıklamalı ve onu aydınlatmalıdır. Aydınlatma yükümlülüğünün yerine getirildiğinin ispat yükü ise hekimdedir.
Dosyaya sunulan deliller kapsamında davalı sigortanın sigortalısı olan dava dışı hekimin aydınlatma yükümlülüğünü gereği gibi yerine getirdiği ispatlanamamıştır.Davacıların maddi tazminat talepleri yönünden davacı küçüğün bedensel zararı, zarar süresi, tazminatın parasal unsurları, sürekli iş göremezlik yönünden bilinen ve bilinmeyen dönem zararları, bakıcı gideri ihtiyacı olup olmadığı, bakıcıya ihtiyaç duyulacak zarar süresi, bu konuda bilinen ve bilinmeyen döneme ilişkin hesaplama yöntemi, poliçe ve teminat kapsamı nazara alınarak herhangi bir kusur indirimi yapılmaksızın yapılan hesaplama sonucunda sürekli iş göremezlik yönünden davacı küçüğün,2022 Sonrası Pasif Dönemlerde eski adıyla AGİ ‘ye karşılık gelen Vergi İstisnası Hariç Asgari Ücrete
Göre 7.561.994,37 TL olduğu,
2022 Sonrası Pasif Dönemlerde eski adıyla AGİ ‘ye karşılık gelen Vergi İstisnası Dâhil Asgari Ücrete göre 8.011.325,92 TL olduğu buna göre maddi tazminat talebi yönünden davanın ıslah edilmiş haliyle tam kabulü gerektiği kanaatine varılmıştır.
Tarafların sosyal ve ekonomik durumları, olayın niteliği, iş göremezlik oranı, davacılarda oluşturduğu elem ve üzüntü nazara alınarak davacıların talep ettikleri manevi tazminat tutarlarının makul olduğu kanaatine varılarak sigorta teminat kapsamında yer alan manevi tazminat istemlerinin de tam kabulüne karar verilmek suretiyle aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.---- Bölge Adliye Mahkemesi -----Hukuk Dairesi Dosya No---- Karar No: -----
H Ü K Ü M: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;
A)MADDİ TAZMİNAT Yönünden;
1-Davanın ıslah edilmiş haliyle kabulü ile davacı ... için 720.000 TL. Maddi tazminatın dava tarihinden itibaren avans faizi ile birlikte davalıdan alınarak küçüğe velayeten davacılara verilmesine,
2-Davacı kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden, maddi tazminat talebi yönünden karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT'ye göre belirlenecek 106.800,00 TL vekalet ücretinin davalıdan tahsili ile davacıya ödenmesine,
B)MANEVİ TAZMİNAT Yönünden;
1-Davanın kabulü ile davacı ... için 40.000 TL. Manevi tazminatın anne ... için 20.000 TL. Manevi tazminatın, baba ... için 20.000 TL. Manevi tazminatın dava tarihinden itibaren avans faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacılara verilmesine,
2-Alınması gerekli karar ve ilam harcı olan 54.648,00 TL'den dava açılırken yatırılan 1.741,91 TL peşin ve 991,00 TL ıslah harcı olmak üzere toplam 2.732,91 TL harcın mahsubu ile bakiye kalan 51.915,09 TL karar ve ilam harcının davalıdan tahsili ile hazineye irat kaydına,
3-Davacı tarafça yatırılan 1.741,91 TL peşin harç, 54,40 başvurma harcı, 991,00 TL ıslah harcı olmak üzere toplam 2.787,31 TL harcın davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine,
4-Davacı tarafından yapılan 2.500,00 TL bilirkişi ücreti, 474,20 TL posta gideri olmak üzere toplam 2.974,20 TL yargılama giderinin davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine,
5-Davalı tarafından yapılan yargılama gideri bulunmadığından bu hususta karar verilmesine yer olmadığına,
6-Davacı kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden, manevi tazminat talebi yönünden karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT'ye göre belirlenecek 17.900,00 TL vekalet ücretinin davalıdan tahsili ile davacıya ödenmesine,
7-Suçüstü ödeneğinden karşılanan 1.320,00 TL arabuluculuk ücretinin davalıdan alınarak hazineye gelir kaydına,
8-Kararın kesinleşmesi halinde kullanılmayan gider avansının ilgili tarafa iadesine,Dair davacılar vekilinin yüzüne karşı, davalı vekilinin e-duruşma vasıtası ile yüzüne karşı kararın tebliğinden itibaren 2 haftalık süre içinde ----Bölge Adliye Mahkemesinde istinaf yolu açık olmak üzere verilen karar, açıkça okunup, usulen anlatıldı.