T.C. İstanbul Anadolu 12. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO: 2024/939
KARAR NO: 2025/288
DAVA: Tespit
DAVA TARİHİ: 17/12/2024
KARAR TARİHİ: 18/04/2025
Mahkememizde görülmekte olan Tespit davasının yapılan açık yargılaması sonunda,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Davalı tarafından ------ numaralı zorunlu mali mesuliyet poliçesi ile sigortalı ---- plakalı araç, 17.11.2023 tarihinde müvekkile ait ----plakalı araca çarparak hasarlanmasına sebep olduğunu, dava konusu hasarın tazmini amacıyla sigorta tahkim komisyonda ----başvuru numarasıyla yapılan başvuruda uyuşmazlık hakemince verilen-----sayılı kararda, bilirkişi raporunda hasar miktarının 67.200,00-tl olduğu belirtilmiş ve bu tutar üzerinden hüküm kurulduğunu, müvekkil, aracın kazalarını öğrenmek için tramer sistemine mesaj göndermiş, gelen mesaj içeriğine göre aracın 17.11.2023 tarihinde geçirmiş olduğu kaza nedeniyle 67.200,00-tl olan hasar bedelinin sigorta bilgi ve gözetim merkezi’ne(tramer) 94.847,00-tl olarak işlenmiş olduğunu öğrendiğini, sigorta şirketi gerçekleşen kazaya ilişkin olarak sigorta bilgi ve gözetim merkezine (tramer)'e 17.11.2023 tarihinde gerçekleşen kaza sebebiyle oluşan hasar bedelini doğru bildirmeyip sigorta bilgi ve gözetim merkezi yönetmeliğinin 23. maddesini ihlal ederek müvekkile ait aracın değer kaybına sebep olmuş ve bu nedenle müvekkilinin mağdur olduğunu davalı sigorta şirketine 26.11.2024 tarihinde bu hususta başvuru yapmamıza rağmen herhangi bir gelişme sağlanamadığını, tüm bu nedenlerle açılan davanın kabulüne,17.11.2023 tarihinde gerçekleşmiş olan kaza sebebiyle müvekkile ait----- plakalı araçta oluşan ve davalı tarafça tramer'e hatalı olarak bildirilen hasar kaydının 67.200,00 TL olduğunun tespitine, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davalıya yükletilmesine karar verilmesini dava ve talep etmiştir.
SAVUNMA
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davacının tespit davası açmakta hukuki yararı bulunmadığını, ancak dava konusu ''tramer hasar kaydının hatalı olduğunun tespiti'' talepli uyuşmazlığın inşai dava veya eda davası açmak suretiyle çözümlenmesi gerektiği, tespit davası yönünden davacının korunmaya değer güncel bir hukuki yararının bulunmadığının açık olduğunu, davacı yanın davasını tramer'e ( sigorta bilgi merkezi) karşı açması gerektiğini, aracın hasar kaydı incelendiğinde bir hatanın olmadığı görüleceğini, dava dilekçesinin tarafına gönderilmesi ile birlikte sbm üzerinden yapılan incelemede, mağdura ait aracın hasar kaydının 67.200,00 TL olduğunun tespit edildiğini, tramer kaydı hatası davacı asilin talebi ile de düzeltilebilen bir kayıt olduğunu, tüm bu nedenlerle davacı tarafın tespit davası açmakta hukuki yararı bulunmaması nedeniyle davanın reddine, aksi halde; husumet itirazının kabulüne, hatalı kayıt olmadığından davanın reddine yahut konusuz kalmasına, yargılama giderleri ve vekâlet ücretinin dava aleyhimize sonuçlansa dahi dava açılmasına sebebiyet vermemiş olmamız nedeniyle karşı tarafa yükletilmesine, karar verilmesini beyan etmiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE:
Mahkemece yapılan yargılama sırasında taraflarca gösterilen deliller toplanmış ve dosya arasına kazandırılmıştır.
Dava hukuki niteliği itibariyle, meydana gelen trafik kazası nedeni ile oluşan hasar bedelinin tramer kayıtlarına hatalı işlendiğinin tespitine yönelik olarak açılan tespit davasıdır.
Bilindiği üzere taraf koşulu; 6100 sayılı HMK’nın 114/1-d maddesi gereğince dava şartı olup kamu düzeni ile ilgisi sebebiyle yargılamanın her aşamasında resen göz önüne alınması zorunludur.(HMK 115/1).
Davada taraf sıfatı (husumet) dava konusu yapılan, maddi hukuktan doğan (subjektif) hak (dava hakkı) ile taraflar arasındaki ilişkidir. Taraf ehliyeti, dava ehliyeti ve davayı takip yetkisi, davanın taraflarının kişilikleriyle ilgili olduğu halde, taraf sıfatı (husumet) dava konusu subjektif hakka ilişkindir. Başka bir ifadeyle sıfat, dava dilekçesinde davacı ve davalı olarak gösterilenlerin, maddi hukuk açısından, gerçekte bu niteliği taşıyıp taşımadığıyla ilişkilidir ve esas hakkında verilecek olan kararın içeriğinin belirlenmesi bakımından önem taşır. Yoksa, sıfatın hakim açısından tarafın hak sahipliğine yönelik olarak karar verilinceye kadar, yargılamanın yürütülmesi bakımından, herhangi bir önemi yoktur. Davayı takip yetkisi ise yargılamanın kim tarafından yürütüleceği sorusunun cevabını teşkil eder. Dolayısıyla, davayı takip yetkisi tümüyle usuli bir kavramdır. O nedenle, hukukumuzda taraflara ilişkin dava şartları arasında düzenlenmiştir. Buna karşılık, sıfat ise, dava dilekçesinde taraf olarak gösterilenlerin, maddi hukuk bakımından gerçekte hak sahibi ve yükümlü konumda bulunup bulunmadığıyla ilişkili olduğu için esasa ilişkindir; yani, bir maddi hukuk sorunudur. O nedenle, hüküm anında mevcut olmalıdır; bir başka ifadeyle, sıfat, bizatihi hükümde somutlaşır; zira, tarafların haklılık durumu hüküm ile belli olur. Sonuç olarak, davanın yürütülmesi ve karara ulaşılmasındaki süreç, davayı takip yetkisini; bu sürecin bitiminde elde edilen maddi hukuka yönelik sonuç ise sıfatı ifade eder. Öte yandan, davayı takip yetkisi, usuli bir soruna ilişkin bulunduğu için dava şartıdır; eksikliği, davanın usulden reddi sonucunu doğurur; buna karşılık, sıfat ise subjektif hakkın özüne ilişkin olduğu için, bir maddi hukuk sorunu teşkil eder ve maddi hukuk anlamında bir itiraza vücut verir. Eksikliği anında verilecek karar, usulden red değil; davanın sıfat (husumet) yokluğu nedeni ile red kararı olup, esasa ilişkin bulunduğundan o davada taraf olarak gösterilen kişiler açısından, maddi anlamda kesin hüküm gücüne sahip olacaktır ( ------.).
Uygulamada sıfat için ''husumet'' terimi kullanılmaktadır. Fakat, husumet (özellikle husumet ehliyeti) teriminin, taraf ehliyeti ve dava ehliyeti (ve hatta dava takip yetkisi) terimleri için de kulanıldığı görülmektedir. Böylece, bugün uygulamada kullanılan ''husumet'' teriminin belirli bir anlamı yoktur. Bu terim ile neyin kastedildiğini anlayabilmek için her olayın ayrı ayrı incelenmesi gerekmektedir. Bu nedenle, husumet terimi yerine, daha açık olan taraf ehliyeti, dava ehliyeti ve taraf sıfatı terimlerinin kullanılması doğru olur. Yukarıda da belirtildiği gibi, sıfat, dava konusu yapılan ve maddi hukuktan doğan hak ile taraflar arasındaki ilişkidir. Dava dilekçesinde davacı ve davalı olarak gösterilen kişiler şeklen o davanın taraflarıdır. Ancak mahkemenin bu taraflar arasında dava konusu hakkın esası bakımından bir karar verebilmesi için, bu kişilerin o davada gerçekten davacı ve davalı sıfatına sahip olmaları gerekir. Bir davada taraf olarak gösterilen kişiler, taraf ve dava ehliyetine ve davayı takip yetkisine sahip olsalar bile, bu kişilerden birinin o davada gerçekten davacı veya davalı olmak sıfatı yoksa, dava konusu hakkın esasına ilişkin bir karar verilemez ve dava sıfat yokluğundan (husumetten), esastan reddedilir. Taraf sıfatının (davacı bakımından aktif husumet ehliyetinin; davalı bakımından, pasif husumet ehliyetinin) yokluğu, davada taraf olarak gözüken kişiler arasında dava konusu hakkın doğumuna engel olduğu için (def'i değil) bir itirazdır. Diğer bütün itiraz hallerinde olduğu gibi sıfat yokluğu da ancak dava dosyasından anlaşılabildiği ölçüde hakim tarafından kendiliğinden (re'sen) gözetilir. Sıfat yokluğu, bir davada dava şartlarından sonra, yani tahkikat aşamasında incelenir. Sıfat yokluğunun, mümkünse diğer itirazlardan önce incelenmesi gerekir. Çünkü, taraflardan birinin taraf sıfatı yoksa, diğer itiraz ve def'ilerin incelenmesine gerek kalmaz------
Nitekim yukarıda açıklanan ilkeler Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 27.11.2013 tarih, -----sayılı kararı ile 25/11/2015 tarih-----sayılı kararlarında da vurgulanmıştır.
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 114/(1)-h maddesine göre, Davacının, dava açmakta hukuki yararının bulunması dava şartıdır. Aynı yasanın 115. maddesine ise "Mahkeme, dava şartlarının mevcut olup olmadığını, davanın her aşamasında kendiliğinden araştırır. Taraflar da dava şartı noksanlığını her zaman ileri sürebilirler. Mahkeme, dava şartı noksanlığını tespit ederse davanın usulden reddine karar verir."düzenlemesi bulunmaktadır.
Medeni usul hukukunda hukuki yarar, mahkemeden hukuksal korunma istemi ile bir davanın açılabilmesi için davacının bu davayı açmakta (veya mahkemeden hukuksal korunma istemekte) bir çıkarının bulunmasıdır. Davacının dava açmakta hukuk kuralları tarafından haklı bulunan (korunan) bir yararı olmalı, hakkını elde edebilmesi için mahkeme kararına ihtiyacı bulunmalı ve davacı mahkemeyi gereksiz yere uğraştırmamalıdır (------Sayılı kararlarında da belirtildiği üzere buna hukuki korunma (himaye) ihtiyacı da denir (Rechts-schutzbedürfnis). Mahkemelerden hukuki himaye istenmesinde, himayeye değer bir yarar olmalıdır. Öte yandan, bu hukuksal yararın, "hukuki ve meşru", "doğrudan ve kişisel", "doğmuş ve güncel" olması gerekir -----
Dava açmaktaki hukuki yarar; hukuk düzenince kabul edilmiş meşru bir yarar olmalı, bu yarar dava açan hak sahibi ile ilgili olmalı ve dava açıldığı sırada hâlen mevcut bulunmalıdır. Ayrıca açılacak davanın ortaya çıkacak tehlikeyi bertaraf edecek nitelikte olması gerekir. Bir kimsenin hakkına ulaşmak için mahkeme kararının o an için gerekli olması durumunda hukuki yararın olduğundan söz edilebilir. Bir mahkeme kararına ihtiyaç yoksa hukuki yarardan söz edilemez.
Somut olayda davacı taraf 17/11/2023 tarihinde meydana gelen kaza sebebiyle sahibi olduğu ----- plakalı aracın tramer kaydına yanlış girilen hasar bedelinin tespitini talep etmektedir. Eldeki davanın görülebilmesi için davacının dava açmakta hukuki yararı ve aktif husumeti bulunması gerekmektedir ----- plakalı aracın tescil bilgileri incelendiğinde aracın kaza tarihinden sonra ancak dava açılmadan önce 02.12.2023 tarihinde satıldığı, davacının araca malik olmadığı görülmekle davacının bu davayı açmakta aktif husumeti bulunmamaktadır. Tramer kayıtlarının düzeltilmesi davalarında araç sahipleri araçlarının satışı aşamasında aracın hasarının olduğundan fazla görünmesinin satışa ve satış bedeline yapabileceği olumsuz etkileri bertaraf etmek için tespit davası niteliğindeki bu davaların açmakta olup bu davalarda hukuki yararlarının varlığı kabul edilmekte ise de davacının aracını mevcut kayıtları ile sattığı anlaşıldığından dava açmakta hukuki yararı da bulunmadığından davanın usulden reddine karar vermek gerekmiştir.
HÜKÜM : Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;
1-Davanın Usulden REDDİNE,
2-Karar harcı 615,40-TL 'den davacı tarafça peşin olarak yatırılan 427,60 TL harcın mahsubu ile bakiye 187,80 TL harcın davacıdan tahsili ile hazineye irad kaydına
3-Davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına,
4-Davalı tarafından yapılan yargılama gideri bulunmadığından bu hususta karar verilmesine yer olmadığına,
5-Davalı taraf kendisini vekille temsil ettirdiğinden karar tarihinde geçerli A.A.Ü.T.nin 7. Maddesindeki esaslara göre belirlenen 15.000,00 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,
6-Taraflarca dosyaya yatırılan ve sarf edilmeyen gider avansının karar kesinleştiğinde ilgili tarafa iadesine,Dair davacı vekilinin yüzüne karşı, davalının yokluğunda, kararın tebliğinden itibaren 2 haftalık süre içinde ----- Bölge Adliye Mahkemesinde istinaf yolu açık olmak üzere verilen karar, açıkça okunup, usulen anlatıldı.