T.C. İstanbul Anadolu 12. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO: 2024/741
KARAR NO: 2025/755
DAVA: Alacak (Ticari Satıma Konu Malın İadesi)
DAVA TARİHİ: 16/10/2024
KARAR TARİHİ: 14/10/2025
Mahkememizde görülmekte olan Alacak (Ticari Satıma Konu Malın İadesi) davasının yapılan açık yargılaması sonunda,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ :
DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Borçlu/davalı--------müvekkili şirketle aynı alanda faaliyet gösteren bir firma olup müvekkil şirket ile arasında özellikle ilaç ham maddesi alım satımı ve diğer konularda ticari alışveriş başladığını, müvekkili şirketin, üretimini yapacağı ----- ürününün ham madde tedariki için davalı ----- şirketi ile görüşmeye başladığını ve ---- ürünün ham maddesi olan ------ tarafından üretilen trientine ham maddesinin tedariki için anlaştıklarını, müvekkil şirketin, davalı ------ şirketinden; 10.07.2023 tarihinde 27.500,0 USD karşılığında 10 kg ve 17/07/2023 tarihinde 55.500,0 USD karşılığında 20 kg "-----" siparişi vermiş olup ------ tarafından müvekkil şirkete fatura ve ekli proforma faturası düzenlendiğini, Farklı 2 zamanda gelen ve sekonder ambalajında ------ tedarikçi etiketi olan hammaddelerden birisinin 10 kg olup, gerekli Analiz sertifikası ve Faturası ile birlikte geldiğini, daha sonra aynı tedarikçiden 20 kg olarak sipariş verilen 2. sevkiyatta gelen hammaddenin ise 2. sevkiyat olarak tanımlı olduğunu ve 20 kg değil yaklaşık 13 kilogram olduğunu, gerekli olan hiçbir doküman teslimi olmadığını, bunun üzerine ---- Asliye Ticaret Mahkemesi ------ Sayılı dosyası ile dava açtıklarını, Davanın halen derdest olduğunu, Müvekkilin üretimini yapacağı ------- ürününün lansman tarihinin yaklaşması sebebi ile müvekkili tarafından her iki sevkiyat ile gelen ham maddeler için hammadde analiz sürecinin başlatıldığını, Gelen ham maddeler "onaylı ilgili bileşikler analitik yöntemine" göre analiz edildiğinde, müvekkilin bilinmeyen olarak tespit ettiği safsızlık sonuçları, ------ bitmiş ürün safsızlık limitlerinin üstünde olduğunu, Bitmiş ürünün, müvekkilin üretimini yapacağı ilaç; bitmiş ürün safsızlık limiti ise üretimde kullanılacak ham maddenin maksimum bilinmeyen safsızlık oranını ifade ettiğini, Yapılan laboratuvar incelemesi sonucunda her iki sevkıyat ile gelen sözde ----- ham maddelerinin bilinmeyen safsızlık sonuçlar bitmiş üründe kullanılacak olan ------- ham maddesinin safsızlık oranlarından yüksek çıktığını, böylelikle ürünün onaylı tedarikçiye ait ------ ham maddesi olmadığı şüphesinin ortaya çıktığını, yapılan tüm kontroller sonucunda laboratuvar kaynaklı bir hata tespit edilmeyip, ------ Kapsül için gelen hammaddelerin safsızlık sonuçlarının, onaylı bitmiş ürün limitlerinin üstünde kalmış olması nedeniyle ilgili tedarikçi ------ yaşanan bu spesifikasyon dışı sonuç (-----) bilgisi verildiğinde ise Tedarikçi firma yetkilisi tarafından tamamen beklenmeyen bir geri dönüş yapıldığını ve tedarik edilen bu hammaddelerin kendi adına düzenlenmiş ve sahte olduğu düşünülen sertifikalardaki belirtilen üretim tarihinde böyle bir hammadde lot numarasında üretim yapmadığı bilgisinin verildiğini, tüm bu araştırmalar ve alınan yanıtlara bağlı olarak gelen hammadde kaynağını sertifikasında belirtilen üretim tarihinde ve lot numarasından onaylı tedarikçilerinin üretimi olmadığının anlaşıldığını, tedarikçi kaynağının bilinememesi, bakanlıkta onaylı olmayan tedarik kaynağının müvekkilin bitmiş ürününün üretimlerinde kullanılamaması ve sonuçların bitmiş ürün spefikasyonlarına göre limit dışı çıkması nedeniyle bu hammaddelerin ------ bitmiş ürününün üretimlerinde kullanımının doğru olmadığı kararına varılarak hammaddelerin red edildiğini, müvekkil şirketin, davalı tarafından kendisine tedarik edilen ham maddenin bileşenlerindeki safsızlık oranının kullanıma uygun olmaması sebebiyle ham maddeler üretimde kullanılamadığını, dolayısıyla müvekkilin doğrudan zarara uğradığını, İleride uğranılan menfi ve müspet zararlara ilişkin dava hakkımız saklı kalmak şartıyla işbu davamızda sözleşmeye aykırı olarak müvekkile sahte ürün satan davalıdan ürünler için ödenen satış bedelini talep ettiklerini, müvekkil ile kurulan sözleşme uyarınca satın alınan malların ham maddenin onaylı tedarikçisi olan ------ tedarik edilmesi konusunda anlaştıklarını, müvekkile yapılan ilk teslimatta ----- sertifikası olmasına rağmen ----- Türkiye temsilcisi ile yapılan görüşme sonucunda ---- Tarafından ----- Maddesinin davalıya en Son 2019 yılında tedarik edildiğinin kendilerine bildirildiğini, bununla birlikte ---- yetkili temsilcisi ------ tarafından müvekkiline gönderilen 30.04.2024 tarihli yazı ile----- seri numaralı etkin madde analiz sertifikası, ------- tarafından düzenlenmemiş olup bu firmaya ait değildir." ifadeleriyle ürünlerin ve analiz sertifikalarının sahte olduğunun bildirildiğini, davalının müvekkile sahte ham madde satması soncunda ham maddelerin bitmiş üründe kullanılamadığını ve müvekkilin zarara uğradığını, davacı müvekkilinin, kendisine gönderilen malların sahte olduğunu tespit ettikten sonra sözleşmeden döndüğünü, malın geri alınmasını ve mal için ödemiş olduğu paranın kendisine iade edilmesini talep etmişse de davalı taraftan olumlu bir yanıt alamadığını, akabinde dava şartı olan arabuluculuk görüşmesinde talebin yinelendiğini, ancak yine davalı yandan olumlu yanıt alınamadığını, nihayetinde huzurdaki davayı ikame etme zaruretinin hasıl olduğunu, Müvekkiline sahte ham madde satışı yapılarak müvekkilin dolandırıldığını, davalıya karşı ------ Cumhuriyet Başsavcılığında Dolandırıcılık suçundan dolayı suç duyurusunda bulunulduğunu, Soruşturma dosyası numara aldığında ayrıca dosyaya bildirileceğini, bununla birlikte davalı şirketin yöneticisi olan ---- müvekkil şirket yönetim kurulu başkanı------ almış olduğu ve geri ödemediği 40.000,00-USD için de ayrıca ------. Asliye Hukuk Mahkemesinde açmış oldukları ------Sayılı davanın halen derdest olduğunu beyanla; davanın kabulüne, davalı ile aralarındaki sözleşmeden dönen müvekkilin davacıya ödemiş olduğu 27.500,00.-USD'nin ödeme tarihi itibariyle işlemiş ticari avans faizi ile müvekkiline ödenmesini, yargılama gideri, vekalet ücreti ve sair her türlü masrafın davalı üzerine bırakılmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
SAVUNMA
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; Arabuluculuk evrakları sunulmamasından sebeple davanın reddinin gerektiğini, aynı hukuki uyuşmazlık hakkında ---- Asliye Ticaret Mahkemesi -----ve----- Asliye Hukuk Mahkemesi ------Sayılı dosyaları olması sebebiyle derdestlik itirazları doğrultusunda davanın tümden reddinin gerektiğini, müvekkili şirketin davacı tarafa hiçbir borcunun bulunmadığını ve davacı tarafa ait hiçbir ürünün müvekkili taraf uhdesinde bulunmadığını, tüm bununla birlikte kabul anlamına gelmemekle beraber borcun varlığı bir anlığına kabul edilse dahi davacı şirket tarafından müvekkil şirkete ihtarname çekilmeden derdest davanın açılmasının usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek davalı müvekkili aleyhine haksız ve mesnetsiz olarak açılan davanın reddine, yargılama giderlerinin davacı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE: Dava hukuki niteliği itibariyle, taraflar arasında kurulan sözleşme kapsamında alınan hammeddelerin ayıplı çıktığı iddiası ile ödenen bedelin tazminine yönelik olarak açılan davadır.Mahkemece yapılan yargılama sırasında taraflarca gösterilen deliller toplanmış ve konunun incelenmesi uzmanlık gerektiren yönleri bulunduğundan bilirkişi incelemesi yaptırılmıştır.
Bilirkişi heyeti tarafından verilen raporda özetle; " Ticari Defterler Bakımından; ------ İlaç firmasının BA-BS formlarının tetkikinde, 2023 takvim yılında 3 adet belge yoluyla KDV hariç 832.215,42 TL olmak üzere ----- İlaç firmasından alım yapmış olduğunu bildirdiği, ------ İlaç firmasının BA-BS formlarının tetkikinde, 2023 takvim yılında 3 adet belge yoluyla KDV hariç 832.215,42 TL olmak üzere ----- firmasına satış yapmış olduğunu bildirdiği görülmüş olup, bu bağlamda, her iki firmanın BA - BİS bildirim formlarının birbirini teyit ettiği, davacı, ------Şirketi unvanlı firmanın defter tasdik bilgileri incelenmiş olup firmanın inceleme dönemi olan 2023 takvim yıllında elektronik defter kullanıcısı olduğu, 2023 takvim yılındaki tüm aylarda beratlarını almış olduğu, envanter defterini tasdik ettirmiş olduğu görülmüş olup davacı şirketin ticari defterlerinin T.T.K'nun 64 - 65 - 66 ve 82 Maddeleri ve Vergi Usul Kanunu'nun 220 - 226 maddelerine göre beratlarının yasal süresi içerisinde oluşturulduğu, ilgili beratların yasal süresi içerisinde Gelir İdaresi Başkanlığına elektronik ortamda gönderildiği, kayıt nizamı bakımından Vergi Usul Kanunu'nun 215 -219 Madde hükümleri ile muhasebe sistemi uygulama tebliğlerine uygun olduğu, davacı lehine delil vasfına haiz olduğu, ----- firması ile ---- firması arasında ticari ilişki bağlamında cari hesap yürütüldüğü, cari hesap bağlamında, davalı ---- tarafından düzenlenen 10.07.2023 tarih ve ------ nolu e-faturanın davacı ------ İlaç firması tarafından kayda alındığı, ilgili faturanın döviz bazında düzenlendiği, faturanın tutarının 27.500,00 ABD doları olduğu, TL karşılığının ------ 07.07.2023 tarihli döviz alış kur karşılığı olan 26,0381 TL kurdan 716.047,75 TL olarak kayıtlara alındığı, ------- İlaç firmasının defter kayıtlarında ilgili fatura ile ilgili olarak ödeme kaydının da mevcut olduğu görülmüş olup bu faturadan önce 13.06.2023 tarihinde ----- firmasına 649,321,75 TL ödeme yapıldığı, ödeme ilişkin olarak ----- kur karşılığı olan 12.06.2023 tarihli ------- döviz 23,6117 TL kurdan 649.321,75 TL / 23,6117 TL - 27.500,00 ABD doları olduğu, davacı ------- firması tarafından 13.06.2023 tarihinde yapılan ödeme ve bu ödemeye istinaden faturanın düzenlendiği ve kayda alındığı tarihte aleyhine kur farkının oluştuğunun görülmesi üzerine---- firması tarafından ------ firmasına kur faturası düzenlendiği, Bu bağlamda, davacı ------ firması tarafından düzenlenen 10.07.2023 tarihli ve 27.500,00 ABD doları tutarlı faturaya karşılık 13.06.2023 tarihli kayıtla 27.500,00 ABD doları ödendiği, neticeden huzurdaki dosyaya 27.500,00 ABD doları faturanın davacı firmanın kayıtlarında mevcut olduğu ve ödemesinin davacı firma tarafından yapıldığı, ------ İlaç firmasının defter kayıtları / cari hesap dökümü tetkik edildiğinde 23.08.2023 tarihi itibariyle --- firmasının ------İlaç firmasına 1.383.804,00 TL borçlu olduğunun görüldüğü, bunun nedeninin ise ------ firması tarafından 10.07.2023 tarihinde düzenlenen ------- nolu 59.330,00 TL fatura ile bu faturadan sonra 17.07.2023 tarihinde ----- İlaç firması tarafından ----- İlaç firmasına 1.443.134,00 TL ödendiği ve fark tutarı olarak ----- İlaç firmasının 1.383.804,00 TL alacaklı, ---- firmasının ise ----- firmasına 1.383.804,00 TL borçlu olduğu, cari hesapta gözüken 22.08.2023 ve 23.08.2023 tarihli 750.000,00 TL tutarlı işlemlerin ise ------ İlaç firması tarafından ------ firmasına çıkarılan havale ile --------firması tarafından iadesi olduğu ve borç - alacak ilişkisine bir etkisinin olmadığı, davalı vekilinin Mahkemeye sunduğu 18.01.2025 tarihli dilekçede müvekkilinin firmanın ticari defterlerinin bulunduğu yer ve mali müşaviri hakkında bilgi verdiği görülmüş olup Serbest Muhasebeci Mali Müşavir ------ iletişim bilgilerini verdiği görülmüştür. Kendisiyle yapılan görüşmede, ---- firmasının mali kayıtlarının öncesinde -------- işyerinde tutulduğunu, daha sonra kendisine 2024 yılında intikal ettiğini, firmanın muhasebe kayıt işlemlerini ------ muhasebe sistemi programında tutulduğunu, elektronik defter kullanıcısı olduğunu ve firmanın ----- kullanıcısı olduğunu, ancak ----- firmasının muhasebe yazılım firmasına (-------) borçlu olduğunu ve lisansının olmaması nedeniyle elektronik defterleri üzerinden gerekli incelemeler yapılamadığı, Teknik Değerlendirme Bakımından; Huzurdaki dosyaya konu in yukarıda belirtilen amaca yönelik kullanıldığı ürün ile ilgili analiz sonuçları ile ürün spesifikasyonu mukayese edildiğinde ; Bir parametre dışında tüm parametrelerin spesifikasyon sınırları içinde kaldığı, spesifikasyona göre en yüksek belirtilmemiş bireysel safsızlığın en fazla % 0.1 olması gerekirken, 1. analizde % 0.19, 2. analizde % 0.16 olarak tespit edildiği, bununla beraber toplam safsızlığın spesifikasyona göre en fazla b 2 olması gerekirken analiz sonuçlarına göre, 1. analizde % 0.48, 2. analizde % 0.44 olarak tespit edildiği dikkate alındığında, bahse konu ------ kimyasal maddesinin amacına uygun kullanılabileceği değerlendirildiği, Sözleşme Bakımından ; Mahkemece satılan ------- kimyasal maddesinin lüzumlu vasıfta olduğu tespit edilse de, satım sözleşmesine konu teslim edilen malların dava dışı ------- tarafından üretilmemesi ve sunulan sertifikanın bu firma tarafından düzenlenmemesine binaen, satılan malın vaad edilen vasıflarda olmadığına kanaat edilmesi halinde, davacının gizli ayıba binaen sözleşmeden dönerek ödemiş olduğu, 25.000,00.-USD” yi davalıdan talep edebileceği, Mahkemenin aksi kanaatte olup; teslim edilen satım konusu malların, vaadedilen vasıfta olmasa da lüzumlu vasıfta olmasının yeterli görülmesi halinde ise, ayıbın oluşmayacağı," şeklinde rapor sunulmuştur. Tarafların tacir olup, uyuşmazlığın ise ticari nitelikteki satım sözleşmesinden kaynaklanması nedeniyle olaya 6098 sayılı Borçlar Kanunu (TBK) ve 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu (TTK) hükümlerinin uygulanması gerekmektedir.
Türk Borçlar Kanunu’nun satım sözleşmesine dair hükümlerinin (TBK m. 207 vd) esasen tacirler arasında yapılan satım sözleşmelerine de uygulanması benimsenmiştir. Bununla birlikte satım sözleşmesinde malın ayıplı olması halinde özel hükümler öngörülmüştür (TTK m. 25/1, 3). Dolayısıyla tacirler arası satım sözleşmelerine Borçlar Kanunu hükümleri ile birlikte TTK m. 25/I hükmü de uygulanacaktır.Satım sözleşmesi 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun 207. maddesinde “satıcının, satılanın zilyetlik ve mülkiyetini alıcıya devretme, alıcının ise buna karşılık bir bedel ödeme borcunu üstlendiği sözleşmedir.” şeklinde tanımlanmıştır. Satım sözleşmesi synallagmatik, başka deyişle tam iki tarafa karşılıklı borçlar yükleyen bir sözleşmedir. Tam iki yanlı sözleşmelerde, her iki yan birbirine karşı birer asli edim ile çeşitli yan ve tali edimler yüklenirler. Eş deyişle bu sözleşmeler nitelikleri gereği yanlardan her birini zorunlu olarak alacaklı ve borçlu kılar. Yanlardan her biri karşı edimi elde etmek için borç altına girer. Satıcının malın teslimi ve mülkiyetinin alıcıya geçirilmesi yükümlülüğü yanında satılanın ayıplardan ari olmasını sağlama yükümlülüğü de bulunmaktadır.Bu noktada uyuşmazlığın temelini oluşturan “ayıp ve ayıba karışı tekeffül” kavramları üzerinde durmakta yarar vardır:
Ayıba ilişkin hukuki düzenleme, dava konusu uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun 219. maddesinde yer almaktadır. Düzenlemede “Satıcı, alıcıya karşı herhangi bir surette bildirdiği niteliklerin satılanda bulunmaması sebebiyle sorumlu olduğu gibi, nitelik veya niteliği etkileyen niceliğine aykırı olan, kullanım amacı bakımından değerini ve alıcının ondan beklediği faydaları ortadan kaldıran veya önemli ölçüde azaltan maddi, hukuki ya da ekonomik ayıpların bulunmasından da sorumlu olur. Satıcı, bu ayıpların varlığını bilmese bile onlardan sorumludur.” denilmektedir.
Öğretide ayıp satılanda, hasarın geçtiği anda, vaad edilen nitelikleri bir diğer ifade ile bulunması gereken bir özelliğin bulunmaması ya da bulunmaması gereken bir kusurun ya da eksikliğin bulunması ya da dürüstlük kuralı gereğince ondan beklenen lüzumlu vasıfları taşımaması hali olarak tanımlanmakta ve maddi, hukuki ya da ekonomik ayıp şeklinde sınıflandırılmaktadır. Maddi ayıp bir malda madden hata bulunmasıdır (örneğin malın yırtık, kırık, bozuk, lekeli olması gibi). Hukuki ayıp malın kullanımının hukuken sınırlandırılmış olmasıdır (malın üzerinde rehin, haciz, intifa hakkı gibi kısıtlamalar bulunması gibi). Ekonomik ayıp ise malın iktisadi vasıflarında eksiklik olmasıdır.
Ayıba ilişkin diğer sınıflandırma, ayıbın açık ve gizli olup olmamasına göre yapılmaktadır. Açık ayıp hemen ilk bakışta ya da yüzeysel bir muayene ile tespit edilebilen ayıptır. Durumun gerekli kıldığı, muayene ile anlaşılamayan ayıplar, gizli ayıptır. Alıcı gizli ayıpları araştırmakla yükümlü değilse de ayıp meydana çıkar çıkmaz hemen ihbar etmelidir------- Derhal kavramı, halin icabına uygun fazla vakit geçirmeden bildirim olarak anlamak gerekir. Ancak TTK 25/4’de zamanaşımı süresi altı ay olduğunun belirlenmesi nedeniyle gizli ayıplarda azami ihbar süresi altı aydır. Eğer alıcı iğfal edilmiş, yani maldaki ayıp ondan bilerek saklanmış ise Kanunun öngördüğü çözüm satıcı bakımından ağırlaştırılmış bir sorumluluğu gerektirmektedir. Nitekim 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 225. Maddesine göre Ağır kusurlu olan satıcı, satılandaki ayıbın kendisine süresinde bildirilmemiş olduğunu ileri sürerek sorumluluktan kısmen de olsa kurtulamaz.Ayıba ilişkin bu genel açıklamadan sonra belirtmek gerekir ki satıcının ayıptan sorumluluğuna da "ayıba karşı tekeffül" denmektedir. Ayıba karşı tekeffül şartlarının gerçekleşmesi durumunda alıcının kendisine tanınan hakları kullanabilmesi için Kanun tarafından kendisine yükletilmiş olan külfetleri yerine getirmelidir. Külfet, alıcının satın aldığı malı muayene etmesi ve bir ayıbın ortaya çıkması halinde bunu satıcıya ihbar etmesidir. Alıcı külfetleri yerine getirmediği takdirde ayıba karşı tekeffül hükümlerinden yararlanamaz.
Külfet teknik anlamda bir yükümlülük veya borç değildir. Külfet, mülkiyetten farklı olarak herhangi bir borç yaratmayan, yerine getirilmediği takdirde o konuda sağlanmış olan hakların kaybedilmesi sonucunu doğuran bir davranış olarak tanımlanabilir. Burada muayene ve ihbar külfetini yerine getirilmemesi halinde alıcının satılanı kabul etmiş sayılacağına dair yasal bir karine söz konusudur. Dolayısıyla külfetlerin yerine getirilmemesi seçimlik hakların kullanılmasına engel olur, alıcı malı o haliyle kabul etmiş sayılır.
Ticari satımlarda muayene ve ihbar külfeti TTK 25/3. maddede düzenlenmiştir. Bu hükme göre “ Emtianın ayıplı olduğu teslim sırasında açıkça belli ise alıcı iki gün içinde keyfiyeti satıcıya bildirmeye mecburdur. Açıkça belli değilse alıcı emtiayı teslim aldıktan sonra sekiz gün içinde muayene etmeye veya ettirmeye ve bu muayene neticesinde emtianın ayıplı olduğu ortaya çıkarsa, haklarını muhafaza için keyfiyeti bu müddet içinde satıcıya bildirmeye mecburdur.” Ancak ayıp ihbarının bu süre içinde satıcıya ulaşması şart değildir. Bu süre içinde satıcıya ulaşmasa bile alıcı haklarını korumuş olur. TTK 25/3. maddede gizli ayıbın sonradan ortaya çıkması halinde Borçlar Kanunun 223. maddesinin uygulanacağı belirtilmiştir. Türk Borçlar Kanunun 223. Maddesine göre; alıcının, devraldığı satılanın durumunu işlerin olağan akışına göre imkân bulunur bulunmaz gözden geçirmek ve satılanda satıcının sorumluluğunu gerektiren bir ayıp görürse, bunu uygun bir süre içinde ona bildirmek zorunda olduğu, alıcının gözden geçirmeyi ve bildirimde bulunmayı ihmal etmesi halinde, satılanı kabul etmiş sayılacağı, ancak, satılanda olağan bir gözden geçirmeyle ortaya çıkarılamayacak bir ayıp bulunması hâlinde, bu hükmün uygulanmayacağı, Bu tür bir ayıbın bulunduğu sonradan anlaşılırsa, hemen satıcıya bildirilmesi gerektiği; bildirmezse satılan bu ayıpla birlikte kabul edilmiş sayılacağı düzenlenmiştir.Alıcı ihbar külfetini yerine getirmiş ise zamanaşımı süresi içinde Borçlar Kanununun 227 ve 228. maddelerinde kendisine tanınan hakları dava yoluyla talep edebileceği gibi zamanaşımı süresi dolsa bile kendisine karşı açılan davada ayıptan doğan defi hakkını ve seçimlik haklarını ileri sürebilir. Bu halde artık alıcının ayıpları bildiği ya da bilmesi gerektiği konusunda ispat yükü satıcıya aittir. Zira bu suretle satıcı yasal olarak kendisine düşen bir sorumluluğu reddetmektedir.Ayıp ihbarının yasal sürede yapılıp yapılmadığını kimin kanıtlaması gerektiğini bulabilmek için hukukumuzda “ispat yükü”nün nasıl düzenlendiğine bakmak gerekmektedir.
Bir davada çekişmeli olguların kimin tarafından ispat edilmesi gerektiği konusuna, ispat yükü denir.
Her iki taraf da ispat yükünün kime düştüğünü gözetmeden delil göstermişler ise bu halde hâkimin ispat yükünün hangi tarafa düştüğünü araştırmasına gerek yoktur. Çünkü hâkim, ilk önce tarafların gösterdikleri delilleri incelemekle yükümlüdür.İki tarafın (veya bir tarafın) gösterdiği deliller ile davaya ilişkin bütün çekişmeli olgular aydınlanmış ise yine ispat yükünün hangi tarafa düştüğünü araştırmakta bir yarar yoktur. Buna karşılık, gösterilen delillerin hâkime dava hakkında tam bir kanaat vermemesi halinde, ispat yükünün hangi tarafa düştüğünün tespit edilmesinde yarar vardır.
Delillerin davayı etkileyecek çekişmeli hususlarda gösterileceği ve ispat faaliyetinin çekişmeli vakıalar için söz konusu olduğu hususu göz önünde bulundurulmalıdır (1086 sayılı HUMK m. 238/1; 6100 sayılı HMK m.187/1).Türk Medeni Kanunun 6. maddesinde “Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlüdür.” denilmiştir.6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun “İspat yükü” başlıklı 190. maddesinde ise bu düzenlemeye paralel bir düzenleme getirilmiştir. Anılan maddede “İspat yükü, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir.” denilmiştir.
İspat yükü ilk önce kural olarak davacıya düşer; yani davacı davasını dayandırdığı olguları ispat etmelidir. Hâkimin kendisine ispat yükü düştüğünü bildirdiği taraf, uyuşmazlık konusu olguyu ispat edemezse davayı kaybeder. O taraf davacı ise davası reddedilir, davalı ise mahkûm edilir.
Kendisine ispat yükü düşmeyen taraf, karşı (kendisine ispat yükü düşen) tarafın iddiasını (olguyu) ispat etmesini bekleyebilir. Kendisine ispat yükü düşen taraf iddiasını ispat edemezse, diğer (kendisine ispat yükü düşmeyen) tarafın onun iddiasının aksini (hilafını) ispat etmesine gerek yoktur; o olgu ispat edilmemiş (yani dava bakımından yok) sayılır.Somut olayda davacının davalının üretimini yapacağı ------ ürününün ham maddesi olan ------- tedariki
için davalı ile anlaştığı, davacının 13/06/2023 tarihinde 27.500 USD ödeme yaptığı defter kayıtları ve bilirkişi raporu ile anlaşılmıştı. Uyuşmazlık davalı tarafından davacıya teslimi yapılan ve satım ilişkisine konu hammaddelerin ayıplı olup olmadığı noktasında toplanmaktadır. Yukarıda da belirtildiği üzere satıma konu malların ayıplı olduğunu ispat külfeti davacı üzerindedir. Davacı malların ayıplı olduğunu ispat etmesi halinde ödediği bedelin iadesini talep edebilecektir. Satıma konu hammaddenin niteliği gereği alınan bilirkişi raporunda bir parametre dışında tüm parametrelerin spesifikasyon sınırları içinde
kaldığı, spesifikasyona göre en yüksek belirtilmemiş bireysel safsızlığın en fazla % 0.1
olması gerekirken, 1. analizde % 0.19, 2. analizde % 0.16 olarak tespit edildiği, toplam safsızlığın spesifikasyona göre en fazla % 2 olması
gerekirken analiz sonuçlarına göre, 1. analizde % 0.48, 2. analizde % 0.44 olarak tespit
edildiği dikkate alındığında, bahse konu ----- kimyasal maddesinin amacına
uygun kullanılabileceği tespit edildiğinden satıma konu malların ayıplı olduğundan bahsedilemeyeceğinden davacının ödenen bedelin iadesi talebi yerinde görülmeyerek davanın reddine karar verilmiştir.
HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;
1-Davanın REDDİNE,
2-Karar harcı 615,40-TL 'den davacı tarafça peşin olarak yatırılan 16.114,84-TL harcın mahsubu ile artan 15.499,44-TL harcın, karar kesinleştiğinde ve talep halinde davacı tarafa iadesine,
3-Davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına,
4-Davalı tarafından yapılan yargılama gideri bulunmadığından bu hususta karar verilmesine yer olmadığına,
5-Davalı taraf kendisini vekille temsil ettirdiğinden karar tarihinde geçerli A.A.Ü.T. deki esaslara göre belirlenen 144.108,13-TL nispi vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,
6-Davacı tarafından dosyaya yatırılan ve sarf edilmeyen gider avansının karar kesinleştiğinde davacı tarafa iadesine,
7-Arabuluculuk Kanunu'nun 18/A-(13) maddesi ve Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Yönetmeliğinin 26/2 maddeleri ile Arabuluculuk Asgari Ücret Tarifesi uyarınca Adalet Bakanlığı bütçesinden ödenen 3.600,00-TL arabuluculuk ücretinin davacıdan tahsili ile Hazineye Gelir Kaydına,Dair; davacı vekili ile davalı vekilinin yüzüne gerekçeli kararın taraflara tebliğinden itibaren iki hafta içinde ----- Bölge Adliye Mahkemesinde istinaf yasa yolu açık olmak üzere verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı.