T.C. İstanbul Anadolu 12. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO : 2023/773
KARAR NO : 2025/701
DAVA : Alacak (Ticari Satıma Konu Malın İadesi)
DAVA TARİHİ : 13/11/2023
KARAR TARİHİ : 30/09/2025
Mahkememizde görülmekte olan Alacak (Ticari Satıma Konu Malın İadesi) davasının yapılan açık yargılaması sonunda,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ :
DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Müvekkili ------- arasında mevcut bulunan ticari ilişki uyarınca, gıda esnek ambalaj mürekkebinde kullanılan bir tür ----- olan -------isimli üründen toplamda 500 kilogram davalı firmadan sipariş verildiğini, bu sipariş karşılığında davalı tarafından müvekkiline 18.880,00 USD'lik fatura kesildiğini fatura bedelinin davalı tarafa ödendiğini, davalı taraftan satın alınan ürün teslim tarihinden kısa bir süre sonra üretime alındığını, normal şartlar altında üretime alınan ürünün maksimum 1.5 gün içinde ambalaj mürekkebi olarak hazır hale gelmesi gerekirken bu ürün hazır hale gelmediğini, malzemeyi hazır hale getirmek için davalı firma ile iletişim içinde 15 gün uğraşılmışsa da bir türlü istenilen sonucun elde edilemediğini, bahse konu ürünün karşımına tamamen homojen bir şekilde dağılması gerekirken ürün parçalanmamış parçacıklar halinde kaldığını, yaklaşık olarak 1.2 tonluk malzeme satılamayarak zayi olmuş vaziyette elde kaldığını, konu ile ilgili davalı üretici firmaya ihbarda bulunulduğunu, 500 kilogramlık ürünün tamamı için iade faturası kesildiğini, ancak davalı tarafça bu iade faturasına itiraz edildiğini ve ayıplı ürünlerin iade alınmadığını beyanla; davanın kabulüne, ayıplı malın davalı tarafça iade alınarak, ayıplı mal bedeli olarak davalıya ödenen 18.880 USD bedelin ödeme tarihinden işleyecek ticari faizi ile birlikte tahsili ile müvekkile ödenmesine karar verilmesini, ayıplı mal ile birlikte üretime girerek zayi olan diğer malzemelerin bedeli olarak şimdilik 2.000 TL'nin ; ayıplı malın üretime alınması ancak üretimin gerçekleştirilememesi sebebiyle üretim için yapılan masraf (işçilik bedeli ve enerji bedeli) olarak şimdilik 1.000 TL'nin; ayıplı mal sebebiyle üretimin gerçekleşememesi ve ürünün satışının yapılamamasından kaynaklı kar kaybı olarak şimdilik 1.000 TL'nin; zayi olan malzemelerin imha bedeli olarak şimdilik 500 TL ve zayi olan malzemelerin imha nakliye bedelli olarak şimdilik 500 TL'nin zarar tarihi olan 16.12.2022 tarihinden işleyecek ticari faizleri ile birlikte tahsili ile müvekkiline ödenmesine karar verilmesini Üretimin mevcut bir sipariş üzerine yapılması sebebiyle müşteri tarafından siparişin iptal edilmesinden kaynaklı itibar kaybı dolayısıyla manevi tazminat olarak 10.000 TL'nin dava tarihinden işleyecek ticari faizi ile birlikte tahsili ile müvekkiline ödenmesine karar verilmesini, Yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davalı yan üzerine bırakılmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
SAVUNMA
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; Davacının siparişi üzerine müvekkili şirket tarafından yurt dışından ithal edilerek davacıya satılan 500 kg ----isimli ürüne ilişkin 27.07.2022 tarihli ------- nolu 18.880-USD (337.302,53 -TL) bedelli fatura düzenlenmiş olup, 27.07.2022 tarih ------ nolu sevk irsaliyesi ile fatura konusu ürünün davacıya teslim edildiğini, fatura konusu ürünün bedelinin 22.08.2022 tarihinde davacı tarafından ödendiğini, davacı tarafından Fatura ve içeriği ürünlere kanuni yasal süresi içinde ve usulüne uygun herhangi bir itirazın yapılmadığını, ürünlerin ayıplı olduğunu ve müvekkile atfı mümkün herhangi bir kusur olduğunu hiç bir şekilde kabul etmediklerini, ayıp ihbarının yasal süresi içinde yapılmadığını, davacı tarafından yapılmış, kanuna uygun bir ayıp ihbarının bulunmadığını, davacı yanın, müvekkili şirketten 27.07.2022 tarihinde satın ve teslim aldığı dava konusu ürünleri 2022 Ağustos ayında üretime soktuğunu, ürünlerin davacıya tesliminden yaklaşık 5 aya yakın bir süre geçtikten sonra ve ürünü bir çok kimyasallarla çeşitli işlemlere tabi tuttuktan sonra müvekkili şirkete ilk kez 16.12.2022 tarihli mailde bu durumdan bahsedildiğini ve konu ile ilgili destek istendiğini konu ile ilgili üretici firma --------; davacının ürün ile yaşadığını belirttiği sorunun davacının üretim ile ilgili teknik bilgisi eksikliğinden kaynaklandığını, bu ürünlerin önceden küçük oranlarda denenmesi gerektiği, denendikten sonra büyük üretime geçilmesi gerektiğini, her formülün ürüne göre farklılık gösterebileceğinin belirtildiğini, davacı firmanın, müvekkilinden satın aldığı 500 kg -------- ürünün tamamını kullanmış olmasına rağmen 500 kg ürünün tamamı için iade faturaları nı kestiğini, iş bu iade faturalarının müvekkili tarafından kabul edilmeyerek süresi içinde iade faturaları ile itiraz edildiğini beyanla; Davacının haksız ve kötüniyetli açılmış olan davasının reddine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davacıya yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE: Dava hukuki niteliği itibariyle, taraflar arasında kurulan ticari ilişki kapsamında alınan ürünlerin ayıplı olduğu iddiası ile oluşan alacağın tahsiline yönelik olarak açılan davadır.Mahkemece yapılan yargılama sırasında taraflarca gösterilen deliller toplanmış ve konunun incelenmesi uzmanlık gerektiren yönleri bulunduğundan uyuşmazlık konusu malların bulunduğu mahalde keşif yapılmak sureti ile ------ Asliye Ticaret Mahkemesinden talimat yolu ile bilirkişi incelemesi yaptırılmıştır.
Talimat mahkemesince alınan 18.09.2024 tarihli bilirkişi heyeti raporunda özetle; Davacı ------firmasından satın aldığı -----, ön deneme yapmadan üretimde kullandığı, dava konusu ------ işlenebilirlik özelliklerinin beklenen düzeyi ve kaliteyi sağlamadığı, çekme testlerinde de rengin tutmadığı, renk testi vb. ön kalite kontrol testleri ile beklenen rengi ve görsellik özellikleri sağlamadığının tespit edilebileceği, küçük ölçekli pasta üretimi ile de işlenebilirlik özelliklerinin nisbeten tespit edilebileceği, tam işlenebilirlik özelliklerinin ise üretime alınmadan tespit edilemeyeceği, uygun olan /referans olarak kullanılan ---- ile dava konusu ---- Firmasına ait ---- içerik ve bağlar açısından benzerlik gösterdiği ancak ---- firması ------- safsızlık ve kontaminasyon bulunduğu spektral analizlerinden tespit edilmiştir. Kimya mühendisi bilirkişinin değerlendirmesi dikkate alındığında dava konusu ürünün ayıplı olduğu, ancak gözle görülür açıkça belli olan bir ayıp olmadığı, ancak muayene ve kontrol ile tespit edilecek nitelikte olduğu, ayıp ihbarının süresinde olup olmadığı ile ilgili yapılacak hukuksal değerlendimenin mahkemenin takdirinde olması ve Mahkemenizce bu yönde açık bir talep olmaması nedeniyle bu konuda seçenekli bir değerlendirme yapmakla yetinilmiştir. Bu nedenle takdir mahkemenize ait olmak üzere: Dosya kapsamına göre 27.07.2022 tarihinde teslim alındığı anlaşılan ürün için yukarıda bahsi geçen tanığın stoklara alınmadan test yapılmadığı ve 3 ay sonra üretim denemesine için işleme alındığı yönündeki beyanı ile dosyaya sunulan elektronik posta kayıtlarına göre 16.12.2022 tarihinde davacı tarafından davalıya üründeki ayıbın bildirilmesi nazara alındığında 6102 sayılı TTK'nun 23/1-c hükmüne göre değerlendirme yapılması halinde 8 günlük yasal süre içerisinde yapılmamış olabileceği, davacı alıcının ayıp bildiriminin davacının işlerin olağan akışına göre uygun bir süre içinde bildirmiş olduğu veya hammaddedeki ayıbın olağan bir gözden geçirmeyle ortaya çıkarılamayacak nitelikte bir gizli ayıp olarak kabul edilmesi halinde Türk Borçlar Kanununun 223.maddesi uyarınca ayıp ihbarının süresinde yapılmış olabileceği sonuç ve kanaatine varılmıştır. Davacının ve davalının ticari defterlerinin e-defter statüsünde olduğu, fiziki ortamda tutulan envanter defterinin açılış tasdikinin ve elektronik ortamda tutulan e-defter berat onaylarının yasal süresi içinde yaptırıldığı ve kayıtların Muhasebe Sistemi Uygulamaları Genel Tebliğine (MSUGT) ve VUK hükümlerine uygun olarak tutulduğu, defterlerin birbirini doğruladığı, HMK 222 maddesi gereğince sahibi lehine delil olma niteliği taşıdığı tespit edilmekle takdir mahkemenize ait olmak üzere yapılan inceleme de; Mahkemenizce dava konusu ----- isimli malın ayıplı olduğu kanaati halinde; davacı ---- davalı ----- talep edebileceği alacak; ------açıklamalı malın bedeli 18.880,00 USD, üretimde 300 kg---- ile birlikte kullanılan ve zayi olan ürünlerin toplam maliyetinin 36.219,12 TL, 300 kg'lık ------ maliyeti de hesaba dahil edildiğinde zayi olan ürünlerin toplam maliyeti 238.599,12 TL, üretimdeki işçilik bedeli 3.400,20 TL olarak hesaplanmıştır. Kâr kaybı ile ile ilgili olarak davacının sipariş veren ------ isimli firmayla ticari ilişkisinin devam ettiği, siparişin temin edilmesi ile ilgili olarak sipariş veren firmayla ticari ilişkinin sekteye uğramadığı, herhangi bir para iadesi de yapılmadığı, sipariş tarihi olan 17.07.2022 tarihinde 296.022,73 TL sipariş veren firmadan alacaklı olduğu bu nedenle kâr kaybına uğramadığı, zayi olan malzemelerin imha edildiğine ve imha için nakliye yapıldığına dair herhangi bir belge ibraz edilmediğinden imha yönünden hesaplama yapılamamıştır. üretim yapılırken harcanan elektrik enerjisi ile ilgili olarak çalışan makinaların ve makinaların harcadıkları enerji yönünden tarafımızca hesaplama yapılmasına olanak bulunmadığından bu hususta hesaplama yapılamamıştır. Davacı tarafından manevi tazminat talep edilmiş ise de bu hususta değerlendirmenin mahkemenin takdirinde olduğu," şeklinde rapor sunulmuştur.
Bilirkişi heyeti tarafından verilen 10.04.2025 tarihli ek raporda özetle; " Dava konusu ------, Davacı ------firmasından 27.07.2022 tarihli fatura ile satın alındığı, ------ malzemenin teslim alındıktan sonra 5 ay içinde kullanılarak işlenebilirlik özelliklerinin beklenen düzeyi ve kaliteyi sağlamadığı, çekme testlerinde de rengin tutmadığı, vb. uygunsuzluklarının tespit edildiği, ön deneme yapılmadan üretimde kullanıldığı, 31.12.2022 tarihinde iade faturası kesildiği, Keşif ile 02.04.2024 tarihinde numuneler alınarak ------ Laboratuvarında spektrometrik analizlerle yapısal farklılıklarının (safsızlık ve kontaminasyon bulunduğu) tespit edildiği, dava konusu ----- ayıplı olduğu, ancak gözle görülür ve açıkça belli olan bir ayıp olmadığı, ancak ÖN muayene / kontrol ile ön bilgi edinilebilecek nitelikte olduğu ve Üretimde doğrudan kullanılmadan önce pilot ölçekli deneme yapılması gerektiği, kontrollerle üretimde daha küçük miktarlarda kontrollü kullanımların sağlanabileceği, işlenebilirlik uygunsuzlukların üretim şartlarında tespit edilebileceği, Kök raporda dava konusu üretime giren malzeme ve masraflar yönünden ise taleple bağlı kalınarak USD ve TL alacakları göz önünden bulundurularak ve ürünlerin birim maliyetleri dikkate alınarak hesaplama yapıldığı, yapılan hesaplamalarda herhangi bir hesap hatasına rastlanmadığı, üretim yapılırken harcanan elektrik enerjisi ile ilgili olarak çalışan makinaların ve makinaların harcadıkları enerji yönünden tarafımızca teknik olarak hesaplama yapılmasına olanak bulunmadığı, elektrik mühendisi yada makine mühendisi bilirkişi tarafından makinaların harcadıkları enerjinin maliyeti ile ilgili hesaplama yapılabileceği, zayi olan malzemelerin imha edildiğine ve imha için nakliye yapıldığına dair herhangi bir belge ibraz edilmediğinden bu hususta da bu nedenle hesaplama yapılamamıştır." şeklinde rapor sunulmuştur.
Taraflar tanık deliline dayandığından gösterilen tanıklar dinlenmiştir.
01.10.2024 tarihli duruşmada tanık ------ beyanında; "Ben davalı firmada 2018-2023 yılları arasında satış müdürü olarak çalıştım, dava konusu olan ------- ürününü biz 4 yıl kadar sattık, bizim bu ürünü sattığımızı davacı öğrenince bizden ürün istedi, daha öncesinde davacı ile aramızda bir ticari ilişki olmamıştı, davacı taraf üretici firmayı tanıdığı için bizden numune istemedi, stoklarımız da da bu ürün bulunmadığı için davacı için özel olarak getirttik, normal şartlarda stoklarımızda bulunan bir üründü, davacı sipariş ettiğinde stokta bulunmamakta idi, bazı müşterilerimiz ürün almadan önce bizden numune talep ederler, bazı müşterilerimiz ise numune talep etmezdi, davacı da bizden numune istemedi, biz temmuz ayında ürünleri teslim ettik, teslimin üzerinden aylar geçtikten sonra üründe sıkıntı olduğunu bize söylediler, biz ürünü 500 KG olarak teslim etmiştik, davacı ürünün çok fazla kısmını kullanmış, kalan bir kısmını başka bir firmaya denettirmiş idi ellerinde 75 kg kadar ürün kalmış onu da depoda muhafaza etmekte idiler, biz durumu ----- üretici firmaya ilettik, ------ firma malzemenin nasıl bir üretimde kullanıldığına ilişkin bizden bilgi istedi, biz de davacı dan öğrenip, üretici firmaya ilettik, bu ara da da bir bekleme süresi oldu, davacı taraf bu bekleme süresini kısa olmasını istedi ancak makul sayılabilecek bir aylık bir bekleme süresi oldu, ------ firmanın cevabı gelmeden önce ben işten ayrıldım, sonrasındaki sürece dair bilgi sahibi değilim, numune talep edildiğinde numune isteye firmalara kendilerine teslim edeceğimiz çuvallardan numune alarak göndermekteyiz, firmalar ürün sipariş ettiğinde kendilerine analiz gönderilmekte, talep edenlere de küçük numuneler gönderilmektedir, firmaların kendi labratuvarlarında analiz yapıp yapmadıklarını bilmiyorum, dava konusu malların raf ömrü üretimden itibaren uygun koşularda muhafaza edilmesi halinde iki yıldır, numune talep etmeyen firmalar muhtemelen ürünü bildikleri için numune talep etmemektedirler, dedi " şeklinde beyanda bulunmuştur. Tanık ------ beyanınında; "Ben davalı firmada 2013 yılından beri satış yöneticisi olarak çalışmaktayım, dava konusu malın temini ve sonrasındaki süreçteki yurt dışı yazışmalarını ben yaptım, biz bu malı sipariş üzerine yurt dışından getiririz, sipariş verilmeden önce müşteriler numune isterler, müşteri istemediği sürece biz numune talep etmiyoruz, dava konusu olay da da davacı bizden numune istemedi, biz de ürünü ithal ettiğimiz gibi depomuza dahi almadan, Gümrükten çıktığı gibi davacıya teslim ettik, teslimden 5 ay sonra bize ürün ile ilgili şikayet geldi, biz durumu yurt dışındaki üretici firmaya bildirdik, üretici firma sattığı ürünlerden kendisinde şahit numune tutmaktadır, bizim bildirimimiz üzerine üretici firma şahit numune üzerinde inceleme yaptı ve üründe bir sorun olmadığını, hassas bir ürün olduğunu, müşterinin ürünü kullanırken dikkatli olması gerektiği, ürünün tamamını geri alabileceklerini bize ilettiler ancak davacı ürünün tamamını kullandığı için iade edilecek ürün yoktu, bildiğim kadarı ile ürünlerin raf ömürleri iki yıldır, ürünleri satın alan firma satın aldığı ürünler üzerinde analiz yapar, davacının analiz ile ilgili bize bir geri dönüşü olmadı, teslim almadan önce analiz yapmadıklarını da bize ilettiler, numune talep eden firmalara üretici firma teslim edeceği lottaki maldan numune alarak göndermektedir dedi." şeklinde beyanda bulunmuştur. ------- Asliye Ticaret Mahkemesince talimat yolu ile tanıkların dinlenmesine karar verilmiş olup, 27.10.2024 tarihli talimat duruşmasında tanık ----- ---- olarak görev yapmaktayım. Davalı ve davacı şirketler ile ticari ilişkilerimiz vardır. ------davalı şirkette beş yüz kilo palet halinde ürün almış. Almış olduğu ürünle ilgili sıkıntı yaşamış. -----şirket sahibi ----- aldığı bu üründen yüz kilosunu denememiz için bize gönderdi. Ürünü kullandıklarında sorun yaşadıklarını bizimde deneyerek sorun yaşayıp yaşamayacağımızı görmek istedi. Bunun için yüz kilo ürünü bizim şirkete gönderdi. Biz de bu ürünü kullandık. Biz de aynı davacı şirket gibi ürünle ilgili sorun yaşadık. Kullanılan ürünü ürün sonrası oluşan yarı mamül olan pastayı kullanamadık. İmha edemedik. Kullanılamaz şekilde elimizde kaldı. Davalı şirketin davacı şirkete satmış olduğu ürünle ilgili biz de aynı sorunları yaşadık. Biz bu ürünü daha önce davalı şirketten satın alıyorduk. Ancak davacı şirket bu ürünü davacı şirketten ilk kez almıştı. Biz daha önce bu ürünü alıyor olmamıza rağmen davacının denememiz için göndermiş olduğu ürün daha önceki aldığımız ürün ile aynı değildi. Satılan ürün uygun olmayan bir üründür. Normalde olması gerekenden daha koyu bir renkti. Normalde mor renkte olması gerekirken gönderilen ürün siyaha dönen kirli ve pis bir renkti. Ayrıca likit ve akışkan bir kıvamda olması gerekirken çamur halinde bir dokusu var. Tanıklık ücreti talebim yoktur. Benim bilgim ve görgüm bunlardan ibarettir." şeklinde beyanda bulunmuştur.Tarafların tacir olup, uyuşmazlığın ise ticari nitelikteki satım sözleşmesinden kaynaklanması nedeniyle olaya 6098 sayılı Borçlar Kanunu (TBK) ve 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu (TTK) hükümlerinin uygulanması gerekmektedir.Türk Borçlar Kanunu’nun satım sözleşmesine dair hükümlerinin (TBK m. 207 vd) esasen tacirler arasında yapılan satım sözleşmelerine de uygulanması benimsenmiştir. Bununla birlikte satım sözleşmesinde malın ayıplı olması halinde özel hükümler öngörülmüştür (TTK m. 25/1, 3). Dolayısıyla tacirler arası satım sözleşmelerine Borçlar Kanunu hükümleri ile birlikte TTK m. 25/I hükmü de uygulanacaktır.
Satım sözleşmesi 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun 207. maddesinde “satıcının, satılanın zilyetlik ve mülkiyetini alıcıya devretme, alıcının ise buna karşılık bir bedel ödeme borcunu üstlendiği sözleşmedir.” şeklinde tanımlanmıştır. Satım sözleşmesi synallagmatik, başka deyişle tam iki tarafa karşılıklı borçlar yükleyen bir sözleşmedir. Tam iki yanlı sözleşmelerde, her iki yan birbirine karşı birer asli edim ile çeşitli yan ve tali edimler yüklenirler. Eş deyişle bu sözleşmeler nitelikleri gereği yanlardan her birini zorunlu olarak alacaklı ve borçlu kılar. Yanlardan her biri karşı edimi elde etmek için borç altına girer. Satıcının malın teslimi ve mülkiyetinin alıcıya geçirilmesi yükümlülüğü yanında satılanın ayıplardan ari olmasını sağlama yükümlülüğü de bulunmaktadır. Bu noktada uyuşmazlığın temelini oluşturan “ayıp ve ayıba karışı tekeffül” kavramları üzerinde durmakta yarar vardır:Ayıba ilişkin hukuki düzenleme, dava konusu uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun 219. maddesinde yer almaktadır. Düzenlemede “Satıcı, alıcıya karşı herhangi bir surette bildirdiği niteliklerin satılanda bulunmaması sebebiyle sorumlu olduğu gibi, nitelik veya niteliği etkileyen niceliğine aykırı olan, kullanım amacı bakımından değerini ve alıcının ondan beklediği faydaları ortadan kaldıran veya önemli ölçüde azaltan maddi, hukuki ya da ekonomik ayıpların bulunmasından da sorumlu olur. Satıcı, bu ayıpların varlığını bilmese bile onlardan sorumludur.” denilmektedir.Öğretide ayıp satılanda, hasarın geçtiği anda, vaad edilen nitelikleri bir diğer ifade ile bulunması gereken bir özelliğin bulunmaması ya da bulunmaması gereken bir kusurun ya da eksikliğin bulunması ya da dürüstlük kuralı gereğince ondan beklenen lüzumlu vasıfları taşımaması hali olarak tanımlanmakta ve maddi, hukuki ya da ekonomik ayıp şeklinde sınıflandırılmaktadır. Maddi ayıp bir malda madden hata bulunmasıdır (örneğin malın yırtık, kırık, bozuk, lekeli olması gibi). Hukuki ayıp malın kullanımının hukuken sınırlandırılmış olmasıdır (malın üzerinde rehin, haciz, intifa hakkı gibi kısıtlamalar bulunması gibi). Ekonomik ayıp ise malın iktisadi vasıflarında eksiklik olmasıdır.
Ayıba ilişkin diğer sınıflandırma, ayıbın açık ve gizli olup olmamasına göre yapılmaktadır. Açık ayıp hemen ilk bakışta ya da yüzeysel bir muayene ile tespit edilebilen ayıptır. Durumun gerekli kıldığı, muayene ile anlaşılamayan ayıplar, gizli ayıptır. Alıcı gizli ayıpları araştırmakla yükümlü değilse de ayıp meydana çıkar çıkmaz hemen ihbar etmelidir (------- Derhal kavramı, halin icabına uygun fazla vakit geçirmeden bildirim olarak anlamak gerekir. Ancak TTK 25/4’de zamanaşımı süresi altı ay olduğunun belirlenmesi nedeniyle gizli ayıplarda azami ihbar süresi altı aydır. Eğer alıcı iğfal edilmiş, yani maldaki ayıp ondan bilerek saklanmış ise Kanunun öngördüğü çözüm satıcı bakımından ağırlaştırılmış bir sorumluluğu gerektirmektedir. Nitekim 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 225. Maddesine göre Ağır kusurlu olan satıcı, satılandaki ayıbın kendisine süresinde bildirilmemiş olduğunu ileri sürerek sorumluluktan kısmen de olsa kurtulamaz.
Ayıba ilişkin bu genel açıklamadan sonra belirtmek gerekir ki satıcının ayıptan sorumluluğuna da "ayıba karşı tekeffül" denmektedir. Ayıba karşı tekeffül şartlarının gerçekleşmesi durumunda alıcının kendisine tanınan hakları kullanabilmesi için Kanun tarafından kendisine yükletilmiş olan külfetleri yerine getirmelidir. Külfet, alıcının satın aldığı malı muayene etmesi ve bir ayıbın ortaya çıkması halinde bunu satıcıya ihbar etmesidir. Alıcı külfetleri yerine getirmediği takdirde ayıba karşı tekeffül hükümlerinden yararlanamaz.
Külfet teknik anlamda bir yükümlülük veya borç değildir. Külfet, mülkiyetten farklı olarak herhangi bir borç yaratmayan, yerine getirilmediği takdirde o konuda sağlanmış olan hakların kaybedilmesi sonucunu doğuran bir davranış olarak tanımlanabilir. Burada muayene ve ihbar külfetini yerine getirilmemesi halinde alıcının satılanı kabul etmiş sayılacağına dair yasal bir karine söz konusudur. Dolayısıyla külfetlerin yerine getirilmemesi seçimlik hakların kullanılmasına engel olur, alıcı malı o haliyle kabul etmiş sayılır.
Ticari satımlarda muayene ve ihbar külfeti TTK 25/3. maddede düzenlenmiştir. Bu hükme göre “ Emtianın ayıplı olduğu teslim sırasında açıkça belli ise alıcı iki gün içinde keyfiyeti satıcıya bildirmeye mecburdur. Açıkça belli değilse alıcı emtiayı teslim aldıktan sonra sekiz gün içinde muayene etmeye veya ettirmeye ve bu muayene neticesinde emtianın ayıplı olduğu ortaya çıkarsa, haklarını muhafaza için keyfiyeti bu müddet içinde satıcıya bildirmeye mecburdur.” Ancak ayıp ihbarının bu süre içinde satıcıya ulaşması şart değildir. Bu süre içinde satıcıya ulaşmasa bile alıcı haklarını korumuş olur. TTK 25/3. maddede gizli ayıbın sonradan ortaya çıkması halinde Borçlar Kanunun 223. maddesinin uygulanacağı belirtilmiştir. Türk Borçlar Kanunun 223. Maddesine göre; alıcının, devraldığı satılanın durumunu işlerin olağan akışına göre imkân bulunur bulunmaz gözden geçirmek ve satılanda satıcının sorumluluğunu gerektiren bir ayıp görürse, bunu uygun bir süre içinde ona bildirmek zorunda olduğu, alıcının gözden geçirmeyi ve bildirimde bulunmayı ihmal etmesi halinde, satılanı kabul etmiş sayılacağı, ancak, satılanda olağan bir gözden geçirmeyle ortaya çıkarılamayacak bir ayıp bulunması hâlinde, bu hükmün uygulanmayacağı, Bu tür bir ayıbın bulunduğu sonradan anlaşılırsa, hemen satıcıya bildirilmesi gerektiği; bildirmezse satılan bu ayıpla birlikte kabul edilmiş sayılacağı düzenlenmiştir.
Alıcı ihbar külfetini yerine getirmiş ise zamanaşımı süresi içinde Borçlar Kanununun 227 ve 228. maddelerinde kendisine tanınan hakları dava yoluyla talep edebileceği gibi zamanaşımı süresi dolsa bile kendisine karşı açılan davada ayıptan doğan defi hakkını ve seçimlik haklarını ileri sürebilir. Bu halde artık alıcının ayıpları bildiği ya da bilmesi gerektiği konusunda ispat yükü satıcıya aittir. Zira bu suretle satıcı yasal olarak kendisine düşen bir sorumluluğu reddetmektedir.Ayıp ihbarının yasal sürede yapılıp yapılmadığını kimin kanıtlaması gerektiğini bulabilmek için hukukumuzda “ispat yükü”nün nasıl düzenlendiğine bakmak gerekmektedir.Bir davada çekişmeli olguların kimin tarafından ispat edilmesi gerektiği konusuna, ispat yükü denir. Her iki taraf da ispat yükünün kime düştüğünü gözetmeden delil göstermişler ise bu halde hâkimin ispat yükünün hangi tarafa düştüğünü araştırmasına gerek yoktur. Çünkü hâkim, ilk önce tarafların gösterdikleri delilleri incelemekle yükümlüdür.
İki tarafın (veya bir tarafın) gösterdiği deliller ile davaya ilişkin bütün çekişmeli olgular aydınlanmış ise yine ispat yükünün hangi tarafa düştüğünü araştırmakta bir yarar yoktur. Buna karşılık, gösterilen delillerin hâkime dava hakkında tam bir kanaat vermemesi halinde, ispat yükünün hangi tarafa düştüğünün tespit edilmesinde yarar vardır. Delillerin davayı etkileyecek çekişmeli hususlarda gösterileceği ve ispat faaliyetinin çekişmeli vakıalar için söz konusu olduğu hususu göz önünde bulundurulmalıdır (1086 sayılı HUMK m. 238/1; 6100 sayılı HMK m.187/1). Türk Medeni Kanunun 6. maddesinde “Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlüdür.” denilmiştir.6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun “İspat yükü” başlıklı 190. maddesinde ise bu düzenlemeye paralel bir düzenleme getirilmiştir. Anılan maddede “İspat yükü, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir.” denilmiştir.
Somut olayda davacının davalıdan ------isimli renk verici maddeyi 27/07/2022 tarihinde aldığı, 16/12/2022 tarihinde elektronik posta yoluyla ayıp iddiasının davacı tarafından davalıya bildirildiği anlaşılmıştır. Uyuşmazlık konusu maddeler üzerinde yapılan incelemede satışa konu ------ maddesinde ayıp bulunduğu, ayıbın açık ayıp sayılamayacağı, muayene ve kontrol ile tespit edilebileceği belirlenmiştir. Usulüne uygun bilirkişi raporu ile satıma konu malın ayıplı olduğu sabittir. Burada ayıbın süresi içerisinde davacıya bildirilip bildirilmediği, muayene külfetinin basiretli bir tacirden beklenecek şekilde usulüne uygun olarak yerine getirilip getirilmediği noktasında toplanmaktadır. Davacı malları 27/07/2022 tarihinde teslim aldıktan yaklaşık beş ay sonra davacıya mail ile ayıp ihbarında bulunmuştur. Satım öncesinde de numune alınmadığı dosya kapsamı ve tanık beyanları ile sabittir. Dava dilekçesi içeriğinde belirtildiği üzere satıma konu 500 kg maldan da geriye 75 kg kaldığı anlaşılmıştır. Davacının malları teslim aldıktan yaklaşık beş ay sonra 425 kilogramını kullandıktan sonra ayıp ihbarında bulunduğu, ticaretini satıma konu malların kullanım alanında yapan davacının basiretli bir tacir gibi davranmadığı, muayene külfetini makul kabul edilebilecek bir zaman aralığında yerine getirmediği, beş boyunca saklama koşullarına uyup uymadığının tespitinin mümkün olmadığı, malın tamamına yakınını kullandıktan sonra beş ay sonra ayıp ihbarında bulunmasının dürüstlük kuralına aykırı olacağı, davacının muayene ve ihbar külfetini usulüne uygun olarak yerine getirmediği doyasıyla da basiretli bir tacir gibi davranmadığı kanaati ile davanın reddi yolunda aşağıdaki şekilde karar verilmiştir.
HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;
1-Davanın REDDİNE,
2-Karar harcı 615,40-TL 'den davacı tarafça yatırılan peşin harç ile ıslah harcı toplamı 10.096,33- TL harcın mahsubu ile artan 9.480,93-TL harcın, karar kesinleştiğinde ve talep halinde davacı tarafa iadesine,
3-Davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına,
4-Davalı tarafından yapılan 294,75-TL tebligat ve müzekkere gideri yargılama giderinin davacı taraftan alınarak, davalı tarafa verilmesine,
5-Davalı taraf maddi talepleri yönünden kendisini vekille temsil ettirdiğinden karar tarihinde geçerli A.A.Ü.T. 13/4 maddesindeki esaslara göre belirlenen 30.000,00-TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,
6-Davalı taraf manevi tazminat talebi yönünden kendisini vekille temsil ettirdiğinden karar tarihinde geçerli A.A.Ü.T. deki esaslara göre belirlenen 10.000,00-TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,
6-Davacı tarafından dosyaya yatırılan ve sarf edilmeyen gider avansının karar kesinleştiğinde davacı tarafa iadesine,
7-Arabuluculuk Kanunu'nun 18/A-(13) maddesi ve Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Yönetmeliğinin 26/2 maddeleri ile Arabuluculuk Asgari Ücret Tarifesi uyarınca Adalet Bakanlığı bütçesinden ödenen 3.120,00-TL arabuluculuk ücretinin davacıdan tahsili ile Hazineye Gelir Kaydına,Dair; davacı vekili ile davalı vekilinin yüzüne gerekçeli kararın taraflara tebliğinden itibaren iki hafta içinde ------ Bölge Adliye Mahkemesinde istinaf yasa yolu açık olmak üzere verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı.