T.C. İstanbul Anadolu 12. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO : 2024/213
KARAR NO : 2025/554
DAVA : Tazminat (Rücuen Tazminat)
DAVA TARİHİ : 22/03/2024
KARAR TARİHİ : 08/07/2025
Mahkememizde görülmekte olan Tazminat (Rücuen Tazminat) davasının yapılan açık yargılaması sonunda,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ :
DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Müvekkili kurum ile davalı şirketler arasında hizmet alımına ilişkin sözleşme imzalandığını, bu hizmet sözleşmesi kapsamında kurumlarında görev yapan ----- 01.06.2005- 20.10.2013 tarihleri arasında davalı şirketlerde çalıştığını ve emekliye ayrılması sonucunda İdareleri tarafından dava dışı işçiye 197.185,86 TL kıdem tazminatı ödendiğini, Araç Bakım Onarım Daire Başkanlığı tarafından 19/10/2023 tarih ve ---- ile ödenen tutar davalı şirketlere borç tahakkuku yapılmış ve yapılan ödemeden davalı şirketlerin payına düşen miktarlar üzerinden 28/11/2023 tarihinde tebligat çıkarılmış ise de ödeme yapılmadığını, yapılan arabuluculuk görüşmelerinden de bir sonuç alınamadığını beyanla; davanın kabulüne karar verilerek davalı şirketlerin işçisine ödenmiş olan197.185,86 TL.nin müvekkili kurumun ödeme tarihinden itibaren işleyecek ticari faiziyle birlikte çalıştırma sürelerine göre belirlenecek sorumlulukları oranında davalılardan rücuen tahsiline, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davalı üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
SAVUNMA
Davalı ------ vekili cevap dilekçesinde özetle;"Dava dışı işçinin müvekkili şirkette çalışmasının olmadığını, müvekkili şirkete karşı arabuluculuk başvurusu yapılmadığını, dava dışı işçinin------çalıştığı, iki şirketin farklı olduğunu" iddia ederek davanın usulden ve esastan reddine, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin karşı tarafa tahmiline karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı Müflis ------.vekili cevap dilekçesinde özetle; Müflis şirketin ----Asliye Ticaret Mahkemesinin ------- esas sayılı dosyası ile 22.06.2016 günü saat 16:57 den itibaren iflasına karar verildiğini, iflas işlemlerinin devam ettiğini, mahkemede görülmekte olan davanın iflas kararından sonra 22.03.2024 tarihinde açıldığını, davacının iddia ettiği alacağı iflas masasına kaydettirmesi, alacağın iflas masasına kaydedilmemesi halinde kayıt kabul davası açılması gerektiğini, zamanaşımı itirazında bulunduklarını, asıl işverenin davacı şirket olduğunu, müflis şirketin sorumluluğu olmadığını, mahkeme aksi kanaatte ise Borçlar Kanunu 169 uyarınca yalnızca dava dışı işçilerin kendi bünyesinde çalıştığı dönemin yarısı ile sınırlı olacağını," iddia ederek davanın reddine karar verilmesini yargılama giderleri ile vekalet ücretinin karşı tarafa tahmiline karar verilmesini talep etmiştir.Diğer davalılar kendisine yapılan usulüne uygun tebliğe rağmen davacı yanın dava dilekçesine cevap vermemiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE: Dava hukuki niteliği itibariyle, tazminat davasıdır.
Davalı, ------ yönünden dava tefrik edilerek mahkememizin ------ esasına kaydı yapılarak, bu davalı yönünden davanın ayıt kabul davasına dönüştüğü anlaşılmakla;-----Asliye Ticaret Mahkemelerinden birine tevzi edilmek üzere ----- Hukuk Mahkemesi Tevzi Bürosu'na gönderilmesine karar verilmiştir.
Mahkemece yapılan yargılama sırasında taraflarca gösterilen deliller toplanmış ve konunun incelenmesi uzmanlık gerektiren yönleri bulunduğundan bilirkişi incelemesi yaptırılmıştır.Bilirkişi tarafından verilen raporda özetle"Yürürlükte bulunan Bilirkişilik Kanunu ve bağlı mevzuat gereğince bilirkişinin hukuksal konularda görüş bildirmesi yasal olarak mümkün olmadığından; tarafların hak kazanma koşullarının belirlenmesi vb hususlar hukuksal değerlendirmeyi gerektirdiğinden delillerin takdiri ve hukuksal niteleme Sayın Mahkemeye ait olmak üzere davacının iddia konusu taleplerine hak kazandığının Sayın Mahkemece kabul edilmesi olasılığı kapsamında, iddia konusu alacaklar tespit edilen veriler ışığında her bir davalı şirket için ayrı ayrı hesaplandığı, ----- yönünden; 01.06.2025-30.09.2009 dönemine ait, 101.101,84 TL, ----- yönünden, 01.10.2009-30.09-2010 ile 01.01.2011-31.12.2012 dönemine ait, 69.998,50 TL, ----- yönünden, 01.10.2010-31.12.2010 dönemine ait, 5.875,78 TL olarak tespit edildiği" şeklinde rapor sunulmuştur.
Bilirkişi heyeti tarafında verilen ek raporda özetle; "----- tarafından davalı ------ ait firma detaylarının sunulduğu, Firmanın eski ünvan listesi: ------ ünvanlı iş yerine karşı başvuru yapıldığı,, Dava dışı ------ ait hizmet döküm cetveli,işyeri ünvan listesinde; 01.10.2010-31.12.2010 tarihleri arasında ----- numaralı------ firma detay bilgileri ve sgk işyeri tescil kayıtlarının yer almadığı, rücuen tazminat hesaplaması yönünden kök bilirkişi raporunun yerinde olduğu, yürürlükte bulunan bilirkişilik Kanunu ve bağlı mevzuat gereğince bilirkişinin hukuksal konularda görüş bildirmesi yasal olarak mümkün olmadığından; tarafların hak kazanma koşullarının belirlenmesi ,davalının husumet itirazı vb. hususlar hukuksal değerlendirmeyi gerektirdiğinden delillerin takdiri ve hukuksal niteleme Mahkemeye ait olmak üzere kök bilirkişi raporunda yapılan hesaplamanın yerinde olduğu, " şeklinde rapor sunulmuştur.Davada taraf sıfatı (husumet) dava konusu yapılan, maddi hukuktan doğan (subjektif) hak (dava hakkı) ile taraflar arasındaki ilişkidir. Taraf ehliyeti, dava ehliyeti ve davayı takip yetkisi, davanın taraflarının kişilikleriyle ilgili olduğu halde, taraf sıfatı (husumet) dava konusu subjektif hakka ilişkindir. Başka bir ifadeyle sıfat, dava dilekçesinde davacı ve davalı olarak gösterilenlerin, maddi hukuk açısından, gerçekte bu niteliği taşıyıp taşımadığıyla ilişkilidir ve esas hakkında verilecek olan kararın içeriğinin belirlenmesi bakımından önem taşır. Yoksa, sıfatın hakim açısından tarafın hak sahipliğine yönelik olarak karar verilinceye kadar, yargılamanın yürütülmesi bakımından, herhangi bir önemi yoktur. Davayı takip yetkisi ise yargılamanın kim tarafından yürütüleceği sorusunun cevabını teşkil eder. Dolayısıyla, davayı takip yetkisi tümüyle usuli bir kavramdır. O nedenle, hukukumuzda taraflara ilişkin dava şartları arasında düzenlenmiştir. Buna karşılık, sıfat ise, dava dilekçesinde taraf olarak gösterilenlerin, maddi hukuk bakımından gerçekte hak sahibi ve yükümlü konumda bulunup bulunmadığıyla ilişkili olduğu için esasa ilişkindir; yani, bir maddi hukuk sorunudur. O nedenle, hüküm anında mevcut olmalıdır; bir başka ifadeyle, sıfat, bizatihi hükümde somutlaşır; zira, tarafların haklılık durumu hüküm ile belli olur. Sonuç olarak, davanın yürütülmesi ve karara ulaşılmasındaki süreç, davayı takip yetkisini; bu sürecin bitiminde elde edilen maddi hukuka yönelik sonuç ise sıfatı ifade eder. Öte yandan, davayı takip yetkisi, usuli bir soruna ilişkin bulunduğu için dava şartıdır; eksikliği, davanın usulden reddi sonucunu doğurur; buna karşılık, sıfat ise subjektif hakkın özüne ilişkin olduğu için, bir maddi hukuk sorunu teşkil eder ve maddi hukuk anlamında bir itiraza vücut verir. Eksikliği anında verilecek karar, usulden red değil; davanın sıfat (husumet) yokluğu nedeni ile red kararı olup, esasa ilişkin bulunduğundan o davada taraf olarak gösterilen kişiler açısından, maddi anlamda kesin hüküm gücüne sahip olacaktır ( Prof. Dr.------
Uygulamada sıfat için ''husumet'' terimi kullanılmaktadır. Fakat, husumet (özellikle husumet ehliyeti) teriminin, taraf ehliyeti ve dava ehliyeti (ve hatta dava takip yetkisi) terimleri için de kulanıldığı görülmektedir. Böylece, bugün uygulamada kullanılan ''husumet'' teriminin belirli bir anlamı yoktur. Bu terim ile neyin kastedildiğini anlayabilmek için her olayın ayrı ayrı incelenmesi gerekmektedir. Bu nedenle, husumet terimi yerine, daha açık olan taraf ehliyeti, dava ehliyeti ve taraf sıfatı terimlerinin kullanılması doğru olur. Yukarıda da belirtildiği gibi, sıfat, dava konusu yapılan ve maddi hukuktan doğan hak ile taraflar arasındaki ilişkidir. Dava dilekçesinde davacı ve davalı olarak gösterilen kişiler şeklen o davanın taraflarıdır. Ancak mahkemenin bu taraflar arasında dava konusu hakkın esası bakımından bir karar verebilmesi için, bu kişilerin o davada gerçekten davacı ve davalı sıfatına sahip olmaları gerekir. Bir davada taraf olarak gösterilen kişiler, taraf ve dava ehliyetine ve davayı takip yetkisine sahip olsalar bile, bu kişilerden birinin o davada gerçekten davacı veya davalı olmak sıfatı yoksa, dava konusu hakkın esasına ilişkin bir karar verilemez ve dava sıfat yokluğundan (husumetten), esastan reddedilir. Taraf sıfatının (davacı bakımından aktif husumet ehliyetinin; davalı bakımından, pasif husumet ehliyetinin) yokluğu, davada taraf olarak gözüken kişiler arasında dava konusu hakkın doğumuna engel olduğu için (def'i değil) bir itirazdır. Diğer bütün itiraz hallerinde olduğu gibi sıfat yokluğu da ancak dava dosyasından anlaşılabildiği ölçüde hakim tarafından kendiliğinden (re'sen) gözetilir. Sıfat yokluğu, bir davada dava şartlarından sonra, yani tahkikat aşamasında incelenir. Sıfat yokluğunun, mümkünse diğer itirazlardan önce incelenmesi gerekir. Çünkü, taraflardan birinin taraf sıfatı yoksa, diğer itiraz ve def'ilerin incelenmesine gerek kalmaz (HMK md. 143). (Prof. Dr. ------
Nitekim yukarıda açıklanan ilkeler Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 27.11.2013 tarih, -----sayılı kararı ile 25/11/2015 tarih------.sayılı kararlarında da vurgulanmıştır.
Eldeki davada davalılardan ----- nezdinde dava dışı işçi ------- çalışması bulunmamakta olup dava dışı işçinin davaya konu hizmet ilişkisi çerçevesinde dava dışı ------- nezdinde 92 gün çalışması bulunmaktadır. Bu nedenle davalı ------- yönünden davanın reddine karar vermek gerekmiştir. Her ne kadar davacı taraf HMK 124. maddelerine göre hasmın değiştirilmesini istemiş ise de davacının hizmet alımı yaptığı şirketleri bilmemesinin mümkün olmadığı, dava dışı işçinin hizmet dosyasında da hangi şirketler nezdinde çalıştığının açık olduğu, davacının basiretli tacir gibi davranarak dava açmadan gerekli araştırmaları yaparak doğru hasma dava açması gerektiği, bu durumun hasımda yanılma olarak değerlendirilmesinin dürüstlük kuralına aykırı olduğu anlaşıldığından davacının iradi taraf değişikliği talebi yerinde görülmemiştir. Davalı ------ vekili lehine bilirkişi raporu ile hesaplanan ve çalışma süresine göre ------- sorumlu olması gereken miktar üzerinden 5.875,78 TL vekalet ücretine hükmedilmiştir.
Hizmet alım sözleşmeleri; ihale şartları ile belirlenen işin sözleşmede kararlaştırılan bedel ile yapılmasının üstlenildiği sözleşmelerdir. Bu sözleşme türünde yüklenicinin edimi, hizmetin kendi işçisi ile yerine getirilmesi, işverenin edimi ise sözleşme bedelinin ödenmesidir. Sözleşme kapsamında yapılması gereken iş yüklenici işçisi tarafından yerine getirilecektir. İş akdinin yüklenici ile işçi arasında yapıldığı hususu ihtilaflı değildir. SGK kayıtları da bu hususu doğrulamaktadır. Hizmet alımı tip sözleşmelerinde işverenin, yüklenici tarafından çalıştırılan işçinin ücretinin ödenmesi, sosyal haklarının takibi gibi denetim dışında işçiye karşı bir sorumluluğu yoktur.İşveren ile yüklenicinin İş Kanunu’na göre işçiye karşı müteselsilen sorumlu olmasına rağmen rücu ilişkisinde taraflar arasında imzalanan sözleşmenin uygulanması sözleşme hukukunun en temel ilkelerindendir.İşçilik alacakları işveren tarafından ödenen işçinin; yüklenici işçisi olması, sözleşme ücretine işçinin ücret ve sosyal haklarının dahil olması, işverenin işçilik alacaklarından sorumlu olacağına dair sözleşmede bir hüküm bulunmaması hususları nazara alındığında davacı işverenin işçiyi çalıştıran yüklenicilerden ödediği bedeli ve ferilerinin tamamını talep etme hakkı bulunduğunun kabulü gerekir.
Hizmet alım ihaleleri aynı yüklenici tarafından alındığı gibi, değişik yükleniciler tarafından da alınabilmektedir. Bu halde işyeri devri suretiyle işçiler yeni yükleniciye devredildiği için hizmet akitleri kesintiye uğramadan devam etmekte ve işçilik alacakları da bu doğrultuda hesaplanmaktadır.
İşçiye ödenen kıdem tazminatı iş sözleşmesinin feshedildiği tarihteki giydirilmiş ücret üzerinden hesaplanmakta olup, bu kıdem tazminatının tamamından işçiyi çalıştırdıkları dönemle orantılı olarak yükleniciler işverene karşı sorumludurlar.
Yıllık izinler kullanılmadığı takdirde iş sözleşmesinin feshi ile ücrete dönüşmektedir. Sözleşmeyi feshedenin son yüklenici olduğu ve yıllık izinlerinde bu fesih ile ücrete dönüştüğü gözönüne alındığında yıllık izin ücretinden son yüklenici sorumlu olacaktır.
İhbar tazminatından son işveren sorumludur. Bunların dışında hafta tatil ücreti, ücret alacağı, fazla mesai ücreti gibi işçiye ödenen tazminatlardan yükleniciler işverene karşı işçiyi çalıştırdıkları dönemle sınırlı olarak sorumlu olacaklardır.
İşveren tarafından bu ödemelerin feri mahiyetinde yapılan ödemeler de aynı esasla yüklenicilerden tahsil edilebilecektir. ( Yargıtay ----Hukuk Dairesi 23.12.2021 tarih -----Yargıtay ---- Hukuk Dairesinin -----. Sayılı kararında belirtildiği üzere; "Mahkemece, davacının ödediği kıdem tazminatı, izin ücreti ve diğer bedellerden davalı yüklenicilerin dönemi ile sınırlı olarak sorumlu olduğu ihbar tazminatından ise son işveren sıfatıyla tamamından sorumlu olduğu gözetilerek yapılacak inceleme sonucuna uygun karar verilmesi gerekirken, ihbar tazminatından davalı yüklenicilerin kendi dönemi ile sorumluluğunun kabul edilerek hesaplama yapılması ve buna dayalı olarak hüküm tesisi usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir". Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun -----. sayılı ilamı da aynı yöndedir. Dolayısıyla davalılar, dava dışı işçiye ödenen işçilik alacaklarından işçiyi çalıştırdıkları süre oranında sorumlu olacaktır.
Somut olayda davacı ile davalı şirketler arasında hizmet alımına ilişkin sözleşme imzalandığını, bu hizmet sözleşmesi kapsamında dava dışı ------ 01.06.2005-20.10.2013 tarihleri arasında davalı şirketlerde çalıştığı, emekliye ayrılması sonucunda davacı tarafından dava dışı işçiye 197.185,86-TL kıdem tazminatı ödendiği, davacının ödemiş olduğu tazminatı, davalılardan çalıştırma sürelerine göre rücuen talep ettiği görülmüştür. Usul ve yasaya uygun bilirkişi raporu ile davalılar ------ ve ---- dava dışı işçinin hizmet süresine göre sorumlu olduğu miktarlar hesaplanmış ve mahkememizce de hesaplamalar yerinde görülmüş ve davalılar ---- ve ----- yönünden davanın kabulüne karar verilmiştir.
HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;
1- a- Davanın KISMEN KABULÜ ile, 69.998,50 TL'nin davalı ------ 101.101,84 TL'nin davalı------ alınarak davacıya verilmesine,
b-Davalı ------- yönünden açılan davanın REDDİNE,
2- Karar harcı 11.687,86- TL 'den davacı tarafça peşin olarak yatırılan 3.367,45-TL harcın mahsubu ile bakiye 8.320,41-TL harcın davalı ------ müştereken ve müteselsilen tahsili ile hazine adına irad kaydına,
3-Davacı tarafından yatırılan 427,60-TL başvurma harcı, 3.367,45 TL peşin nispi harc olmak üzere toplam 3.795,05-TL davalı -------, müştereken ve müteselsilen tahsili ile davacıya verilmesine
4-Davacı tarafından yapılan 2.669,50 TL tebligat ve müzekkere gideri, 4.000,00-TL bilirkişi ücreti olmak üzere toplam 6.669,50-TL yargılama giderinin haklılık oranına göre 6.448,07 TL sinin davalı ------müştereken ve müteselsilen tahsili ile davacı tarafa ödenmesine, kalan tutarın davacı üzerinde bırakılmasına,
5-Davalılar tarafından yapılan yargılama gideri bulunmadığından bu hususta karar verilmesine yer olmadığına,
6-Davanın kabul edilen kısmı için davacı yararına karar tarihinde geçerli A.A.Ü.T. deki esaslara göre belirlenen 30.000,00 TL nispi vekalet ücretinin davalı ------ müştereken ve müteselsilen tahsili ile davacıya verilmesine,
7-Davanın reddedilen kısmı için davalı yararına karar tarihinde geçerli A.A.Ü.T. deki esaslara göre belirlenen 5.875,78 TL nispi vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalı ----- verilmesine,
8-Davacı tarafından dosyaya yatırılan ve sarf edilmeyen gider avansının karar kesinleştiğinde davacı tarafa iadesine,
9-Arabuluculuk Kanunu'nun 18/A-(13) maddesi ve Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Yönetmeliğinin 26/2 maddeleri ile Arabuluculuk Asgari Ücret Tarifesi uyarınca Adalet Bakanlığı bütçesinden ödenen 3.800,00-TL arabuluculuk ücretinin haklılık oranına göre 3.673,84-TL.sinin davalıdan tahsili ile Hazineye Gelir Kaydına, 126,16-TL.sinin davalı ------ müştereken ve müteselsilen tahsili ile hazineye irat kaydına,
Dair; davacı vekilinin yüzüne karşı davalı tarafın yokluğunda gerekçeli kararın taraflara tebliğinden itibaren iki hafta içinde ----- Bölge Adliye Mahkemesinde istinaf yasa yolu açık olmak üzere verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı.