T.C. İstanbul Anadolu 12. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO : 2022/812
KARAR NO : 2025/364
DAVA : İtirazın İptali (Kambiyo Senetlerinden Kaynaklanan)
DAVA TARİHİ : 27/10/2022
KARAR TARİHİ : 15/05/2025
Mahkememizde görülmekte olan İtirazın İptali (Kambiyo Senetlerinden Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda,
DAVA:
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle;
Davalı ...’ın, diğer
davalı ------ %99 nispetinde ortağı ve
münferiden yetkilisi olduğunu,
müvekkilinin, davalı ...'ın lehdarı, ------keşidecisi olduğu, 30.04.2021 tarihli 450.000,00 TL bedelli, 31.05.2021 tarihli 450.000,00 TL bedelli iki adet çeki ciro yoluyla iktisap ettiğini,
Söz konusu çeklerin ödenme zamanı geldiğinde, müvekkilinin davalı ...'ın ricası ve
ödeme sözü üzerine, iyiniyetli bir yaklaşım sergileyerek çeklerin arkasını yazdırmadığını, Ancak
davalının, müvekkilinin bu iyi niyetini suistimal ederek, sadece 200.000,00 TL ödeme yaptığını,
bakiye borcunu müteaddit uyarılara rağmen ödemediğini, bunun üzerine taraflarınca borçlular hakkında bakiye 700.000,00 TL alacağı üzerinden -----İcra Müdürlüğünün ------ sayılı dosyası üzerinden icra takibine girişilmiş, ancak
borçlular tarafında ödeme emrine itiraz edildiğini,
malum olduğu üzere, süresi içinde bankaya ibraz edilmediği için kambiyo
vasfını yitiren çeke dayalı olarak çek hamilinin (müvekkilin), keşideciye ( 1 nolu davalıya) karşı
sebepsiz zenginleşme hükümleri dairesinde, kendisine çeki ciro eden cirantaya ( 2 nolu davalıya)
karşı ise, aralarında temel borç ilişkisine istinaden alacak talebinde bulunabileceği müstekar
Yargıtay içtihatlarca sabit olduğunu, Somut olayda davalı lehdarın, diğer davalı keşideci şirketin
%99 nispetinde ortağı ve münferiden yetkilisi olduğu dikkate alındığında temel borç ilişkisinin tarafı
olarak kabul edilip edilmeyeceği ayrıca değerlendirilmesi gereketiğini, her hal ve şartta iki
borçlunun da ödenmeyen bakiye çek bedelinden ötürü müvekkiline karşı sorumlu olduğunu,
Arz ve izah olunan nedenlerle ve her türlü fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla,
davalılar tarafından----- İcra Müdürlüğünün ----- Esas sayılı
dosyasına yapılan itirazın iptaline, takibin kaldığı yerden devamına, davalıların haksız yere takibin durmasına sebebiyet vermesi nedeniyle ayrı ayrı asıl
alacağın % 20’sinden aşağı olmamak üzere icra inkar tazminatına mahkumiyetlerine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davalılar üzerine tahmiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
CEVAP:
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davacının iddiasının aksine
Müvekkillerin davacıya hiçbir borcu olmadığı gibi aksine alacağı bulunmadığını, müvekkili ... ile ... arasında 2008 yılından başlayan ticaret ilişkisi ...
ve şirketinin ekonomik olarak kötüye gitmesi nedeniyle 2017 yılına kadar sürdüğünü, ekonomik olarak çıkmaza giren ... borçlarını kapatabilmek adına tek yetkilisi ve tüm
hisselerinin sahibi olduğu şirketi -----. adına kayıtlı
---- İli, ---- İlçesi ---- Pafta 109 Ada'da bulunan üst
hakkının devrini müvekkilim ...'a teklif ettiğini, taraflar 12.04.2017 tarihinde uzlaşarak devir sözleşmesini imzaladıklarını, bu sözleşme gereği
müvekkili ...' ın davacı ...'e 200.000,00-TL nakit + 1.000.000,00-TL vadeli çek ile
ödeme yaptığını, ayrıca ilgili tapuya ilişkin 1.761.463,00-TL borcun da müvekkili tarafından
ödenmesinin kararlaştırıldığını, müvekkilinin tüm ödemeleri ve edimlerini yerine getirerek 2.961.463,00-TL ve süreç içerisinde ortaya
çıkan bedeller ile 3 milyon TL'nin üzerinde ödeme yaptığını, sözleşmeye göre ...'in üst
hakkı ve taşınmazda bulunan demirbaşlar ile traktörlerin devrini 2020 yılında yapması gerektiğini, müvekkilin, davacının bu haksız taleplerini kabul etmemesi neticesinde müvekkili tarafından tüm
ödemeleri yapılan ve müvekkile devir sözleşmesi gereği devrinin yapılması gereken 3 adet traktör 23.02.2022 Tarihinde ... ve kardeşi ------tarafından müvekkilin mülkünden
alınarak başkalarına satıldığını, 3 adet traktörün o günkü şartlardaki değeri 1.500.000,00-TL'nin üzerinde olduğunu ve bu traktörler davacı tarafından satılarak bedeli alındığını, ...' in adi
ortaklıktan kendisine ait alacağı müvekkillerimden EURO olarak talep ederek fahiş bir kar amacı
güttüğünü, kendi borçları kapansın diye devretmeyi taahhüt ettiği traktörlerin
borçlarını müvekkili ...'a ödettikten sonra traktörleri devretmeyip traktörlerin satımından
da ayrıca kar etme amacı bulunduğunu beyanla davanın reddini talep etmiştir.
İNCELEME ve GEREKÇE:
Dava hukuki niteliği itibariyle, ----İcra Müdürlüğünün ----- Esas sayılı icra takibine davalının yapmış olduğu itirazın İİK 67. maddesi gereğince iptali ile icra inkar tazminatı isteminden ibarettir.
İİK. mad. 67/I -III, V‟de düzenlenmiş bulunan itirazın iptali davası, borçlunun itirazının hükümsüz kılınarak, itiraz ile duran ilâmsız takibe konu olan alacağın varlığının saptanarak, icra takibinin devam etmesini (ve bu suretle, takip konusu alacağın borçludan alınmasını) sağlamak amacı ile açılır.
İtirazın iptali davası açılabilmesi için; a) Yetkili icra dairesinde yapılmış geçerli bir ilamsız icra takibi bulunmalıdır. İtirazın iptal davası, icra takibi ile bağlantılı olduğundan, davalı aleyhine yapılmış geçerli bir icra takibi bulunmadıkça, itirazın iptali davası dinlenmez. Yetkili icra dairesinde yapılmış usulüne uygun bir icra takibi bulunmadıkça, itirazın iptali davası açılamaz. Eğer, icra mahkemesince “ödeme emrinin iptaline” ya da “icra takibinin iptaline” karar verilmişse, iptal davası konusuz kalır.
b) Borçlu tarafından süresi içinde yapılmış -ve hakkındaki takibi durdurmuş olan- geçerli bir itiraz bulunmalıdır.
Borçlu tarafından süresinden sonra ödeme emrine itiraz edilmiş olduğu için ya da süresi içinde olmakla beraber yanlış (yetkisiz/görevsiz) yere itiraz edildiği için takip kesinleşmisse veya takip, borçlunun itirazı nedeniyle değil de icra mahkemesinin kararıyla durdurulmuşsa bu gibi durumlarda itirazın iptali davası açmakta hukuki yarar bulunmayacaktır.
c) Alacaklı tarafından, borçlunun itirazının kendisine tebliğinden itibaren bir yıl içinde itirazın iptali davasının açılmış olması gerekir. Alacaklının, “itirazın kendisine tebliğinden itibaren” bir yıl içinde borçlunun itiraz ettiği alacağının tespiti ve itirazın iptali dileğiyle açtığı dava “itirazın iptali” davası niteliğini taşır. Bu davanın açılabildiği, “bir yıllık süre” hak düşürücü süredir. Bir yıllık dava açma süresinin başlangıcı, “itirazın alacaklıya tebliğ tarihi”dir. Bu halde; borçlunun itirazı, alacaklıya tebliğ edilmemişse, bir yıllık dava açma süresi işlemeye başlamayacaktır. Davacının, itirazı herhangi bir şekilde öğrenip öğrenmemesi de sürenin başlamasını gerektirmez.
İtirazın iptali istemine konu----. İcra Müdürlüğünün ----- Esas sayılı takip dosyasının incelenmesinde; davacı alacaklının, davalı borçlu aleyhine genel haciz yolu ile icra takibinde bulunduğu, ödeme emrinin borçluya tebliğ edildiği; borçlu tarafından borca itiraz edildiği, itiraz dilekçesinin davacı tarafa tebliğ edilmediği huzurdaki davanın yasal süre içerisinde açıldığı anlaşılmıştır.
Mahkemece yapılan yargılama sırasında taraflarca gösterilen deliller toplanmış ve konunun incelenmesi uzmanlık gerektiren yönleri bulunduğundan bilirkişi incelemesi yaptırılmıştır.
Mahkememizce aldırılan bilirkişi raporu ile
davacı tarafından ticari defterlerin sunulmadığını, davalı şirketin; incelemeye konu 2021ve 2022 yıllarında ticari defterlerinin noter
tasdikine tabi defterler olduğu ve tasdiki zorunlu olan iş bu defterlerin noter tasdiklerinin yapıldığı,
defterlerin bilgisayarlı kayıt ortamında işlenmiş olup, muhasebe standartları ve Tekdüzen Hesap
Planı ilkelerine uygun tutulduğu, defter kayıtlarının birbirini doğruladığı, 6102 sayılı TTK 64/3 ve HMK 222 madde hükümleri gereği sahibi lehine delil niteliğine haiz olduğunu, davacı ... tarafından bilirkişi
incelemesine ticari defter ve belge sunulmamış olması nedeni ile davacı ... ile
davalılardan ... arasında ticari ilişki, BORÇ/ALACAK ilişkisine dair tespit yapılamadığı,
yine aynı nedenle, davacı ... ile davalılardan ----- arasında ticari ilişki, borç/alacak ilişkisine dair tespit
yapılamadığı, davalılardan ------2021 yılı ticari
defter ve belgeleri içeriğinde yapılan incelemede; davacı ... ile herhangi bir ticari
ilişkinin, borç/alacak ilişkisinin varlığına, davacı ... tarafından, davalı ----- ve davalı------hitaben borçlandırma
amaçlı düzenlenmiş herhangi bir fatura olmadığı, aralarında borç/alacak ilişkisinin varlığına
dair ticari davalı -----ticari defter içeriklerinde kayıt bulunmadığı tespit edildiğini, aksine, ayrıntısı belirtileceği üzere davalılardan ...’ın %99
nispetinde ortağı ve münferiden yetkilisi olduğu ------ 31/12/2021 itibariyle, DAVACI ...’in hakim ortağı ve yetkilisi olduğu ------ Verilen Sipariş
Avansları Hesabında kayıtlı 581.326,92-TL tutarında alacaklı olduğu tespit edildiği, davacı tarafından icra takibine dayanak yapılan iki çekten dolayı alacaklı
olduğunu ispatlayamadığı, çeklerin bir kısım bedellerinin ödenmiş olmasının söz konusu
çeklerde yer alanmiktar kadar borcun bulunduğunun ikrarı anlamına gelmeyeceği, davacının iddia ettiği yatırım ilişkisi sebebiyle ödenen meblağlar ile iadenin dövizdeki
artışa göre yapılması gerektiğine yönelik sözleşme ilişkisine yönelik bir bilgi ve belge
bulunmadığından, davacının davasını ispat edemediği kanaatinin Mahkemenin
takdire sunulması gerektiği sonuç ve kanaati bildirilmiştir.
Dava; taraflar arasında akdedilen, 30.04.2021 tarihli 450.000,00 TL bedelli, 31.05.2021 tarihli 450.000,00 TL bedelli iki adet çeki ciro yoluyla iktisap ettiğini, dayanarak başlatılan ilamsız icra takibine vaki itirazın iptali ile takibin devamı ve icra inkar tazminatı istemine ilişkindir.
6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nda kambiyo senetlerine ilişkin hükümler poliçe esası üzerine kurulmuştur. Kanun koyucu, kambiyo senetlerinin ortak olan hükümlerine poliçe başlığı altında yer vermiş; bono ve çek hakkında ise, ortak hükümlere yollama yapmakla yetinmiştir (TTK m. 778 ve 818).
Kambiyo senetleri mücerret kıymetli evrak niteliğine sahip olduklarından bu senetlerde yer alan hak, temel borç ilişkisinden bağımsızdır. Ancak kambiyo taahhüdünde bulunmanın temelinde, şart olmamakla birlikte, genellikle satım, bağışlama, kira, taşıma gibi bir borçlandırıcı işlem vardır. Böyle bir borçlandırıcı işlem yoksa senedin hatır için verildiği varsayılır. Temel borç ilişkisinin taraflarından birinin bir kambiyo senedi düzenleyip lehtara vermesiyle kambiyo ilişkisi diye adlandırılan ve temel borç ilişkisinden bağımsız olan ikinci bir borç ilişkisi doğar. Zira bir borç ilişkisi için kambiyo taahhüdünde bulunulması tarafların açık yenileme iradeleri olmadıkça 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) 133/2. maddesi gereğince borcun yenilenmesi sonucunu doğurmaz; kambiyo senedinin ifa yerine değil ifa uğruna verilmiş olduğu kabul edilir. Dolayısıyla bir borç hakkında kambiyo senedi düzenlendiği takdirde, taraflar arasında biri temel borç ilişkisi, diğeri kambiyo ilişkisi olmak üzere iki çeşit ilişki bulunur. Aynı durum, kambiyo senedinin tedavülü hâlinde de karşımıza çıkar. Bir kambiyo senedi ciro edildiği zaman ciranta ile ciro edilen kişi arasında kural olarak bir temel ilişki (asıl borç ilişkisi) bulunmaktadır. Ayrıca, bu iki kişi arasında kambiyo hukukundan doğan bir kambiyo ilişkisi de mevcuttur. Bu sebeple taraflar arasındaki temel borç ilişkisindeki bozukluklar kambiyo ilişkisini etkilemez. Temel borç ilişkisinden doğan def’îler, temel borç ilişkisi ile kambiyo ilişkisinin taraflarının aynı olması ve bile bile borçlu zararına hareket edilmesi hâlleri dışında, kambiyo ilişkisinde ileri sürülemez. Zira temel borç ilişkisi kendi hukukuna, kambiyo ilişkisi de kendi hukukuna tabidir (Bknz. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun, 17.11.2022 Tarih ve------Karar sayılı kararı). Kambiyo senedinin düzenlenmesinde en önemli unsur temel alacağın varlığıdır. Ancak temel alacağın senedin tanzimi anında mutlak surette varlığı gerekli değildir. Başka bir ifadeyle kambiyo senedinin metninde muayyen bir meblağın yazılması gerekli ise de bu husus temel alacağın da muayyen olmasını gerektirmez; temel alacak doğduğu anda, senette yazılı olan miktardan az ise, senet kısmi bedelsizliğe uğrar -----. Bu itibarla taraflar arasında temel ilişkinin varlığına rağmen, temel alacağı doğmamış ancak doğması mümkün ya da şarta bağlanmış bir alacak için ve yahut da cezai şarta ilişkin olarak kambiyo senedi düzenlenebilir. Bu şekildeki bir alacağa bağlı olarak düzenlenen senet, vadesi gelmesine rağmen alacak doğmamışsa, o an için bedelsizdir. Fakat bu bedelsizlik geçici bir süre için olup, alacak doğunca senedin bedelsizliği alacak miktarı kadar ortadan kalkacaktır ------ Bu kapsamda kambiyo senedinin teminat amacıyla verildiği iddiası da temelinde bedelsizliğe dayalı bir iddiadır. Ancak kural olarak kambiyo senedinin teminat olarak verilmesi senedin doğrudan bedelsizliğine yol açmaz; teminat altına alınan borcun yerine getirilmesi ve teminat ihtiyacının ortadan kalkması ile senet bedelsiz hâle gelir.
Temel borç ilişkisindeki bir edimin teminatı olarak düzenlenen kambiyo senetlerinde, teminat ettikleri husus gerçekleşinceye kadar geçici bedelsizlik, gerçekleşince kesin bedelsizlik söz konusudur. Eğer teminat ettikleri husus gerçekleşmez ise senette bedelsizlik ortadan kalkacaktır. Bir teminat senedinden söz edilebilmesi için ya senedi düzenleyen kişinin temel ilişkiden kaynaklanan ediminin (cezai şart öngörülen durumlar dışında) doğrudan doğruya belirli bir para borcunun ödenmesi olmaması yani paradan başka bir edim olması, ya da alacaklının uğrayacağı muhtemel zararları güvenceye bağlamak amacı ile senedi vermiş olması gerekir (Bknz. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun, 17.11.2022 Tarih ve ---- Esas------ Karar sayılı kararı).
Kambiyo senedinin üzerinde teminat kaydı var ise ancak neyin teminatı olduğu belirtilmemiş ise bu kayıt kambiyo senedinin mücerrettik vasfını ortadan kaldırmaz. Sadece teminat olduğuna dair eklenen bu kayda doktrinde mücerret teminat kaydı denilmektedir. Buna karşılık senet üzerinde asıl borç ilişkisine atıf yapan veya ödemeyi şarta bağlayan kayıtlar olması durumunda senedin mücerretlik vasfı ortadan kalkacağından böyle bir senede dayanılarak kambiyo senetlerine özgü haciz yolu ile takip yapılamaz. Başka bir deyişle kambiyo senedinin teminat senedi olduğunun senet metninden anlaşılması durumunda senedin mücerretlik vasfı ortadan kalkacağı için senet hükümsüzdür ve bu hükümsüzlük; borçlu tarafından, lehtara veya ciranta konumunda olan hamile karşı da ileri sürülebilir. Dolayısıyla senet metninden anlaşılan bu def’î mutlak def'î niteliğinde olup, üçüncü kişilere karşı da ileri sürülebilir. Somut olayda, taraflar arasında düzenlenen ve takip konusu alacağın dayanağı olan çeklere ilişkin hükümleri incelendiğinde, çeklerin illetten mücerret olduğu davalıların cevap dilekçesindeki beyanlarından iddiasının çeklerin teminat olarak verildiği, davalının teminat senedi olduğunu iddia ederek ispat yükünü üzerine aldığı ancak teminat senedi olduğunu ispat edemediği anlaşılmakla cevap dilekçesinde yemin deliline dayanması nedeniyle yemin delilinin hatırlatıldığı yemin metni sunmadığı ispat yükünü üzerine alan davalıların iddiasına ispat edemediği bilirkişi raporunun hüküm kurmaya elverişli olmaması nedeniyle bilirkişi raporuna itibar edilmeyerek davanın kabulüne karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.İcra ve İflas Kanununun 67.maddesinin 2.fıkrası gereğince, icra tazminatına hükmedilebilmesi için, borçlunun takip sırasında ödeme emrine itiraz etmesi ve alacaklının alacağını mahkemede dava ederek haklı çıkması yasal koşullardandır. Borçlunun itirazının kötüniyetli olması ise yasal koşul değildir. İcra inkar tazminatı, aleyhindeki icra takibine itiraz eden ve işin çabuk bitirilmesine engel olan borçluya karşı konulmuş bir yaptırımdır. Alacağın likit ve belli olması da gerekir. Alacağın gerçek miktarı belli, sabit veya borçlu tarafından belirlenebilmesi için bütün unsurlar bilinmekte ya da bilinmesi gerekmekte, böylece borçlu tarafından borcun tutarının tahkik ve tayini mümkün ise; başka bir ifadeyle borçlu yalnız başına ne kadar borçlu olduğunu tespit edebilir durumda ise, alacağın likit ve muayyen olduğunun kabulü zorunludur. Takip talebi ve bilirkişi raporu birlikte değerlendirildiğinde alacak likit olduğu anlaşılmakla kabulüne karar verilen asıl alacağın %20 si oranında icra inkar tazminatının davalının tahsiline ilişkin talebin kabulüne karar verilmiştir.
Kötüniyet tazminatı, takibe girişmekte kötüniyetli bulunduğu borçlu tarafından açıkça kanıtlanmış olan ya da öyle olduğu ayrıca kanıtlanmasına gerek bulunmaksızın dosya kapsamından açıkça anlaşılabilen alacaklıya yönelik bir yaptırım niteliğindedir. Anılan yasa hükmüne göre, alacaklının anılan tazminata mahkum edilebilmesi, açıkça, takibin kötüniyetle yapılmış olması koşuluna bağlanmıştır. Hemen belirtmek gerekir ki, alacaklının icra takibini kötüniyetli olarak yaptığı hususu, borçlu tarafından kanıtlanmalıdır. Öğretiye ve Yargıtay uygulamasına göre, alacağının bulunmadığını bildiği veya bilmesi gereken bir durumda olduğu halde, icra takibine girişen alacaklı, kötüniyetli kabul edilir. Açıklanan bu yasal durum ve ilke çerçevesinde somut olay değerlendirildiğinde davalı, davacının icra takibinde kötüniyetli olduğunu yasal delillerle kanıtlayamamış olup, dosya içeriğinde de kötüniyetin varlığını açıkça ortaya koyacak bir yöne rastlanmamıştır.
HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;
Davanın KABULÜ İLE,
1-Davalıların ----İcra Müdürlüğünün ----- Esas sayılı takip dosyasına yapmış olduğu itirazların iptali ile, takibin devamına,
2-Alacak likit olmakla hüküm altına alınan asıl alacağın %20 si oranında icra inkar tazminatının davalıdan alınarak davacıya verilmesine,
3-Kötüniyet tazminatı talebinin reddine
4-Alınması gerekli karar ve ilam harcı olan 47.817,00 TL'nin dava açılırken davacı tarafça peşin olarak yatırılan 7.777,01 TL'nin mahsubu ile bakiye kalan 40.039,99 TL harcın davalılardan tahsili ile hazineye irat kaydına,
5-Davacı tarafından yatırılan 80,70 TL başvurma harcı, 7.777,01 TL peşin harç olmak üzere toplam 7.857,71 TL harcın davalılardan alınarak davacıya verilmesine,
6-Davacı tarafından yapılan 7.000,00 TL bilirkişi ücreti, 551,50 TL posta gideri olmak üzere toplam 7.551,50 TL yargılama giderinin davalılardan tahsili ile davacıya verilmesine,
7-Davalılar tarafından yapılan yargılama gideri bulunmadığından bu hususta karar verilmesine yer olmadığına,
8-Davacı kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT' ye göre belirlenen 109.000,00 TL vekalet ücretinin davalılardan tahsili ile davacıya verilmesine,
9-Suçüstü ödeneğinden karşılanan 3.120,00 TL arabuluculuk ücretinin davalılardan alınarak hazineye gelir kaydına,
10-Kararın kesinleşmesi halinde kullanılmayan gider avansının ilgili tarafa iadesine,Dair davacı vekilinin ve davalılar vekilinin yüzüne karşı kararın tebliğinden itibaren 2 haftalık süre içinde ----- Bölge Adliye Mahkemesinde istinaf yolu açık olmak üzere verilen karar, açıkça okunup, usulen anlatıldı.