T.C. İstanbul Anadolu 12. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO : 2020/491
KARAR NO : 2024/797
DAVA : Tazminat (Ölüm Ve Cismani Zarar Sebebiyle Açılan Tazminat)
DAVA TARİHİ : 03/06/2020
KARAR TARİHİ : 05/11/2024
Mahkememizde görülmekte olan Tazminat (Ölüm Ve Cismani Zarar Sebebiyle Açılan Tazminat) davasının yapılan açık yargılaması sonunda,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ :
DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Müvekkili ..., küçük ---- annesi olup gebelik takibi dava dışı Dr.----- tarafından yapıldığını, anılan doktorun Tıbbi Uygulamaya İlişkin Zorunlu Mali Sorumluluk Sigorta poliçesi 16/12/2019-16/12/2020 tarihlerinde geçerli olmak üzere ---- no. ile davalı ... ---- tarafından düzenlendiğini, sigortalı doktorun gebelik takibinde davacı anneyi down sendromunu tespit eden testler, doğruluk oranları, alternatif tespit seçenekleri ve bunların reddedilmesi halinde ortaya çıkacak riskler konusunda usulünce aydınlatmayarak küçük ----- down sendromlu olarak doğmasına sebebiyet verdiğini, down sendromu gebelikte tespitinin mümkün olan, tespiti halinde de 2827 SK'na göre gebeliğin sonlandırılmasına izin verilen bir özür olduğunu, Yargıtay ise bilgilendirme yapmayarak gebeliğin sonlandırılması imkanının elden alınması halinde doktorun kusurlu ve sorumlu olduğunu kabul ettiğini beyanla; fazlaya dair talep ve dava hakları mahfuz kalmak kaydıyla: Müvekkili küçük ---- için: 10.000 TL işgöremezlik (bakıcı ücreti dahil maddi) tazminatı, 40.000 TL manevi tazminat, Müvekkili ... (anne) için 20.000 TL manevi tazminat, Müvekkili ... (baba) için 20.000 TL manevi tazminat, olmak üzere toplam 90.000 TL tazminatın dava tarihinden itibaren avans faizi, mahkeme masrafları ve avukatlık ücretiyle davalıdan müteselsilen tahsiline karar verilmesi talep ve dava etmiştir.
SAVUNMA
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; Davacı ...' in hamilelik sürecini takip eden Kadın Doğum Uzmanı Dr. ----- Uzun' nun 16.05.2019 tarihinde doğan çocuğunun Down Sendromlu olduğunu hamilelik takibinde teşhis edememesi sebebi ile söz konusu hekimin müvekkili şirket nezdinde Tıbbi Kötü Uygulamaya İlişkin Zorunlu Mali Mesuliyet Sigortası olduğundan bahisle maddi-manevi tazminat talep edildiğini, dava dışı hekim ---- nun müvekkil şirkete ----- nolu Tıbbi Kötü Uygulamaya İlişkin Zorunlu Mali Mesuliyet Sigorta Poliçesi ile 16.12.2019-16.12.2020 tarihleri arasında sigortalı olduğunu, müvekkili şirketin sorumluluğundan bahsedebilmek için öncelikle riziko tarihinin doğru belirlenmesi ve söz konusu zararın meydana gelmesinde hekimin sorumluluğu olup olmadığı hususunun netleştirilmesi gerekeceğini, tedavi sözleşmesinde kusur, hekimin tedavi sözleşmesinin kendisine yüklediği yükümlülükleri kasten veya ihmal ile ihlal etmiş olması, kusurdan söz edilebilmesi için, zarara neden olduğu belirtilen davranış ile hastanın zararı arasında uygun illiyet bağının bulunması gerektiğini, Zarar, hayatın olağan akışında beklenmesi mümkün olmayan bir niteliğe sahip ise bu durumda herhangi bir sorumluluktan da bahsetmenin mümkün olmayacağını, dava konusu olguda tıbbi uygulama hatasının bulunmadığını, günümüz koşullarında down sendromunun anne karnındayken tarama testleri ile kesin olarak tespitinin mümkün olmadığını, anne karnında down sendromunun tespit edilmesi halinde dahi fetüse müdahale imkanı bulunmadığını beyanla; Kusur durumu, uygun illiyet bağı gibi hukuki nedenlerle olguda tıbbi uygulama hatasından söz edilemeyeceğinden davanın esastan reddine, yapılacak yargılamada, illiyet bağı, sınırlı sorumluluk ilkesi, gerçek zararın giderilmesi ilkesi, kusur oranında sorumluluk ilkelerinin gözetilmesini, Yargılama masrafları ve vekâlet ücretinin karşı tarafa tahmiline karar verilmesini talep etmiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE: Dava, tıbbi kötü uygulamaya ilişkin mali sorumluluk sigorta poliçesine dayalı maddi ve manevi tazminatın sorumluluk sigortacısı davalılardan tahsili istemine ilişkindir.Mahkemece yapılan yargılama sırasında taraflarca gösterilen deliller toplanmış ve konunun incelenmesi uzmanlık gerektiren yönleri bulunduğundan bilirkişi incelemesi yaptırılmıştır.
Adli Tıp Kurumundan alınan 28.09.2022 tarihli raporda özetle; " Prenatal takipler esnasında Down Sendromu tespit edilemediği bildirilen ---- oğlu, 11.02.2015 doğumlu ----- hakkında düzenlenen adli ve tıbbi belgelerin tetkikinde; Daha önce normal spontan vajinal yol ile bir doğum öyküsü bulunan ve ikinci gebeliği olan 1980 doğumlu Anne ...’in dava konusu gebelik takiplerinin 13.08.2014 tarihi itibari ile ---- Kadın Hastalıkları ve Doğum Kliniğinde yapıldığı, ilk muayenesinde 12 haftalık gebelik saptandığı, 13.01.2015 tarihine kadar gebelik takiplerinin bu merkezde yapıldığı ve son muayenede 34 hafta ile uyumlu erkek fetus saptandığı, gebeninn 11.02.2015 tarihinde---- Hastanesi'ne başvurduğu, yapılan muayene ve tetkikler neticesinde oligohidramniyoz ve miadında gebelik saptanan kişinin yatırıldığı ve indüksiyon başlandığı, takipleri esnasında NST’de deselerasyonlar izlenmesi üzerine indüksiyon sonlandırılarak acil sezaryene alındığı, 2490 g ağırlığında, 7-9 -’lı, canlı bir erkek bebek doğurtulduğu, doğum sonrası, Bebek ----’e, 19.03.2015 tarihinde, ---- - Eğitim Araştırma Hastanesi Tıbbi Genetik Laboratuvarında yapılan karyotip analizinde Down Sendromu saptandığı, bebeğin 05.04.2021 tarihinde Kurumumuzda yapılan muayenesinde; şuur uyanık ve koopere olup anlama büyük oranda mevcut olduğu, anlatım gücünün ise yetersiz olduğu, verilen komutları büyük oranda bazen de gösterildiğinde yapabildiği, kas gücü sağ üst ekstremitede 5/5, sol üst ekstremitede 5/5, sağ alt ekstremitede 4-5/5, sol alt ekstremitede 5/5 olduğu, kas tonusu hafif hipotonik olup derin tendon refleksleri tüm ekstremitelerde (++)/(++) olduğu ve patolojik refleks saptanmadığı, ince beceri gerektiren işleri yapamadığı, desteksiz mobilize olabildiği; ancak durduğu yerde düşme eğilimi mevcut olduğu, konuşmanın hâlen gelişmemiş olduğu, gözler çekik, ense kökü düz ve kulak seti düşük olduğu, duyu kusuru tanımlanmadığı, sfinkter kontrolünün hâlâ olmadığı, anal tıkanıklığı için lavman ile gaita çıkımı olduğunun öğrenildiği, motor patoloji saptanmadığı, mental olarak orta, motor olarak hafif retardasyon saptandığı anlaşılmakla, dosya içerisindeki adli ve tıbbi belgelerin tetkikinden, dava konusu gebelik takipleri esnasında tarama testleri ile ayrıntılı USG tetkikinin önerilip önerilmediğinin anlaşılamadığı, gebelerin Down Sendromu ile ilgili tarama testleri konusunda bilgilendirilmesinin güncel tıbbi uygulamaların içinde olduğu, aydınlatmanın sözel ya da yazılı olarak yapılabileceği, bununla birlikte vücut hücrelerindeki kromozom sayısındaki fazlalıktan kaynaklanan genetik bir anormallik olan Down Sendromuna yönelik tarama testlerinin Sağlık Bakanlığı tarafından uygulanması zorunlu bir tetkik olarak bildirilmediği, bu testlerin tarama niteliğinde olduğu, bu testin yapılması durumunda ‘Doğacak bebekte Down Sendromu vardır veya yoktur.’ şeklinde kesin bir sonuca gitmenin mümkün olmadığı, tarama testlerinde annenin yaşı, hormonal değerleri ve testin özelliğine göre USG sonuçları göz önüne alınarak bir risk oranı belirlendiği, tarama testlerinin sonuçlarının risk sınırı üzerinde çıkmasının bebekte mutlaka Down Sendromu olduğu anlamına gelmeyeceği gibi risk sınırının altında olduğu durumlarda dahi bebekte Down Sendromu görülebileceği, test sonucunun yukarıda söz edilen parametrelere göre Down Sendromu ile kaç gebenin birinde karşılaşılabileceğini gösterdiği, oranın istatistikler ışığında risk sınırının üstünde bir değer göstermesi durumunda amniyosentez gibi ileri tetkikler önerilebileceği, tanı koydurucu olan bu ileri girişimsel tetkiklerde %1 oranında düşük riski olduğu, bebekte doğumdan sonra tespit edilen Down Sendromunun intrauterin rutin yapılan obstetrik ve/veya ilgili uzmanlar tarafından yapılabilen ikinci düzey ultrasonografi tetkiklerinde tespit edilemeyebileceğinin tıbben bilindiği, tüm bu bulgular göz önüne alındığında; ilgili hekime tıbben hata atfedilmediği, adli tıbbi uygulamalarda tıbbi hata tespit edilmeyen durumlarda dava konusu tıbbi uygulamaya ilişkin maluliyet ve iş gücü kaybı oranı hususlarında tespit yapılmadığı, ----’in mevcut durumu ile ilgili iş göremezlik oranının ne kadar olduğu ve daimi bakıcı gerektirip gerektirmediği hususlarında Adli Tıp Kurumu Adli Tıp ---- İhtisas Kurulundan görüş alınabileceği oy birliği ile mütalaa olunur." şeklinde rapor sunulmuştur.
Adli Tıp Kurumundan alınan 31.07.2023 tarihli raporda özetle; " Adli Tıp Kurumu ----.İhtisas Kurulunun 28.09.2022 tarih ve ------ sayılı mütalaasında gebelik takibini yapan hekimin eylemlerinin tıp biliminin genel kabul görmüş ilke ve kurallarına uygun olduğu şeklinde rapor düzenlendiğinin kayıtlı olduğu, Adli Tıp Kurumu -----İhtisas Kurulunun 28.09.2022 tarih ve ----- sayılı mütalaasında tanımlanan veriler çerçevesinde, hekimin eylemine ait atfı kabul kusur bulunmaması nedeniyle dava konusu olayla illiyetli olarak ---- ve ---- oğlu 11.02.2015 doğumlu --- saptanan bulguların 30/03/2013 tarih ve ---- sayılı ---- gazetede yayımlanan Özürlülük Ölçütü Sınıflandırması ve Özürlülere Verilecek Sağlık Kurulu Raporları hakkında yönetmeliğine göre özürlülük tayinine mahal olmadığı, Adli Tıp Kurumu -----İhtisas Kurulunun 02/04/2019 tarih ---- sayılı mütalaasında tanımlanan veriler çerçevesinde, hekimin eylemine ait atfı kabul kusur bulunmaması nedeniyle dava konusu olayla illiyetli olarak ---- ve ---- oğlu 11.02.2015 doğumlu ---- saptanan bulguların 11.10.2008 tarih ve --- sayılı ----- Gazete'de yayımlanan Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliği hükümleri kapsamında sürekli maluliyet tayinine mahal olmadığı, ancak Mahkeminizin 10/01/2023 tarih ------ esas sayılı yazısında maluliyet oranı sorulması üzerine küçüğün kendisinde mevcut Down Sendromu hastalığı nedeniyle 11.10.2008 tarih ve ---- sayılı - --- yayımlanan Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliği hükümleri dikkate alındığında; meslek grup numarası bildirilmemekle Grup 1 kabul olunarak: Gr 1 I (10A……65) A % 100 E cetveline göre: % 100,0 (yüzdeyüzvirgülsıfır) oranında meslekte kazanma gücünden kaybetmiş sayılacağı, Mahkemenizin 10/01/2023 tarih ----- esas sayılı yazısında Özürlülük oranı sorulması üzerine küçüğün kendisinde mevcut Down Sendromu hastalığı nedeniyle 30/03/2013 tarih ve ----- sayılı ----- gazetede yayımlanan Özürlülük Ölçütü Sınıflandırması ve Özürlülere Verilecek Sağlık Kurulu Raporları hakkında yönetmeliği dikkate alındığında; Zihinsel, Ruhsal, Davranışsal Bozukluklar, A- Zeka İşlev Bozuklukları, 3-Orta, özürlülük oranı %70 II.Kas İskelet Sistemi, Santral Ve Periferik Sinir Sistemi Hastalıklarına Bağlı Bozukluklar, Ayakta durabilme, yürüme ve hareket bozukluklar, Tablo 4.1’e göre Hafif, özür oranı %20,III.Kas İskelet Sistemi, Santral Ve Periferik Sinir Sistemi Hastalıklarına Bağlı Bozukluklar, Her iki üst ekstremite bozuklukları, Tablo 4.2b’ye göre, özür oranı Hafif-Orta % 40,IV.Sindirim Sistemi, 2-Anal hastalıklara bağlı kalıcı bozuklukları sınıflama kriterleri, Sınıf 3, Özür oranı %35 olup Balhtazard formülü ile; Kişinin Tüm Vücut Engellilik Oranının %91 (yüzdesdoksanbir) olduğu, başka birisinin sürekli bakımına muhtaç durumda olduğu oy birliği ile mütalaa olunur." şeklinde rapor sunulmuştur.
Maluliyetin tespiti ile oluşan zararın tespiti için alınan Aktuer bilirkişi raporunda özetle;" Mahkemece davalı ... şirketinin sorumluluğuna gidilebileceğinin kabulü halinde davacının talep edebileceği maddi zararları toplamının teminat limitiyle sınırlı ve 800.000,00 TL olduğu, Temerrüt başlangıcının 03.06.2020 dava tarihi ve faiz nevi'nin yasal faiz olduğu, " şeklinde rapor sunulmuştur.20/07/2010 yürürlük tarihli Tıbbi Kötü Uygulamaya İlişkin ZMMS Sigortası Genel Şartlarının B.5. maddesinde, zarar görenin, uğradığı zararın sigorta bedeline kadar olan kısmının tazminini doğrudan sigortacıdan isteyebileceği açıkça hüküm altına alınmış olmakla, davacılar tarafından doğrudan davalı ... şirketine dava açılması mümkündür.Hekim ile hasta arasındaki ilişki vekalet sözleşmesine dayalı olup, hekimin kamu hastanesinde çalışan kamu görevlisi olması da hukuki ilişkinin vekalet sözleşmesi niteliğinde bulunduğu gerçeğini değiştirmeyecektir. Uyuşmazlığın temelini teşhis ve tedavi hizmetini üstlenen doktorun bu kapsamda mevcut sorumluluğu ve özen borcu oluşturmaktadır. Buna göre vekil, vekalet görevini yerine getirirken yöneldiği sonucun elde edilememesinden sorumlu değil ise de, bu sonuca ulaşmak için gösterdiği çabanın, yaptığı işlemlerin, eylemlerin ve davranışlarının özenli olmayışından doğan zararlardan sorumludur. O nedenle vekil konumunda olan ve tedavi işlemlerini yapanların bilim ve teknolojinin getirdiği bütün imkanları kullanmak suretiyle söz konusu özen borcunu yerine getirmeleri gerekir. Vekil özenle davranmak zorunda olup, en hafif kusurundan bile sorumludur. Doktor hastasının zarar görmemesi için, mesleki tüm şartları yerine getirmek, hastanın durumunu tıbbi açıdan zamanında ve gecikmeksizin saptayıp, somut durumun gerektirdiği önlemleri eksiksiz biçimde almak, uygun tedaviyi de yine gecikmeden belirleyip uygulamak zorundadır. Asgari düzeyde dahi olsa, bir tereddüt doğuran durumlarda bu tereddütünü ortadan kaldıracak araştırmalar yapmak ve bu arada da koruyucu tedbirleri almakla yükümlüdür. 04.04.1997 tarihinde imzalanan ve 09.12.2003 tarihinde yürürlüğe giren Avrupa Biyotıp Sözleşmesi, 6023 sayılı Türk Tabipleri Birliği Kanununun 59/g maddesi uyarınca çıkarılan Hekim Etiği Yönetmeliği ile Hasta Hakları Yönetmeliği hükümlerinde de belirtildiği üzere, hasta tıbbi müdahaleyi gerçekleştirecek hekim tarafından tıbbi müdahale konusunda bilgilendirilmelidir. Bu kapsamda sağlık hizmetinin verilmesinde tıbbı gereklere uygun teşhis, tedavi ve bakımı özenle yapma görevi hekime ait olup, hastanın uygulanan ve diğer tanı, tedavi seçenekleri ve bu seçeneklerin getireceği fayda ve riskler ile hasta sağlığı üzerindeki muhtemel etkileri, komplikasyonları ve reddetme durumda ortaya çıkabilecek muhtemel fayda ve riskleri konusunda bilgi edinme hakkı bulunmaktadır. Bu bilgilendirme, hekim tarafından hastanın sosyal ve kültürel düzeyine uygun olarak anlayabileceği şekilde yapılması gerekmektedir. Hastayı bu şekilde aydınlatma yükümlülüğü bulunan hekim, bu yükümlülüğünü mevzuata ve usule uygun şekilde yerine getirdiğini kanıtlamakla yükümlüdür. Özetle, hekim görevini özenle yerine getirmeli ve hastanın bilgi alma hakkı kapsamında onu aydınlatmalıdır.
Yargıtay -----. Hukuk Dairesinin ----- esas ----- karar sayılı ilamında; üçlü tarama testi sonucunda elde edilen düşük risk oranına rağmen bebeğin down sendromlu olma ihtimali bulunmakta olup, bebeğin down sendromlu olup olmadığının tespiti için kesin tanı yöntemlerine başvurulmasının gerektiği, ancak bu yöntemlerin de düşük gibi riskleri beraberinde getirdiği, bu durumda hekimin, üçlü tarama testi sonucunda elde edilen düşük risk oranına rağmen bebeğin down sendromlu olabileceğini, kesin tanı için başvurulabilecek yöntemleri, bu yöntemlerin risklerini usulünce anne-babaya açıklaması, onları aydınlatması gerektiği, aydınlatma yükümlülüğünün yerine getirildiğini ispat yükünün ise hekimde olduğu belirtilmiştir. Bu kapsamda davacının düşük risk grubunda bulunması halinde dahi hekimin yine de çocuğun down sendromlu olabileceğini ve kesin tanı için yapılması gerekenler ile bunların risklerini davacılara usulünce açıklayarak onları aydınlatması gerektiği kabul edilmelidir.Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun ----- esas ----- karar sayılı ilamında; Türk hukukunda girişimsel bazı müdahalelerde hastanın yazılı rızasının alınması gerektiği öngörülmüş ise de aydınlatma yükümlülüğünün yazılı olarak yapılması gerektiğine ilişkin bir düzenleme yer almadığı, dolayısıyla hastanın aydınlatılmasının sözlü ya da yazılı şekilde gerçekleştirilebileceği, başka bir deyişle hekimin hastasını aydınlatma yükümlülüğü kapsamında yazılı aydınlatma belirli ölçüde ispat kolaylığı sağlasa da, şekil serbestisinin söz konusu olduğu, o hâlde aydınlatma yükümlülüğünün yerine getirildiği hususunun hekim tarafından her türlü delille ispatlanabileceği belirtilmiş olup, somut olayda bu kapsamda davacının aydınlatıldığına dair herhangi bir delil veya bir hastane kaydı da bulunmamaktadır. Davalı tarafça sigortalı hekime davanın geç ihbarı nedeniyle savunma hakkının kısıtlandığı ileri sürülmüşse de, sunulan hastane kayıtlarında gerekli aydınlatmanın yapıldığına dair herhangi bir kayıt bulunmadığı gibi, yargılama sürecinde ve istinaf aşamasında dahi bu hususta hiç bir delil ibraz edilmemiştir. Bu nedenle davalının savunma hakkının kısıtlanmasından söz edilemeyeceği gibi, ıslah dilekçesinin tebliğ edilmiş olması karşısında, salt aktüer bilirkişi raporunun tebliğ edilmemiş olması da savunma hakkının kısıtlandığını kabule elverişli değildir. Bu durumda uygulanan ve diğer tanı, tedavi seçenekleri ve bu seçeneklerin getireceği fayda ve riskler ile hasta sağlığı üzerindeki muhtemel etkiler, komplikasyonlar ve reddetme durumda ortaya çıkabilecek muhtemel fayda ve riskler konusunda bilgilendirmenin, davalının sigortalısı olan ihbar olunan hekim tarafından davacı annenin sosyal ve kültürel düzeyine uygun olarak anlayabileceği şekilde yapıldığının, davacı anneyi bu şekilde aydınlatma yükümlülüğü bulunan hekimin, bu yükümlülüğünü mevzuata ve usule uygun şekilde yerine getirdiğinin geçerli delillerle ispatlanamadığı, davalının sigortalısı hekimin aydınlatma yükümlülüğünü yerine getirmediği anlaşılmaktadır. Bu itibarla teşhis ve tedavi hizmetini üstlenen sigortalı hekim, davacı çocuğun down sendromlu olarak doğmasından dolayı değil, bu kapsamda aydınlatma yükümlülüğünü yerine getirmeyerek vekalet sözleşmesinden kaynaklanan özen borcuna aykırı davranışından dolayı sorumludur.
Dava konusu olayda davacı taraf dava dışı hekimin kusurlu davranışı sebebiyle anne karnındaki bebekte var olan down sendromunun tespit edilmediğini, riskli gebeliği sonlandırma hakkının elinden alındığını ileri sürmektedir.
Bebeğin down sendromlu olup olmadığının tespiti için kesin tanı yöntemlerine başvurulması gerekmekte, ancak bu yöntemler de düşük gibi riskleri beraberinde getirmektedir. Bu durumda hekim, test sonucunda elde edilen verileri, kesin tanı için başvurulabilecek yöntemleri, bu yöntemlerin risklerini açıklanan mevzuat hükümleri gereğince ve usulünce anneye açıklamalı ve onu aydınlatmalıdır. Aydınlatma yükümlülüğünün yerine getirildiğinin ispat yükü ise hekimdedir.Somut olayda; davacı annenin gebelik döneminde takibinin davalının sigortalısı hekim tarafından gerçekleştirildiği, bu kapsamda sigortalı hekim tarafından davacının muayene edildiği, ilk muayenenin 12 haftalık iken yapıldığı, küçüğün doğumunun 11/02/2015 tarihinde gerçekleştiği, dosyada kapsamında ikili tarama testi yapıldığına ilişkin delil bulunmayıp ilgili hekim tarafından ikili test ve USG tetkiki önerildiğine dair kayıt olmadığı anlaşılmaktadır. Çocuğun down sendromlu olarak doğduğu tespit edilmiş olup, sigortalı hekimin aydınlatma yükümlülüğünü yerine getirdiğine dair herhangi bir hastane kaydı bulunmadığı gibi bu hususta hiçbir delil sunulmamıştır.Dosyaya sunulan deliller kapsamında davalı sigortanın sigortalısı olan dava dışı hekimin aydınlatma yükümlülüğünü gereği gibi yerine getirdiği ispatlanamamıştır.
Davacıların maddi tazminat talepleri yönünden davacı küçüğün bedensel zararı, zarar süresi, tazminatın parasal unsurları, sürekli iş göremezlik yönünden bilinen ve bilinmeyen dönem zararları, bakıcı gideri ihtiyacı olup olmadığı, bakıcıya ihtiyaç duyulacak zarar süresi, bu konuda bilinen ve bilinmeyen döneme ilişkin hesaplama yöntemi, poliçe ve teminat kapsamı nazara alınarak herhangi bir kusur indirimi yapılmaksızın yapılan hesaplama sonucunda maddi tazminat talebi yönünden davanın ıslah edilmiş haliyle tam kabulü gerektiği kanaatine varılmıştır.Tarafların sosyal ve ekonomik durumları, olayın niteliği, iş göremezlik oranı, davacılarda oluşturduğu elem ve üzüntü nazara alınarak davacıların talep ettikleri manevi tazminat tutarlarının makul olduğu kanaatine varılarak sigorta teminat kapsamında yer alan manevi tazminat istemlerinin de tam kabulüne karar verilmek suretiyle aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;
1)MADDİ TAZMİNAT Yönünden;
Davanın ıslah edilmiş haliyle kabulü ile davacı ----- için 720.000 TL. maddi tazminatın dava tarihi olan 03/06/2020 tarihinden itibaren avans faizi ile birlikte davalıdan alınarak küçüğe velayeten davacılara verilmesine,
2)MANEVİ TAZMİNAT Yönünden;
Davanın kabulü ile davacı ----- için 40.000 TL. manevi tazminatın, davacı anne ... için 20.000 TL. manevi tazminatın, baba ... için 20.000 TL. manevi tazminatın dava tarihi olan 03/06/2020 tarihinden itibaren avans faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacılara verilmesine,
3)Karar harcı 54.648,00-TL 'den davacı tarafça peşin olarak yatırılan harç ile ıslah harcı toplamı 2.733,40-TL harcın mahsubu ile bakiye 51.914,60-TL harcın davalı taraftan tahsili ile hazine adına irad kaydına,
4-Davacı tarafından yatırılan 54,40 TL başvurma harcı, 2.733,40-TL peşin nispi harç ve ıslah hacı toplamı olmak üzere toplam 2.787,80-TL harcın davalıdan alınarak davacıya verilmesine
5-Davacı tarafından yapılan 577,30-TL tebligat ve müzekkere gideri, 3.000,00-TL bilirkişi ücreti olmak üzere toplam 3.577,30-TL yargılama giderinin davalı taraftan tahsili ile davacı tarafa ödenmesine,
6-Davalı tarafından yapılan yargılama gideri bulunmadığından bu hususta karar verilmesine yer olmadığına,
7-Davacılar kendisini maddi tazminat davasında vekil ile temsil ettirdiğinden Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi Uyarınca hesaplanan 112.000,00-TL'nin davalı taraftan alınarak davacılara verilmesine,
8-Davacılar kendisini manevi tazminat davasında vekil ile temsil ettirdiğinden Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi Uyarınca hesaplanan 30.000,00-TL'nin davalı taraftan alınarak davacılara verilmesine,
9-Davacı tarafından dosyaya yatırılan ve sarf edilmeyen gider avansının karar kesinleştiğinde davacı tarafa iadesine,
10-Arabuluculuk Kanunu'nun 18/A-(13) maddesi ve Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Yönetmeliğinin 26/2 maddeleri ile Arabuluculuk Asgari Ücret Tarifesi uyarınca Adalet Bakanlığı bütçesinden ödenen 1.320-TL arabuluculuk ücretinin davalıdan tahsili ile Hazineye Gelir Kaydına,Dair; davacılar vekilinin yüzüne karşı davalı tarafın yokluğunda gerekçeli kararın taraflara tebliğinden itibaren iki hafta içinde ---- Bölge Adliye Mahkemesinde istinaf yasa yolu açık olmak üzere verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı..