T.C. İstanbul Anadolu 13. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO: 2025/13
KARAR NO: 2025/625
DAVA: Tazminat (Sigorta Sözleşmesinden Kaynaklanan)
DAVA TARİHİ: 08/03/2024
KARAR TARİHİ: 17/07/2025
Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 9.maddesine göre Türk Milleti adına yargı yetkisini kullanan bağımsız ve tarafsız ------. Asliye Ticaret Mahkemesinde görülmekte olan Tazminat (Sigorta Sözleşmesinden Kaynaklanan) davasında dosya incelendi.
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ/
DAVA/TALEP;
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Davacıya ait olan ------ plakalı aracının 18/12/2017 tarihinde gerçekleşen maddi hasarlı tek taraflı trafik kazası nedeni ile tamamen kullanılamaz hale geldiğini, sigorta şirketi tarafından zararın zamanında ödenmemesi nedeniyle----ASHM'nin ---- Esas ve ------ Karar sayılı dosyası ile dava açıldığını, dava dosyasında yargılama yapıldığını ve müvekkil lehine karar verildiğini, Mahkeme tarafından verilen kararın ----- icra müdürlüğünün -----esaslı dosyası ile icra konulduğunu ve kısmen tahsil edildiğini, dava açılmadan önce uzun süre müvekkil kasko bedelinin ödeneceği şekilde beyanlarda bulunularak müvekkil oyalandığını, Mahkemece karar verilmesi sonrasında da tüm sürecin çok fazla zaman almasından dolayı tahsil etmiş olduğu para ile aynı aracını satın alamadığını, çünkü mahkeme ilamına bağlanan alacağın için hükmedilen faiz güncel enfasyon değerinin altında kaldığını, bu nedenle ödemenin geç yapılmasından dolayı çok fazla zarar ettiğini ve söz konusu aracı kullanmadığından dolayı da ayrıca zarar ettiğini, işbu zararın davalıdan tahsilinin talep edildiğini ancak sigorta şirketi tarafından müvekkilin bahsi gecen zararı karşılanmadığını, izah edilen nedenlerle ------Asliye Hukuk Mahkemesi ----- istinaf incelemesi sonrasında ---- Esaslı ----- Karar sayılı dosyasında hükmedilen asıl alacak ve faizi ile müvekkilin karşılanmayan zarar hesaplanarak müvekkile ödenmesini, kazaya konu olan aracın kullanılamamasından kaynaklanan zararın da hesaplanması gerektiğini beyanla fazlaya dair hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik; kasko poliçesi kapsamında kanunda ve sözleşmede belirtilen şekilde ödemenin zamanında yapılmaması nedeniyle oluşan zarar bilirkişi tarafından hesaplanarak şimdilik 100,00 TL 'nin kaza tarihinden ( 18.12.2017 ) itibaren hesaplanacak ticari faizi ile beraber, aracın kullanılamaması nedeni ile oluşan zararın hesaplanarak (araç mahrumiyet bedeli ) şimdilik 100,00 TL 'nin kaza tarihinden ( 18.12.2017 ) itibaren hesaplanacak ticari faizi ile beraber davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
CEVAP /TALEP:
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; Öncelikle dava bakımından zamanaşımı ve yetkisizlik itirazında bulunduklarını, davanın yetkisizlik kararı verilerek ----- Asliye Ticaret Mahkemesi' ne gönderilmesi gerektiğini, esasa yönelik olarak da davacının talebinin munzam zarara ilişkin olduğunu ve enflasyonun tek başına zararın gerçekleştiği konusunda karine olamayacağını, davacının munzam zararını ispat etmesi gerektiğini, kabul anlamına gelmemek kaydıyla davacının taleplerinin fahiş olduğunu, zarar tespiti için bilirkişi incelemesi yapılması gerektiğini, şirket tarafından faturalı tüm giderlerin KDV dahil ödenmiş olduğunu, davacının araç mahrumiyet bedeli talebinin kasko poliçesi genel ve özel şartlarına göre teminat dışı olduğunu, kabul anlamına gelmemek kaydıyla faizin da yasal faiz olması gerektiğini beyanla davanın reddine karar verilmesini beyan ve talep etmiştir.
DELİLLER : Hukuk Uyuşmazlıklarında Dava Şartı Arabuluculuk Son Tutanağı, Nüfus Kaydı, Sigorta Poliçesi, Hasar Dosyası, ----- Noterler Birliği Trafik Tescil Kayıtları, Ticaret Odası Kayıtları, Sigorta Bilgi ve Gözetim Merkezi Kayıtları,-----Asliye Hukuk Mahkemesinin ---- Esas ---- Karar sayısı dosyası, ---- İcra Müdürlüğünün ----- esas sayılı dosyası, Banka Dekontu, ESD Tutanağı, Dosyadaki Sair Bilgi Ve Belgeler.
İDDİA VE SAVUNMA KAPSAMINDA UYUŞMAZLIĞIN NİTELİĞİ, VAKIALAR, DELİLLERİN TARTIŞILIP DEĞERLENDİRİLMESİ, HUKUKİ SEBEP VE SONUÇLARI:
Dava, 6098 Sayılı TBK'nin 122. maddesi uyarınca kasko sigorta poliçesi kapsamında davalı sigorta şirketinden munzam zararın tahsili istemine ilişkindir. 6102 sayılı TTK'nin 4/2 maddesi yollamasıyla 6100 Sayılı HMK'nin 316 ilâ 322 maddelerinde düzenlenen basit yargılama usulüne tabi işbu davada dosyanın Mahkememize ---- Asliye Hukuk Mahkemesi'nden verilen 04/12/2024 tarih ve ----- Esas ----- Karar sayılı görevsizlik kararına bağlı olarak geldiği, anılan mahkemeye de----AHM'nin (Asliye Ticaret Mahkemesi Sıfatıyla) ---- Esas ------ Karar sayılı ilamıyla verilen yetkisizlik kararı sonucu gönderildiği anlaşılmıştır. -----Asliye Hukuk Mahkemesi tarafından ön inceleme duruşmasının yapıldığı, uyuşmazlığın belirlendiği, tahkikata geçildiği ve akabinde yetkisizlik kararı verildiği görülmüştür. Buna göre; başta ön inceleme duruşması olmak üzere usul işlemlerinin tekrarlanmasına gerek görülmeyerek mevcut delillerin incelenmesi tamamlanmış, karar duruşmasına katılan davacı vekilinin talepleri karara bağlanmış ve akabinde son sözleri de dinlenip zapta yazılarak aşağıdaki hüküm sonucuna ulaşılmıştır. Dosyaya mübrez Arabuluculuk tutanağına göre de zorunlu arabuluculuk dava şartının yerine getirildiği ve anlaşmazlık üzerine işbu davanın açıldığı tespit edilmiştir.
Somut olaya geçmeden önce dava konusu olayın hukuki temeli ve uyuşmazlığın çözümüne etki edecek yasal düzenlemelere ve yargısal uygulamalara değinmekte yarar vardır.6098 Sayılı TBK’nin 122. maddesi “Alacaklı, temerrüt faizini aşan bir zarara uğramış olursa, borçlu kendisinin hiçbir kusuru bulunmadığını ispat etmedikçe, bu zararı da gidermekle yükümlüdür. Temerrüt faizini aşan zarar miktarı görülmekte olan davada belirlenebiliyorsa, davacının istemi üzerine hâkim, esas hakkında karar verirken bu zararın miktarına da hükmeder.” hükmünü haizdir. Bu hükümle uygulamada munzam zarar, kanunî tanımı ile aşkın zarar olarak adlandırılan hukukî kurum düzenleme altına alınmış olup mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun (BK) 105. maddesi de bu hususta aynı yönde düzenleme içermektedir. Aşkın (munzam) zarar, para borcunun ifasında borçlunun kusuruyla temerrüde düşmesi nedeniyle alacaklı nezdinde ortaya çıkan zararın temerrüt faiziyle karşılanamaması hâlinde söz konusu olan bir zarar olup bu zarar, borçlunun temerrüdü ile borcun ödendiği tarih aralığındaki dönemi kapsamaktadır. Bu anlamda aşkın (munzam) zarar, temerrüt faizini aşan ve kusur sorumluluğuna dair ilkelere bağlı bir zarar türü olarak kabul edilir----- Aşkın (munzam) zarar, borçlu temerrüde düşmeden borcunu ödemiş olsaydı, alacaklının mal varlığının kazanacağı durum ile temerrüt sonucunda ortaya çıkan ve oluşan durum arasındaki farktır.
Aşkın (munzam) zararın varlığı için gereken ilk koşul, bir para borcunda borçlunun temerrüdünün varlığıdır. ikinci koşul; borçlunun temerrüdü nedeniyle temerrüt faiziyle karşılanamayan alacaklı zararının mevcudiyetidir. Ancak alacaklının zararının temerrüt faizinden az yahut temerrüt faizine eşit olması durumunda, zararın temerrüt faiziyle karşılanacak olması sebebiyle aşkın (munzam) zararın varlığından söz edilemez. Üçüncü koşul; borçlunun temerrüde düşmede kusurlu olmasıdır. Zira aşkın (munzam) zarar sorumluluğu, temerrüt faizinden sorumluluktan farklı olarak kusur sorumluluğuna dayanmakta olup burada aranan kusur, borçlunun temerrüde düşmekteki kusurudur.Aşkın (munzam) zararın varlığı için gereken son koşul ise; borçlunun temerrüdü ile alacaklının aşkın (munzam) zararı arasındaki illiyet bağının mevcudiyetidir.
Aşkın zararın ispatına ilişkin yükümlülük, bu zararın varlığını iddia eden alacaklının üzerindedir. Bu bağlamda aşkın (munzam) zarar alacaklısı, TBK’nin 122. maddesine dayalı olarak tazminat talebinde bulunabilmesi için öncelikle kaynağı ne olursa olsun evvela bir alacağı olduğunu, borçlunun temerrütte bulunduğunu, illiyet bağını ve bu alacağını tahsil edememesinden veya geç ödeme yapılmasından doğan ve duruma göre malvarlığında azalma veya engellenen kazançlardan oluşan zararını kanıtlamak durumundadır. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun-----29.03.2022 Tarihli benzer uyuşmazlıkta verdiği emsal karar gerekçesinde işaret edildiği üzere; Aşkın (munzam) zararın talebinde varlığı iddia olunan zararın, yine alacaklı tarafından yasal ispat vasıtalarıyla somut, inanılır ve açık bir biçimde ispatlaması gerekir. Başka bir anlatımla alacaklı tarafça aşkın (munzam) zarar olgusu, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 194. maddesi gereğince ispata elverişli şekilde somutlaştırılarak ileri sürülen iddianın ispatı için gerekli tüm deliller somut olarak ortaya konulmalıdır. Bu itibarla salt ülkenin ve piyasanın içinde bulunduğu ekonomik olumsuzluklardan olan enflasyon, yüksek faiz, para değerindeki düşüş gibi olgulara dayalı olarak ileri sürülen aşkın (munzam) zarar talebi, alacaklının bu sebeple zarara uğradığını açık ve somut bir biçimde iddia ve ispat etmediği müddetçe, TBK’nin 122. maddesi kapsamında aşkın (munzam) zararın kanıtı olarak ileri sürülemez ve anılan şartlar sebebiyle ortaya çıkan olumsuzluklar alacaklı zararı olarak kabul edilemez. Dolayısıyla TBK’nin 122. maddesinde karşılanması öngörülen faizi aşan aşkın zararın, genel ekonomik olumsuzlukların (ülkede cari enflasyon oranı, yüksek ve değişken döviz kurları, mevduat faizleri, paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma) dışında davacının durumuna özgü somut vakıalarla ispatlanması gerekir. Başka bir anlatımla yüksek enflasyon, dolar kurundaki artış, serbest piyasadaki faiz oranlarının yüksek oluşu, paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma, davacıyı ispat yükünden kurtarmayacağı gibi herhangi bir ispat kolaylığı da sağlamaz. Bu itibarla ülkenin içinde bulunduğu ekonomik olumsuzluklardan hareketle ileri sürülen soyut ve varsayıma dayalı zarar iddiaları hükme esas alınamaz.Türk Borçlar Kanunu’nun 122. maddesi kapsamında aşkın (munzam) zararın talep edilebilirliğinin bir koşulu da alacaklı yönünden mevcut olan zararın açık ve somut bir biçimde ispatıdır. Bu bağlamda ekonomik koşullardaki olumsuzluklar nedeniyle paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma, alacaklı yönünden aşkın (munzam) zarar olarak nitelendirilemeyeceği gibi salt bu olguya dayanılması neticesinde zararın ispatına dair koşulun gerçekleştiği söylenemez. Zira burada zararın olgusunun, HMK’nin 194. maddesi kapsamında ispata elverişli bir şekilde somutlaştırılarak zarar iddiasının ispatı için gerekli tüm deliller ortaya konulmalıdır. Mahkememizce davacı vekiline işbu konuda süre verilerek delillerin somutlaştırılması istense de davacı vekili tarafından dava dilekçesinde öne sürülen tezler ve talepler tekrarlanmakla yetinilmiştir.
Bu itibarla; davacı tarafından ileri sürülen, ülkemizdeki belirli dönemlerde mevcut olan ekonomik olumsuzluklardan enflasyon, yüksek faiz, para değerindeki düşüş gibi olgulara dayalı aşkın (munzam) zarar talebi, zarar olgusunun delili olarak kabul edilemez. Zira ülkemizdeki belirli dönemlerde var olan ekonomik koşullardaki olumsuzluklar nedeniyle paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma, tek başına davacının temerrüt faizi dışında bir zararının varlığının ispatı değildir. Dolayısıyla ekonomik şartlar sebebiyle ortaya çıkan yüksek enflasyon, döviz kurlarındaki dalgalanma, serbest piyasadaki faiz oranlarının yüksek oluşu, paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma gibi olumsuzluklar, bir karine olarak kabul edilip davacıyı, kendi somut durumuna özgü vakıalarla oluştuğu iddia olunan zararı ispat yükümlülüğünden kurtarmayacağı gibi davacıya bu yönde herhangi bir ispat kolaylığı da sağlamaz. Hâl böyle olunca, TBK’nin 122. maddesinde karşılanması öngörülen faizi aşan aşkın (munzam) zararın, genel ekonomik olumsuzlukların (ülkede cari enflasyon oranı, yüksek ve değişken döviz kurları, mevduat faizleri, paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma) dışında davacının durumuna özgü somut vakıalarla ispatlanması gerekir. Burada kanıtlanacak olgular; ekonomik şartlar sonucu ortaya çıkan olumsuzluklar gibi genel ve soyut hususlardan ziyade geç ödeme nedeniyle davacının kendisinin, şahsen ve somut olarak uğradığı zarardır.Yukarıdaki yapılan genel açıklamalar ve yapılan yargılama ışığında somut olaya baktığımızda; taraflar arasında davacının malik-işleteni olduğu ------ plaka sayılı ticari nitelikteki kamyona ilişkin olarak 18/12/2017-28/02/2018 başlangıç ve bitiş tarihli ticari genişletilmiş kasko sigorta sözleşmesi bulunduğu ve aracın 18/12/2017 tarihinde tek taraflı kazaya uğrayıp zarar gördüğü, gerçekleşen kazaya bağlı olarak ortaya çıkan hasara göre taraflar arasındaki uyuşmazlığın ----Asliye Hukuk Mahkemesinin ------ Esas ----- Karar sayısı ile ilama bağlandığı ve ---- BAM -----HD-------ile tarafından mahkeme kararına karşı yapılan istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilerek hükmün kesinleştiği, işbu ilamın ----- İcra Müdürlüğü'nün ------ esas sayılı dosyası üzerinden infaz edildiği anlaşılmaktadır. Dava konusu olayda ise, davacı tarafından talep edilen aşkın (munzam) zararın dayanağı olarak ileri sürülen iddia, geç ödeme nedeniyle kendisince bizzat ve somut olarak uğranılan zarar iddiasından ziyade yargısal sürecin ve karar gereği paranın tahsilinin gecikmesi nedeniyle ekonomik koşullardaki olumsuzluklar kapsamında paranın satın alma gücündeki meydana gelen azalmanın aşkın (munzam) zararı oluşturduğu yönündedir. Başka bir anlatımla davacı tarafından, ülkemizdeki belirli dönemlerdeki ekonomik koşullarda mevcut olumsuzluklardan hareketle, kendi durumuna özgü şekilde açık ve somut olarak oluşan bir zarar olgusuna dair bir iddiada bulunulmadığı gibi, bu yönde ispata yeter herhangi bir delil de sunulmamıştır. Açılan davada sadece, ekonomik koşullardaki olumsuzluklardan hareketle davacının durumunda olan bir bireyin elindeki varlığını koruma amacıyla belirli yatırımlara yönlendireceğine dair faraziyeye dayalı olarak aşkın (munzam) zararın ortaya çıktığı ileri sürülmüştür. Mahkememizce hukuki dinlenilme ve ispat hakkı kapsamında davacı vekiline duruşmada talebini somutlaştırılması için açıklama yapılaması istenmiş ise de, dava dilekçesinde öne sürülen tezler açılarak tekrarlanmıştır. Ayrıca ifade edilmelidir ki, olayın temelinde yer alan davalı sigorta şirketinin temerrütü ve uyuşmazlığın Mahkemeler tarafından çözülmesi kusurdan değil doğrudan yasalardan kaynaklanmaktadır. Davalının bu anlamda yasal haklarını kullanmış olaması nedeniyle açılan davanın uzun sürmesi ve bu süreçte ülkemizdeki ekonomik koşullardaki değişimlerin davalı sigorta şirketinin sorumluluğunda olmadığı da bilinmektedir. Öte yand----Asliye Hukuk Mahkemesinin ----- Esas ------ Karar sayılı ilamında araç rayiç bedeline değil, hasar onarım bedeli ile birlike araç mahrumiyet bedeline ve çekici bedeline de hükmedildiği görülmüştür. Buna göre sonuçta tahsil edilen paranın aynı neviden yeni bir araç satın almaya yetmediğine ilişkin iddianın da aynı gerekçeye dayandığı anlaşıldığından dinlenebilirliği bulunmadığı, iddianın tamamının herhalde yukarıdan beri açıklanan munzam zarara ilişkin faraziyeye dayandığı düşünülmüştür. Filhakika, Mahkememizce dava dilekçesindeki anlatım ve davacı vekilinin meramına göre işbu ilama bağlı alacakların tahsili aşamasında karardaki avans faizinin yetersizliğine ilişkin olduğu kabul edilerek olayın ve taleplerin bir bütün olarak esastan değerlendirilmesi gerekmiştir. Buna göre temerrüt faiziyle birlikte davacıya ödenen anapara yanında temerrüt faizini aşan zararın, davacı tarafından kendi durumuna özgü şekilde somut olarak ispat edilememiş olması ve özellikle davalının direngenliğine bağlı olarak paranın tahsili sürecinin gecikmesinin davalının Anayasadan ve yasalardaki haklarından kaynaklanması nedeniyle davanın külliyen esastan reddine karar verilmiştir. (AY 36/1,138/1,141/4, TMK,1/1,6, TBK,122, HMK, 25/2, 26, 27/2/b, 29, 30, 31, 33, 146,187/1,2, 190, 194,198, 320,322) (Bkz;Yargıtay -----HD.------Yukarıda yapılan açıklamalar ışığında 6100 Sayılı HMK'nin 332/1 maddesine göre, 323. maddesinde sayılan yargılama giderlerinden aynı yasanın 326/1 maddesi gereğince aleyhinde hüküm verilen davacı taraf sorumlu tutulmuştur. Yine bu kapsamda Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanununun 18/A maddesi ile Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu Yönetmeliğinin 26/2. maddeleri gözetilerek dava öncesi Adalet Bakanlığı bütçesinden ödenen dava şartı arabuluculuk ücretinin de taraflar toplantıya katıldığından az yukarıdaki esaslar çerçevesinde davacıdan alınarak hazineye gelir kaydına da karar verilmiştir. Mamafih, dava değeri miktar itibariyle karar tarihindeki kesinlik sınırının altında olmasına rağmen davanın HMK'nin 107.maddesi gereğince belirsiz alacak davası olarak açılması karşısında ; davanın alacak tam ve kesin olarak belirlenmeden ilk açıldığı bedel üzerinden tümüyle reddedilmiş olmasına göre muhtemel talep artırımı halinde dava değerinin her zaman kesinlik sınırını aşma ihtimali bulunduğu anlaşılmakla, kesinlik sınırının kamu düzenini ilgilendirmesi, hak arama hürriyeti, mahkemeye erişim hakkı ve hukuki dinlenilme hakkı hususları gözetilerek istinaf kanun yolu açık bırakılmak suretiyle 6100 Sayılı HMK'nin 297/2 maddeleri gereğince aşağıdaki şekilde hüküm ihdas edilmiştir.
HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;
1-)Davanın REDDİNE,
2-)Yapılan yargılama giderlerinin davacı üzerinde bırakılmasına,
3-)Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 615,40 TL karar ve ilam harcının, peşin alınan 427,60 TL harçtan mahsubuyla bakiye 187,80 TL harcın davacıdan alınarak Hazineye irad kaydına,
4-)Arabuluculuk Kanununun 18/A-(13).maddesi ve Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu Yönetmeliği’nin 26/2. Maddeleri ile AÜT uyarınca Adalet Bakanlığı bütçesinden ödenen 3.600,00 TL arabuluculuk ücretinin davacıdan alınarak Hazineye irad kaydına,
5-)Davalı kendisini bir vekille temsil ettirdiğinden; Avukatlık Kanunu'nun 164/5 maddesine göre davalı vekili için karar tarihinde yürürlükte bulunan A.A.Ü.T. 13/1-2 maddeleri uyarınca hesap ve takdir olunan 200,00 TL nispi vekalet ücretinın davacıdan alınarak davalıya verilmesine,
6-)Davalı tarafından kendisini vekille temsil ettirmek dışında (HMK'nin 323/1/ğ) yapılmış başka bir yargılama gideri bulunmadığından işbu hususta karar verilmesine yer olmadığına,
7-)6100 sayılı HMK'nin 333. maddesi gereğince hükmün kesinleşmesinden sonra kullanılmayan avansın yatırana iadesine, ( Yazı İşleri Müdürü tarafından Bölge Adliye ve Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri İle Cumhuriyet Başsavcılıkları İdari ve Yazı İşleri Hizmetlerinin Yürütülmesine Dair Yönetmeliğin 207/1 maddesi gereğince resen işlem yapılmasına, ) Dair, davacı vekilinin yüzüne karşı, davalı vekilinin yokluğunda; 6100 sayılı HMK'nin 341/1, 342, 343, 344 ve 345/1 maddeleri gereğince gerekçeli kararın tebliğinden itibaren iki hafta içinde istinaf harç ve giderleri yatırılmak suretiyle mahkememize veya başka bir yer mahkemesine verilecek dilekçeyle; ----- Bölge Adliye Mahkemesinde İstinaf Kanun yolu açık olmak üzere verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı.