T.C. İstanbul Anadolu 13. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO: 2025/893
KARAR NO: 2025/870
DAVA: Tazminat (Eser Sözleşmesinden Kaynaklanan)
DAVA TARİHİ: 06/10/2025
HEYETE TEVDİ TARİHİ: 12/11/2025
KARAR TARİHİ: 13/11/2025
Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 9.maddesine göre Türk Milleti adına yargı yetkisini kullanan bağımsız ve tarafsız ------. Asliye Ticaret Mahkemesinde görülmekte olan Tazminat (Ticari Nitelikteki Hizmet Sözleşmesinden Kaynaklanan) davasında davacı vekilinin 24/10/2025 tarihli dilekçesine bağlı olarak heyete tevdi edilen dosya Mahkememiz heyeti tarafından Anayasa'nın 141/4 ve 6100 Sayılı HMK'nin 30.maddesi gereğince usul ekonomisi ilkesi de gözetilerek resen incelendi.
GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
Davacı vekili tarafından davalı aleyhine ibraz edilen ve gerekli-yeterli kısımları:
''...
KONU : Sözleşmenin feshi ile fazlaya ilişkin haklarımız saklı kalmak kaydıyla şimdilik HMK 107 uyarınca Belirsiz Alacak Davası olarak 1.000,00 Euro alacağın devlet bankalarının euro ile açılmış bir yıl vadeli mevduat hesabına ödediği en yüksek faizi ile birlikte tahsili talebi hakkındadır.
HARCA ESAS DEĞER : Şimdilik 1.000,00Euro
AÇIKLAMALAR
GENEL OLARAK
Davalı müvekkil şirkete----- Sulh Ceza Mahkemesi’nin 22.09.2016 tarih ve ----- sayılı dosyasından 674 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 3. ve 19. maddeleri ile CMK 133. maddesi gereğince ----- kayyum olarak atanmasına karar verilmiş olup, Yönetim Kurulu Fon Kurulu ve Başbakan Yardımcılığı Başbakan Yardımcılığı tarafından atanan Yönetim Kurulu eliyle Şirketin iş ve işlemleri devam ettirilmektedir. Bu sebeple leh ve aleyhimize açılan davaların ----- Fonuna ihbar edilmesine gerek bulunmamaktadır.
HARCA İLİŞKİN AÇIKLAMALARIMIZ
-----Sulh Ceza Mahkemesi’nin 22.09.2016 tarih ve -----sayılı dosyasından 674 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 3. ve 19. maddeleri ile CMK 133. maddesi gereğince ---Müvekkil şirkete kayyum olarak atanmasına karar verilmiş olup Fon Kurulu ve Başbakan Yardımcılığı tarafından Yönetim Kurulu atanmıştır.
29 Nisan 2017 tarihli 690 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Düzenlemeler Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin 73 maddesi uyarınca “… Kayyımlık görevi Tasarruf mevduat sigorta fonu tarafından yürütülen şirketler, açtıkları davalarda harçtan muaftır.”
İlgili KHK’nın kanunlaşarak kabul edildiği 6758 sayılı kanunun 19. maddesi uyarınca “… Kayyımlık görevi ----- tarafından yürütülen şirketler, açtıkları davalarda harçtan muaftır.” düzenlemesi uyarınca Davacı Müvekkil Şirket harçtan muaf bulunmakta olup harçların yatırılması/ tamamlanması gerekmemektedir.
ARABULUCULUK SÜRECİNE İLİŞKİN BEYANLARIMIZ
Dava konusunun zorunlu arabuluculuk kapsamında olması nedeniyle dava şartı arabuluculuk görüşmeleri için ---- Arabuluculuk Merkezine başvurulmuştur. Davalı ile yapılan arabuluculuk görüşmesi neticesinde taraflar arasında anlaşma sağlanamamış olup 11/07/2024 tarihli arabuluculuk son tutanağında belirtildiği üzere "ANLAŞAMAMA" tutanağı düzenlenmiştir.
DAVAYA İLİŞKİN BEYANLARIMIZ
Müvekkil şirket ile davalı arasında --- Projesinin "Asansör İmalatı İşlerinin" tamamlanması amacıyla 07.07.2015 tarihinde “Taşeron Sözleşmesi” imzalanmıştır. Söz konusu sözleşme gereğince ;
---- Şubesine ait ---- hesap no ,------ çek nolu, 27.01.2016 vade ve 125.000Euro bedelli,
----- Şubesine ait ---- hesap no, ------ çek nolu, 24.02.2016 vade ve 125.000Euro bedelli,
---- Şubesine ait ----- hesap no, ----- çek nolu 23.03.2016 vade ve 250.000Euro bedelli,
---- Şubesine ait ---- hesap no, ------ çek nolu 20.04.2016 vade 195.000Euro bedelli olmak üzere toplam 695.000 Euro bedelli dört adet çek 21.08.2015 tarih ve ----- numaralı tahsilat makbuzu ile------teslim edilmiş olup çek bedelleri davalı tarafından tahsil edilmiştir.
15 Temmuz 2016 tarihli darbe girişimi ve sonrasında olağanüstü hal ortamında gerçekleştirilen FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütü soruşturması dahilinde------müvekkil şirkete kayyum olarak atanmış, yeni atanan yönetimin şirket kayıt ve mali kaynaklarını inceleyerek yeni bir planlama yapması gerekmiştir. Söz konusu gelişmeler üzerine yaşanan gecikmeler neticesinde 2018 yılı itibariyle sözleşmeye konu projede inşaatlara yeniden başlanmıştır.
Projenin inşaatına başlanmasının ardından inşaat işlerinin anahtar teslim tamamlanması amacıyla, -----. ile sözleşme imzalanmıştır. Sözleşmenin imzalanması öncesinde davacı ile iletişime geçilmiş, işlerin tamamlaması istenmişse de, davalı işe devam edemeyeceğini belirtilerek, davalı tarafından yapılan işler için hakkediş talebinde bulunmuştur. Bu kapsamda, 2018 yılı itibariyle 301.374,85-EURO’luk hakkediş yapılmışsa da, bugüne kadar davacı tarafından herhangi bir fatura düzenlenmemiş olup, müvekkil Şirket kayıtlarında halen 693.792,32 EURO’luk alacak bakiyemiz bulunmaktadır.
Davacı ile 2019 yılının Ekim ayı başında Müvekkil Şirketi merkezinde yapılan toplantıda; davalı deposunda hazır bulunan tüm ekipmanların (kapı, kapı kasası, motor, ray, elektrik tesisatı vb.) şantiyeye teslim edilmesi gerektiği konusu görüşülmüşse de ekipmanlar şantiyeye teslim edilmemiştir. Söz konusu ekipmanların, acil olarak şantiyeye teslim edilmesi 16 Ekim 2019 tarihli e-posta yolu ile de davacıya bildirilmiş ancak ekipmanlar davalı tarafından şantiyeye teslim edilmemiştir.Bu kez, 07 Aralık 2020 tarihinde müvekkil şirket merkezinde müvekkil şirketin alacak bakiyesini netleştirmek hakkedişe ilişkin faturanın davalı tarafça düzenlenmesi için yapılan toplantıda 1931 parseldeki işlerin tamamlanması hususunda mutabık kalınmış olmasına rağmen şantiyedeki işlerin devam etmemesi nedeniyle ----. Noterliği'nin 14.12.2020 tarih ve ---- yevmiye numaralı ihtarnamesi ile en geç 15.12.2020 tarihi itibariyle şantiyedeki çalışmalarına başlaması,1931 parseldeki imalatlara kalındığı yerden devam edilebileceği, imzalanan taşeron sözleşmesi dahilinde ----- projesine ilişkin malzemelerin 15.12.2020 veya ihtarnamenin tesliminden üç gün içerisinde şantiyeye getirilmesi ve imalatlara başlanması ihtar edilmiştir. Davalı bu ihtarnameye cevabi ------. Noterliği'nin 18.12.2020 tarih ve ------ yevmiye numaralı ihtarnamesi ile taleplerimizin kabul edilmediği, davalının herhangi bir iş yapma veya iş görme borcunun bulunmadığı müvekkil şirkete ihtar etmiştir.
Davacı sözleşme kapsamındaki işlerini tamamlamadığı gibi avans olarak tarafına ödenmiş olan bedeli de müvekkil şirkete iade etmemiştir. Müvekkil şirket davalıdan alacaklı konumunda olup, söz konusu alacak, davalının, taraflar arasında imzalanan taşeron sözleşmesi ile yüklendiği edimleri yerine getirmediği gibi davalıya tarafımızca ödenen avansın da iade edilmemesinden kaynaklanmaktadır.
Bu kapsamda tüm sözlü ve yazılı ihtarlara rağmen sözleşme gereğince üzerine düşen yükümlülükleri yerine getirmeyerek taraflar arasında imzalanan taşeron sözleşmesine aykırı davranan davacıya edimlerini yerine getirmesi için avans olarak verilmiş olan ve işin yapılmamasına rağmen müvekkil şirkete iade edilmemiş olan şimdilik 1.000,00Euro'nun iadesini talep için işbu davanın açılması zorunluluğu hasıl olmuştur.
...
SONUÇ VE İSTEM: Yukarıda izah edilen ve mahkemenizce re'sen dikkate alınacak nedenlerle, Davanın kabulüne,
Müvekkil Şirket ile davalı arasında imzalanan 07.07.2015 tarihli "Taşeron Sözleşmesi"nin feshi ile fazlaya ilişkin haklarımız saklı kalmak kaydıyla HMK 107 uyarınca Belirsiz Alacak Davası olarak şimdilik 1.000,00Euro'nun tahsil tarihinden itibaren işleyecek devlet bankalarının euro ileaçılmış bir yılvadeli mevduat hesabına ödediği en yüksek faizi ile birliktedavalıdan tahsiline,
..."şeklinde olup yukarıya aynen aktarılan dava dilekçesinde ileri sürülen sebeplere bağlı olarak HMK. Madde 107 uyarınca belirsiz alacak davası olarak 1.000 EURO'nun tahsil tarihinden itibaren işleyecek Devlet Bankalarının EURO ile açılmış 1 yıl vadeli mevduat hesabına ödediği en yüksek faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesi talep ve dava edilmiştir.
DELİLLER : Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabulculuk Son Tutanağı, ------Sulh Ceza Mahkemesi’nin 22.09.2016 tarih ve ---- sayılı dosyasından verilen karar, 07.07.2015 tarihli Taşeron Sözleşmesi, --- Noterliği'nin 14.12.2020 tarih ve ---- yevmiye numaralı ihtarnamesi, ----Noterliği'nin 18.12.2020 tarih ve ---- yevmiye numaralı ihtarnamesi, 21.08.2015 tarih ve ----- numaralı tahsilat makbuzu, Taraflar arasındaki e-mail yazışmaları, Dosya kapsamındaki sair tüm bilgi ve belgeler.
DEĞERLENDİRME VE SONUÇ :
Dava, 6098 Sayılı TBK'nin 470 vd maddeleri gereğince eser sözleşmesinden Kaynaklanan Alacak/Tazminat ( Eser Sözleşmesinden Kaynaklanan) İstemine ilişkindir.
Mahkememizce 13/10/2025 tarihli tensip zaptının 14.maddesinde aynen ''Davanın 6100 sayılı HMK'nin 107.maddesi kapsamında belirsiz alacak davası olarak açılamayacağı anlaşılmakla; davacı vekiline, 6100 sayılı HMK'nin 31 ve 119/2 maddeleri gereğince aynı yasanın 119/1-ğ maddesine göre dava dilekçesindeki talep sonucunu ve miktarlarını net bir şekilde açıklaması (davacı harçtan muaf olduğundan harç tamamlanmasına yer olmadığı- ) ya da davanın 6100 sayılı HMK'nin 109.maddesi kapsamında kısmi dava olarak görülmesinin istenip istenmediğine ilişkin beyanda bulunması için bir haftalık kesin süre verilmesine, işbu süre içinde anılan eksikliğin tamamlanmaması ve/veya açıklama yapılmaması halinde davanın açılmamış sayılmasına karar verileceğinin ihtarına, (ihtaratın tensip zaptının tebliği ile yapılmış sayılmasına,) şeklinde karar verilmiştir.Davacı vekili tarafından yukarıda verilen karara rağmen 24/10/2025 tarihli dilekçesinde davanın belirsiz alacak davası olarak açıldığı tekrar ve teyit edilerek ara karardan dönülmesini, dava değerinin sehven 1.000,00 Euro olarak gösterildiğini davanın değerinin 50.000,00 EURO olarak kabul edilmesini ve dosyanın heyete tevdine karar verilmesinin talep edildiği görülmüştür. Bunun üzerine dosyanın 5235 Sayılı Adli Yargı İlk Derece Mahkemelerinin ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanunun 05.04.2023 tarih 7445/15 sayılı kanun ile değişik 5/3 maddesi gereğince davanın değerine göre Mahkememiz heyetine tevdiine kara verildiği anlaşılmıştır.6100 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu Dava Şartları Başlıklı madde 114/1-d) “Tarafların, taraf ve dava ehliyetine sahip olmaları; kanuni temsilin söz konusu olduğu hâllerde, temsilcinin gerekli niteliğe sahip bulunması.” 114/1-e maddesi "Dava takip yetkisine sahip olunması" ve 114/1-h maddesi "Davacının dava açmakta hukuki yararının bulunması" hükümleri ile aynı kanunun Dava Şartlarının İncelenmesi başlıklı 115/2.maddesi” Mahkeme, dava şartı noksanlığını tespit ederse davanın usulden reddine karar verir. Ancak, dava şartı noksanlığının giderilmesi mümkün ise bunun tamamlanması için kesin süre verir. Bu süre içinde dava şartı noksanlığı giderilmemişse davayı dava şartı yokluğu sebebiyle usulden reddeder.” hükümleri bulunmaktadır.
Yukarıda anılan yasal düzenlemeler, yapılan açıklamalar ışığında somut olaya bakıldığında; iddianın ileri sürülüşüne, uyuşmazlğın niteliğine ve kapsamına göre davacının taşaron sözleşmesi gereğince verdiği çeklerin sayı ve bedelleri toplamı 695.000,00 Euro olarka açık olup davacı taraf dava dilekçesinde şirket kayıtlarındaki alacağının 693.792,32 Euro olduğunu açıkça beyan etmiştir. Ne var ki, davacı taraf dava dilekçesinde dava değerini HMK'nin 107.maddesi gereğince belirsiz alacak davası olarak ikame ederek dava değerini 1.000,00 Euro olarak göstermiş; tensip ara kararı uyarınca işbu davasını kısmi davaya çevirmemiş, davanın 1.000,00 Euro olarak sehven gösterilen değerinin 50.000,00 Euro olduğunu açıklayarak davanın türünün belirsiz alacak davası olduğunda sebat ettiği görülmüştür. Bilindiği üzere 6100 sayılı Kanun'un 107. maddesinde düzenlenen belirsiz alacak davası, davacının dava açtığı anda miktar veya değerini tam ve kesin olarak belirleyemediği alacağının tümünün hüküm altına alınması amacıyla açtığı bir dava türüdür------. Söz konusu dava, başlangıçta miktarı bilinmese de niteliği itibarıyla tam eda davasıdır ------ Belirsiz alacak davası açılmak suretiyle davacıya hem maddi hukuka hem de usul hukukuna ilişkin pek çok imkân tanınmaktadır. Söz konusu imkânlar dikkate alındığında davacı ile davalı arasındaki dengenin, davacı lehine bozulduğu görülmektedir. Özellikle usul hukukuna ilişkin sonuçları göz önünde bulundurulduğunda, belirsiz alacak davasının silahların eşitliği ilkesi ile çeliştiği de söylenebilir ------Bu nedenle belirsiz alacak davasının talep sonucunu tam ve kesin olarak belirleyemeyenlere (rakamlandıramayanlara) tanınmış, istisnai bir dava türü olduğu kabul edilir. Belirsiz alacak davası, sadece davanın açıldığı anda alacağının miktarının kesin olarak belirlenmesinin imkânsız veya bunun davacıdan beklenemeyecek olması durumunda açılabilir. Bunun dışındaki hiçbir neden belirsiz alacak davasının açılmasına imkân tanımamaktadır (Simil, s.86-87) Dava şartı, mahkemenin davanın esası hakkında inceleme yapabilmesi ve esasa ilişkin bir hüküm verebilmesi için gerekli şart olarak tanımlanmaktadır Hukuki yarar da açıkça 6100 sayılı Kanun'un 114/1-(h) hükmünde genel dava şartları arasında sayılmıştır. Hukuki yarar, dava ikamesiyle mahkemeye yöneltilen talebin esası hakkında incelemede bulunulabilmesi ve esasa ilişkin karar verilebilmesi için varlığı aranan olumlu bir dava şartı olarak kabul edilmektedir------ Dava hakkı, 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın (Anayasa) 36. maddesi gereğince herkese tanınmış anayasal temel bir haktır. Bununla birlikte dava hakkına sahip olmak, davada hukuki yararın varlığını göstermez. Zira bir dava şartı olarak hukuki yararın varlığını kabul etmek için davacının, mevcut hukuki durumunu değiştirecek ve iyileştirecek bir hükme ihtiyaç duyması gerekir ------Davacının bu ihtiyacı kişisel, güncel ve hukuki nitelikte olmalıdır. Hukuki yararı dava şartı olarak düzenleyen 6100 sayılı Kanun'un 114. maddesinin gerekçesinde de bu husus açıkça vurgulanmıştır. Dava açmakta hukuki yararı olmayan bir kişi dava hakkına dayanarak dava açabilirse de dava, esastan incelenmeden reddedilir. Böylelikle hukuki yarar, haksız dava açmak suretiyle dava hakkının kötüye kullanılmasına karşı bir güvence oluşturmaktadır. Dava hakkının hiçbir ölçü ve sınırlama olmaksızın kullanılması kabul edilemez. Yargıtay da eskiden beri hukuki yararın dava şartı olduğunu kabul etmekte ve bir kişinin dava hakkına sahip olmasının dava açabilmesi için yeterli olmadığını, ayrıca o kişinin o davayı açmakta hukuki yararının bulunması gerektiğini ifade etmektedir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 30.05.2001 tarihli ve ---- Esas, ---- Karar sayılı kararında bu husus şu şekilde vurgulanmıştır: " … Bir kişinin dava hakkına sahip olması, dava açabilmesi için yeterli değildir. Davanın dinlenebilmesi (esasına girebilmesi) için gerekli, şartlardan birisi ve en önemlisi, davacının o davayı açmakta hukuki yararının bulunmasıdır. O kişinin dava açmakta korunmaya değer bir hukuki yararı yoksa, davanın bu yönden esasa girilmeden reddi gerekir. Çünkü hukuki yarar dava şartıdır ve mahkeme dava şartlarını kendiliğinden (re'sen) incelenmekle görevlidir. …" (Aynı yöndeki diğer bir karar için bkz. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 15.11.2006 tarihli ve ----- Karar sayılı kararı).
6100 sayılı Kanun’un 107. maddesinde talep sonucunu belirleyemeyen alacaklı bakımından bu dava türünde hukuki korunma ihtiyacı, özel bir dava şartı (genel dava şartı olan hukuki yarardan farklı şekilde özel bir hukuki yarar) olarak kabul edilmiştir. Maddenin gerekçesinde bu durum "… Alacaklarının bu tür bir dava açması için, dava açacağı miktar ya da değeri tam ve kesin olarak gerçekten belirlemesi mümkün olmamalı ya da bu objektif olarak imkânsız olmalıdır. Açılacak davanın miktarı biliniyor yahut tespit edilebiliyorsa, böyle bir dava açılamaz. Çünkü, her davada arandığı gibi, burada da hukukî yarar aranacaktır, böyle bir durumda hukukî yararın bulunduğundan söz edilemez. ..." şeklinde ifade edilmiştir. Kanun koyucunun alacaklının bu dava türünde hukuki korunma ihtiyacını hukuki yarar olarak değerlendirdiği, hiçbir duraksamaya yer vermeyecek kadar açık ve nettir. Buna göre sadece talep sonucunu belirleyemeyen kişinin bu dava türünde korunma ihtiyacından ve dolayısıyla hukuki yararından söz edilebilir. Başka bir anlatımla talep sonucunu belirleyebilen kişinin, bu dava türünde korunma ihtiyacı bulunmadığından, böyle bir dava açmakta hukuki yararı yoktur. Nitekim 6100 sayılı Kanun’un 107/1 hükmüne göre davanın koşullarından biri olarak davacı "hukuki ilişkiyi … belirtmek suretiyle belirsiz alacak davası açabilir." Doktrinde de Türk hukukunda mehaz İsviçre hukukundan farklı olarak, belirsiz alacak davası açan davacının hukuki ilişkiyi göstermesinin zorunlu kılınmasının, belirli alacaklar için de belirsiz alacak davası açılmasının engellenmesi amacını taşıdığı ifade edilmektedir (Simil, s.238-239). Davacının hukuki ilişkiyi ortaya koyması, belirsiz alacak davası açmasında hukuki yararının bulunup bulunmadığını belirler. Çünkü alacağın miktarı belirli ise veya belirlenebilir nitelikte ise davacının belirsiz alacak davası açmasında hukuki yararı bulunmamaktadır. Eda davalarında hukuki yararın varlığı asıldır. Ancak şüphe hâlinde eda davalarında da hukuki yararın mevcut olup olmadığı inceleme konusu yapılır.------. Belirtelim ki 107. maddede belirsiz alacak davası açan alacaklının hukuki ilişkiyi belirtmek zorunda olmasının açıkça düzenlenmesi, bu davada davacının dava açtığı anda hukuki yararının bulunup bulunmadığının mahkemece özel olarak incelenmesi gerektiğini göstermektedir. Belirsiz alacak davasında davacının hukuki ilişkiyi belirtmesi, gerçekten dava açtığı anda alacağın miktarının belirli veya belirlenebilir olup olmadığının tespitini sağlamaktadır. Hâkim, talebin miktarının belirlenmesinin imkânsız veya davacıdan beklenemez olduğunu ancak davacının dava dilekçesinde ortaya koyacağı hukuki ilişkiye göre tespit edebilecektir. Bu nedenle belirsiz alacak davası bir eda davası olmasına rağmen bu davada hukuki yararın varlığı asıl olarak kabul edilemez. Mahkeme, özel olarak davacının belirsiz alacak davası açmakta hukuki yararının bulunup bulunmadığını incelemek zorundadır. Sonuç olarak belirsiz alacak davası için aranan hukuki yarar, eda davalarında aranan hukuki yarardan farklıdır. Kuşkusuz alacaklının belirsiz alacak davası açmak için eda davalarında aranan genel hukuki yararının varlığı kabul edilebilir. Ancak belirsiz alacak davası için davacının eda davaları için gerekli hukuki yararından farklı olarak bu dava türüne özgü yukarıda açıklanan özel hukuki yararı bulunmalıdır. Nitekim benzer durum tespit davaları için de söz konusu olup kanun koyucu eda davaları için aranan hukuki yarardan farklı olarak tespit davalarının özelliği gereği güncel hukuki yararı özel olarak belirtmiştir (Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK), ----- Gazete -----, (04.02.2011), Kanun No. 6100, md.106, f.2). Bu da göstermektedir ki kanun koyucu özel durumlar için hak aramak bakımından, bazı özel dava şartlarının gerçekleşmesini aramaktadır. Kanun koyucunun öngördüğü özel dava şartlarını göz ardı edip mahkemeye erişim hakkını belirlemek doğru değildir; aksinin kabulü kanun koyucunun iradesine aykırı olacaktır. Mahkemeye yöneltilmiş bir talepte, hukuki yararın varlığından söz edilebilmesi için, iddia düzeyinde de olsa bir sübjektif hakkın varlığı yanında, buna ilişkin mahkemeye müracaatın hukuki himaye için yeterli ve başvurulan yolun gerekli olması gerekir. Belirsiz alacak davasının açıldığı durumda, bir hak mevcut olduğu gibi nihai tahlilde bir eda davası olması dolayısıyla cebri icraya elverişli bir hüküm ortaya çıkacağı için başvurulan yolun yeterli olduğu söylenebilir. Ancak belirsiz alacak davası açılmasının gerekli olarak değerlendirilebilmesi için davacının talep sonucunu rakamsal olarak ifade edemiyor (veya etmesinin imkânsız) olması gerekir. Dava açtığı tarihte talep sonucunu belirleyebilen davacının, belirsiz alacak davası açması gerekli değildir ve bu nedenle belirsiz alacak davası açmakta hukuki yararı yoktur. Belirtilmelidir ki salt eda davası niteliğinden hareketle belirsiz alacak davası açan kişinin hukuki yararının mevcut olduğunun kabulü de davanın türüne uygun düşmemektedir. Çünkü genel bir kabul ile eda davalarında hukuki yararın daima mevcut olduğu şeklinde bir sonuca varılamaz. Örneğin, ilâm niteliğinde bir belgeye sahip bulunan kimsenin, belgeye konu alacağı için bir eda davası açması hâlinde, bu davanın da yine hukuki yarar yokluğundan reddi gerekir. Zira kişinin bu yola başvurması gerekli değildir. Görüldüğü üzere salt bir eda talebi de hukuki yararın mevcudiyeti için yeterli olmaz. 6100 sayılı Kanun’un 114. maddesinde dava şartları belirtilmiş olup bunların arasında hukuki yarar da sayılmıştır. Aynı Kanun’un 115. maddesine göre sonradan tamamlanması mümkün olmayan dava şartlarının eksikliği hâlinde, davacıya herhangi bir süre verilmeden, davanın usulden reddine karar verilir. Hukuki yarar; eksikliği belirli bir süre verilerek tamamlanabilecek, giderilebilecek bir dava şartı değildir. Davacının yararı kural olarak davanın açıldığı tarihte var olmalıdır. Aksi takdirde, davacının açmış olduğu dava kabule şayan değildir ve hukuki yarar yokluğu nedeniyle esası incelenmeksizin davanın reddedilmesi gerekir. Çünkü dava şartları davanın açıldığı ana göre belirlenir. Hukuki yarar da kanunda dava şartı olarak düzenlendiğine göre hukuki yararın varlığı davanın başında öncelikle incelenecektir. Hukuki yarar eksikliğinin sonradan tamamlanamayacak bir dava şartı olduğu Yargıtayın çok eski yıllara dayanan yerleşik bir uygulamasıdır. (Yargıtay ----- Hukuk Dairesi, 11.10.2001 tarihli ve ---- Esas, ----- Karar; Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 31.03.2004 tarihli ve ----- Esas, ----- Karar; Yargıtay ------ Hukuk Dairesi, 04.02.2002 tarihli ve ---- Esas, ----- Karar; Yargıtay ------. Hukuk Dairesi, 31.12.1979 tarihli ve ---- Esas, ---- Karar; Yargıtay -----. Hukuk Dairesi, 01.12.1997 tarihli ve ---- Esas, ----- Karar; Yargıtay -------- Hukuk Dairesi, 06.04.1981 tarihli ve ---- Esas, ------ Karar; Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 11.03.1998 tarihli ve ----- Esas,----- Karar; Yargıtay ----- Hukuk Dairesi, 06.04.1981 tarihli ve ----- Esas, ----- Karar; Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 02.04.2003 tarihli ve----- Esas, ------ Karar sayılı kararları). Ayrıca belirtelim ki dava türü değiştirilerek de hukuki yarar şartı tamamlanamaz. Zaten Kanun’da da dava şartı eksikliğinin tamamlanması genel bir ilke olmayıp "… dava şartı noksanlığının giderilmesi mümkün ise ..." süre verilmesi öngörülmüştür ki Yargıtayın yerleşik uygulaması hukuki yararın bu kapsamda olmadığı yönündedir. Keza yine doktrinde de görüşler bu yöndedir ------ Belirli bir alacak ancak tam eda davası şeklinde mahkemeye getirilirse dava açılmasında hukuki yarar olduğu kabul edilebilir. Mahkeme, kanunun öngördüğü koşulları taşımayan ve kendisinin de bu koşulların davacı tarafından tamamlanmasını temin ederek yargılamaya devam etme yetkisinin olmadığı bir davada, yargılama yaparak talebi esastan karara bağlayamaz. Bir başka deyişle mahkeme, kendisine kanunun öngördüğü şekilde yöneltilmeyen bir hukuki koruma talebinin gereğini, her hâlükârda uyuşmazlığın esası hakkında hüküm verecek şekilde yerine getirmek yükümlüğü altında olamaz. Önemli olan davacının tam eda davası açmasında hukuki yararının bulunması değil, belirli bir alacak için belirsiz alacak davası açmasında hukuki yararının bulunmamasıdır. Tam eda davası açılmasında hukuki yarar olsa bile, dava bu şekilde açılmamışsa mahkeme davacıya talebini ve davasını tam eda davasına dönüştürmesi için süre veremez (-----Bu açıklamalar ışığında somut olayda davacının belirsiz alacak davası açma hakkı bulunmadığı hâlde bu davayı açtığı anlaşılmıştır. Açıklanan hususlara göre gerçekleşen bu durumun 6100 sayılı HMK’nin 114/1-h maddesi gereğince dava şartı niteliğinde olduğu ve dava şartı eksikliğinin giderilmesinin de mümkün olmadığı sonuç ve kanaatiyle davanın dava şartı yokluğundan usulden reddine karar verilerek, 6100 Sayılı HMK'nin 297/2 maddesi gereğince aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir.
6100 Sayılı HMK'nin 332/1 maddesine göre, 323. maddesinde sayılan yargılama giderlerinden, 326/1. maddesi gereğince davacı sorumlu tutulmuştur. Ayrıca Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanununun 18/A maddesi ile Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu Yönetmeliğinin 26/2. maddeleri gözetilerek dava öncesi Adalet Bakanlığı bütçesinden ödenen arabuluculuk ücretinin de yargılama gideri kapsamında davacıdan alınarak Hazineye gelir kaydına da karar verilmek suretiyle, 6100 Sayılı HMK'nin 297/2 maddesi gereğince aşağıdaki şekilde hüküm ihdas edilmiştir.
HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere ;
6100 Sayılı HMK'nin 114/1-h maddesi gereğince 'davacının belirsiz alacak davası açmakta hukuki yararının bulunmaması nedeniyle; Davanın 6100 Sayılı HMK'nin 115/2.maddesine göre DAVA ŞARTI YOKLUĞUNDAN USULDEN REDDİNE,
6758 Sayılı Kanun'un Madde 19/6 düzenlemesi gereğince davacı harçtan muaf olduğu için başlangıçta harç alınmamış olması da gözetilerek sonuçta söz konusu harç muafiyeti nedeniyle harç alınmasına yer olmadığına,Arabuluculuk Kanununun 18/A-(13).maddesi ve Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Yönetmeliği’nin 26/2. Maddeleri ile AÜT uyarınca Adalet Bakanlığı bütçesinden ödenen 3.600,00 TL arabuluculuk ücretinin davacıdan alınarak Hazineye irad kaydına,
Davacı tarafça yapılan giderin üzerinde bırakılmasına,Davalı tarafça yapılmış bir gider olmadığından bu konuda başkaca bir hüküm kurulmasına yer olmadığına,6100 sayılı HMK'nin 333. maddesi gereğince hükmün kesinleşmesinden sonra kullanılmayan gider avansının yatırana iadesine, ( Yazı İşleri Müdürü tarafından Bölge Adliye ve Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri İle Cumhuriyet Başsavcılıkları İdari ve Yazı İşleri Hizmetlerinin Yürütülmesine Dair Yönetmeliğin 207/1 maddesi gereğince resen işlem yapılmasına, )Dair, taraf vekillerinin yokluğunda; dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda; 6100 sayılı HMK'nın 341/1,342, 343, 344 ve 345/1 maddeleri gereğince gerekçeli kararın tebliğinden itibaren iki hafta içinde mahkememize veya başka bir yer mahkemesine verilecek dilekçeyle; istinaf harç ve giderleri yatırılmak suretiyle ---- Bölge Adliye Mahkemesinde İstinaf Kanun yolu açık olmak üzere oy birliği ile karar verildi.