T.C. İstanbul Anadolu 13. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO: 2022/753
KARAR NO: 2025/483
DAVA: Tazminat (Sözleşmeden Kaynaklanan)
DAVA TARİHİ: 08/10/2022
KARAR TARİHİ: 12/06/2025
Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 9.maddesine göre Türk Milleti adına yargı yetkisini kullanan bağımsız ve tarafsız -----Asliye Ticaret Mahkemesinde görülmekte olan Tazminat (Sözleşmeden Kaynaklanan) davasında dosya incelendi.
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ/
DAVA/TALEP;
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Davacı şirket ile davalı taraf arasında Form 3 (Tüm Fatura İndirim Formu) başlığı altında 19.01.2022 tarihinde hizmet alım için Sözleşmenin akdedildiğini, 19.01.2022 tarihli sözleşme ile; davalı tarafından müvekkili şirketin kullanımı için yüksek sayıda mobil GSM hattı temin edilerek, müvekkili şirkete tahsis edileceğini ve kullanımına sunulacağını, davalı şirket tarafından verilen bu hizmet karşılığında ise davacının borçlandığı fatura bedellerini ödeyeceğini, iş bu sözleşmenin devam sürecinde; davacı tarafından akdedilen GSM hatlarının tarafına ifası için defalarca talepte bulunduğunu, bu konuda zorluk yaşatıldığını, ardından kendilerine sözleşmede akdedilen miktarın üzerinde boş hat gönderildiğini, lakin numara tanımlanmamış olan bu hatların kullanıma uygun olmadığını, davalı tarafından TTK 'nın 23. Maddesi uyarınca ayıplı ifada bulunulduğunu, davacı şirketin talep ettiği hizmetleri kendi yükümlülüğü olan fatura bedellerini eksiksiz ve tamı tamına ödemiş olmasına karşılık beklediği hizmetleri hiçbir şekilde alamadığını, davacı şirket ile davalı taraf arasında akdedilmiş olan işbu sözleşme neticesinde, davacı tarafından borçlandığı fatura bedelleri eksiksiz ve gününde ödenmiş olmasına karşın; davalı tarafın taahhüt ettiği hizmetleri sözleşme tarihinden bu yana yerine getirmediğini, teslim ettiği GSM hatlarını ayıplı ifa sureti ile kullanıma uygun olmayan bir şekilde teslim ettiğini, sözleşmeye aykırılıktan ötürü davacının hizmet alamadığını, defalarca müşteri hizmetleri ve yetkili birimler ile iletişime geçtiğini, buna karşın kendilerine yardımcı olunmadığını, matbu cevaplar verilerek geçiştirildiğini, müvekkili şirketin iş aksaklıklarma yol açtığını, hizmet alamama sürecinin devam ettiğini ve fatura bedelleri Sözleşmede kararlaştırılan tam bedel üzerinden talep ve tahsil edilmek sureti ile müvekkilinin hem maddi hem manevi zarara uğradığını, ilgili sebepler göz önüne alınarak; taraflarınca konu zararların tazmini ve sözleşmenin haklı sebeple feshinin müzakeresi amacıyla ticari dava şartı olarak ---- Arabuluculuk Bürosu'na ----- sayılı arabuluculuk başvurusunun yapılmış olduğunu, yapılan görüşmeler neticesinde, uyuşmazlık konularına ilişkin anlaşmaya varılamamış olması ile neticelendiğini, anlaşmaya varılamayan arabuluculuk süreci neticesinde; taraflarınca 06.09.2022 tarihinde, müvekkilinin hizmet alamamasına karşın 06.09.2022 tarihine kadar ödediği toplam 60.960,35-TL (davalı tarafın ayıplı hizmetine rağmen halen müvekkiline fatura gönderdiğini, bu nedenle fatura bedellerine ilişkin bilirkişi raporu alınana kadar bu bedelin artacağını) fatura bedelleri ve müşterilerine karşı oluşan itibar kaybı sebebiyle maddi ve manevi tüm zararların faiziyle tazminini talep etme ve sözleşmeden haklı sebep ile feshinin bildiriminin yapılmış olduğunu, davalı tarafından herhangi bir dönüş yapılmadığı gibi, iş bu ihtarnamenin davalıya tebliğine müteakip müvekkili şirket aleyhine tekrar faturanın kesildiğini, davalı tarafın taahhüt ettiği hizmetleri yerine getirmeyerek sözleşmeye aykırılıktan ve ayıplı ifadan ötürü alınamayan hizmet dolayısı ile davacının; munzam zararları, taraflarına gönderimi sağlanıp kullanım için herhangi bir şekilde hizmet verilmeyen boş hatlardan doğan zararları, hizmet alamamalarına karşın bu güne kadar ödedikleri toplam 60.960,35- TL (davalı tarafın ayıplı hizmetine rağmen halen müvekkiline fatura gönderdiğini, bu nedenle fatura bedellerine ilişkin bilirkişi raporu alınana kadar bu bedelin artacağını, bu nedenle ek delil bildirimi haklarının saklı bulunduğunu) fatura bedelleri dolayısıyla ortaya çıkan zararların faiziyle tazminini ve sözleşmeden haklı sebep ile feshi için işbu davayı açma zaruretinin hasıl olduğunu, davanın kabulüne, davacı şirket için 1.000,00-TL fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak üzere maddi tazminat, 10.000,00-TL manevi tazminat olmak üzere toplam 11.000,00-TL'nin sözleşme tarihi olan 19.01.2022 tarihinden itibaren işleyecek olan yasal faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili ile alınarak davacıya verilmesine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davalılar tarafına yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
CEVAP /TALEP:
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; Davalı şirket ile 19.01.2022 tarihinde hizmet alımı için Sözleşme imzalandığını, bu Sözleşme ile yüksek sayıda mobil GSM hattının temin edilerek taraflarına tahsis edileceğini, buna karşılık ise davacı şirketin fatura bedellerini ödeyeceğini, davacı Şirketin GSM hatlarının ifası için taleplerde bulunulduğunu, taraflarına numara tanımlanmamış boş hatlar gönderildiğini, taraflarınca fatura bedellerinin eksiksiz ödendiğini ve sözleşmeye aykırılıktan ve ayıplı ifadan bugüne kadar ödedikleri toplam 60.960,35-TL fatura bedelin faizi tazminini talep ederek, Sözleşmeden haklı sebep ile feshi için işbu davanın açıldığını, ayrıca maddi ve manevi tazminat talep ettiğini, aşağıda ayrıntılı bir şekilde arz ve izah edileceği üzere işbu davanın açıkça haksız ve hukuka aykırı olduğunu, usul ve yasaya aykırılık teşkil ettiğini, bu sebeple davacı yanın haksız taleplerini içeren Mahkeme huzurunda görülen işbu davanın reddinin gerektiğini, dava dilekçesinde talebin sonucunun açık, anlaşılır ve tereddüde yer bırakılmayacak şekilde ayrıntılı olarak yer almasının zorunlu bulunduğunu, 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 119/1-ğ maddesi gereğince açık bir şekilde talep sonucunun dava dilekçesinde gösterilmesini zorunlu bulunduğunu, davacının, Mahkemeden ne türde bir hukuki koruma istediğini talep sonucu kısmında açık ve tereddüde yer vermeyecek şekilde ayrıntılı olarak yazılması gerektiğini, talep sonucunun niteliğine göre davanın eda davası, tespit davası yahut inşai dava olup olmadığı, niceliğine göre ise terditli dava, objektif dava birleşmesi, seçimlik dava yahut kısmi dava olup olmadığının anlaşıldığını, belirtmek gerekir ki, davanın temel unsurlarından biri olan dava konusunun belirlenmesinde de dava dilekçesinin konu kısmı değil, talep sonucu kısmının esas alındığını, bu nedenle, talep sonucunu dava konusuna ait bir unsur olarak nitelendirmenin mümkün olduğunu, davacının uyuşmazlık konusu ettiği tutarın 11.000,00-TL mi 60.960,35-TL mi olduğunun anlaşılamadığını, yani dava dilekçesindeki talep sonucunun açık, anlaşılır ve şüpheye yer vermeyecek şekilde yer almadığından taraflarınca talebin ne olduğunun anlaşılamadığını, hal böyle olduğundan davanın reddine karar verilmesinin gerektiğini, aksi kanaatte olunması halinde ise talebin Mahkemece davacı tarafından açıklattırılmasının hukuka uygun olacağını, davalı şirketin, davacı ile aralarındaki sözleşme gereğince üzerine düşen yükümlülüklerini yerine getirdiğini, sözleşme maddelerine ve hukuka uygun bir şekilde hareket ettiğini, müvekkili şirket ile davacı şirket arasında 31.01.2022 tarihinde Abonelik sözleşmesinin imzalandığını, 20.01.2022 tarihinde ise Fatura İndirim Formu ve Bağlayıcılık Çerçeve Formunun imza altına alındığını, imzalanan sözleşmeler gereğince davacı Şirkete mobil GSM hatlarının temin edildiğini, karşılığında da davacı gönderilen GSM hatlarına ilişkin faturaları davacı şirket adına düzenlediğini, görüleceği üzere sözleşme tarafı olarak davacı şirketin yükümlülüğünü eksiksiz bir şekilde yerine getirdiğini, ayrıca davacı tarafın iddiasını somut delillerle ispatlamasının gerektiğini, dolayısıyla da kullanıma uygun olmayan hatları gönderildiği iddiasının taraflarınca kabulünün mümkün bulunmadığını, ----- numaralı hatta 11.11.2020 tarihinde ----- tarafından tanımlanan cihazın davacı tarafından o dönem ---- ile geri gönderildiğini, ancak buna rağmen cihaz ücretinin 12 ay faturaya yansıtıldığına dair şikayete istinaden cihazın distribütör firmada olmasından kaynaklı ödenilen ücretlerin havale edildiğini, anlaşılacağı üzere müvekkili şirketin gerektiğinde yapılan fazla ödemeleri de davacı karşı tarafa iade ettiğini, davalı şirketin işini özveri ile yapan ve hukuk çerçevesinde hareket eden bir firma olduğunu, dolayısıyla davacı yanın iddialarının kabulünün mümkün bulunmadığını, davacı şirketin sözleşmeyi kendi iradesi ile feshettiğini, fesih yapılana kadar davacı tarafa kesilen fatura tutarlarının alınan hizmet karşılığında ödenmesinin de son derece doğal bulunduğunu, detaylıca açıklandığı üzere davacı tarafından işbu davanın haksız ve mesnetsiz olarak açıldığını, dolayısıyla Mahkemece davanın reddi kararı verilmesini talep ettiklerini, Mahkemece re'sen tespit edilecek sebeplerle; haksız ve mesnetsiz olarak ikame edilen Mahkemenin huzurundaki davanın reddine ve yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davacı tarafa yüklenmesine karar verilmesini beyan ve talep etmiştir.
DELİLLER : Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Son Tutanağı, ----- Ticaret Odası Ticaret Sicil Kayıtları, 19/01/2022 Tarihli GSM hattı Sözleşmesi Örneği, ----Noteliğinin 06/09/2022 tarih ve ------ yevmiyeli ihtarnamesi, ------ müzekkere cevabı, e-Mailler, Banka Dekontları, Faturalar, Bilirkişi Raporları, Tanık, dosyadaki sair bilgi ve belgeler.
TANIK (DAVACI TANIĞI) ------ ' ben davacı şirket çalışanıyım, halen aktif olarak 25 Ekim 2017 yılından itibaren davacı şirkette Operasyon sorumlusu olarak çalışıyorum, bildiğim kadarıyla davalı şirketten hatırlamadığım bir tarihte bölüm bölüm 128 adet hat aldık, sim kartlar tarafımıza teslim edildi, biz bu hatları gemilerde çalışanlar ile iletişimi kurmak amacıyla almıştık, alınan sim kartların personele verildikten ve bu personellerin işleri bittikten sonra farklı gemilerdeki diğer personelin sim kartları yani aynı numaralı hattı kullanması için yeniden boş sim kart göndermesi gerekiyordu, sonrasında biz bu boş sim kartlara aynı numaraları tanımlayarak kullanmamız gerekiyordu, ancak davalı şirket bize boş sim kartları göndermedi. Yalnız düzenli olarak kullanıyormuş gibi fatura kesti, bu sorunun giderilmesi için diğer tanık ----- davalı şirketle irtibata geçti, hatırladığım kadarıyla telefonla iletişime geçerek duruma bildirdi, 6 ay kadar bu sorunu çözmek için uğraştı ama çözemedi. Bu durum gemilerde çalışan personel ile iletişim kurmamıza engel oldu, personel ile irtibat sorunu yaşadık, bu durum kurum işlerinin aksamasına, itibar zedelenmesine neden oldu. Benim bilgim görgüm bundan ibarettir ' şeklinde beyanda bulunmuştur.
TANIK (DAVACI TANIĞI) ------' ben davacı şirkette müdür olarak çalışıyordum, 2021 Ağustos ayından 06 Şubat 2023 yılında yaşanan deprem felaketine kadar aynı şirkette çalıştım, bahsi geçen sözleşmeyi de ben yaptım, 128 adet data sim kartı aldık, sim kartlar tarafımıza teslim edildi, biz gemi acentesiyiz, gemi ile gelen yabancı gemicilerin aileleri ile irtibat kurmaları için hediye olarak veriyorduk, alınan sim kartların personele verildikten ve bu personellerin işleri bittikten sonra farklı gemilerdeki diğer personelin sim kartları yani aynı numaralı hattı kullanması için yeniden boş sim kart göndermesi gerekiyordu, sonrasında biz bu boş sim kartlara aynı numaraları tanımlayarak kullanmamız gerekiyordu, ancak davalı şirket bize boş sim kartları talep ettik, 128 adet hat göndermesi gerekirken önce 1 tane sonra 10 tane sonra da 74 tane gönderdi, bu kartları ekrandan aktive edemedik, bu konu ile ilgili müşteri hizmetleri ile görüştük, müşteri hizmetleri ile 40' a yakın görüşme yaptık ancak bize yardımcı olamadılar, daha sonra davalı şirketin ------ Temsilcilerini aradık, onlar da geldiler ancak kartların aktive işlemlerini yapamadılar. Bu süreçte 1 ay geçti, kartlar kullanılmamış olmasına rağmen faturasını ödedik. Sözleşmedeki ücret 35,00 TL civarında olmasına rağmen gelen fatura dökümlerinde farklı tarifelerle ücretlendirmeler vardı (örn; 60,00 TL ile 100,00 TL arası). Yeni kart talebinde bulunduk, onları da göndermediler. Kullanmamamıza rağmen aylarca fatura ödedik, ocakta ilk kartlar geldi, 1 ay kullandık, mayıs ayında sözleşmeyi feshetmek üzere ihtarname çekildiğine dair avukat bize bilgi verdi, Temmuz ve Ağustos ayında arabulucuya gittik, karşı tarafın avukatı dosyanın ellerine ulaşmadığını, anlaşmaya gidemeyeceklerini söylediler, dava açabileceğimizi söylediler. Bu şekilde dava süreci başladı. Benim bilgim görgüm bundan ibarettir ' şeklinde beyanda bulunmuştur.
İDDİA VE SAVUNMA KAPSAMINDA UYUŞMAZLIĞIN NİTELİĞİ VE VAKIALARA GÖRE DELİLLERİN TARTIŞILIP DEĞERLENDİRİLMESİ, HUKUKİ SEBEP VE SONUÇLARI :
Dava, Mobil GSM hattı sözleşmesi kapsamında sözleşmenin feshine bağlı olarak ayıplı/eksik ifaya dayalı maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir.
6100 Sayılı HMK'nin 316 ilâ 322 maddelerinde düzenlenen basit yargılama usulüne tabi işbu davada mahkememizce dilekçeler aşaması tamamlanmış ve usulüne uygun olarak yapılan davet sonucunda duruşma açılarak taraf teşkilinin sağlanmasına müteakip öncelikle resen incelemeye tabi dava şartı zorunlu arabuluculuk başta olmak üzere HMK'nin 114.maddesinde sayılan genel dava şartları, taraf sıfatı, harç ve hak düşürücü süre gibi hususlar incelenmek suretiyle ön inceleme duruşması icra edilmiş ve uyuşmazlık belirlenmiştir. Akabinde daha önce arabuluculuk sürecinden sonuç alınamadığı anlaşılmakla bu kez, esasları, süreci ve hukuki sonuçları açıklanarak taraflar sulh olmaya davet ve teşvik edilmelerine karşın, duruşmada hazır bulunan taraf vekillerinin sulh yoluyla çözüme gitmek istemediklerine yönelik beyanları üzerine tahkikata geçilerek deliller toplanıp incelenmiş, değerlendirilmiş, tahkikat işlemleri yerine getirilip bitirilmiş ve son celse duruşmada hazır bulunan taraf vekillerinin tahkikata ve esasa ilişkin son sözleri dinlenip zapta geçilerek aşağıdaki hüküm sonucuna ulaşılmıştır.6098 sayılı TBK'nin 97. maddesi de, "Karşılıklı borç yükleyen bir sözleşmenin ifası isteminde bulunan tarafın, sözleşmenin koşullarına ve özelliklerine göre daha sonra ifa etme hakkı olmadıkça, kendi borcunu ifa etmiş ya da ifasını önermiş olması gerekir." düzenlemesini içermektedir. Eser sözleşmesi iki tarafa borç yükleyen sözleşmelerden olması nedeniyle temerrüt halinde diğer tarafın kanunda tanınan üç ayrı seçimlik hakkı bulunmaktadır. Bunlar, aynen ifa ve gecikmeden dolayı tazminat, aynen ifayı reddederek adem-i ifa sebebiyle müspet zarar, sözleşmeyi feshederek menfi zarar istemektir. Türk Borçlar Kanunu 112. maddeye göre, borç hiç veya gereği gibi ifa edilmezse borçlu, kendisine hiçbir kusurun yüklenemeyeceğini ispat etmedikçe, alacaklının bundan doğan zararını gidermekle yükümlüdür. Düzenleme kapsamına göre tazminat istenebilmesi için alacaklının zarara uğramış olması gerektiğinden, uğranılmış bir zarar karşılığı olmayan miktara tazminat olarak hükmedilemez. Burada zarar kapsamı net ve gerçek zarar olarak düzenlenmiştir. Net ve gerçek zarar, malvarlığındaki gerçek eksilmeyi ifade eder. Bu nedenle müspet zararın tazmini halinde malvarlığının ulaşacağı değerin, sözleşmenin ifası halinde malvarlığının ulaşacağı değeri geçmemesi gerektiği gözetilerek hesaplama yapılmalıdır. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 125. maddesi, sözleşmelerde; borçlunun temerrüdü sonucu borç yerine getirilmemişse alacaklıya üç yetki tanımıştır: Bunlar; her zaman için ifa ve gecikme tazminatı isteğinde bulunma, derhal ifadan vazgeçip müspet zararının tazminini isteme ya da ifadan vazgeçip sözleşmeden dönerek menfi zararını isteyebilmedir."Sözleşmeden kaynaklanan zarar müspet zarar olacağı gibi, menfi zarar da olabilir. Müspet zarar: Borçlu edayı gereği gibi ve vaktinde yerine getirseydi alacaklının mameleki ne durumda olacak idiyse, bu durumla eylemli durum arasındaki fark müspet zarardır. Diğer bir anlatımla müspet zarar, sözleşmenin hiç veya gereği gibi yerine getirilmemesinden doğan zarardır. Kuşkusuz kâr mahrumiyetini de içine alır. Borcun yerine getirilmesinin kusurla olanaksız hale gelmesinde, temerrüde düşen borçludan, gecikmiş ifa ile birlikte gecikme dolayısıyla tazminat istenmesinde, yahut borçlunun temerrüdü halinde ifadan vazgeçilip, ifa yerine tazminat istenmesinde ve sözleşmenin olumlu biçimde ihlalinde, müspet zararın giderimi söz konusu olur (------) Müspet zarar, alacaklının ifadan vazgeçerek zararının tazminini istemesi halinde söz konusu olur. Sözleşme ortadan kalkmamaktadır, yalnız alacaklının ifaya ilişkin talep hakkının yerini müspet zararının tazminine dair talep hakkı alır. Burada sözleşmenin feshedilmemesinden değil, borcun ifa edilmemesinden doğan zararın söz konusu olduğu gözardı edilmemelidir."(Örnek:Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 05/07/2006 tarihli ---- Esas,-----Karar sayılı kararı) Menfi zarar; sözleşmenin karşı tarafınca yerine getirileceğine olan güvenin boşa çıkması nedeniyle uğranılan zarardır. Kısaca bu zarar, alacaklının sözleşme yaptığı için uğradığı, sözleşme yapmamış olsa idi uğramayacağı zarar olup, sözleşmeye güvenilerek yapılan harcamaların (giderlerin) tamamının, başka bir anlatımla karşı tarafın mal varlığına girmese bile o sözleşme sebebiyle cepten çıkan paradır. Olumsuz zarar, sözleşmede aksi kararlaştırılmadıkça, sözleşmeden dönen alacaklının haklı olması halinde, kusurlu borçludan isteyebileceği zarardır. Para borçlarında borçlunun temerrüdünün bir sonucu niteliğindeki munzam (aşkın) zarar ise TBK. m. 122 hükmünde düzenlenmektedir. Söz konusu hükmün ilk fıkrasına göre, “alacaklı, temerrüt faizini aşan bir zarara uğramış olursa, borçlu kendisinin hiçbir kusuru bulunmadığını ispat etmedikçe, bu zararı da gidermekle yükümlüdür” Munzam zararın tazmininin istenebilmesi için alacaklının temerrüt faizi ile karşılanamayan, onu aşan bir zarara uğramış olması gerekir. Bu itibarla, zararın miktarı işlemiş toplam temerrüt faizi miktarından az veya ona eşitse, tazmini gereken aşkın bir zararın varlığından söz edilemez. Zararın temerrüt faizinin toplamından fazla olması ve temerrüt faizinin bu zararı tümüyle karşılamaya yetmemesi halinde ise munzam zarar söz konusu olabilir. Şu halde, alacaklı, toplam zararının temerrüt faizinden yüksek olduğunu ispatlarsa, hem temerrüt faizini hem de bunun üzerindeki aşkın zararı birlikte veya ayrı ayrı isteyebilir. Sorumluluk hukukunda uygun illiyet bağı teorisi benimsenmektedir. Aynı yaklaşım TBK. m.122 hükmü bakımından da göz önünde bulundurulmalıdır. Buna göre, alacaklının uğradığı munzam zarar objektif bir şekilde genel hayat tecrübelerine ve olayların normal akışına göre borçlunun temerrüde düşmüş olmasının sonucu sayılabilirse borçlu aşkın zarardan sorumlu tutulur. Yani, borçlunun temerrüdü böyle bir zarara yol açmaya elverişli olmalıdır. Aksi takdirde, alacaklı munzam zararın tazminini isteyemez. Genel esas, burada da geçerlidir. Bu itibarla, munzam zarar ile fiil arasındaki uygun illiyet bağının var olduğunu gösteren tüm olguları ispatlaması gereken taraf davacıdır. Dolayısıyla, alacaklı uygun illiyet bağının bulunduğunu ortaya koyan vakıaları ve bunların dayanağı olan delilleri mahkemeye sunmalıdır
.Bu açıklamalar ışığından eldeki uyuşmazlığın yasal dayanağının genel hükümlerle birlikte esasen TBK'nin 112 ve 125. maddeleri olduğu, olayın TBK'nin122.maddesinde düzenlenen munzam zarar ile bir ilgisinin bulunmadığı ifade edilmelidir.
Yapılan açıklamalar, anılan yasal düzenlemeler, toplanan deliller ve yapılan yargılama sonucunda somut olaya bakıldığında; taraflar arasında GSM hattına ilişkin form 3 (tük fatura indirim formu başlıklı sözleşme imzalandığı ve davacı tarafından sözleşmenin-----Noteliğinin 06/09/2022 tarih ve ------ yevmiyeli ihtarnamesiyle fesih edildiği açıktır. Mahkememizce açılan işbu dava üzerine taraf teşkili sağlanarak işin esasının incelenmesine geçilmiş, taraf vekillerince gösterilen deliller ve davanın niteliği gereği resen toplanması gereken deliller toplanmış ve öncelikle dosya üzerinden bilirkişi incelemesi yapılmasına karar verilmiş ve bu minvalde dosya elektronik ve haberleşme konularında/ telekomünikasyon alanında uzman bir bilirkişiye tevdi edilmiştir. ------- Bilirkişilik Bölge Kurulu Listesinden resen seçilen Bilirkişi Elektronik ve Haberleşme konularında/Telekominikasyon alanında uzman bilirkişiye ----- tarafından hazırlanan 31/01/2024 tarihli raporda özetle mealen; davacı abone------unvanlı müessese ile davalı satıcı veya sağlayıcı ------unvanlı müessese arasında akdedilen veya imzalanan 20.01.2022 tarihli Hizmet Alım Sözleşmesinin gereği gibi ifa edildiği, davalı satıcı veya sağlayıcı ----- unvanlı müessesenin ayıplı hizmet sunmasının söz konusu olmadığı, farklı bir deyişle 5809 sayılı Elektronik Haberleşme Kanunu Madde 50 / (3)’e aykırı bir tasarrufunun söz konusu bulunmadığı ve buna göre davacı abone ------ unvanlı müessesenin, davalı satıcı veya sağlayıcı ------unvanlı müesseseden maddi tazminat talep edemeyeceği yönünde tespit ve görüşlerini bildirmiştir. Mahkememizce bilirkişi raporu taraf vekillerine tebliğ edilerek vaki beyan ve itirazlar değerlendirilmiştir. Bu kapsamda 6100 sayılı HMK'nin 281/2 maddesi gözetilerek hukuki dinlenilme ve ispat hakkı nazarında aynı uzmanlık alanında farklı bir bilirkişiden rapor alınması yoluna gidilmiştir. Bu kere Elektronik ve Haberleşme Mühendisi bilirkişi ------ tarafından hazırlanan 15/10/20204 tarihli raporda ise; cep telefonu servisinin verilip verilmediği, hizmetin kusurlu olup olmadığı konusunda teknik olarak bir yorum yapma olanağımız bulunmamaktadır. Ancak Davalı tarafından ibraz edilen faturalar incelendiğinde hizmetin başladığı tarihten itibaren 130’dan fazla GSM hattı ile davacıya hizmet verildiği görülmektedir. Faturalar detayında yer alan ve raporumuza aldığımız GSM hatları listesindeki birkaç örnek hat seçilerek, bu hatların logları davalı taraftan alınarak hattın öncelikle aktif hale getirilip getirilmediği ve sonrasında kullanılıp kullanılmadığı konusunda bir tespitte bulunulabilir. Hizmetin kusurlu olduğu konusunda dava dosyasına sunulan mail iletişimi incelendiğinde konunun alınan hizmette yaşanan sıkıntılar olmadığı, kaybolduğu ya da arızalı olduğu düşünülen SİM KART’ların değiştirilmesi hususunda olduğu; mesajların tarihinin sözleşme imza tarihinde 4 ay sonra olduğu tespit edilmiştir. Bu aradaki süreçte hizmette yaşanan herhangi bir kesinti ya da kusur iddiası konusunda bir belgeye dava dosyasında rastlanılmamıştır. Sözleşmeye göre taahhüt süresi 30 Ocak 2022’de başlamış ve ibraz edilen faturalara göre sözleşmede yer alan indirimler Davalı tarafından faturalara sözleşme koşullarına uygun biçimde uygulanmıştır. Bu bağlamda davalının sözleşmede akdedilen ticari koşullara uygun davrandığı tespit edilmiş yönünde görüş bildirilmiştir. Davacı vekili tarafından işbu rapora karşı da itiraz edilmesi üzerine raporda söz geçen log kayıtları getirtilerek ek rapor düzenlemesi istenmiştir. Bilirkişi 11/05/22025 tarihli ek raporunda sonuç itibarıyla tarafımızdan sunulan kök rapor sonuç bölümünde; hizmetin kusurlu olup olmadığı konusunda teknik olarak bir yorum yapma olanağının bulunmadığı, hatların kullanılıp kullanılmadığı konusunda dava dosyasına sunulabilecek kullanım loglarının hizmetin verilip verilmediğinin ispatında yararlı olabileceği ifade edilmişti. Kök rapor sonrasında davalı vekili tarafından dava dosyasına sunulan sözleşmelerin davacı yetkilileri tarafından imza edildiği görülmektedir. GSM servis sağlayıcılar ile kullanıcılar arasında yapılan sözleşme esnasında SIM kartların teslim edilmesi bilinen bir uygulamadır. SIM kartların alınmadığı bir durumda şirket yetkilileri tarafından sözleşme imzalanmayacaktır. Hizmetin kusurlu olduğu konusunda davacı tarafından herhangi bir kanıt ortaya konmamaktadır. Dava dosyasına sunulan mail iletişimi incelendiğinde konunun alınan hizmette yaşanan sıkıntılar değil, kaybolduğu ya da arızalı olduğu düşünülen SİM KART’ların değiştirilmesi hususunda olduğu tespit edilmiştir. Bu aradaki süreçte hizmette yaşanan herhangi bir kesinti ya da kusur iddiası konusunda bir belgeye dava dosyasında rastlanılmamıştır. Sözleşmeye göre taahhüt süresi 30 Ocak 2022’de başlamış ve ibraz edilen faturalara göre sözleşmede yer alan indirimler davalı tarafından faturalara sözleşme koşullarına uygun biçimde uygulanmıştır. Bu bağlamda davalının sözleşmede akdedilen ticari koşullara uygun davrandığı tespit edilmiştir. Davacı ------ ile davalı ------arasında akdedilen veya imzalanan 20.01.2022 tarihli Hizmet Alım Sözleşmesinin gereği gibi yerine getirildiği, buna göre davacı------ davalı ------ maddi tazminat talep edemeyeceği kanaatinin hasıl olduğu bildirilmiştir. Mahkememizce yapılan inceleme ve değerlendirmede sıralı olarak açıklanan ve birbirini teyit eden bilirkişi raporlarından da anlaşıldığı üzere davacının sözleşme gereğince eksik ya da ayıplı iletişim hizmeti aldığına ilişkin bir veriye ulaşılamamıştır. Buna göre davalının yukarıda yasal nedenleri gösterildiği üzere sözleşme gereğince edimlerini gereği gibi ifa ettiğinden tazminat ile yükümlü tutulamayacağı değerlendirilmiştir. Şu halde; sadece hatların kullanımına yönelik olduğu anlaşılan tanık beyanlarının aksine; gerekçeli , hüküm kurmaya yeterli ve elverişli olduğu için benimsenen bilirkişi raporları da gözetildiğinde davacının davalıdan ne ad altında olursa olsun maddi tazminat talep edemeyeceği sonuç ve kanaati hasıl olmuştur. Binaenaleyh; somut olayda yargılamaya hakim olan ilkeler nezdinde TMK'nin 6 ve HMK'nin 190.maddeleri gereğince davacı tarafından ispat edilemeyen maddi tazminat davasının esastan reddine karar verilmesi gerekmiştir. Öte yandan Yargıtay ----- Hukuk Dairesi'nin 07/03/2022 tarih------ Karar numaralı ilamında da vurgulandığı üzere; Türk Borçlar Kanunu’nun 58. maddesi hükmüne göre, manevi tazminata karar verilebilmesi için 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 24. maddesi hükmünde genel olarak açıklanan kişilik haklarına bir saldırı bulunması, hukuka aykırı fiil sonucunda kişilik haklarının zarar görmüş olması zorunludur. Malvarlığında bir zarar meydana gelmesi halinde de kişinin az veya çok üzüleceği ve manevi olarak acı çekeceği kuşkusuzdur. Ne var ki, malvarlığı zararları bu madde kapsamına girmemektedir. Anılan madde hükmü ile yalnızca kişilik haklarına saldırı nedeniyle uğranılan zararların giderilmesi amaçlandığından, malvarlığı zarara uğrayan kişi yararına Türk Borçlar Kanunu'nun 58. maddesi hükmüne göre manevi tazminata hükmedilmesi yasal olarak mümkün bulunmamaktadır. Bu ilkeler uyarınca somut olayda davacının sözleşmenin ayıplı ve /veya eksik ifasından dolayı malvarlığı zararına uğradığı iddia edilerek ilkin maddi tazminat talep edildiği açık olmakla, eldeki olaya manevi tazminat hükümlerinin uygulama yeri olmadığı sonucuna varılmıştır. Kaldı ki yukarıda açıklandığı üzere sözleşmenin ayıplı veya eksik ifa edildiği ispat edilmiş de değildir; öyleyse açılan manevi tazminat davasının da reddine karar verilmesi elzemdir.
6100 Sayılı HMK'nın 332/1 maddesine göre, 323. maddesinde sayılan yargılama giderlerinden, 326/1. maddesi gereğince tamamen aleyhinde hüküm verilen davacı taraf sorumlu tutulmuştur. Ayrıca Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanununun 18/A maddesi ile Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu Yönetmeliğinin 26/2. maddeleri gözetilerek dava öncesi Adalet Bakanlığı bütçesinden ödenen arabuluculuk ücretinin de yargılama gideri kapsamında davacıdan alınarak hazineye gelir kaydına da karar verilmek suretiyle 6100 Sayılı HMK'nin 297/2 maddeleri gereğince aşağıdaki şekilde hüküm ihdas edilmiştir.
HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;
1-)Davacının maddi ve manevi tazminat davalarının ayrı ayrı reddine,
2-)Yapılan yargılama giderlerinin davacı üzerinde bırakılmasına,
3-)Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 615,40 TL karar ve ilam harcından peşin alınan 187,00 TL harcın mahsubuyla bakiye 428,40 TL harcın davacıdan alınarak Hazineye irad kaydına,
4-)Arabuluculuk Kanununun 18/A-(13).maddesi ve Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Yönetmeliği’nin 26/2. Maddeleri ile AÜT uyarınca Adalet Bakanlığı bütçesinden ödenen 1.560,00 TL arabuluculuk ücretinin davacıdan alınarak Hazineye irad kaydına,
5-)Davalı maddi tazminat davasında kendisini vekille temsil ettirdiğinden Avukatlık Kanunu'nun 164/5 maddesine göre davalı vekili için; karar tarihinde yürürlükte bulunan A.A.Ü.T.13/1-2 maddeleri uyarınca ret edilen miktar üzerinden hesaplanan 1.000,00 TL nispi vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,
6-)Davalı manevi tazminat davasında kendisini vekille temsil ettirdiğinden Avukatlık Kanunu'nun 164/5 maddesine göre davalı vekili için; karar tarihinde yürürlükte bulunan A.A.Ü.T.10/1-4 maddeleri uyarınca ret edilen miktar üzerinden hesaplanan 10.000,00 TL nispi vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,
7-)Davalı tarafından kendisini vekille temsil ettirmek dışında (HMK'nin 323/1/ğ) yapılmış başka yargılama gideri bulunmadığından işbu hususta karar verilmesine yer olmadığına,
8-)6100 sayılı HMK'nin 333. maddesi gereğince hükmün kesinleşmesinden sonra kullanılmayan gider avansının yatırana iadesine, ( Yazı İşleri Müdürü tarafından Bölge Adliye ve Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri İle Cumhuriyet Başsavcılıkları İdari ve Yazı İşleri Hizmetlerinin Yürütülmesine Dair Yönetmeliğin 207/1 maddesi gereğince resen işlem yapılmasına, ) Dair, taraf vekillerinin yüzlerine karşı ; 6100 sayılı HMK'nin 341/1, 342, 343, 344 ve 345/1 maddeleri gereğince gerekçeli kararın tebliğinden itibaren iki hafta içinde istinaf harç ve giderleri yatırılmak suretiyle mahkememize veya başka bir yer mahkemesine verilecek dilekçeyle ----- Bölge Adliye Mahkemesinde İstinaf Kanun yolu açık olmak üzere verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı.